BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
224
Dün
:
4633
Toplam
:
14629774
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANI DURSUN KAPTAN, YA DA KILIÇ REİS
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli dost Sayın Yavuz Ergüven Beyefendi ile milli mücadele üzerine sohbet ediyoruz. Dedi ki “Benim eşim Bahar Ergüven, kurtuluş savaşında gösterdiği üstün başarı ve hizmetlerinden dolayı 2483 numara sayısı ile bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün imzaladığı berat'la, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17.03.1926 tarihli oturumunda, istiklal madalyası ile onurlandırılan, milli mücadele kahramanlarından Dursun Kaptan namı diğer Kılıç Reis’in birinci torunudur. Gururluyuz, rahmetle anıyoruz” Heyecanla kaydettiğim sohbetimizin bundan sonrasını sizlerle paylaşıyorum.

“Sizde bilirsiniz, ne sivil okullarımızda, nede askeri okullarımızda Kurtuluş Savaşı anlatılırken silah ve cephane ile akaryakıtın Sovyetlerden tedarik edildiği bizlere öğretilmedi. Zira Marshall Yardım Planı ve Truman Doktrini gereğince Türkiye Cumhuriyeti de Ruslara düşman olmalıydı. Onlar komünist idi. Nasıl olurdu komünistlerin yardımıyla Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş olabilirdi? Hâlbuki gerçek tam da buydu. “Sovyet devrimi ile Türk Kurtuluş savaşı”, tarihin o safhasında emperyalizmin boğmak istediği iki kader arkadaşı idi. Atatürk ve Lenin ya birlikte yok olacak ya da birlikte savaşacaklardı. Birlikte savaştılar.

TBMM, 24 Ağustos 1920 günü Bekir Sami Bey Başkanlığında bir heyeti Moskova’ya gönderir. Giden bu ilk heyet ile Sovyetler arasında askeri yardım anlaşması imzalanır. İmzalanan yardım antlaşması gereğince askeri yardımın deniz yolu ile yapılmasına karar verilir. Bölgede bulunan, 5 ton üzeri büyüklükte 28 geminin toplam taşıma kapasitelerinin takriben 7800 ton olmasına karşılık, Sovyetler Birliğinin Batum, Tuapse ve Novorosysky limanları üzerinden, Ağustos 1922’ye kadar 200 irili ufaklı deniz vasıtası ile İnebolu, Trabzon ve Samsun limanlarına 46 ayda toplam 300,000 ton harp malzemesi taşınır ve Kurtuluş Savaşı destanı yazılır. Alemdar ve Gazal römorkörleri ile Şahin Vapuru, Rusumat-4 Gümrük Motoru ve diğer tekneler Anadolu’nun Karadeniz’deki can damarını oluşturdular. Özellikle I. İnönü savaşında elde edilen askeri başarıdan sonra artarak devam eden Rus lojistik desteği, Kurtuluş Savaşının kaderini belirleyen ana eksen olmuştur.

Sovyet resmi verilerine göre Kurtuluş Savaşı döneminde Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı askeri ve nakdi yardımlar şöyle:

39.000 tüfek,
327 makineli tüfek,
54 top,
63 milyon fişek,
147.000 top mermisi vs.,
2 avcı botu,
Doğu sınırlarından eski Rus ordusunun bıraktığı askeri malzemeler,
Ankara’da iki barut fabrikasının kurulmasına yardım,
Fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlama,
200 kilo külçe altın
100.000 altın Ruble (kimsesiz gazi çocukları için yetimhane kurulması amacıyla)
20.000 Lira (basımevi ve sinema teçhizatı alımı için)
10 milyon altın Ruble

İşte, dedemiz Dursun Kaptan’ın Kurtuluş Savaşına katkısı da burada başlıyor: Rusların hibe yoluyla vermiş oldukları savaş malzemesi ile diğer malzemeleri, balıkçı teknesiyle Batum limanından teslim alıyor, Ordu - Zonguldak şeridinin muhtelif yerlerinden karaya çıkarıp, cephelere sevkini sağlıyorlar.

Lenin, daha doğrusu Sovyetler Birliği Merkez Komitesi, Ocak 1922’de “askerlik işlerinden” anlayan Litvanya büyükelçisi Semiyon İvanoviç Aralov’ u Ankara’ya Sovyetler Birliği Büyükelçisi olarak görevlendirir. Lenin, Aralov’a yeni görev yerini anlatırken Anadolu’nun ve Mustafa Kemal Paşa’nın portresini çizer. Bu arada Mustafa Kemal’in ve Anadolu kurtuluş hareketinin siyasal yönelimleri hakkında tespitlerde bulunur; Aralov’a gittiği ülke (Türkiye) ile ilişkilerinde nelere dikkat etmesi gerektiğini anlatır. Ancak Lenin, sözlerinde devrim ihracına yönelik en ufak bir beklentiye yer vermez; onunki, emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi veren bir halka karşı 17 Ekim devrimiyle birlikte evrenselleşen insani duygulardır. Aralov, Atatürk’le diplomatik sınırları aşan, dostluk düzeyinde bir ilişki geliştirir. Anılarında, Lenin’in Atatürk ve Kurtuluş Savaşı hakkında kendisine söylediklerini şöyle anlatır:

“Türkler, millî kurtuluşları için savaşıyorlar. Emperyalistler Türkiye'yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve başkaldırdılar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları gerek biz, emperyalist kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği emperyalistlerle olan işini bilirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük, keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik”.

İstanbul Taksim Meydanında 1928 yılında açılan Cumhuriyet Anıtını görmeyen veya en azından bilmeyen yoktur. Üzerindeki heykel ve figürlerde başta Atatürk, İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak olmak üzere asker, kız - erkek gençliğin temsilcileri vardır. Halkımızın çoğunlukla bilmediği önemli bir husus ise Mareşal Fevzi Çakmak'ın arkasında Sovyet Orduları Başkomutanı, Mareşal Kliment Vefremoviç Voroşilov, İsmet İnönü'nün arkasında, General Mihail Vasilyeviç Frunze 'nin figür heykellerinin bulunmasıdır. Sevgili kardeşim, peki bu iki Rus Generali bizim saygı duyduğumuz bu anıtta ne arıyor, neden baş tacı edilmişler acaba? Atatürk Savaşta, barışta, siyasette, ekonomide, devrimlerinde büyüklüğünü kanıtlamış bir insan olarak, vefa duygusunda da büyüklüğünü bu anıt’ tada ispat etmiştir. İstiklal Savaşımızda, elde para yok pul yok, olmayınca silah yok cephane yok, üst yok baş yok, kışta kıyamette ayakta çarık yok. İşte Atatürk ve atalarımız yokluklarla boğuşarak memleketi kurtarmaya çalışırlarken durumu izleyen Rus’lar, ülkemize yardım kararı alarak “Batum” üzerinden yukarıda saydığım hususlarda karşılıksız olarak sınırsız yardımda bulunmaya başlıyorlar. Şu andan itibaren duygusallaşıyorum kusuruma bakmayınız. Ruslardan alınan ve fedakâr kaptanlarımızın azgın Karadeniz sularında bata çıka ve devriye gezen İngiliz, Fransız filolarına yakalanıp denizin dibini boylamadan sevk edilen bu silah ve yardımlarla İstiklal Savaşı kazanılıyor. İşte bu nedenle Büyük Atatürk, büyüklüğünü yine göstererek, yapılanlarının unutulmaması için Taksimde ki Anıtın Figürleri içine, bir vefa borcu, bir şükran borcu olarak bu iki Rus Generalini de dâhil ediyor.

İşte silah yada cephane taşıyan bu kahramanlardan Dursun Kaptan adında bir Kuva-i Milliyeci de diğer kaptanlarla birlikte, büyük balıkçı teknesiyle Batum’dan yüklediği silah ve mühimmatı, düşman gemilerine yakalanmadan Trabzon, Ordu, Giresun, Samsun, Zonguldak üzerinden Anadolu'ya yetiştiriyor. Başarı geliyor, ülke düşmanlardan temizleniyor”.

Bu güzel sohbete bende şu eklemeyi yaptım. Bir Karadeniz seyahatimizde İnebolu’ya da uğramış ve Batum’dan gizlice getirilen silah ve cephanelerin indirildiği küçük limanı görme ve o günleri hayal etme şansımız olmuştu. Laz takalarının yukarda bahsedilen kıyılara silah ve cephane getirdiğini haber alan halk da seferber oluyor ellerindeki arabalar, hayvanlar o da yoksa bizzat ve süratle teknelerdeki cephaneyi evlerine taşıyorlar. Zira kıyıya yakın devriye gezen İngiliz ve Yunan harp gemilerine yakalanmak ve bombalanmak tehlikesi var. Nazım Hikmet üstadın dediği gibi Ve çok uzak, çok uzaklardaki İstanbul limanında, gecenin bu geç vakitlerinde, kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen Laz takaları: hürriyet ve ümit, su ve rüzgârdılar. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

07.11.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00