BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
255
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT MEBUSU SÜLEYMAN SIRRI BEY VE BEKÂRLIK VERGİSİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
17.03.2012 tarihinde yine bu köşede yayınladığım “Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri” başlıklı makalemde Çapanoğullarına en çok zarar veren kişilerden birisi olan Yozgat mebusu Süleyman Sırrı Bey’in meclise sunduğu “Bekârlık” vergisinden de kısaca bahsetmiştik. Meclis tutanakları ile ve toplumda nasıl karşılandığını nasıl tepki gördüğünü mizahi yönleriyle bir kere daha paylaşıyorum.

Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı İçöz Bekârlık Vergisi’ne ilişkin teklifini 18 Mart 1929 tarihinde meclise taşır. Söz konusu teklif basında geniş yankı bulmuş olmakla birlikte meclisten geçirilemez. Bu teklifi sunma gerekçesini de şöyle açıklardu; “Meşrutiyetin ilanından ve hele harbi umumiden beri açılan boşluğu doldurmak için çareler aramak yalnız Hükümeti Cumhuriyetin değil herkesin millî, vatani borcudur. Son yapılan tahriri nüfus dahi bin erkeğe bin yetmiş kadın nispeti gösterdiği memlekette kadın nüfusu erkeklerden çok fazladır(70 fazla). Binaenaleyh hariçten memleketimize ırkdaşlarımızın getirilmeleri ne kadar lazımsa dâhilde de bekâr erkek ve kadınların evlilik hayatını tercih ederek nüfusumuzun artmasına hizmetleri o rütbe elzemdir. Hal böyle iken şu son senelerde birtakım genç erkek ve kadınlar, bekârlık hayatını tercih etmekte ve bu itiyadın her iki zümre arasında günden güne artmakta olduğu da maalesef görülmektedir.” Belirttiği bu nedenlerden dolayı belirli bir yaşta olan erkek ve kadınların bazı matrahlar üzerinden devlete vermekte oldukları mükellefiyetin “bir mislini” Bekârlık Vergisi adı altında devlete ödemelerini teklif eder.

Söz konusu bu teklife göre 25-45 yaşları arasında bulunan tüm bekâr erkekler ile 20-35 yaşları arasında olup da resmi bir daireden maaş alan tüm bekâr kadınlar kazanç, arazi, müsakkafat (emlak vergisine ek olarak üzeri damla örtülü yerlerden alınan vergi) ve yol vergilerinin bir mislini Bekârlık Vergisi olarak vereceklerdir. Bu mükellefiyete yukarıda belirtilen yaş grubunda bulundukları halde aile ve kocalarının vefatı dolayısıyla dul kalmış olan çoluk çocuk ve anası olmayan erkek ve kadınların da dâhil edildiği önemle belirtilmiştir. Ancak malûller ile tahsillerine devam eden kadın ve erkeklerin tahsilleri bitene kadar bu vergiden muaf tutulacağı hususuna yer verilmiştir. Yine bu teklife göre elde edilecek gelirin ຈ’si, beşten fazla çocuk sahibi olan ailelere ikramiye olarak dağıtılacaktır. Süleyman Sırrı Bey’in teklifi Maliye encümenince evlenmenin vergi ile teşvikinin faydalı bulunmaması nedeniyle reddedilmiştir.

Ancak basının bu konuya gösterdiği ilgi ve alaka oldukça dikkat çekicidir. Cumhuriyet gazetesi “Bekârlık Vergisi Hakkında Bekârlar Ne Diyorlar” başlığı altında bekârların söz konusu vergiye ilişkin görüşlerine yer vermiştir.

Yunus Asım Cumhuriyet gazetesindeki yazısında söz konusu vergiye ilişkin görüşünü “Bekâr kalır ve bekârlık vergisini verir, hür yaşarım” diyerek anlatmıştır. Yunus Nadi ise Cumhuriyet gazetesinin açtığı anketin sonucunu “Evlenmeyenlerden pek çoğunun keyf için değil parasızlıktan evlenmedikleri, evlenemedikleri pek kat’i bir vuzuh ve sarahatle anlaşılmış bulunuyor” dedikten sonra Süleyman Sırrı Bey’in meşhur olan teklifinin evlenmenin çoğalmasına değilse bile bu hakikatlerin bir kez daha gündeme getirilmesi açısından dikkate değer olduğunu söyleyerek konunun önemine işaret etmiştir.

Vakit gazetesi de 1 Nisan ile 29 Nisan tarihleri arasında gazetede her gün çeşitli mesleklere mensup tanınan kişilerin görüşlerine yer vermiştir. Gazetede görüşlerine yer verilen kişiler arasında bulunan Dr. Kadri Reşit Paşa’nın vergi hakkındaki görüşü şöyledir: “Bekârlık vergisinin evlenmeye tesir edeceğini zannetmiyorum. Bir adam bekâr kalmaya niyet ederse vergi tesiri ile evlenmez. Fazla miktarda vergi konsa bile tesiri yoktur. Maksat memlekette nüfusu ziyadeleştirmek ise daha evvel doğan çocukları ölümden vikaye (koruma) etmek lazım gelir. Memlekette kâfi miktarda çocuk doğuyor, hâlbuki gerek köylerde gerekse şehirlerde bunların çoğu ölüyor.”

Hikmet isimli bir memur “Niçin mi evlenmiyorum? Kırk beş lira maaşlı bir memurum da ondan. Artık bana evlenmek tavsiye edebilir misiniz?” diyerek görüşünü dile getirirken Ali Naci isimli bir diğer okuyucu da “Her şeyden evvel hayatı ucuzlaştıralım, yaşamayı kolaylaştıralım, işsizliği giderelim, ondan sonra bekârlara evleniniz diyelim. Zaten züğürt olan bir bekârın beş on lira ile gözü korkar mı? “Evvela refah, sonra nikâh” diyerek benzer görüşünü ortaya koymuştur.

Beyoğlu Evlenme memuru Ubeydullah Efendi “Verginin bekârları evlenmeye sevk edecek şümullü bir tesir olacağını zannetmiyorum. Evlenmeye mani, içtimai zaruretler ise bunlar yine engel olmakta devam edecektir. Vergiden mutahassıl (Husule gelen, hasıl olan) varidatın bir kısmı çok çocuklu olanlara verilirse kanun bu noktadan olsun faydalı olur.” diyerek görüşünü ortaya koymuştur.

Celal Muhtar Bey de teklifin, evliliğin artmasına yönelik olumlu bir katkısının olmayacağını söylemiş, Dr. Besim Ömer Paşa ise teklife olumlu yaklaşmıştır.

İzmir Milletvekili Osmanzade Hamdi Bey “Memleketimizde bekârların vaziyet ve ahvalini endişe edenlerin heyecanlı hareketleri ara sıra zuhur etmektedir. Bu endişenin esbap ve avamili (sebepleri) sade ve basittir: Memleketin nüfusunu artırmak. Çok güzel! Buna bir şey denmez, ama mesele bu kadar sade ve basit değildir” diyerek başladığı sözlerine eğer kişi ailesinin mutlak refahını temin edebilecek kudrete haiz ise evlenmesinin uygun olacağı aksi halde evlenmemesinin daha doğru bir karar olacağını vurgulamıştır.

Kadın Birliği Reisesi Latife Bekir Hanım bu husustaki görüşünü şöyle açıklamıştır: “Yozgat Mebusu Süleyman Sırrı Bey’in teklifi gayet muvafıktır. Belki vergiye katlanır da evlenenler artmaz. Fakat bu vergi bilhassa memlekete çocuk yetiştirmek hususunda faideli olacaktır.”

İstanbul Heyeti İdare Reisi Emin Ali Bey, “Bekârlık Vergisi izdivaçların artmasında doğrudan doğruya amil olmasa da tembellik ve ihmal dolayısıyla bu vazifeyi geciktirenleri evlenmeyi teşvik edecektir” demiştir.

Darülfünun müderrislerinden biri olan Şekip Bey ise “Bugünkü cemiyetlerde evlenmemek bence içtimai bir gayri tabilik neticesidir. Her cemiyetin evlenmeyenlere bir mükellefiyet yükletmesi, kaçmış oldukları aile mükellefiyetine karşı bir karadır. Gayri tabilikten çıkmaya
İstidadı olanlar evlenir, diğerleri de bittabi aile mükellefiyeti yerine vergi mükellefiyetini tercih ederler.” Diyerek konuya farklı bir yorum getirmiştir.

Muallim Nakiye Hanım “Ben bekârlık vergisini doğru bulmam. Eğer maksat tekessürü nüfusu istilzam ediyorsa daha evvel bu hususta yapılacak çok şey vardır. Bizde çocuk olmuyor değil, yaşamıyor. Eğer maksat aile teşkili ise bu seferde bir cebir manası vardır ki bu da doğru değildir. Aile saadeti ihlal edilmiş olur” demiştir.

Dr. Ali Şükrü Bey, “Bekârlık vergisi evlenmek için müsmir olamaz, bir adam evlenmemeye karar verince hiçbir tesir altında evlenmez. Bekârlardan alınacak vergi çocuk sahiplerine değil çocuk müesseselerine verilmelidir.” diyerek konuya bakış açısını ortaya koymuştur.

Vergiyi destekleyenlerden Gümrük başmüdürü Hakkı Bey, “Bekârlardan vergi almak çok doğru bir fikirdir. Bu fikri mutlaka tatbik etmelidir. Yalnız alınacak paralar memlekette aç ve kimsesiz çocukların yaşatılmalarına tahsis edilmelidir. Bu vergi bu suretle hem evliliği teşvik edecek hem de bakılamayan çocukları ölümden kurtaracaktır” demiştir.

Liman Şirketi Müdürü Hamdi Bey de bu vergiye taraftar olan isimlerden biridir. Bekârlığı gayri tabilik olarak değerlendiren Hamdi Bey evlenmenin içtimai millî bir borç olduğunu söylemiştir. Bekâr kalanların bir kısmının ekonomik sebeplerden bir kısmının ise keyfi sebeplerden bekâr kaldığını söyleyen Hamdi Bey, bunlardan ilk grup için verginin bir zulüm olacağını ikinci grup için ise daha ağır bir vergi gerektiğini dile getirmiştir.

Şevket Rado Akşam gazetesindeki yazısında, “Her genç evlenmek istiyor. Fakat büyük bir ekseriyet için tek engel parasızlıktır, mali vaziyetin müsaitsizliğidir, işsizliktir. Küçük bir kısmı henüz aradıkları hayat arkadaşını bulamamışlardır. Pek azı da hasta olmak, yaşlı olmak gibi sebeplerden evlenemiyorlar. Böyle bir durumda Bekârlık Vergisi’nin nüfus siyasetini tamamlama vasıtası olarak neye yarayacağı, kaç genci evlenmeye, aile kurmaya zorlayacağı sorulabilir. Bilâkis Bekârlık Vergisi evlenme arzuları ile dolu olan gençlerin mali durumlarını biraz daha sarsacak, biraz daha gecikmesine sebep olacak gibi görünüyor.”

Reşat Nuri Bey ise görüşünü şöyle aktarır: “Bekârlardan vergi istemekten maksat hazineye bir miktar varidat temin etmekse âlâ. Böyle değilse bekârları evlenmeye mecbur etmek çocukça bir hayal olur. Sırf vergiden kurtulmak için evlenmek meselâ iyi su parası vermemek için Alemdağ’ında ev yaptırmaya, kunduram eskimesin diye otomobil almaya kalkmak cinsinden bir hesapsızlıktır.”

Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı Bey ilki 1929 yılında olmak üzere 1932, 1940 ve 1944 yıllarında Meclise bekârlık vergisi için kanun teklifleri sunar. Süleyman Sırrı Bey’in teklifi birkaç defa reddedilmesine rağmen 1949 yılında dolaylı şekilde de olsa “gelir vergisi” kanununun 90. Maddesi ile bekârlık vergisi, “bekârlık zammı” adı ile yasallaşır.

Lafı fazla uzattık yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar ile bitirelim. Kendisi ile yapılan bir röportajda şöyle söyleyecektir; “Ben bu yaşıma kadar evlenmedim evlenmeyi de düşünmedim. Şu şıralar hükümetin bizler üzerinden tekrar bir vergi almayı düşündüğü haberi dolaşıyor. Bu vergi ne ise ödemeye hazırım. Şimdiye kadar evlenmedim bundan sonrada evlenmem”

24.10.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00