BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
200
Dün
:
4601
Toplam
:
13183246
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR KİTAP İKİ ANI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ın Burunkışla köyünden hemşerimiz Sayın Nazar Özsahakyan’ın İstanbul Mısır Çarşısındaki kuyumcu dükkânında Beyrut’tan getirttiği kalın Ermenice kitap ile ilgili sohbet ediyoruz. Kitabın kapağında Ermenice “Yozgat ve çevre(Kamirk) Ermenilerinin köyleri tarih kitabı Beyrut 1988” yazıyor. Kitabın yazarı Avedis Kestekyan 1967 yılında Fransa da yazmış. 20.5x 27.5cm ebadında, 1029 sayfa. Editörleri, Armen Darian, Antranig Yerganian

Nazar Bey müşterileri ile ilgilenme işini yardımcılarına devredip bu kalın kitapta Çapanoğulları ile ilgili paragrafları bana tercüme ediyor zira kitabın tamamını tercüme etmek günler alır. Ben de sizler için özetliyorum.

Yozgat şehrini Ömer ağa kuruyor. Yozgat’ın ismi iki kelimenin birleşmesinden gelir Yoz ve gat. Yoz koyun sürüsü, gat katmak çoğaltmak anlamında. Yozuna yoz katılsın, sürülerin çoğalsın anlamında. Ömer ağadan sonra gelenler şehri genişletiyorlar, büyütüyorlar. Ömer ağadan sonra Yozgat’ı şehir yapan Çapanoğlu Ahmet Paşadır.Ahmet Paşa (1730-1765) kendisine de bir saray yaptırdı. Çapanoğulları sarayının yapılmasında yalnızca Yozgat’tan değil, Yozgat’ın dışında Kayseri’den, Sivas’tan, Amasya’dan Rum ve Ermeni mimarlar getirildiler.1779 da Çapanoğlu Mustafa Paşanın yaptırdığı camide de ki bu cami İstanbul’daki Süleymaniye camisinin ikizidir. Bu muhteşem caminin iç mekân süslemeleri Ermeni büyük usta Nağaş Simon usta tarafından yapılmıştır. Yozgat’taki hemen bütün ahşap ve taş işçiliklerini Nağaş Simon ve ailesi yapmışlar.

Mustafa Paşa Nağaş Simon’un çalışmalarından çok memnun kalmış ve her zaman mükâfatlandırmıştı. Kendisine de küçük bir konak yapması için müsaade etmiştir ve yapılması da Mustafa Paşa tarafından sağlanmıştır. Bu konak ancak 1915 lere kadar ayakta kalabilmiştir. Konağın diğer Türk evleri gibi haremlik ve selamlık olarak iki girişi vardı. Çünkü Ermeni cemaati de Türkler gibi yaşıyordu.Nağaş Simon Yozgat’ın içinde kendi konağını yaptıktan sonra Ermeni kız çocukların eğitimi içinde küçük bir meslek okulu ile küçük bir kilisede yapıyor. Kitaptaki okulun resmine bakıyorum sanki bizim Cumhuriyet mektebi.(Yazar’ın notu: Bu konuda bilgisine başvurduğum Yozgat’ın canlı tarihi Yılmaz Göksoy ağabeyim şu bilgileri verdi. “Bu okulun yeri şimdiki Anadolu Lisesinin olduğu yerdi ve kilisenin bahçesindeydi. Şimdi Bozok Üniversitesi Rektörlüğü olan Cumhuriyet Mektebine çok benzerdi. Sonraki ismi sanırım İsmet Paşa mektebiydi ve çok büyük bir müsamere salonu vardı. Kilisenin de çok güzel altın varaklı alçı süslemeleri vardı. Kilise yıkılınca bu süslemeler şimdi Hükümet Binasının olduğu yerdeki çayevinin olduğu yerde bulunan sinema binasında kullanılmıştı. Bu sinema 1920 li yıllarda belediye tarafından yaptırılmıştı.”

1852 tarihinde torunu Ohan (Ohannes) çorbacı (Aslanyan) sadece kız öğrenciler için yapılan bu okulu yenilemiş ve büyüterek üstüne bir kat daha ilave etmiş. O zamanlar diğer şehirlerde kızlar için böyle ayrı okul yoktu. Bütün bunlar Mustafa Paşanın izni ile olmuştu. Ohan çorbacı daha sonra meydanda kendi küçük bir kilise (şapel) yaptırıyor. İsmi de Surp Asvadazin (Meryem ana). Çapanoğlu camii içindeki büyük saatin bire bir aynısı kilise de var,

Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Bey (Mustafa Paşanın kardeşi) zamanında Yozgat’ın nüfus arttı. Çapanoğlu beylerinin en kuvvetlisi Süleyman Bey idi. Ermeni sanatkâr ve tüccarlarına çok cesaret vermiş, kendi yanında bile yaşamalarına müsaade etmişti. (Yazarın notu: İşte bunlardan birisi, Bozok Mutasarrıfı Çapanoğlu Süleyman Bey’in (ölm. 1813) hazinesini (Hazine-i Hassa) idare eden, harcamalarını yapan, kayıtlarını tutan, Çapanoğlu Büyük Camiinin inşasında da harcamaları titizlikle takip eden kişi, kâhyası yukarda bahsi geçen Yozgatlı Ermeni Ohan Çorbacı Aslanyan Efendiydi. Ohan Efendi, Agop Dilaçar’ın (Martayan) da anne tarafından büyük dedesi oluyordu. Dilaçar, Ohan Aslanoğlu’nun torununun oğludur. (bkz.)

http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=2164

Değerli okuyucular, şu tesadüflerebakar mısınız? Çapanoğlu Mustafa Paşanın baş ustası Nağaş Simon. Onun torunu, Çapanoğlu Süleyman Bey’in hazinedarı Ohannes Aslanyan ve onunda torunu Mustafa Kemal paşaya Atatürk soyadını öneren Agop Martayan Dilaçar ve Yozgat.

Ermeniler Süleyman Bey’in izni ile ve onun sayesinde sanatları ile çok para kazandılar çok zengin oldular. Onun zamanında Kürtler, Çerkezler, Aleviler hepsi yan yanaydılar. Onun zamanında Kayseri’den, Amasya’dan, Sivas’tan Müslüman ve Hıristiyan nüfusu Yozgat’a davet etti. Çünkü onların ne kadar sanatkâr olduklarını bilgi sahibi olduklarını ve Yozgat’a ne kadar faydalı olacaklarını biliyordu. Süleyman paşa onları cesurca müdafaa etmiş ve dinlerine, inançlarına, geleneklerine saygı göstermiş isteklerine de karşılık vermişti. Yozgat’ı çok akıllıca yöneterek kısa zamanda gelişmesini sağlamıştı. Süleyman Bey Padişahların iktidarını tanıyormuş gibi yapıyordu ama aslında bağımsız bir bey idi. Şanı şöhreti Amasya’ya,Tarsus’a,Sivas’a, Tokat’a, Harput’a,Elazığ’a yayılmıştı. Lazım olduğunda yüz bin silahlı kişi toplayabilirdi.Çapanoğulları yörenin en geniş mal varlığına sahip ailesi sayılıyordu.

İşte, büyük usta Nağaş Simon’un torunu Hacı Ohan Efendi(1784-1874)Süleyman Bey’in zamanında beylerle ticarete başlayarak büyük servet yapmıştı. Bankalarla çalıştılar ve dünyaya açılmaya başladılar.OhanArslanyan Yozgat’ın ileri gelenleri arasındaydı. Aslanyan ailesi şehirde Çapanoğulları kadar tanınmış bir aileydi.Çapanoğlu ailesi himayesinde nüfuz ve otorite sahibi oldular. Ermeni cemaatine çok hizmetler vermişlerdi.Bunlar Ermeni cemaatinin de en çok bağış yapan üyeleriydiler. Ohan Çorbacı zamanında çok sayıda Ermeni sanatkâr ve tüccar geldi Yozgat’ın etrafındaki köylere yerleştiler.

Çok varlıklı olan OhanÇorbaçı sonraları Camii Kebir’in (Çapanoğlu camii) bütün aydınlatma giderlerini üstlenmiştir. Ohan Çorbacı,Sarıhamzalı ve Kavadya da kiliseler yaptırır ve Yozgat’ta yaşayan Türk ve Ermeni tüm ihtiyaç sahiplerine de yardımda bulunan hayırsever birisiydi. Yazarın notu: Sarıhamzalıda Tarihi Kocaçeşmenin ya¬nında da Koca Çeşme Köprüsü var Tarihini bilen yok Taş sütunlar üzerine ağaç atkılarla yapılmış Bu sütunların Kilise sütunları olduğu söyleniyor.

Ohan Aslanyan, 65 yaşında ihtiyar birisiydi, çok zeki görünen sert tavırlı birisiydi. Bir sanatkâr değildi ama zenginliğinin bilincindeydi. Zira bu konak kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu han kimin diye sorduklarında Ohan Çorbacının, bu köşk kimin diye sorduklarında hep Ohan Çorbacının derlerdi. Bu gün etnografya müzesi olarak kullanılan Nizamoğlu Konağı Ohan Çorbacının konağıydı.Çapanoğullarının sayesinde çok varlıklı biri olmuştu. Sanki Yozgat’ın bir bölümü bu zengin aileye aitti. Zaman zaman Süleyman Bey ile bir meclis yapar sorunları görüşürler fikir teatisinde bulunurlardı. Hem Tükler hem Ermeniler Ohan Çorbacıya çok saygı gösterirlerdi. Yaptırdığı Ermeni okullarının tüm giderlerini ve öğretmenlerin maaşlarını da Ohan Çorbacı karşılardı. Kendi uğraşı olarak Ermenilerin giydiği feslerin üzerine takmak için gümüş haçlar yapardı.

XIX. yy. ikinci yarısında,Ohan Arslanyan’ın (1784-1874) bağışıyla Ruhani Önderlik binasının avlusunda daha ziyade Yozgat Merkez Okulu diye anılan Ermeni okulu tesis edilir. Hayırsever Arslanyan kiliseden Taş Han köprüsüne uzanan yolun iki yanında yer alan dükkânları da inşa ettirir. Bu dükkânların geliri kilise ve okulun masraflarını karşılamak için kullanılır. Arslanyan, çorbacı konumuna ulaşmıştı, yani Çapanoğlu ailesi ile Yozgat Ermenileri arasındaki iletişimi sağlamaktaydı. Şehirde birçok inşaat yapıyor, Yozgat sancağının aşar vergisini devletten satın alıyordu.

Ermeniler Çapanoğullarının uyguladığı özendirici politikalarla şehre yerleşmişler ve kısa sürede Ermeni nüfusu büyük artış göstermişti.Ermeniler, Çapanoğullarının iyiliklerinden çok faydalandılar. Yozgat ve çevresinde 48 Ermeni köyü vardı bunların bazıları kendi dillerini bile kaybetmişlerdi ama geleneklerini korumuşlardı. (Nazar Bey babasının da Ermenice bilmediğini söyledi).Ermenilerin bulunduğu köyler şunlardı. Yozgat merkez, Akdağmadeni, Armağan, Alaca, Pöhrenk/Gümüşkavak, Karahallı, Karayakup, Karaçayır, Karabıyık, Kızılcaova, Kumkuyu, Danışman, Danyalyenbağ, Yahyalı, Elekçiler, Eğlence, Taşlıgedik, Terzili,İgdeli,İncirli, Ürneç/Konuklar, İkikariye, Göveçli, Gürden/Yazıkışla, Mağaroğlu/Şerefoğlu, Mansuroğlu, Melez, Menteşe, Uzunlu, Çat büyük, Çat küçük, Çat mırıklar, Çatak, Çakmak, Çokradan, Belören, Bebek, Boğazlıyan, Burunkışla, Rumdigin/Felahiye, Saatlı, Sarıhamza, Sazlı, Saray, Sığırkuyruğu, Sungurlu, Derihamza, Keller/ Yenipazar, Köhne/Sorgun, Kediler/Armağan, Kahya, Kürkçüler, Tahralı.

Ve başka bir kitaptan bir buruk sitem. Hovsep Tokat (HOVSEP SARKİSYAN) 2015’te, İstanbul’da, Ermenice, Türkçe ve İngilizce dillerinde yayınlanan 200 sayfalık “Virane Kiğı” adlı çalışmasında şöyle yazıyor; “Bu mütevazı çalışmamı siyasi nedenlerle yurtlarından sürülen bütün milletlere ithaf ediyorum. İlkin İspanya’dan kovulan Yahudilere, Rusya’dan çıkarılan Çerkezlere, Balkanlar’dan ve Rusya’dan göç ettirilen Türklere, Anadolu’dan sürülen Rumlara, Süryanilere ve nihayet üç bin yıl Anadolu toprağını ekip biçen, demiri, bakırı, altını, gümüşü şekillendiren, zanaat gücünü tüm dünyaya yayarak, altı yüzyıl Osmanlı’yı onurlandıran, yollar, köprüler inşa eden, ancak bu yollarla köprülerin bir gün kendilerini dönüşü olmayan çöllere götüreceğini hiç düşünmeyen Ermeni milletine atfediyorum.”Yukardaki resim, yine Nazar Bey’deki kitaptan alınma ve 1915 de Yozgat’ta çekilen bir fotoğraf. Resim altında şöyle yazıyor; “Asker ve polis nezaretinde bilinmeyen bir yere.”

Ve bu özet yazımızı Nazar Bey’den iki anı ile noktalayalım. Fransa’dan gelen bir ablamız ile mezarlarımızın bulunduğu Çakmak köyüne gittik. Tepede bir köy ki araba zor çıkıyor. Mezarlığa gittik. Bizim mezarlarda öyle mermer filan yok. Mezar taşı yerine büyük kayalar var. O sırada öğle namazı vakti oldu. Bize eşlik eden iki kişi biz şurada bir namaz kılalım diye ayrıldılar. Yıllardır buralara kimse gelip gitmediğinden bende tek tek mezarların başına gidiyorum dua okuyorum ve tebeşirle de haç işareti çiziyorum. Biraz sonra o iki kişi yanıma geldi. Bende de sakal var ya “hacım” dediler sen çok akıllı bir adamsın, biz namaz kılarken gördük sen taşlara işaret koyuyorsun. Anladık sende harita var, tam yerini bulacaksın, ganimeti çıkaracaksın. Biz ırgatız, sen yeri göster biz kazalım sen bize payımız ver” dediler. Bunlar böyle söyleyince çok güldüm.

Ben her yıl iki kere Yozgat’a giderim. 40-50 kişi toplanıp hep birlikte gidiyoruz. Benim Nüfus kâğıdımda Yozgat yazmıyor. Bir gittiğimde Nüfus Müdürlüğüne gittim. Nüfus memuruna ben Yozgatlıyım ama kimliğimde Yozgat yazmıyor hiç olmazsa bir köşesinde Yozgat yapabilir misiniz dedim. Ben ısrar edincever TC numaranı bir bakayım dedi. Benim ikinci adresim Sarıkaya’da görünüyor. Nüfus memuru senin burada 10 senelik kaydın görünüyor git bi resim çektir gel dedi. Takım elbise de giymiştim, koşa koşa gittim resim çektirdim. Resmi verdim birkaç kuruşta para verdim yaptı kimliğimi. İşim bitince gitme de seninle konuşalım biraz dedi. Orada başka memurlarda vardı onlarda ilgilendiler. Memur, “ya, keşke sizler buradan gitmeseydiniz, burası böyle olmazdı” gibi sözler söyledi. Üzüldüm tabi ama elden ne gelir, hakikaten eski Yozgat çok güzel bir şehirmiş. Mesela bizim köyümüz Burunkışlada eskiden bağlar varmış, şimdi bir tane bile yok.


Yılmaz Göksoy ağabeyimden bir bilgi notu daha; Atları yönetmek için ağızlarına demirden gem ve iki ucuna da deriden dizgin takılır. Ama atlar bir nedenle parlayıp kontrolden çıkarak şuursuzca koşmaya başlarlar ve çatlayana kadar koşarlar. Yani ağzına takılı gem artık bir işe yaramaz. Buna “gemi azıya aldı” denir, çünkü farkında olmadan gem demirini azı dişleri arasında sıkıştırıp koşar.Burunkışla köyünün demirci ustalarının yaptığı çok özel bir gem sayesinde bunu yapamaz, parlayan atlara dahi hâkim oluna bilinirmiş. Bu yüzden Burunkışla gemi almak için çok uzaklardan dahi gelenler olurdu dedi değerli Yılmaz Göksoy Hocam.





Eski Yozgat’tan bir Enstantane “Yozgat ve çevre(Kamirk) Ermenilerinin köyleri tarih kitabından.

13.10.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00