BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
281
Dün
:
4936
Toplam
:
13342669
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEYİN TORUNU SAFA TERMANİNİ ASWAD’DAN ANLATIYOR(2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1920 yılında meydana gelen o meşum ve talihsiz Çapanoğulları hadisesinde Suriye’ye kaçarak canını kurtaran Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey’in (bkz. Yozgat Gazetesindeki köşem YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY) torunu Safa Termanini, eşi Ghassan Aswad ve İzmir’den günü birlik gelen kuzenim Mustafa Çapanoğlu ile sohbet ediyoruz.

Safa Hanım anlatıyor; Nenem Asiye Hanımın saçları çok uzundu (1920 yılındaki talihsiz Çapanoğlu Hadisesinde canını kurtarmak için Suriye’ye kaçan Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey’in eşi ). Oturunca yerlere gelirdi, öyle çok güzel bir hanımdı. Annem de çok güzeldi (Ziya Bey’in kızı Naile Banu Hanım). Annem İzzet Teyzeye( Halep’teki Mevlevi şeyhi Celalettin Çelebinin annesi) dedi ki “gel bir hamama gidelim.” O vakitler Halep’te çok güzel çarşı hamamları vardı. Annemin evlendiği ev (eşi Abdüsselam Beylerin evi) büyük bir ev, altta odalar var üstte odalar var, hamamı da var. Dedi ki “hamama gidelim”, Fatma’yı da alalım (Celalettin çelebinin kız kardeşi). Gittik dördümüz hamama. Biz hamama gitmeden önce söyleriz hamamcıya, biz geliyoruz (Termanini ailesi), bize ayrı bir yerde üç kurna hazırlar. Nenem de o gün Raca’ya (natır) söylememiş bize oda ve kurna hazırlayın diye. Öyle birden karar verildi gittik hep beraber.

Nenem içerde bir kurna gördü. Hep beyaz mermer, sular taşıyor. İzzet gel buraya oturalım demiş. O da “başkaları için ayrılmış olmasın” demiş. “Yok, yok bu kimsenin değil bak boş” demiş. Biz oraya oturduk. Fatma abla, annesi İzzet Teyzenin saçlarını çözmeye bizde başımızdan suları dökmeye başlamıştık ki baktık öyle endamlı bir güzel hanım geliyor. Geldi önümüzde durdu ama üzerinde peştamal yok, anadan üryan. Ben utandım yüzümü nenemin kucağına koydum. Kadın dedi ki siz yanlış oturmuşsunuz bu kızların kurnası. Nenem de dedi ki; Eee! Bizde kızız. Kadın şaşırdı “sizde mi kızsınız” dedi. O sırada kadının arkadaşı da geldi o da öyle anadan üryan. Ne oluyor diye sordu. Kadın dedi ki “bunlar da kızmış”. Ama gitmediler başımızda bekliyorlar. Nenem dedi ki ne bekliyorsunuz? Dediler ki bu bizim kurnamız. Nenem, kurna murna yok biz geldiğimizde boştu bizde buraya oturduk. Ama dedi kadın “burası kızların” kurnası buraya kimse oturmaz. Nenem kızdı, “bizde kızız geldik oturduk “dedi. Biraz sonra natır Ayşe Hanım geldi. Telaş ile “Asiye hanım kalkın buradan” dedi. Nenem kızdı “biz niye kalkalım, kimmiş bunlar peştamalsız geziyorlar ayıp, ayıp” dedi. Ayşe Hanım eğilip yavaşça” bunlar kötü kadınlar haftada bir gün buraya bu kurnaya gelirler onun için buraya hiç kimse girmez” deyince nenem, amaan diyerek başında sabunlarla dışarıya koşmuştu.

Nenem Asiye Hanım, kardeşi Ayşe teyzem Suriye de kaplıcaya gitmek istiyorlar. Kaplıcanın olduğu yerde bir ev kiralıyorlar. Oraya bazı eşyalarda götürmek lazım. Babam Abdüsselam Bey yük de taşıyan bir araba tutuyor. Eşyaların bir kısmını içine bir kısmını da üstüne yüklüyorlar. Babam kaplıcada kestirip yesinler diye bir de koyun alıyor. O’nu da arabanın üstüne koyuyorlar. Nenem ve teyzem de içine binip yola koyuluyorlar. Yolda giderken yukarıdan bir şey sızıyor nenemin başörtüsünden alnına oradan da aşağıya doğru sızıyor. Nenem merak ediyor, parmağını sürüp tadına bakıyor. “Sirkeye benziyor, yukarda sirke mi varmış?” diyor. Ayşe Teyzem de tadına bakıyor, ”limona benziyor, limonlar mı ezildi acaba?” diyor. Kaplıcaya vardıklarında bakıyorlar ki yukardaki koyun işemiş. Nenem çok kızmış, üç gün babama küsmüştü.

Halep’te otobüsle bir yere gidiyorum. Önümde oturan kadının yanında birisi oturuyor. Başında Arap erkeklerin başlarına örttükleri “kefiye ”gibi bir şey var ama bildiğimiz beyaz çarşaf. Kadın da hem söyleniyor hem de ara sıra kızgınlıkla yanındakinin başına vuruyor. Dayanamadım müdahale edip sordum. Hanım neden yanındakinin başına vurup duruyorsun ve onu nereye götürüyorsun. Dedi ki bu benim oğlum, doktora götürüyorum. Neyi var diye sordum. “Lazımlığı başına geçirmiş, çıkaramıyorum, onun için doktora götürüyorum” dedi.

Yozgat’ta Mahcemal teyzem çok dindar bir insandı. Hanımların yaptığı kabul günleri gibi her hafta hanımları evinde toplar zikir çekerlerdi. Esma teyze de(yazarın babaannesi) Mahcemal, bırak bu işleri bir gün uçacaksın vallahi derdi. Yine bir zikir gününde işgüzar bir komşunun şikâyeti üzerine polis eve baskın yapar. Evdekilerin kimler olduğunu bilmek için isimlerini sorarak bir deftere kayıt edip birer birer bırakırlar. Horozun Hüsniye dedikleri bir hanım da korkusundan sedirin altına saklanmışmış. Evde sesler kesilince sedirin örtüsünün altından gördüğü bir ayağa ayağı ile dürterek gittiler mi, gittiler mi diye sormuş. Sorduğu kişi evde tek başına etrafa bakan bir polismiş. Evdekilerin isim listesi polis dairesine (karakol) gidince oradaki polis müdürü soyadlarından kimler olduğunu anlamış ama yapacak bir şey yok olan olmuş. Beyler, polis dairesine şikâyete gidince “bir yanlışlık olmuş” diyerek özür dilemiş.
Halep’te komşumuzun da bizim de arabamız aynı renkte Mazda marka idi. Bir gün araba ile bir yere gitmem gerekti. Çıktım arabaya bindim. Arabanın içi pek pisti. Ghassan neden temizletmemiş diye kızdım. Hareket ettikten sonra gayri ihtiyarı aynadan eve doğru baktım Ghassan balkondan elini kolunu sallayarak bana artistik hareketler yapıyor. Önce mühimsemedim sonra ne demek istiyor diye durdum. Meğer bindiğin araba bizim değil diyormuş. Bizim anahtarımızla komşunun arabası nasıl açıldı nasıl çalıştı şaştık.

Halep’te otobüsle bir yere gidiyorum. Otobüs kalabalık. Bir süre ayakta gittik. Sonra 50 yaşlarında bir adam kalkıp bana yer verdi. Teşekkür edip oturdum. Yanımdaki koltukta bir delikanlı oturuyor ama hiç oralı olmuyor. Yanımızda ayakta duran bir kadın dayanamadı delikanlıya dönüp “eşşek” kadar adam kalkıp yer verdi sen hala oturuyorsun” dedi. Aslında yer veren adamı yüceltmek istemişti.
Çocukların en büyüğü yani ilk çocuk olmam dolayısıyla babam Abdüsselam Bey beni kimselere layık göremedi. Evimiz yirmi iki odalıydı. Çok gelen gidenimiz olurdu. Babamın hem aileden gelen bir saygınlığı vardı hem de Üniversitede hocaydı, vezirlik de(bakan)yapmıştı. Doktora yapanların tezlerini babam imzalardı. Üç defa nişanlandım her biri bir sene sürdü ama babam beni bir türlü veremiyordu. Hep nikâhtan döndüm. Ghassan’ın ailesi bize komşu idi ve annelerimiz görüşüyordu. Ghassan ısrarla beni istedi ve aldı. Ben o yıl Hukuk Fakültesi 4. Sınıfta idim. O da mühendis olmuştu. 1967 yılında evlendik. Dört kızımız oldu. Zeyna, Lina,Louma,Souha.

Safa Hanım’ın eşi Ghassan Aswad anlatıyor; Safa Hanım her şeyi merak eder her şeye karışır, bu yüzdende başına çok şey gelir. Dubai’den yola çıkmadan önce kızımız dedi ki; “İstanbul’da da her şeye karışma herkesle konuşma.” Bir ahbabı ziyarete gitmek için taksiye bindik. Yine dayanamadı şoföre sordu “Oğlum, sen İstanbullu musun?” Şoför “ yok teyze Erzurumluyum.” Dayanamadı yine sordu “Alevi misin?” Şoför akıllı adammış cevap vermedi.

Halep’te arabamızla bir yere gidiyoruz. Yolumuzun üstünde bir Hristiyan’a ait çok gösterişli ve birkaç katlı bir villa vardı. O gün binanın önünde çok çiçek vardı. Safa hanım çiçekleri görünce gene dayanamadı. Dur bakayım buraya yeni bir mağaza açılmış galiba girip bir bakalım ne satıyorlar dedi. Emir büyük yerden durdum. Ben gelmem sen bak gel dedim. Gidiyor kapıdan içeri giriyor. İçerde buyurun hanımlar bu tarafa diyorlar. Meğer cenaze evi imiş.

Yine bir ahbapları ziyarete gitmiştik. Hanımlar kendi arasında biz erkeklerde kendi aramızda sohbet ediyoruz. Bir ara Safa Hanım sordu. “Fatma Hanım nasıl iyi mi?” Fatma Hanım öldü dediler.” Safa Hanım oh oh maşallah allah iyilikler versin, eşi nasıl?” dedi. Hanımlar şaşkınlıkla eşi de öldü dediler. Safa hanım yine “oh oh maşallah allah iyilikler versin” dedi. Kulağımı işaret ederek kulağındaki apareyin kapalı olduğunu işaret ettim. Açınca da sorduğun kişiler ölmüş dedim. Çok utandı mahcup oldu.
Kızımızı ziyarete gittik. Evde daimi yanlarında kalan Finli bir hizmetçi ile birde temizliğe gelen bir hanım var. Ben torunlarımla meşgul iken Safa Hanımdan uzun konuşma sesleri gelmeye başladı. Kiminle konuşuyor acaba diye merak ederek sesin geldiği yere gittim. Baktım Finli hizmetçiyi karşısına oturtmuş onunla konuşuyor, daha doğrusu Safa hanım konuşuyor kız dinliyor. Kızcağıza sormuş “sen hangi dindensin?” O’da Budist olduğunu söylemiş. O’na uzun uzun Müslümanlığın güzelliklerinden bahsediyor. “Yahu sana ne dedim kızın dininden, bırak ta işini yapsın.”

Yine bir gün çok önemli şeyler anlatıyorum, anlamış gibi başını sallıyor. Birden sordum; “ben şimdi ne söyledim?” Cevap yok öylece yüzüme bakıyor. Tekrar sordum” ben şimdi ne söyledim?” Anladım ki kulağındaki aparey kapalı. Ghassan Bey bunu anlatınca Safa Hanım “ bazen beni ilgilendirmeyen o kadar çok şey anlatıyor ki apareyi kapatıyorum” dedi.

Kızkardeşi Nouha Ghassan Hanımda şunları anlatmıştı; Safa ablamın torunu Louma çarşıda alışveriş yaparken bir dükkânın camına yapıştırılmış bir kâğıt görüyor. Kâğıtta şöyle yazıyor. Elemsiz (acısız) kulak delinir. Eve gelince anneannesi Safa Hanıma söylüyor. O da birkaç gün sonra yanlışlıkla yandaki dükkâna girip adama soruyor “elemsiz sen mi deliyorsun?” Adamcağız şaşkınlıkla bakakalıyor.

Halep’te çok güzel eşofmanlar yapılır. Antuvan isminde bir Hristiyan dükkâncı vardı çok güzel şeyler satardı ve Safa’da hep kızlarla oraya giderlerdi. Safa eşi Ghassan Beyle birlikte yine bu dükkâna gidiyorlar. Dükkâncı da o yıllarda hem çok yaşlanmıştı hem de çok şişmandı birde şeker hastalığı vardı. Giriyorlar içeri, “merhaba Antuvan, merhaba Safa Hanım, nassın eyimisin, ne arzu ediyorsun, eee kızlara eşofman istiyorum girişinden sonra şunu istiyorum, bunu istiyorum şeklinde devam ediyor. Antuvan da biraz önce yemek yemiş, şekerden dolayı da uykusu gelmiş, pantolon kemeri de sıkmış. Safa çıkarılanlara bakarken o da pantolonun kemerini açmış. Bunları beğenmeyen Safa şunu da indir bunu da indir diye adamı zorlarken ellerini yukarı kaldıran adamın pantolonu düşüyor. Adam kalıyor pantolonsuz. Pantolonu çekecek ama çok şişman çekemiyor bir türlü. Bu sefer Safa yardım ediyor çekiyor çekiyor oda bir türlü çekemiyor ve tam o sırada bir karı koca içeri giriyorlar. Adam şaşırıyor “aman ne oluyor burada” diyor ama eşi merak etme Anuvan’ın panolunu düşmüş Safa ona yardım ediyor diyerek eşini sakinleştiriyor. Şansa bakın ki gelenler yabancı değil yoksa tam bir rezalet olacak.

Gecenin saat 01.00 ne kadar sohbetimiz devam etti. Kuzenim Mustafa Çapanoğlu, abi yanınızda fotoğraf makinesi var mı diye sordu. Çantamdan makinemi çıkardım. Ghassan Bey, makineyi bana verin “Çapanoğullarının” topluca bir resmini çekeyim dedi. Safa Hanım “aman o çekmesin, bir lokantada resmini çekeyim dedi, resmi fotoğrafçıdan aldık arkamda garson duruyor.”

29.09.2016


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00