BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
212
Dün
:
4601
Toplam
:
13178829
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEYİN TORUNU BAYAN SAFA TERMANİNİ ASWAD ANLATIYOR (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Benim çocukluğum çok güzel geçti, dedem Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey ve nenem Asiye Hanım beni çok nazlı büyüttüler. Dedem Çapanoğlu Ziya Bey Çapanoğulları Hadisesi sırasında yakalanmamak için Yozgat’tan kaçıyor. Gündüzleri mezarlara saklanıp geceleri yürüyerek kaçıyor. Bir seferinde saklandığı mezarda büyük bir yılanla karşılaşıyor. Çok korkuyor, çocukken anlatılan efsaneler aklına geliyor, o korku içinde yılana “Şahmeranın aşkı için bana dokunma” diyor. Yılan akıp gidiyor. Babam bu maceralarla Suriye’ye ulaşıyor.

Daha sonra da nenem Asiye Hanım (Ziya Bey’in eşi), annem Naile Banu Hanımı alıp Yosgat'tan İstanbul’a geliyor. Buradan da sultanlarla birlikte vapur ile Lübnan’a dedemin yanına geliyorlar.(Bkz. Yozgat Gazetesindeki köşem“YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY”)

Ben doğduğumda babam Absüsselam Bey hapisteymiş. İki ay sonra çıkmış.Lübnan Fransız sömürgesi iken Hizb-ul Vatan üyesi oldukları için hapsedilmişler. Babam hapiste iken, Sultan Abdülhamit’in gelini Melek Sultan ile annem,nenem ve dedem beni bir küçük bebek arabası ile ona götürürlermiş. Tabi kucağına alamazmış… Sonra hepsi çıkmışlar. Bakan oldular Cumhur reisi oldular. Halep’in Şam’ın en güçlü insanları oldular. Benim küçüklüğüm Çapanoğulları ile Çelebilerin (Mevlevi şeyhi Celalettin Çelebi ailesi) arasında geçti. İzzet Teyze (Celalettin Çelebinin annesi) ile nenem büyüttüler beni. Ben dergâha gider derviş Ferhat dedenin kucağında otururdum. Dedem Yusuf Ziya Bey ben 12 yaşında iken üreden öldü(1954-1955).Hâlbuki yemesine içmesine çok bakardı ve çok güzel kanun çalardı. Bana dedi ki sende bir alet çalmayı öğren. Bende piyano çalmayı öğrendim. Ben ne zaman evde kaybolsam dedemin kucağında bulurlardı.

Sonra babam (Abdüsselam Bey)elçi olarak annemle (Naile Banu Hanım) birlikte Mağrib’e(Morokko) gitti. Annem hiç sevmedi Mağrip’i ve ahalisini, iki sene sonra döndü. Babamda hastalandı böbreğinde taşlar oldu. Babam ben artık bir yerlere gidemem gelemem dedi. Yurt dışında görev istemedi ama Mahrip sultanının gelini bizim çok iyi ahbabımız oldu. Ben Halep’te evvela Saint Joseph okuluna gittim. Orada bir rahibe vardı beni çok severdi. Piyanoyu güzel çaldığım için her gösteride beni çıkarırdı. Çok severdim piyano çalmayı çok meraklıydım. Babam Otel Baron ile ilgili bir dava aldı. Davayı kazanınca otelin sahibi mösyö Koko babama sormuş sana ne vereceğim diye. O da kuyruklu bir piyano getirt demiş. Çok güzel bir piyano Halep’e geldi.

Hayatım güzeldi Fransızca, Arapça, Türkçe biliyordum. Sonra babam çok büyük bir ev aldı tam papaz okulunun karşısında kardeşlerimle birlikte o okulda okuduk. Lisemi orda bitirdim. Çalışkan bir talebe değildim. Ama çok terbiyeli bir şekilde yetiştirildik. Nenem Asiye Hanım sultanlardan gördüklerini aynen bize de öğretirdi. Mesela oturduğumuz vakit nasıl oturacağız birisi girdimi mutlaka ayağa kalkacağız, nasıl el öpeceğiz, nasıl reverans yapacağız. Ben de öğrendim hep Melek Hanımdan.

Asiye nenem 94 yaşında namaz seccadesi üzerinde vefat etti. Sonra ben Hukuk Fakültesine girdim. Babam benim Şam’da Fransız Fakültesinde okumamı istemedi. Ben burada Hukuk Fakültesinde ders veriyorum sende orada oku dedi.

18 yaşında 23 yaşına kadar ben her sene nişanlanırım babam istemez. Halep’te, Humus ’ta çok talibim oldu babam vermedi, nikâha varırız babam vazgeçer vermez. Halep’te,Humus’ta beni istemeyen kalmadı. Babamın bu tutumuna benim de çok canım sıkılıyordu. Bu efendi (eşi Ghassan Bey’i işaret ediyor), benim eşim Ghassan Mühendislik okuyordu benim fakültemin yanında. Anne, babası da bizim ahbabımızdı. Yapıştım buna sene 1964. O’da askerliğini yapıyordu 1967 yılında evlendik. Sonra Suudi Arabistan’da bir yatta kaldı 23 sene bir prens için villalar yaptı. İşi güzeldi, bende çok güzel bir hayat yaşadım hem babamın yanında hem eşim Ghassan’ın yanında. Hele annemlerle birlikte iken hanımların kabul günleri vardı bu kabul günlerinde giymek için terziler içerde bana ne elbiseler diktiler. Bayramlarda eve terziler gelirdi. Hem bizlere hem de yakınımızdaki fakir kadın ve kızlara elbiseler dikilirdi. Dadılı, hizmetçili, büyüdük.

Babam annemi çok sevdi. Aldığı 22 odalı evi ve tarlaları hep annemin üstüne yaptı. Sonra babam vezir (bakan) oldu Şam’da. Sıhhat veziri. Annem ve babam Şam da iki sene kaldılar, Okulumuz Halep’te olduğundan ben nenemle kaldım. Tatillerde bizde yanlarına giderdik. Babam çok yüksek insanlarla yaşadı Suriye de ve Lübnan da. Cemal Abdülnasır, Velid Canbolat, oğlu Timur Canbolat falan… Babam çok büyük davalar aldı ve kazandı. Haram yemeyen işini düzgün yapan bir insandı. Bu yüzden çok geniş bir çevresi oldu. Bu 22 odalı evin alt katına kendisi için beş odalı bir büro yaptı âlem görmeye gelirdi. Halep’te en iyi avukatlar babamın yanında staj yaptılar.

Babam Abdüsselam Bey’in babası İbrahim Termanini, Halep’te kadı idi. Ezher de okumuş. Halep dünya güzeli bir memleketti. Hep iyiler oradaydı. Annemin arkadaşları Türk hanımlar çok önemli insanlarla evlendiler. Yani ne diyeceğim hayal gibi, işte öyle çok güzel bir hayatımız oldu. Dört kızımız oldu. Annem de çok güzel bir hayat yaşadı. Amma ne çare Maha’ya hamile iken böbreğinin üzerinde üç kilo bir tümör çıktı. Çok meşhur bir Fransız doktor vardı, o ameliyat etti. Dokuz saat ameliyatta kaldı. Kalbi durmuş yeniden çalıştırmışlar. Böbreği aldılar tahlil ettiler kötü bir şey çıkmadı. Bir ay hastanede kaldı. Elli üç sene tek böbrekle yaşadı.

Başer Esad’ın Babası Hafız Esad babamı vezir (Bakan) etmişti annemle birlikte Kuveyt’e gittiler. Hukuk Fakültesinde doktora yapanların diplomalarını babam imzalardı. Annem o sırada hastalanmış “beni Halep’e götürün” demiş. Babam ve kardeşim Rıdvan hususi tayyare ile Halep’e getirdiler. İki ay sonra 69 yaşında iken vefat etti Temmuz’un altısında.Ölmeden önce üzerindeki bütün malı mülkü babama devretti. Vasiyet ettiki “ öldüğümde beni annemin yanına koyun.” Babam ona bir kabir yaptırdı, âlem görmeye giderdi. Mezar taşına bir şiir yazdı. “Bu benim karım, ben Allahtan sonra ona taparım. Bu çok nebil (yüksek meziyet ve onur sahibi) bir ailenin kızı. Ailesine saygı duyarım. Bu çok nebil kadına ne yaptıysam ona az. Buraya geldiyseniz ona bir Fatiha okuyunuz anlamımda bir şiir.

Kız kardeşim Nouha babamla birlikte Dubai’ye geldiler, babam vefat edene kadar evlenmedi ona baktı. Vefat edince annemin üzerine gömüldü. Nouha sonra iki sene Fransa’ya gitti dil öğrendi oradan döndükten sonra Halep’te Fransızca tedrisat yapan bir yüksekokul açtı. Şimdi Halep’te harp var o’da Mersin’e yerleşti.

Eşim Ghassan, Halep’te çok güzel bir ev almıştı. Bütün eşyalarımızı İtalya’dan getirtmiştik ve evin tapusunun yarısını Ghassan benim üstüme yapmıştı. Ama 10 sene önce harp çıktı hepsini öylece bıraktık. Önce kızlarım Louma ve Souha evlenip Dubai’ya gittiler Sonra Lina fakültesini bitirdi o da kardeşlerinin yanına gitti. Zeyna da bilgisayarı bitirdi o da gitti Dubai’ye. Sonra bizde gittik. Ghassan orada zengin bir Filistinli ile dört yıl birlikte iş yaptılar. Şimdi emekli oldu.

Kaynanam ve kayınpederim de çok zengindiler, Antakyalıydılar. Kayınpederim de kadı idi. Önce karısını Şam’a gönderdi ve sonra kendi de gitti. Tebaasını Suriye yaptı çünkü Suriye Lübnan çok iyi idi. Zenginlik vardı, refah vardı. Halep, Beyrut doğunun Paris’iydi. Antakya’daki arazilerinden ne çıkarsa hep Suriye de ki bankaya yatırılıyordu. Kaynanam kayınbabam vefat etti. Paralar kaldı orada(Suriye’de). Bu harp çok kötü oldu çok kötü.

/////////////////////////////////////////////

Sayın İsmail Arslan Beyefendi, merakınızı mucip olarak gazeteye gönderdiğiniz sorunuza yeğeni değerli akrabam Sayın Doğan Çapan’dan doyurucu bir cevap geldi. Ben de size iletiyorum. Evet, buyurduğunuz gibi rahmetli İsa Saffet Çapan Eymir’de öğretmenlik yapmış. Bu döneme ait fotoğraflar da Sayın Doğan Çapan’ın arşivindeymiş. İşte o fotoğraflardan bazıları.





12.09.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00