BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
194
Dün
:
4633
Toplam
:
14638746
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEYİN TORUNU BAYAN SAFA TERMANİNİ ASWAD ANLATIYOR (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Benim çocukluğum çok güzel geçti, dedem Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey ve nenem Asiye Hanım beni çok nazlı büyüttüler. Dedem Çapanoğlu Ziya Bey Çapanoğulları Hadisesi sırasında yakalanmamak için Yozgat’tan kaçıyor. Gündüzleri mezarlara saklanıp geceleri yürüyerek kaçıyor. Bir seferinde saklandığı mezarda büyük bir yılanla karşılaşıyor. Çok korkuyor, çocukken anlatılan efsaneler aklına geliyor, o korku içinde yılana “Şahmeranın aşkı için bana dokunma” diyor. Yılan akıp gidiyor. Babam bu maceralarla Suriye’ye ulaşıyor.

Daha sonra da nenem Asiye Hanım (Ziya Bey’in eşi), annem Naile Banu Hanımı alıp Yosgat'tan İstanbul’a geliyor. Buradan da sultanlarla birlikte vapur ile Lübnan’a dedemin yanına geliyorlar.(Bkz. Yozgat Gazetesindeki köşem“YILMAZ GÖKSOY, SABRİ KOÇAK VE HAYATI ROMAN ÇAPANOĞLU YUSUF ZİYA BEY”)

Ben doğduğumda babam Absüsselam Bey hapisteymiş. İki ay sonra çıkmış.Lübnan Fransız sömürgesi iken Hizb-ul Vatan üyesi oldukları için hapsedilmişler. Babam hapiste iken, Sultan Abdülhamit’in gelini Melek Sultan ile annem,nenem ve dedem beni bir küçük bebek arabası ile ona götürürlermiş. Tabi kucağına alamazmış… Sonra hepsi çıkmışlar. Bakan oldular Cumhur reisi oldular. Halep’in Şam’ın en güçlü insanları oldular. Benim küçüklüğüm Çapanoğulları ile Çelebilerin (Mevlevi şeyhi Celalettin Çelebi ailesi) arasında geçti. İzzet Teyze (Celalettin Çelebinin annesi) ile nenem büyüttüler beni. Ben dergâha gider derviş Ferhat dedenin kucağında otururdum. Dedem Yusuf Ziya Bey ben 12 yaşında iken üreden öldü(1954-1955).Hâlbuki yemesine içmesine çok bakardı ve çok güzel kanun çalardı. Bana dedi ki sende bir alet çalmayı öğren. Bende piyano çalmayı öğrendim. Ben ne zaman evde kaybolsam dedemin kucağında bulurlardı.

Sonra babam (Abdüsselam Bey)elçi olarak annemle (Naile Banu Hanım) birlikte Mağrib’e(Morokko) gitti. Annem hiç sevmedi Mağrip’i ve ahalisini, iki sene sonra döndü. Babamda hastalandı böbreğinde taşlar oldu. Babam ben artık bir yerlere gidemem gelemem dedi. Yurt dışında görev istemedi ama Mahrip sultanının gelini bizim çok iyi ahbabımız oldu. Ben Halep’te evvela Saint Joseph okuluna gittim. Orada bir rahibe vardı beni çok severdi. Piyanoyu güzel çaldığım için her gösteride beni çıkarırdı. Çok severdim piyano çalmayı çok meraklıydım. Babam Otel Baron ile ilgili bir dava aldı. Davayı kazanınca otelin sahibi mösyö Koko babama sormuş sana ne vereceğim diye. O da kuyruklu bir piyano getirt demiş. Çok güzel bir piyano Halep’e geldi.

Hayatım güzeldi Fransızca, Arapça, Türkçe biliyordum. Sonra babam çok büyük bir ev aldı tam papaz okulunun karşısında kardeşlerimle birlikte o okulda okuduk. Lisemi orda bitirdim. Çalışkan bir talebe değildim. Ama çok terbiyeli bir şekilde yetiştirildik. Nenem Asiye Hanım sultanlardan gördüklerini aynen bize de öğretirdi. Mesela oturduğumuz vakit nasıl oturacağız birisi girdimi mutlaka ayağa kalkacağız, nasıl el öpeceğiz, nasıl reverans yapacağız. Ben de öğrendim hep Melek Hanımdan.

Asiye nenem 94 yaşında namaz seccadesi üzerinde vefat etti. Sonra ben Hukuk Fakültesine girdim. Babam benim Şam’da Fransız Fakültesinde okumamı istemedi. Ben burada Hukuk Fakültesinde ders veriyorum sende orada oku dedi.

18 yaşında 23 yaşına kadar ben her sene nişanlanırım babam istemez. Halep’te, Humus ’ta çok talibim oldu babam vermedi, nikâha varırız babam vazgeçer vermez. Halep’te,Humus’ta beni istemeyen kalmadı. Babamın bu tutumuna benim de çok canım sıkılıyordu. Bu efendi (eşi Ghassan Bey’i işaret ediyor), benim eşim Ghassan Mühendislik okuyordu benim fakültemin yanında. Anne, babası da bizim ahbabımızdı. Yapıştım buna sene 1964. O’da askerliğini yapıyordu 1967 yılında evlendik. Sonra Suudi Arabistan’da bir yatta kaldı 23 sene bir prens için villalar yaptı. İşi güzeldi, bende çok güzel bir hayat yaşadım hem babamın yanında hem eşim Ghassan’ın yanında. Hele annemlerle birlikte iken hanımların kabul günleri vardı bu kabul günlerinde giymek için terziler içerde bana ne elbiseler diktiler. Bayramlarda eve terziler gelirdi. Hem bizlere hem de yakınımızdaki fakir kadın ve kızlara elbiseler dikilirdi. Dadılı, hizmetçili, büyüdük.

Babam annemi çok sevdi. Aldığı 22 odalı evi ve tarlaları hep annemin üstüne yaptı. Sonra babam vezir (bakan) oldu Şam’da. Sıhhat veziri. Annem ve babam Şam da iki sene kaldılar, Okulumuz Halep’te olduğundan ben nenemle kaldım. Tatillerde bizde yanlarına giderdik. Babam çok yüksek insanlarla yaşadı Suriye de ve Lübnan da. Cemal Abdülnasır, Velid Canbolat, oğlu Timur Canbolat falan… Babam çok büyük davalar aldı ve kazandı. Haram yemeyen işini düzgün yapan bir insandı. Bu yüzden çok geniş bir çevresi oldu. Bu 22 odalı evin alt katına kendisi için beş odalı bir büro yaptı âlem görmeye gelirdi. Halep’te en iyi avukatlar babamın yanında staj yaptılar.

Babam Abdüsselam Bey’in babası İbrahim Termanini, Halep’te kadı idi. Ezher de okumuş. Halep dünya güzeli bir memleketti. Hep iyiler oradaydı. Annemin arkadaşları Türk hanımlar çok önemli insanlarla evlendiler. Yani ne diyeceğim hayal gibi, işte öyle çok güzel bir hayatımız oldu. Dört kızımız oldu. Annem de çok güzel bir hayat yaşadı. Amma ne çare Maha’ya hamile iken böbreğinin üzerinde üç kilo bir tümör çıktı. Çok meşhur bir Fransız doktor vardı, o ameliyat etti. Dokuz saat ameliyatta kaldı. Kalbi durmuş yeniden çalıştırmışlar. Böbreği aldılar tahlil ettiler kötü bir şey çıkmadı. Bir ay hastanede kaldı. Elli üç sene tek böbrekle yaşadı.

Başer Esad’ın Babası Hafız Esad babamı vezir (Bakan) etmişti annemle birlikte Kuveyt’e gittiler. Hukuk Fakültesinde doktora yapanların diplomalarını babam imzalardı. Annem o sırada hastalanmış “beni Halep’e götürün” demiş. Babam ve kardeşim Rıdvan hususi tayyare ile Halep’e getirdiler. İki ay sonra 69 yaşında iken vefat etti Temmuz’un altısında.Ölmeden önce üzerindeki bütün malı mülkü babama devretti. Vasiyet ettiki “ öldüğümde beni annemin yanına koyun.” Babam ona bir kabir yaptırdı, âlem görmeye giderdi. Mezar taşına bir şiir yazdı. “Bu benim karım, ben Allahtan sonra ona taparım. Bu çok nebil (yüksek meziyet ve onur sahibi) bir ailenin kızı. Ailesine saygı duyarım. Bu çok nebil kadına ne yaptıysam ona az. Buraya geldiyseniz ona bir Fatiha okuyunuz anlamımda bir şiir.

Kız kardeşim Nouha babamla birlikte Dubai’ye geldiler, babam vefat edene kadar evlenmedi ona baktı. Vefat edince annemin üzerine gömüldü. Nouha sonra iki sene Fransa’ya gitti dil öğrendi oradan döndükten sonra Halep’te Fransızca tedrisat yapan bir yüksekokul açtı. Şimdi Halep’te harp var o’da Mersin’e yerleşti.

Eşim Ghassan, Halep’te çok güzel bir ev almıştı. Bütün eşyalarımızı İtalya’dan getirtmiştik ve evin tapusunun yarısını Ghassan benim üstüme yapmıştı. Ama 10 sene önce harp çıktı hepsini öylece bıraktık. Önce kızlarım Louma ve Souha evlenip Dubai’ya gittiler Sonra Lina fakültesini bitirdi o da kardeşlerinin yanına gitti. Zeyna da bilgisayarı bitirdi o da gitti Dubai’ye. Sonra bizde gittik. Ghassan orada zengin bir Filistinli ile dört yıl birlikte iş yaptılar. Şimdi emekli oldu.

Kaynanam ve kayınpederim de çok zengindiler, Antakyalıydılar. Kayınpederim de kadı idi. Önce karısını Şam’a gönderdi ve sonra kendi de gitti. Tebaasını Suriye yaptı çünkü Suriye Lübnan çok iyi idi. Zenginlik vardı, refah vardı. Halep, Beyrut doğunun Paris’iydi. Antakya’daki arazilerinden ne çıkarsa hep Suriye de ki bankaya yatırılıyordu. Kaynanam kayınbabam vefat etti. Paralar kaldı orada(Suriye’de). Bu harp çok kötü oldu çok kötü.

/////////////////////////////////////////////

Sayın İsmail Arslan Beyefendi, merakınızı mucip olarak gazeteye gönderdiğiniz sorunuza yeğeni değerli akrabam Sayın Doğan Çapan’dan doyurucu bir cevap geldi. Ben de size iletiyorum. Evet, buyurduğunuz gibi rahmetli İsa Saffet Çapan Eymir’de öğretmenlik yapmış. Bu döneme ait fotoğraflar da Sayın Doğan Çapan’ın arşivindeymiş. İşte o fotoğraflardan bazıları.





12.09.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00