BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CEBBÂRZÂDE (ÇAPANOĞLU) MEHMED ÂRİF BEY
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Şeyh Ahmed Muhtar er-Rufâî ona, “Kravatlı Evliy┠lakabını takmıştı. Osmanzâde Hüseyin Vassâf, onu şöyle tarif ediyor; “Uzun boylu, beyaz sakallı, mütenâsibü’l-endâm ( çok orantılı bir endam) idi. Sokağa çıkarlarsa setre pantolon, kolalı gömlek giyerler; temiz gezerlerdi. Hamzeviyyü’l-meşreb (yumuşak başlı), sünniyyü’l-mezheb (sünni mezhepli) idi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, dağılma sürecine girdiği, içte ve dışta buhranların yaşandığı, devletin ve toplumun her alanında batılı anlamda reformların yapıldığı bir dönem olarak adlandırılan 1800-1920 yılları arasında Üsküdar’da yaşayan ve “Çapanzâde, Cebbârzâde” adlarıyla anılan Mehmed Ârif Bey, Temmuz 1828’de Rumelihisarı civarındaki Baltalimanı’nda doğmuştur.

Mekteb-i İrfan’da tahsil hayatına başlayan Ârif Bey, on dokuz yaşında bu okuldan mezun olmuştur. Daha sonra Babıali Mâliye Kalemi, Hazine-i Mâliye Bedelât Kalemi ve Nizâmiye Kâtipliği’nde memuriyetlerde bulunmuş ve 1880’de kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır.

Hem tasavvufî birikime son derece hâkim olmuş hem de ilmî derinliği ve üretkenliğiyle çok sayıda eser kaleme almış bir mutasavvıftır. Eserlerin çoğu şerh türünden olmakla beraber çok sayıda şiir içermektedir. Bu da Cebbârzâdenin “şârih” (şerh eden, ayrıntılı anlatan) olmasıyla birlikte aynı zamanda bir şair de olduğunun da göstergesidir. Hele kayıp eserlerinden sayılan Divançesi de şairliğine bir delildir. Şeyh Ebu’l-Vefâ’nın şiirine yaptığı şerhten hareketle Mehmet Arif Bey’in, tasavvuf bilgisine sahip olduğunu ve çok sayıda ayet ve hadise başvurduğunu söylemek mümkündür. “Bende sırr-ı irşâd (yol gösterme sırrı) yoktur” diye başkalarına yol gösterici olmaktan çekinmiş ise de, aksine herkesten bir şeyler öğrenme gayretinde bulunmuştur. Mehmet Arif Bey’in hayatıyla ilgili çok geniş bir bilgi bulunmamaktadır. Eserlerinin de çoğu kayıp ve kütüphanelerde rastlanmamaktadır. Hayatı ile ilgili en doğru ve detaylı bilgiler kendisiyle sık sık görüştüğünü, eserlerini okuduğunu ve feyizlendiğini de ifade eden Hüseyin Vassaf Beyin “Sefine-i Evliyasında” mevcuttur. Sefîne-i Evliyâ’da yer alan şu iki beyti, onun şairlik kudretinin de olduğunun göstergesidir:

Dil-beste olup aşk ile baksaydı sümbüle
Bülbül koparırdı yine ol demde gulgule
Çün bâd-ı sabâ bir daha vir goncadan güle
Gül-şen görünür âteş-i aşk bülbüle (Osmânzâde Hüseyin Vassâf, 2006: 214)2

Gönül bağlayıp âşk ile baksaydı sümbüle
Bülbül şamata koparırdı ol nefeste
Sabah rüzgârı goncadan bir gül ver
Çünkü aşk ateşi bülbüle gül bahçesi gibi görünür

33 yıl devlet hizmetinde bulunan Ârif Bey, emekli olduktan sonra Çengelköy Bekâr Deresi’ndeki Doktor İrfan Bey Köşkü’nü kiralayarak hayatının geri kalanını eser telifine vermiştir. Muharrem 1339 (Eylül 1921)’de oturduğu bu evde vefat etmiş ve masrafları “ceybi hümayundan”(padişahın özel bütçesi, hazinesi) karşılanmak suretiyle vasiyeti üzerine Nakkaştepe kabristanına defnedilmiştir (Bursalı Mehmed Tâhir, 2000: 346; İnal, 1988: 39).
Genellikle şerh türünde (ayrıntılı anlatım) eserler yazan Cebbârzâde Mehmet Arif Bey, kaynakların bildirdiğine göre 17 eseri vardır.
Bu eserleri şöyle sıralamak mümkündür:
1. Fıkh-ı Keydân Tercümesi
2. Atiyye-i Sübhâniyye Şerhu Gavsiyye-i Geylâniyye
3. Hazîne-i Nûr
4. Celb-i Sürûr ve Selb-i Küdûr
5. Kitâbu’l-Hakâyık
6. Şerh-i Gül-deste-i İsmet (İsmet-i Buhârî’nin Nutku)
7. Miftâhu Hazâinü Rahmaniyye fi- Memleketi Vücûdü’l-İnsâniyye
8. Şu’ûnatu Hak alâ mâ-Cerâ’s-sebak
9. Hazâinü Envâr ve Defâinü Esrâr
10. Tuhfe-i Şemsiyye
11. Vâridât-ı Seferiyye
12. Tuhfe-i Seyfiyye
13. İstid’â-yı Merhamet
14. Zeyl-i Vâridât-ı Seferiyye
15. İzâhu’l-Merâm alâ Delâlet-i Seyyidi’l-Enâm
16. Divançe-i Eş’âr
17.Dâfiu’z-Zulem Min Kulûbü’l-Ümem:

Dâfiu’z-Zulem Min Kulûbü’l-Ümem: Cebbârzâde’nin, Şeyh Ebu’l-Vefâ hazretlerinin “Evvel tevhîdi zikr et sonra cürmünü fikr et / Var yoluna doğru git dervîş olayım dersen” şeklinde başlayan şiirine yaptığı şerhtir. Bu eserin iki nüshası tespit edilebilmiştir. Bu nüshalardan biri Süleymaniye Kütüphanesi Aziz Mahmud Hüdâî 544 numarada kayıtlıdır (Turgut, 2009: 73). Diğer nüsha ise aşağıda tanıtılan ve bu çalışmaya konu edilen İstanbul Üniversitesi’ndeki nüshadır. Cebbârzâde’nin Şeyh Vefâ Nutku’nun şerhi olarak bilinen eseri, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi T 697 numarada kayıtlı yazmanın 49a-65a varakları arasında Dâfi’u’z-Zulem Min Kulûbü’l-Ümem adıyla yer almaktadır. Eserine besmeleden sonra Arapça bir dua ile giriş yapmıştır.

Vasiyeti üzere Nakkaştepe’ye defnolunan Cabbârzade Arif Bey’de unutulmayı hak etmeyen o eski Üsküdarlılardan biridir. Adının başında bulunan Cabbârzade künyesi, bu hazin hayat hikâyesinin aksine zengin ve hareketli bir tarihe işaret etmektedir. “Cabbârzâdeler”, aslında “Çapanzâde” veya “Çapanoğulları” adıyla bilinen ve bir zamanlar Bozok (Yozgat) Sancağı’nda hüküm sürmüş olan köklü bir âyan ailesidir. Muhtemelen Mamalu Türkmenleri’nden olan ailenin tarih sahnesinde ve vali olarak otorite sahibi olmuş bu ailenin adı, hem İslamlaşma sürecinin hem de güce dayalı faaliyetlerinin etkisiyle XVIII. Yüzyılın başlarından beri “Cabbârzâde” olarak da anılmaktadır.

Kaynakça:
Osmânzâde Hüseyin Vassâf, 2006: 212

Ahmet AKDAĞ- şeyh ebu’l-vefâ’nın tasavvufî bir şiirine cebbârzâde mehmed ârif bey tarafından yapılan şerh: dâfi’u’z- zulemmin kulûbü’l-ümem

Younıs Ahmed Adam Yahya- Cebbarzâde Muhammed Arif Bey ve Miftâhu Hazâini Rahmâniyye Fî Memleketi Vücûdi’l-insâniyye


04.08.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00