BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
261
Dün
:
4633
Toplam
:
14652604
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ESKİ YOZGAT’TAN İNSAN MANZARALARI (4)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir şehrin ileri gelen kişileri makam ve mevkileri nedeniyle zaman zaman hatırlanır, anılırlar. Ama bazı kişiler vardır ki onarla ilgili anılar, anekdotlar, yaşananlar her vesile ile tekrarlanır. Hayatta iseler kulakları çınlatılır, vefat etmişlerse rahmetle anılırlar. 1940 lıyıllarda Yozgat’ın şehir nüfusu 9.000 civarındaydı. Yozgat’ın çarşı esnafı işlerin tavsadığı zamanlarda bir araya gelir ortalığı kumrudurlardı(karıştırırlardı). Bunların elebaşısı da Belediye nikâh memuru Bekir Sıddık Seyfi, namı diğer Kel Bekir’di. Bekir bey, aslında çok fedakâr yardımsever birisiydi. Kardeşininiki çocuğundan birisini evlat edinmiş onlarıyetiştirmek için evlenmemişti. Kulakları olduğundan biraz büyükçe, Hitler bıyıklı bir zat-ı muhterem idi. Onunla ilgili onlarca anı varsa da ben bu yazımda hoşuma giden bir kaç anıyı sizlerle paylaşacağım. İnanıyorum ki yazımı okuduktan sonra sizlerde kulağınıza gelen bazılarını hatırlayıp rahmetle anacaksınız.
Bekir daha ortaokuldayken tabiat bilgisi dersinde öğretmen sorar “bir çocuğu yılan sokunca ne yapılır?” Bekir yanındaki arkadaşının kulağına fısıldar “ılıngaç’a (salıncak) koyar sallarız.” Cevabı öğrenen arkadaşı hemen ayağa kalkar hocam, hocam diye parmak kaldırır. Talebesinin kapasitesini bilen öğretmen “dur bakalım sen bir cevher yumurtlayacaksın ya söyle bakalım ne yapılır” deyince ılıngac’a kor sallarız der. Öğretmen de “o söz senin değil yanındaki piç’inbiliyom” diye cevap verir.

Yozgat’ta Piyade alayı vardı. Bekir de askerliğini Yozgat’ta piyade alayında yapmıştı. Bir gün alay Abdullanın bostanında teftişten geçiyor. Gelen paşa teftişi yaparken aniden bir bölüğün önünde durur iki kişiyi yakasından tutar beş adım öne çeker ve “siz şurada durun” der. Teftiş bittikten sonra alay komutanına şöyle söyler “bunlara dikkat et, bunların ikisi bu koca alayı karıştırır”.O iki kişiden birisi Kel Bekir’dir.

Bir gün alay üç tabur ve aralarında epey bir mesafe olarak Sorgun tarafına gece yürüyüşüne çıkar. Bekir de sondaki üçüncü taburdadır. Alay Muslubelen’i çıkınca gecenin karanlığı ve sessizliğinde yaaaaat! Diye bir komut verilir. Tabur yatar, kalk komutu gelmeyince de gecenin yorgunluğu ile uykuya dalarlar. Bu arada Çalatlı’ya varan birinci ve ikinci taburlar beklerler ki üçüncü tabur da gelsin ama üçüncü taburdan haber yok. Komutan haber almak için birisini gönderir ki üçüncü tabur yatmış uyuyor. Gelen asker sorar “ne oldu, niye yatıyorsunuz ?” Derler ki komut geldi yatın diye bizde yattık. Günler sonra bu işin altında da Kel Bekir’in parmağı olduğu ortaya çıkar.

Bir anekdot da yeğeni değerli eniştem Veteriner Vedat Manacıoğlu’ndan; Bekir Bey, bir ara kafayı Yozgat meteoroloji istasyonunda çalışan görevliye takmış. Her gece oradan geçerken bahçedeki yağmur suyu ölçme istasyonuna çişini yapıyormuş. Memur da biriken suyu sabah telsizle Ankara’ya bildiriyormuş.Birkaç gün böyle devam edince genel müdürlükten aramışlar. Demişler ki “ üç günde bir aylık yağış miktarı bildirdiniz, ne oluyor Yozgat’ı sel mi götürüyor?”

Bayındırlık müdürlüğünde yaşlı bir hizmetli vardı. Nohutlunun eteğinde Çatak mahallesinde otururdu. Bekir Bey bir muziplik olsun diye müezzine biraz para verip onun salasını verdirir. Karısı “yiğidim ölmüş, yiğidim ölmüş” diye dizlerine vura vura ağlayarak Bayındırlık müdürlüğüne gelir ki kocası sapasağlam oturuyor. Zavallı kadın, nereden baksan 15-20 dakika süren bir yolu perişan bir vaziyette koşmuştu.

Yine başka bir gün bu sefer de Emekli Emniyet müdürümüz Sayın Aykut Cengiz Engin Beyin babası Şair Mehmet Bey’e aynı şeyi yapar. Mehmet Bey, Bekir Bey ve dostları her sabah önce kahvede buluşup bir sabah kahvesi içtikten sonra işlerine giderlermiş. O sabah şair Mehmet Bey geç kalmış. Bunu fırsat bilen Bekir Bey hemen cami hocasına sala verdirmiş. Bir şeyden haberi olmayan Mehmet Bey çarşıya doğru yürürken karşılaştığı kimselerin kendisine şaşkınlıkla baktığını fark eder ama bir şey de sormaz. Çarşıya vardığında durumdan haberi olur “ gözün kör olmasın Bekir bana da mı yaptın” der.

Bekir Bey, Allıların İbrahim Bey ve şair Mehmet Bey ayrılmaz üç arkadaştırlar. Mehmet Bey Çekerek’teki görevinden Yozgat’a gelince hemen Bekir’in yanına uğrar. Bekir’i çok üzgün ve durgun gören Mehmet Bey sebebini sorunca, üzgün bir ses tonu ile İbrahim Beyin vefat ettiğini söyler. Mehmet Bey ağlamaya başlar, İbrahim Bey’i övücü sözler söyleyerek mezarına götürmesini ister. Yolda giderlerken Mehmet Beyin koluna birisi girer. Gözü yaşlı Mehmet Bey, o üzüntü ile koluna gireni önce fark edemez, sonra İbrahim Bey olduğunu görünce “ulan Bekir” diyerek o anda aklına gelenleri sayar.

Bir gün Çamlığın orta burnunda evi olan tulumbacı (itfaiyeci) şişman Halil ağaya misafir olur. İçki sofrasında demlenirlerken Halil ağanın ortalıkta dolaşan hindisi gözüne takılır. Halil şu hindiyi kes de yiyelim der. Halil ağa “kesemem onu kuluçkaya yatıracağım” diye cevap verir. Halil ağa bir ara sofradan uzaklaştığında Bekir Bey, rakıya bandırdığı ekmekleri hindinin önüne atar. Sarhoş olan hindi bir müddet sonra çırpınmaya başlar. Bekir Bey bağırır “Halil, hindiye bir şey oldu ölüyor galiba, mundar olmadan keselim şunu.” Şaşıran Halil ağa telaşe ile hindiyi keser, pişirir afiyetle yerler.

Çapanoğlu Büyük camiinin sebilinin yanında küçük bir kulübesi olan yaşlı Mehmet ağa vardı. Cıncık boncuk satardı. Bir hayli şişman bir karısı vardı. Argo da çok şişman kadınlara camız ineği gibi derler. Bekir Bey işi olmadığı zamanlarda çarşıda rastladığı gençleri Mehmet ağanın yanındaki komşu dükkânın sahibine gönderir dükkân sahibine “amca bi camız ineği arıyom, sen kimde olduğunu biliyomuşşun” dedirtirmiş. Dükkâncı da “aha, şu adamdabi kısır camız ineği var” diye Mehmet ağayı işaret edermiş. Mehmet ağa bu göndermelere alışkın olduğundan, çok fazla asabiyet göstermeden “get oğlum sen gardaşımın oğlusun, seni gönderen dürzüyü ben biliyom” diye cevap verirmiş. Burada kastedilen dürzü tahmin ettiğiniz gibi nikâh memuru Bekir Beyden başkası değil elbette.

Yine bir seferinde bir köyden gelen iki kişi satınalmak için çıkma bir çatal kapı (iki kapılı) ararlarken Kel Bekir’e rastlarlar o da fırsatı kaçırmaz onları hemen Mehmet Ağaya gönderir. Onlarda gidip “Selamünaleyküm dayı sende çatal kapı varmış” diye müracaat ederler. Mehmet ağa hiç göz aşinalığı olmadığı bu iki köylüyü çok fena azarlayıp kovar. Mehmet ağanın karısını tarif için bazen camız ineği bazen de çatal kapı derlerdi.

Yine bir gün başı çok ağrıyan bir ahbabına (ismi bende saklı) ağrı hapı diyerek müshil hapı içirir. Yarım saat kadar sonra ahbabı, “ulan karnım gurulduyo” diye söylenmeye başlar ve hemen akabinde hızla kalkıp eve doğru koşarcasına yürür. Yolda büyük abdestini tutamaz hale gelir.Paçalarından sızmaya başlayınca Cumhuriyet mektebinin yanındaki köprünün altında pantolon paçalarını çorabının içine koyup koşmaya başlar. Evin bahçe kapısına gelince de hanımına “suyu yetiştir, suyu yetiştir” diye bağırır.

Yozgat’ın iki delisi vardı. Küçükkafa Ahmet ile 4 yaşındaki çocuk zekâsına sahip Küçük Osman.Bunlar, nedendir bilinmez birbirlerini hiç sevmezlerdi. Küçük Osman, KüçükkafaAhmet’dençok korkar, onu görünce hemen kaçardı. Kel Bekir o sıralar Yerköy’de olan Küçükkafa Ahmet’i Yerköy’den kok kömürü getiren kamyonculara getirtip bir masa altına saklar ve Küçük Osman’ı çağırtır. Osman gelince ona “Ahmet sana küfür etmiş, onu görürsen ne yaparsın” diye sorar. Kendilerinden başka kimsenin olmadığını sanan Küçük Osman da “öldürürüm onu” deyince Ahmet masanın altından çıkar. Küçük Osman hemen dışarı fırlayıp “anam ölüyom, anam ölüyom” diyerek saat kulesine doğru koşar. Radyonun bile her evde olmadığı, herkesin birbirini tanıyıp sevdiği, saydığı, keyiflerin iyi olduğu saatlerde de hiç gocunmadan birbirlerine şaka yaptığı Yozgat esnafının tek eğlencesiydi bu kumrutmalardı. Allahın rahmeti üzerlerine olsun.

29.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00