BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4601
Toplam
:
13175303
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ESKİ YOZGAT’TAN İNSAN MANZARALARI (4)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir şehrin ileri gelen kişileri makam ve mevkileri nedeniyle zaman zaman hatırlanır, anılırlar. Ama bazı kişiler vardır ki onarla ilgili anılar, anekdotlar, yaşananlar her vesile ile tekrarlanır. Hayatta iseler kulakları çınlatılır, vefat etmişlerse rahmetle anılırlar. 1940 lıyıllarda Yozgat’ın şehir nüfusu 9.000 civarındaydı. Yozgat’ın çarşı esnafı işlerin tavsadığı zamanlarda bir araya gelir ortalığı kumrudurlardı(karıştırırlardı). Bunların elebaşısı da Belediye nikâh memuru Bekir Sıddık Seyfi, namı diğer Kel Bekir’di. Bekir bey, aslında çok fedakâr yardımsever birisiydi. Kardeşininiki çocuğundan birisini evlat edinmiş onlarıyetiştirmek için evlenmemişti. Kulakları olduğundan biraz büyükçe, Hitler bıyıklı bir zat-ı muhterem idi. Onunla ilgili onlarca anı varsa da ben bu yazımda hoşuma giden bir kaç anıyı sizlerle paylaşacağım. İnanıyorum ki yazımı okuduktan sonra sizlerde kulağınıza gelen bazılarını hatırlayıp rahmetle anacaksınız.
Bekir daha ortaokuldayken tabiat bilgisi dersinde öğretmen sorar “bir çocuğu yılan sokunca ne yapılır?” Bekir yanındaki arkadaşının kulağına fısıldar “ılıngaç’a (salıncak) koyar sallarız.” Cevabı öğrenen arkadaşı hemen ayağa kalkar hocam, hocam diye parmak kaldırır. Talebesinin kapasitesini bilen öğretmen “dur bakalım sen bir cevher yumurtlayacaksın ya söyle bakalım ne yapılır” deyince ılıngac’a kor sallarız der. Öğretmen de “o söz senin değil yanındaki piç’inbiliyom” diye cevap verir.

Yozgat’ta Piyade alayı vardı. Bekir de askerliğini Yozgat’ta piyade alayında yapmıştı. Bir gün alay Abdullanın bostanında teftişten geçiyor. Gelen paşa teftişi yaparken aniden bir bölüğün önünde durur iki kişiyi yakasından tutar beş adım öne çeker ve “siz şurada durun” der. Teftiş bittikten sonra alay komutanına şöyle söyler “bunlara dikkat et, bunların ikisi bu koca alayı karıştırır”.O iki kişiden birisi Kel Bekir’dir.

Bir gün alay üç tabur ve aralarında epey bir mesafe olarak Sorgun tarafına gece yürüyüşüne çıkar. Bekir de sondaki üçüncü taburdadır. Alay Muslubelen’i çıkınca gecenin karanlığı ve sessizliğinde yaaaaat! Diye bir komut verilir. Tabur yatar, kalk komutu gelmeyince de gecenin yorgunluğu ile uykuya dalarlar. Bu arada Çalatlı’ya varan birinci ve ikinci taburlar beklerler ki üçüncü tabur da gelsin ama üçüncü taburdan haber yok. Komutan haber almak için birisini gönderir ki üçüncü tabur yatmış uyuyor. Gelen asker sorar “ne oldu, niye yatıyorsunuz ?” Derler ki komut geldi yatın diye bizde yattık. Günler sonra bu işin altında da Kel Bekir’in parmağı olduğu ortaya çıkar.

Bir anekdot da yeğeni değerli eniştem Veteriner Vedat Manacıoğlu’ndan; Bekir Bey, bir ara kafayı Yozgat meteoroloji istasyonunda çalışan görevliye takmış. Her gece oradan geçerken bahçedeki yağmur suyu ölçme istasyonuna çişini yapıyormuş. Memur da biriken suyu sabah telsizle Ankara’ya bildiriyormuş.Birkaç gün böyle devam edince genel müdürlükten aramışlar. Demişler ki “ üç günde bir aylık yağış miktarı bildirdiniz, ne oluyor Yozgat’ı sel mi götürüyor?”

Bayındırlık müdürlüğünde yaşlı bir hizmetli vardı. Nohutlunun eteğinde Çatak mahallesinde otururdu. Bekir Bey bir muziplik olsun diye müezzine biraz para verip onun salasını verdirir. Karısı “yiğidim ölmüş, yiğidim ölmüş” diye dizlerine vura vura ağlayarak Bayındırlık müdürlüğüne gelir ki kocası sapasağlam oturuyor. Zavallı kadın, nereden baksan 15-20 dakika süren bir yolu perişan bir vaziyette koşmuştu.

Yine başka bir gün bu sefer de Emekli Emniyet müdürümüz Sayın Aykut Cengiz Engin Beyin babası Şair Mehmet Bey’e aynı şeyi yapar. Mehmet Bey, Bekir Bey ve dostları her sabah önce kahvede buluşup bir sabah kahvesi içtikten sonra işlerine giderlermiş. O sabah şair Mehmet Bey geç kalmış. Bunu fırsat bilen Bekir Bey hemen cami hocasına sala verdirmiş. Bir şeyden haberi olmayan Mehmet Bey çarşıya doğru yürürken karşılaştığı kimselerin kendisine şaşkınlıkla baktığını fark eder ama bir şey de sormaz. Çarşıya vardığında durumdan haberi olur “ gözün kör olmasın Bekir bana da mı yaptın” der.

Bekir Bey, Allıların İbrahim Bey ve şair Mehmet Bey ayrılmaz üç arkadaştırlar. Mehmet Bey Çekerek’teki görevinden Yozgat’a gelince hemen Bekir’in yanına uğrar. Bekir’i çok üzgün ve durgun gören Mehmet Bey sebebini sorunca, üzgün bir ses tonu ile İbrahim Beyin vefat ettiğini söyler. Mehmet Bey ağlamaya başlar, İbrahim Bey’i övücü sözler söyleyerek mezarına götürmesini ister. Yolda giderlerken Mehmet Beyin koluna birisi girer. Gözü yaşlı Mehmet Bey, o üzüntü ile koluna gireni önce fark edemez, sonra İbrahim Bey olduğunu görünce “ulan Bekir” diyerek o anda aklına gelenleri sayar.

Bir gün Çamlığın orta burnunda evi olan tulumbacı (itfaiyeci) şişman Halil ağaya misafir olur. İçki sofrasında demlenirlerken Halil ağanın ortalıkta dolaşan hindisi gözüne takılır. Halil şu hindiyi kes de yiyelim der. Halil ağa “kesemem onu kuluçkaya yatıracağım” diye cevap verir. Halil ağa bir ara sofradan uzaklaştığında Bekir Bey, rakıya bandırdığı ekmekleri hindinin önüne atar. Sarhoş olan hindi bir müddet sonra çırpınmaya başlar. Bekir Bey bağırır “Halil, hindiye bir şey oldu ölüyor galiba, mundar olmadan keselim şunu.” Şaşıran Halil ağa telaşe ile hindiyi keser, pişirir afiyetle yerler.

Çapanoğlu Büyük camiinin sebilinin yanında küçük bir kulübesi olan yaşlı Mehmet ağa vardı. Cıncık boncuk satardı. Bir hayli şişman bir karısı vardı. Argo da çok şişman kadınlara camız ineği gibi derler. Bekir Bey işi olmadığı zamanlarda çarşıda rastladığı gençleri Mehmet ağanın yanındaki komşu dükkânın sahibine gönderir dükkân sahibine “amca bi camız ineği arıyom, sen kimde olduğunu biliyomuşşun” dedirtirmiş. Dükkâncı da “aha, şu adamdabi kısır camız ineği var” diye Mehmet ağayı işaret edermiş. Mehmet ağa bu göndermelere alışkın olduğundan, çok fazla asabiyet göstermeden “get oğlum sen gardaşımın oğlusun, seni gönderen dürzüyü ben biliyom” diye cevap verirmiş. Burada kastedilen dürzü tahmin ettiğiniz gibi nikâh memuru Bekir Beyden başkası değil elbette.

Yine bir seferinde bir köyden gelen iki kişi satınalmak için çıkma bir çatal kapı (iki kapılı) ararlarken Kel Bekir’e rastlarlar o da fırsatı kaçırmaz onları hemen Mehmet Ağaya gönderir. Onlarda gidip “Selamünaleyküm dayı sende çatal kapı varmış” diye müracaat ederler. Mehmet ağa hiç göz aşinalığı olmadığı bu iki köylüyü çok fena azarlayıp kovar. Mehmet ağanın karısını tarif için bazen camız ineği bazen de çatal kapı derlerdi.

Yine bir gün başı çok ağrıyan bir ahbabına (ismi bende saklı) ağrı hapı diyerek müshil hapı içirir. Yarım saat kadar sonra ahbabı, “ulan karnım gurulduyo” diye söylenmeye başlar ve hemen akabinde hızla kalkıp eve doğru koşarcasına yürür. Yolda büyük abdestini tutamaz hale gelir.Paçalarından sızmaya başlayınca Cumhuriyet mektebinin yanındaki köprünün altında pantolon paçalarını çorabının içine koyup koşmaya başlar. Evin bahçe kapısına gelince de hanımına “suyu yetiştir, suyu yetiştir” diye bağırır.

Yozgat’ın iki delisi vardı. Küçükkafa Ahmet ile 4 yaşındaki çocuk zekâsına sahip Küçük Osman.Bunlar, nedendir bilinmez birbirlerini hiç sevmezlerdi. Küçük Osman, KüçükkafaAhmet’dençok korkar, onu görünce hemen kaçardı. Kel Bekir o sıralar Yerköy’de olan Küçükkafa Ahmet’i Yerköy’den kok kömürü getiren kamyonculara getirtip bir masa altına saklar ve Küçük Osman’ı çağırtır. Osman gelince ona “Ahmet sana küfür etmiş, onu görürsen ne yaparsın” diye sorar. Kendilerinden başka kimsenin olmadığını sanan Küçük Osman da “öldürürüm onu” deyince Ahmet masanın altından çıkar. Küçük Osman hemen dışarı fırlayıp “anam ölüyom, anam ölüyom” diyerek saat kulesine doğru koşar. Radyonun bile her evde olmadığı, herkesin birbirini tanıyıp sevdiği, saydığı, keyiflerin iyi olduğu saatlerde de hiç gocunmadan birbirlerine şaka yaptığı Yozgat esnafının tek eğlencesiydi bu kumrutmalardı. Allahın rahmeti üzerlerine olsun.

29.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00