BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
263
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ESKİ YOZGAT’TAN İNSAN MANZARALARI (4)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir şehrin ileri gelen kişileri makam ve mevkileri nedeniyle zaman zaman hatırlanır, anılırlar. Ama bazı kişiler vardır ki onarla ilgili anılar, anekdotlar, yaşananlar her vesile ile tekrarlanır. Hayatta iseler kulakları çınlatılır, vefat etmişlerse rahmetle anılırlar. 1940 lıyıllarda Yozgat’ın şehir nüfusu 9.000 civarındaydı. Yozgat’ın çarşı esnafı işlerin tavsadığı zamanlarda bir araya gelir ortalığı kumrudurlardı(karıştırırlardı). Bunların elebaşısı da Belediye nikâh memuru Bekir Sıddık Seyfi, namı diğer Kel Bekir’di. Bekir bey, aslında çok fedakâr yardımsever birisiydi. Kardeşininiki çocuğundan birisini evlat edinmiş onlarıyetiştirmek için evlenmemişti. Kulakları olduğundan biraz büyükçe, Hitler bıyıklı bir zat-ı muhterem idi. Onunla ilgili onlarca anı varsa da ben bu yazımda hoşuma giden bir kaç anıyı sizlerle paylaşacağım. İnanıyorum ki yazımı okuduktan sonra sizlerde kulağınıza gelen bazılarını hatırlayıp rahmetle anacaksınız.
Bekir daha ortaokuldayken tabiat bilgisi dersinde öğretmen sorar “bir çocuğu yılan sokunca ne yapılır?” Bekir yanındaki arkadaşının kulağına fısıldar “ılıngaç’a (salıncak) koyar sallarız.” Cevabı öğrenen arkadaşı hemen ayağa kalkar hocam, hocam diye parmak kaldırır. Talebesinin kapasitesini bilen öğretmen “dur bakalım sen bir cevher yumurtlayacaksın ya söyle bakalım ne yapılır” deyince ılıngac’a kor sallarız der. Öğretmen de “o söz senin değil yanındaki piç’inbiliyom” diye cevap verir.

Yozgat’ta Piyade alayı vardı. Bekir de askerliğini Yozgat’ta piyade alayında yapmıştı. Bir gün alay Abdullanın bostanında teftişten geçiyor. Gelen paşa teftişi yaparken aniden bir bölüğün önünde durur iki kişiyi yakasından tutar beş adım öne çeker ve “siz şurada durun” der. Teftiş bittikten sonra alay komutanına şöyle söyler “bunlara dikkat et, bunların ikisi bu koca alayı karıştırır”.O iki kişiden birisi Kel Bekir’dir.

Bir gün alay üç tabur ve aralarında epey bir mesafe olarak Sorgun tarafına gece yürüyüşüne çıkar. Bekir de sondaki üçüncü taburdadır. Alay Muslubelen’i çıkınca gecenin karanlığı ve sessizliğinde yaaaaat! Diye bir komut verilir. Tabur yatar, kalk komutu gelmeyince de gecenin yorgunluğu ile uykuya dalarlar. Bu arada Çalatlı’ya varan birinci ve ikinci taburlar beklerler ki üçüncü tabur da gelsin ama üçüncü taburdan haber yok. Komutan haber almak için birisini gönderir ki üçüncü tabur yatmış uyuyor. Gelen asker sorar “ne oldu, niye yatıyorsunuz ?” Derler ki komut geldi yatın diye bizde yattık. Günler sonra bu işin altında da Kel Bekir’in parmağı olduğu ortaya çıkar.

Bir anekdot da yeğeni değerli eniştem Veteriner Vedat Manacıoğlu’ndan; Bekir Bey, bir ara kafayı Yozgat meteoroloji istasyonunda çalışan görevliye takmış. Her gece oradan geçerken bahçedeki yağmur suyu ölçme istasyonuna çişini yapıyormuş. Memur da biriken suyu sabah telsizle Ankara’ya bildiriyormuş.Birkaç gün böyle devam edince genel müdürlükten aramışlar. Demişler ki “ üç günde bir aylık yağış miktarı bildirdiniz, ne oluyor Yozgat’ı sel mi götürüyor?”

Bayındırlık müdürlüğünde yaşlı bir hizmetli vardı. Nohutlunun eteğinde Çatak mahallesinde otururdu. Bekir Bey bir muziplik olsun diye müezzine biraz para verip onun salasını verdirir. Karısı “yiğidim ölmüş, yiğidim ölmüş” diye dizlerine vura vura ağlayarak Bayındırlık müdürlüğüne gelir ki kocası sapasağlam oturuyor. Zavallı kadın, nereden baksan 15-20 dakika süren bir yolu perişan bir vaziyette koşmuştu.

Yine başka bir gün bu sefer de Emekli Emniyet müdürümüz Sayın Aykut Cengiz Engin Beyin babası Şair Mehmet Bey’e aynı şeyi yapar. Mehmet Bey, Bekir Bey ve dostları her sabah önce kahvede buluşup bir sabah kahvesi içtikten sonra işlerine giderlermiş. O sabah şair Mehmet Bey geç kalmış. Bunu fırsat bilen Bekir Bey hemen cami hocasına sala verdirmiş. Bir şeyden haberi olmayan Mehmet Bey çarşıya doğru yürürken karşılaştığı kimselerin kendisine şaşkınlıkla baktığını fark eder ama bir şey de sormaz. Çarşıya vardığında durumdan haberi olur “ gözün kör olmasın Bekir bana da mı yaptın” der.

Bekir Bey, Allıların İbrahim Bey ve şair Mehmet Bey ayrılmaz üç arkadaştırlar. Mehmet Bey Çekerek’teki görevinden Yozgat’a gelince hemen Bekir’in yanına uğrar. Bekir’i çok üzgün ve durgun gören Mehmet Bey sebebini sorunca, üzgün bir ses tonu ile İbrahim Beyin vefat ettiğini söyler. Mehmet Bey ağlamaya başlar, İbrahim Bey’i övücü sözler söyleyerek mezarına götürmesini ister. Yolda giderlerken Mehmet Beyin koluna birisi girer. Gözü yaşlı Mehmet Bey, o üzüntü ile koluna gireni önce fark edemez, sonra İbrahim Bey olduğunu görünce “ulan Bekir” diyerek o anda aklına gelenleri sayar.

Bir gün Çamlığın orta burnunda evi olan tulumbacı (itfaiyeci) şişman Halil ağaya misafir olur. İçki sofrasında demlenirlerken Halil ağanın ortalıkta dolaşan hindisi gözüne takılır. Halil şu hindiyi kes de yiyelim der. Halil ağa “kesemem onu kuluçkaya yatıracağım” diye cevap verir. Halil ağa bir ara sofradan uzaklaştığında Bekir Bey, rakıya bandırdığı ekmekleri hindinin önüne atar. Sarhoş olan hindi bir müddet sonra çırpınmaya başlar. Bekir Bey bağırır “Halil, hindiye bir şey oldu ölüyor galiba, mundar olmadan keselim şunu.” Şaşıran Halil ağa telaşe ile hindiyi keser, pişirir afiyetle yerler.

Çapanoğlu Büyük camiinin sebilinin yanında küçük bir kulübesi olan yaşlı Mehmet ağa vardı. Cıncık boncuk satardı. Bir hayli şişman bir karısı vardı. Argo da çok şişman kadınlara camız ineği gibi derler. Bekir Bey işi olmadığı zamanlarda çarşıda rastladığı gençleri Mehmet ağanın yanındaki komşu dükkânın sahibine gönderir dükkân sahibine “amca bi camız ineği arıyom, sen kimde olduğunu biliyomuşşun” dedirtirmiş. Dükkâncı da “aha, şu adamdabi kısır camız ineği var” diye Mehmet ağayı işaret edermiş. Mehmet ağa bu göndermelere alışkın olduğundan, çok fazla asabiyet göstermeden “get oğlum sen gardaşımın oğlusun, seni gönderen dürzüyü ben biliyom” diye cevap verirmiş. Burada kastedilen dürzü tahmin ettiğiniz gibi nikâh memuru Bekir Beyden başkası değil elbette.

Yine bir seferinde bir köyden gelen iki kişi satınalmak için çıkma bir çatal kapı (iki kapılı) ararlarken Kel Bekir’e rastlarlar o da fırsatı kaçırmaz onları hemen Mehmet Ağaya gönderir. Onlarda gidip “Selamünaleyküm dayı sende çatal kapı varmış” diye müracaat ederler. Mehmet ağa hiç göz aşinalığı olmadığı bu iki köylüyü çok fena azarlayıp kovar. Mehmet ağanın karısını tarif için bazen camız ineği bazen de çatal kapı derlerdi.

Yine bir gün başı çok ağrıyan bir ahbabına (ismi bende saklı) ağrı hapı diyerek müshil hapı içirir. Yarım saat kadar sonra ahbabı, “ulan karnım gurulduyo” diye söylenmeye başlar ve hemen akabinde hızla kalkıp eve doğru koşarcasına yürür. Yolda büyük abdestini tutamaz hale gelir.Paçalarından sızmaya başlayınca Cumhuriyet mektebinin yanındaki köprünün altında pantolon paçalarını çorabının içine koyup koşmaya başlar. Evin bahçe kapısına gelince de hanımına “suyu yetiştir, suyu yetiştir” diye bağırır.

Yozgat’ın iki delisi vardı. Küçükkafa Ahmet ile 4 yaşındaki çocuk zekâsına sahip Küçük Osman.Bunlar, nedendir bilinmez birbirlerini hiç sevmezlerdi. Küçük Osman, KüçükkafaAhmet’dençok korkar, onu görünce hemen kaçardı. Kel Bekir o sıralar Yerköy’de olan Küçükkafa Ahmet’i Yerköy’den kok kömürü getiren kamyonculara getirtip bir masa altına saklar ve Küçük Osman’ı çağırtır. Osman gelince ona “Ahmet sana küfür etmiş, onu görürsen ne yaparsın” diye sorar. Kendilerinden başka kimsenin olmadığını sanan Küçük Osman da “öldürürüm onu” deyince Ahmet masanın altından çıkar. Küçük Osman hemen dışarı fırlayıp “anam ölüyom, anam ölüyom” diyerek saat kulesine doğru koşar. Radyonun bile her evde olmadığı, herkesin birbirini tanıyıp sevdiği, saydığı, keyiflerin iyi olduğu saatlerde de hiç gocunmadan birbirlerine şaka yaptığı Yozgat esnafının tek eğlencesiydi bu kumrutmalardı. Allahın rahmeti üzerlerine olsun.

29.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00