BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
228
Dün
:
4633
Toplam
:
14611905
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SAYIN YILMAZ GÖKSOY’UN ÜÇ SORUSU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi,değerli emekli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyim aşağıda arz edeceğim üç konuyu yazmamı ve bu vesile ile yazımızı okuyacak bilim adamlarının dikkatine sunmamı istemişti.Değerli ağabeyimin emri başüzre diyerek arz ediyorum. Buyurun birlikte kulak verelim söylediklerine.

Yılmaz Göksoy ağabeyim Yozgat’ın Gökçekışla köyünden. Vaktiyle daha sütteyken bir manda yavrusunun (ki malak diye isimlendirilir) annesi ölüyor.Köylünün durumu malum, çaresizlikten malak’ı inek sütü ile besleyerek büyütüyor. Malak büyüyüp ergen hale geldiğinde yani toska(tosun’un karşılığı) olduğunda kızışma zamanı mandalara değil ineklere ilgi duyar ve dişi mandalara hiç yanaşmaz. Bütün köylünün şahit olduğu bu olaya köylü bir anlam veremese de Yılmaz ağabeyim bu olayın basit bir tercih olmadığı konusunu düşünür. İnek sütü ile beslenen malak’ın acaba gen yapısında değişiklik mi olmuştur. Buzağı, oğlak ve kuzu gibi geviş getiren hayvanlar dünyaya geldikleri zaman kendilerine özel yavru zarı yapısı nedeniyle anne kanından bağışıklık maddelerini almadan, yani bağışık olmayan bir biçimde dünyaya gelirler. Olumsuzlukmuş gibi görünen bu durum onlar için hayati bir önem taşır. Öte yandan bu hayvanlar, annelerinin doğumdan hemen sonra salgıladıkları özel bir süt içerisinde bulunan bağışıklık maddelerini alarak ancak bağışık hale gelebilirler. Doğumdan sonra anne hayvandan bir kaç gün süreyle salgılanan işte bu özel süte “ağız sütü” denir. Ağız sütü yavru hayvanı bulaşıcı hastalıklardan koruyan bağışıklık maddelerini içermesi nedeniyle son derece hayati bir önem taşımaktadır.

WHO (Dünya Sağlık örgütü), bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütü ile beslenmesini, sonrasında da ek gıdalarla desteklenerek, bebek 2 yaşına ulaşıncaya kadar anne sütü ile beslemeye devam edilmesini tavsiye etmektedir.

WHO anne sütü eksikliği ya da yokluğunda demir ile zenginleştirilmiş biberon mamalarını önermektedir. Anne sütünün verilmediği durumlarda, özellikle ilk 1 yıl, inek sütü hiçbir şekli asla kullanılmamalıdır diye ikaz ediyor. Buradan hareketle anne sütü ile beslenemeyen bebekler ile cinsel tercihleri farklı insanların bu yönden araştırılmasından bilim insanları bir sonuç çıkarabilirlermi diyor Yılmaz ağabeyim.

İkinci olarak; yoğun saçaklarıyla toprağa kök salarak erozyonu engelleyen, hayvanların doğal barınak ve yiyecek ihtiyacını karşılayan.Kabuğu soyulduktan sonra kavrulup toz edilerek kahvesi yapılan. Tatlandırılarak midevî ve ishal durdurucu olarak istifade edilen. Boya ve deri sanayiinde de kullanılanmeşe ağacının meyvesi "Meşe Palamudu" olarak adlandırılır. Olgunlaşan palamutlar kendiliğinden dökülür. Toplamada geç kalınması halinde; başta sincaplar, fareler gibi kemirgenlerle; keçiler, domuzlar, kargalar gibi diğer hayvanlarca tarafından hızla tüketilirler.Bir meşe ağacının palamut vermesi dikiminden itibaren yaklaşık 40-50 yıl sürmektedir. Hâlbuki Yozgat’ın Kuşçu köyünde bahçe kenarlarına dikilen palamutların 10- 15 yıl içinde hem de ceviz büyüklüğünde meyve verdikleri görülmüş.

Zamanından önce palamut veren bu ağaçlar yıllar sonra kesilirler. Daha sonra bu ağaçların palamutlarından yetiştirilen meşelerin palamut vermedikleri görülüyor. Bunun üzerine topçu köyünden yeni meşeler getirilip dikiliyor ve onlar palamut veriyorlar. Hâlbuki ormancılar bizlere şöyle tavsiye ederlerdi. “Topladığınız meşe palamutlarını seyahate çıktığınızda yanınıza alın ve yolda giderken nispeten taşlık olan yol kenarlarına atın. Kolayca köklenen palamutlar orada birer koca ağaç olur” Yılmaz Göksoy Hocam yine soruyor; vaktinden evvel hem de oldukça iri palamut veren bu meşelerin palamutlarından yetiştirilen meşe ağaçları neden meyve vermediler.Bu meşelerin vaktinden önce gelişmesinde Kuşçu köyünün toprağının bir rolü olmuş mudur? Bu toprakta yetişen meşelerin palamutları mutasyona mı uğramışlardı?

Üçüncü olarak; Bir tarihte bahçemdeki kuşburnu fidelerine gül aşılamıştım. Fideler çok narin olduklarından yanından geçen hayvanlar kırmasın diye de evin bacasından çıkan büzleri onların üzerine koymuştum. Yani fideleri isli büzlerin içinde koruma altına almıştım. Ancak sonra fark ettim ki aşılı yerlerde urlar oluşmuş. Yani buralarda kanser oluşmuş. Hâlbuki yeteri kadar güneş ve su alıyorlardı. Büzlerin içindeki is’in bu oluşumda bir etkisi olmuş mudur diye aklıma takılmıştır. Yani havadaki is canlılar üzerinde nasıl bir etki yapıyor. Kanser hastalığının bu kadar artmasında yiyeceklerimizden daha çok acaba soluduğumuz kimyasallar mı daha etkili oluyor. Çünkü geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında kimya sanayi, tüm sanayi ile karşılaştığında çok hızlı bir büyüme gerçekleştirmiş. 50 yıl önce yılda sadece 1.000.000 ton kimyasal üretilirken, bugün bu rakam 400.000.000 tona ulaşmıştır. Farklı kaynaklarda farklı rakamlar verilmekle beraber ve tüm dünyada ortalama 80.000 ila 100.000 arasında kimyasalın kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu kimyasalların büyük bir bölümü ticari ürünlerin karışımları olarak bulunmaktadırlar. 5.000 ila 7.000 arasında değişen sayıda kimyasalın zararlı olduğu bilinmektedir. Zararlı kimyasalların üç bini kanserojen etkili olup, bunların 20-30 kadarı insan kanserojeni olarak tanımlanmaktadır diyor değerli hocam Yılmaz Göksoy ağabeyim.


23.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00