BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
298
Dün
:
4936
Toplam
:
13342666
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SAYIN YILMAZ GÖKSOY’UN ÜÇ SORUSU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi,değerli emekli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyim aşağıda arz edeceğim üç konuyu yazmamı ve bu vesile ile yazımızı okuyacak bilim adamlarının dikkatine sunmamı istemişti.Değerli ağabeyimin emri başüzre diyerek arz ediyorum. Buyurun birlikte kulak verelim söylediklerine.

Yılmaz Göksoy ağabeyim Yozgat’ın Gökçekışla köyünden. Vaktiyle daha sütteyken bir manda yavrusunun (ki malak diye isimlendirilir) annesi ölüyor.Köylünün durumu malum, çaresizlikten malak’ı inek sütü ile besleyerek büyütüyor. Malak büyüyüp ergen hale geldiğinde yani toska(tosun’un karşılığı) olduğunda kızışma zamanı mandalara değil ineklere ilgi duyar ve dişi mandalara hiç yanaşmaz. Bütün köylünün şahit olduğu bu olaya köylü bir anlam veremese de Yılmaz ağabeyim bu olayın basit bir tercih olmadığı konusunu düşünür. İnek sütü ile beslenen malak’ın acaba gen yapısında değişiklik mi olmuştur. Buzağı, oğlak ve kuzu gibi geviş getiren hayvanlar dünyaya geldikleri zaman kendilerine özel yavru zarı yapısı nedeniyle anne kanından bağışıklık maddelerini almadan, yani bağışık olmayan bir biçimde dünyaya gelirler. Olumsuzlukmuş gibi görünen bu durum onlar için hayati bir önem taşır. Öte yandan bu hayvanlar, annelerinin doğumdan hemen sonra salgıladıkları özel bir süt içerisinde bulunan bağışıklık maddelerini alarak ancak bağışık hale gelebilirler. Doğumdan sonra anne hayvandan bir kaç gün süreyle salgılanan işte bu özel süte “ağız sütü” denir. Ağız sütü yavru hayvanı bulaşıcı hastalıklardan koruyan bağışıklık maddelerini içermesi nedeniyle son derece hayati bir önem taşımaktadır.

WHO (Dünya Sağlık örgütü), bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütü ile beslenmesini, sonrasında da ek gıdalarla desteklenerek, bebek 2 yaşına ulaşıncaya kadar anne sütü ile beslemeye devam edilmesini tavsiye etmektedir.

WHO anne sütü eksikliği ya da yokluğunda demir ile zenginleştirilmiş biberon mamalarını önermektedir. Anne sütünün verilmediği durumlarda, özellikle ilk 1 yıl, inek sütü hiçbir şekli asla kullanılmamalıdır diye ikaz ediyor. Buradan hareketle anne sütü ile beslenemeyen bebekler ile cinsel tercihleri farklı insanların bu yönden araştırılmasından bilim insanları bir sonuç çıkarabilirlermi diyor Yılmaz ağabeyim.

İkinci olarak; yoğun saçaklarıyla toprağa kök salarak erozyonu engelleyen, hayvanların doğal barınak ve yiyecek ihtiyacını karşılayan.Kabuğu soyulduktan sonra kavrulup toz edilerek kahvesi yapılan. Tatlandırılarak midevî ve ishal durdurucu olarak istifade edilen. Boya ve deri sanayiinde de kullanılanmeşe ağacının meyvesi "Meşe Palamudu" olarak adlandırılır. Olgunlaşan palamutlar kendiliğinden dökülür. Toplamada geç kalınması halinde; başta sincaplar, fareler gibi kemirgenlerle; keçiler, domuzlar, kargalar gibi diğer hayvanlarca tarafından hızla tüketilirler.Bir meşe ağacının palamut vermesi dikiminden itibaren yaklaşık 40-50 yıl sürmektedir. Hâlbuki Yozgat’ın Kuşçu köyünde bahçe kenarlarına dikilen palamutların 10- 15 yıl içinde hem de ceviz büyüklüğünde meyve verdikleri görülmüş.

Zamanından önce palamut veren bu ağaçlar yıllar sonra kesilirler. Daha sonra bu ağaçların palamutlarından yetiştirilen meşelerin palamut vermedikleri görülüyor. Bunun üzerine topçu köyünden yeni meşeler getirilip dikiliyor ve onlar palamut veriyorlar. Hâlbuki ormancılar bizlere şöyle tavsiye ederlerdi. “Topladığınız meşe palamutlarını seyahate çıktığınızda yanınıza alın ve yolda giderken nispeten taşlık olan yol kenarlarına atın. Kolayca köklenen palamutlar orada birer koca ağaç olur” Yılmaz Göksoy Hocam yine soruyor; vaktinden evvel hem de oldukça iri palamut veren bu meşelerin palamutlarından yetiştirilen meşe ağaçları neden meyve vermediler.Bu meşelerin vaktinden önce gelişmesinde Kuşçu köyünün toprağının bir rolü olmuş mudur? Bu toprakta yetişen meşelerin palamutları mutasyona mı uğramışlardı?

Üçüncü olarak; Bir tarihte bahçemdeki kuşburnu fidelerine gül aşılamıştım. Fideler çok narin olduklarından yanından geçen hayvanlar kırmasın diye de evin bacasından çıkan büzleri onların üzerine koymuştum. Yani fideleri isli büzlerin içinde koruma altına almıştım. Ancak sonra fark ettim ki aşılı yerlerde urlar oluşmuş. Yani buralarda kanser oluşmuş. Hâlbuki yeteri kadar güneş ve su alıyorlardı. Büzlerin içindeki is’in bu oluşumda bir etkisi olmuş mudur diye aklıma takılmıştır. Yani havadaki is canlılar üzerinde nasıl bir etki yapıyor. Kanser hastalığının bu kadar artmasında yiyeceklerimizden daha çok acaba soluduğumuz kimyasallar mı daha etkili oluyor. Çünkü geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında kimya sanayi, tüm sanayi ile karşılaştığında çok hızlı bir büyüme gerçekleştirmiş. 50 yıl önce yılda sadece 1.000.000 ton kimyasal üretilirken, bugün bu rakam 400.000.000 tona ulaşmıştır. Farklı kaynaklarda farklı rakamlar verilmekle beraber ve tüm dünyada ortalama 80.000 ila 100.000 arasında kimyasalın kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu kimyasalların büyük bir bölümü ticari ürünlerin karışımları olarak bulunmaktadırlar. 5.000 ila 7.000 arasında değişen sayıda kimyasalın zararlı olduğu bilinmektedir. Zararlı kimyasalların üç bini kanserojen etkili olup, bunların 20-30 kadarı insan kanserojeni olarak tanımlanmaktadır diyor değerli hocam Yılmaz Göksoy ağabeyim.


23.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00