BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.04.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4633
Toplam
:
16183575
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RAMAZAN BAYRAMINDA MUTLU OLMAK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bahar bir tek bizim köye gelirdi. Ya da ben öyle zannederdim. “Dünyanın en güzel yeriydi bizim köy” diye başlayan değerli Rıfat hocamın bu güzel yazısını okuyunca aklıma geldi.
1959 yılı Ramazan Bayramını iki kardeş annemle birlikte Ankara da Şerife Halamlarda geçirmiştik. O sırada bulunduğumuz Amasya’ya döndüğümüzde her zaman yaptığımız gibi mahalle arkadaşlarımızla yine Halkalı Evliyanın türbesinde oturup sohbet ederken arkadaşımız Muzaffer sormuştu Ankara Amasya’dan büyük mü diye.
Nasıl anlatmalıydım, Ankara Amasya’dan ne kadar büyük? İşin kolayına kaçtım. “Bu bizim Şehirüstü Mahallesi, Amasya’nın bir mahallesi değil mi?” Diye sordum. Evet, cevabını alınca işte “Amasya da Ankara’nın bir mahallesi kadar” dedim. Tahmin edebildi mi bilemiyorum.
Muzaffer benden küçüktü hayatta ise sağlıklı bir ömür diliyorum. Ankara da bayramı bitip de Amasya’ya müteveccihen otogardan çıkıp çiseleyen yağmur altında Ankara caddelerinden ağır ağır geçerken ben ağlayacak gibi olmuştum. Halamlar o zamanların Ankara’sının ünlü Saraçoğlu evlerinde otururlardı. Bayramı onlarda geçirmemiz için davet etmiş bizde büyük bir heyecanla gelmiştik. Eniştemiz rahmetli Tahir Sebük Yargıtay Başkanı idi. Kuzinimiz Nurçin’in (İstanbul’daki Nur mağazalarının sahibi) pırıl pırıl giysili arkadaşları, Ankara’nın tertemiz asfalt yolları, gıcır gıcır Amerikan otomobilleri, çift boynuzlu troleybüsleri çok hoşumuza gitmişti.
Geceleri geç saatlere kadar sokakta kalabiliyor Nurçin’in arkadaşları ile hiç bilmediğimiz oyunlar oynuyorduk. Çok mutluyduk. Tek şikâyetimiz babamızınbize bayramda giymemiz için yaptırdığı ayakkabılar idi.
Amasya’nın toprak yollarında kolay eskimesin diye manda derisinden yeşil renkli iki çift ayakkabı yaptırmıştı. Yaşadığımız yerde yeşil rengin bir önemi yoktu nihayetinde sokakta oynarken giydiğimiz herhangi bir ayakkabı idi. Ama Ankara da o cicili bicili çocukların yanında çok dikkat çektiğinden her gün siyaha boyuyorduk ama boya deriye nüfuz edemediğinden günün sonunda yine alttan yeşil renk görünmeye başlıyordu.
İlk birkaç gün öyle geçtiyse de derisinin sertliğinden bükülmeyen ayakkabılar ayağımızı vurunca topallamaya başlamıştık. Ancak bundan sonra ayakkabılarımızı eline alarak inceleyen halam,ayakkabıların esneyip bükülmediğini görünce babama çok kızmıştı ama kimse kimsenin ev halini bilemezdi ki.
Öbür kuzenim Cengiz Divanlıoğlu(Emekli Danıştay 9. daire başkanı), biriktirdiği bayram harçlıkları ile yassı bir fener almıştı. 9 volt yassı pil ile çalışan fenerin ışığını yakıp halının kenarındaki çizgilerde kara yolu gibi yürütüyordu. Bizde heveslendik, almak için annemizden para istedik. Fiyatını sordu, 2,5 lira dedik.Çok pahalıymış, bir tane alın ikiniz oynayın diyerek 2,5 lira verdi. Yanlış hesaplamıştık içine de birdepil alınacaktı. Şimdi hatırlamıyorum kaç para idi onun parasını da halam vermişti. İçimdeki burukluktan dolayı ben bir kere olsun elime almadım. Kardeşim Haluk(Emekli Türkiye Gemi San. Personel Daire Bşk. Ö.1997), Cengiz ile birlikte halının kenar çizgilerini yol yapıp gezdirip oynadılar. Her iki fenerin pili bitince oyunda bitti.
Bu fener çok uzun yıllar evimizde durdu ama bir daha içine pil konmadı. Sonunda bir köşede boş durmaktan paslanıp atıldı. Bir daha da yıllarca pilli fenerimiz olmadı ama duvarda asılı ve haznesi her daim dolu bir gaz lambamız hep oldu.

04.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
MUAVENET-İ MİLLİYE VE ÇAPANOĞLU MAHMUT CELALETTİN BEY
İyilik yapan mutlaka cezasını çeker.Bu cümle sadece Türkiye için kullanılamaz da,tüm dünya da kaç milyar insan var ,sütü bozuk olup ne oyunlara ortak oluyorlar bilebiliyormuyuz,hayır.
Allah, kuru iftiradan korusun,adlarımız 90 a çıkıp da 80 e indireceğiz diye de uğraştırmasın.Bu tarihten öte, ne yapılması düşünülüyor ise en ince detayına kadar düşünüp, sorunlara kapı açmayacak önlemleri alıp, ona göre davranmak lazım geldiğini asla unutmayalım,zira artık yeteri kadar yaşadıklarımızdan ders çıkarmışızdır.
Güzel ve ağır bir yazı olmuş,teşekkürler,kendi adıma ceza çekmemek için iyilik yapmayacağım demiyorum ama önce daha çok düşüneceğim.
Sevgilerle.
Ahmet KAPANCI -- 07.06.2014 13:50
TÜRK JANDARK'I NEZAHET HANIM

Abdülkadir Bey,

Kahraman Nezahat Hanım'ın o yaşta kırgın olarak ölmesine üzüldüm. Ancak anneannem "Tanrı kalbi kırık, kabri düz kullarını sever" derdi. Nezahat Hanım'a verilmeyen madalyayı özellikle biz kadınlar, onun adına gönlümüzde taşıyoruz. Şimdi milyonlarca madalyası var onun. Ruhu şad olsun!

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 01.06.2014 18:40
TÜRK JANDARK'I NEZAHET HANIM
Sağolunuz A. Kadir ÇAPANOĞLU, çoğunlukla da değerini bilmediğimiz nice kahramanlarımız var. Nezahet Hanımda ne yazıkki hakettiği değeri veremediklerimizdenmiş. Çok güzel anlatmışsınız, kaleminize sağlık.
Adınız ve Soyadınız -- 30.05.2014 23:04
TÜRK JANDARK'I NEZAHET HANIM
Sebep olanları lanetliyorum. Bu ülke İrlandalı dolu.
Rauf Aktolga -- 30.05.2014 20:44
ATATÜRK ANLATIYOR
selam hocam yılgınlık yok yola devam siz degerli fikrlerinizle aydınlatın bizler hep yoldaş olmaya devam mutlaka birgün anlamayanlarda anlayacaklardır ,saygılarımla
mahmut erdem -- 27.05.2014 11:19
ATATÜRK ANLATIYOR
Abdülkadir Bey,

Mustafa Kemal, olağanüstü bir devrim yaparak Cumhuriyeti kurdu,yaptığı sosyal devrimler de bunu takip etti. Bütün bunları görerek yatağında ölen bir ordu komutanı ve devlet başkanıydı. Keşke sosyal devrimlerini pekiştirebilmek için daha uzun yaşayabilseydi.

Hazreti Muhammed de yaptığı devrimin ürününü almış ve yatağında ölmüş nadir devrimcilerden biridir. Hazreti Musa varmak istediği topraklara ulaşamadan öldü. Hazreti İsa dünyanın en yaygın dinini kurduğunu fark edemeden öldürüldü.

Hepsine ve size saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 22.05.2014 10:26
SULTAN II. ABDÜLHAMİT HAN’IN ÖLÜMÜ, FİLİSTİN VE ÇARŞAF OLAYI
selam hocam okundukça zevk alınan yazı.
mahmut erdem -- 15.05.2014 10:55
PREFABRİK BİR KİLİSE, II. ABDÜLHAMİT VE BEKRİ MUSTAFA
Kadir Abicim bu öyküyü duymuştum ama bu kadar ayrıntılı bilmiyordum.Yazınız II.Abdülhamit'in ,Balkan ittifakını bozmak için uyguladığı taktiği ve Balat'taki Bulgar kilisesinin yapılış amacını çok güzel anlatıyor, bitiminde de çok güldürüryor Kaleminize ve dilinize sağlık.
Nahile BİRYILDIRIR -- 11.05.2014 00:03
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Kadir Abicim 'Yozgat'ta Bir Düğün Hikayesi' yazınızı büyük bir keyifle okudum.Bana değerlerimizi,toplumumuzun kültürünü, unutulmuşluklarımızı yaşattınız.Siz kendi yaşadıklarınızı bizlere aktarırken biz onları sadece okumuyoruz,yaşıyoruz.Bu tür yaşam kaldı mı bilmiyorum ama bizden sonraki nesillerin de bilmesi gerektiğine inanıyorum.
Nahile BİRYILDIRIR -- 10.05.2014 23:16
HAİN
Çerkez Ethem konusunda, özellikle de Yozgattaki Çapanoğlu muamması konusunda son derece aydınlatıcı yazı. Kaleminize sağlık Sayın Abdülkadir ÇAPANOĞLU. (Şakir ŞEN)
Şakir ŞEN -- 10.05.2014 21:08
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00