BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.01.2019 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
15478623
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RAMAZAN BAYRAMINDA MUTLU OLMAK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bahar bir tek bizim köye gelirdi. Ya da ben öyle zannederdim. “Dünyanın en güzel yeriydi bizim köy” diye başlayan değerli Rıfat hocamın bu güzel yazısını okuyunca aklıma geldi.
1959 yılı Ramazan Bayramını iki kardeş annemle birlikte Ankara da Şerife Halamlarda geçirmiştik. O sırada bulunduğumuz Amasya’ya döndüğümüzde her zaman yaptığımız gibi mahalle arkadaşlarımızla yine Halkalı Evliyanın türbesinde oturup sohbet ederken arkadaşımız Muzaffer sormuştu Ankara Amasya’dan büyük mü diye.
Nasıl anlatmalıydım, Ankara Amasya’dan ne kadar büyük? İşin kolayına kaçtım. “Bu bizim Şehirüstü Mahallesi, Amasya’nın bir mahallesi değil mi?” Diye sordum. Evet, cevabını alınca işte “Amasya da Ankara’nın bir mahallesi kadar” dedim. Tahmin edebildi mi bilemiyorum.
Muzaffer benden küçüktü hayatta ise sağlıklı bir ömür diliyorum. Ankara da bayramı bitip de Amasya’ya müteveccihen otogardan çıkıp çiseleyen yağmur altında Ankara caddelerinden ağır ağır geçerken ben ağlayacak gibi olmuştum. Halamlar o zamanların Ankara’sının ünlü Saraçoğlu evlerinde otururlardı. Bayramı onlarda geçirmemiz için davet etmiş bizde büyük bir heyecanla gelmiştik. Eniştemiz rahmetli Tahir Sebük Yargıtay Başkanı idi. Kuzinimiz Nurçin’in (İstanbul’daki Nur mağazalarının sahibi) pırıl pırıl giysili arkadaşları, Ankara’nın tertemiz asfalt yolları, gıcır gıcır Amerikan otomobilleri, çift boynuzlu troleybüsleri çok hoşumuza gitmişti.
Geceleri geç saatlere kadar sokakta kalabiliyor Nurçin’in arkadaşları ile hiç bilmediğimiz oyunlar oynuyorduk. Çok mutluyduk. Tek şikâyetimiz babamızınbize bayramda giymemiz için yaptırdığı ayakkabılar idi.
Amasya’nın toprak yollarında kolay eskimesin diye manda derisinden yeşil renkli iki çift ayakkabı yaptırmıştı. Yaşadığımız yerde yeşil rengin bir önemi yoktu nihayetinde sokakta oynarken giydiğimiz herhangi bir ayakkabı idi. Ama Ankara da o cicili bicili çocukların yanında çok dikkat çektiğinden her gün siyaha boyuyorduk ama boya deriye nüfuz edemediğinden günün sonunda yine alttan yeşil renk görünmeye başlıyordu.
İlk birkaç gün öyle geçtiyse de derisinin sertliğinden bükülmeyen ayakkabılar ayağımızı vurunca topallamaya başlamıştık. Ancak bundan sonra ayakkabılarımızı eline alarak inceleyen halam,ayakkabıların esneyip bükülmediğini görünce babama çok kızmıştı ama kimse kimsenin ev halini bilemezdi ki.
Öbür kuzenim Cengiz Divanlıoğlu(Emekli Danıştay 9. daire başkanı), biriktirdiği bayram harçlıkları ile yassı bir fener almıştı. 9 volt yassı pil ile çalışan fenerin ışığını yakıp halının kenarındaki çizgilerde kara yolu gibi yürütüyordu. Bizde heveslendik, almak için annemizden para istedik. Fiyatını sordu, 2,5 lira dedik.Çok pahalıymış, bir tane alın ikiniz oynayın diyerek 2,5 lira verdi. Yanlış hesaplamıştık içine de birdepil alınacaktı. Şimdi hatırlamıyorum kaç para idi onun parasını da halam vermişti. İçimdeki burukluktan dolayı ben bir kere olsun elime almadım. Kardeşim Haluk(Emekli Türkiye Gemi San. Personel Daire Bşk. Ö.1997), Cengiz ile birlikte halının kenar çizgilerini yol yapıp gezdirip oynadılar. Her iki fenerin pili bitince oyunda bitti.
Bu fener çok uzun yıllar evimizde durdu ama bir daha içine pil konmadı. Sonunda bir köşede boş durmaktan paslanıp atıldı. Bir daha da yıllarca pilli fenerimiz olmadı ama duvarda asılı ve haznesi her daim dolu bir gaz lambamız hep oldu.

04.07.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ŞOFÖR SEYİT VE OĞLU NECDET TAŞAN
babam aslan gibi adamdı.....
yani Necdet taşan benim babam
Adınız ve Soyadınız -- 20.04.2014 21:23
ŞOFÖR SEYİT VE OĞLU NECDET TAŞAN
süper olmuş elinize sağlık...
Adınız ve Soyadınız -- 20.04.2014 21:19
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM
Selam Hocam inan okumadan edemediğim yazılarınızdan mutlaka nasiplenmek gerekli diyede düşünüyorum mutlaka bir yerlerinden bir şekilde kendimizede pay vardır okumak ve düşünmek yetmezmi.? Düşünürkende var olduğumuzu hatırlamak. Gönlümüzde ve yüreğimizde sağlıcakla kalın.
mahmut erdem -- 15.04.2014 11:33
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM

Abdülkadir Bey'ciğim,
Bir değil, birden fazla öyküyü barındıran
yazınızı her zaman olduğu gibi beğeni ile
okudum.

Her birinden çıkartılacak çok ders var. Ama
yaşarken görmek benim tercihim.

Sevgilerimle,
Olcay Akkent
Olcay Akkent -- 12.04.2014 20:09
DEĞİRMENCİ MÜSELLİM
saygi ve Sevgi deger Dostum senin hikayeni okudum bu bir gecekdir birinde bir sey alip vermedinmiyidi cenabi Allah ahini aliyor o degirmenci arin teriyle kazanip namusuna serefine ismine leke gelmesin diye borcunu ödüyor,cahil ama namuslu, bunu basbakan ve bakanlarinin okumasini cok cok icten arzve temeni ederim saygilarimla,abdulkadir Dostum.
Mustafa -- 12.04.2014 10:51
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Yozgatlı kimliğimize bilgisi, görgüsü ve yaşattığı tüm güzelliklerle heryerde saygınlık kazandıran Abdulkadir Çapanoğlu Hocamın eğitici, öğretici usta kaleminden adımızın yazılması bana tarifi imkansız bir gurur yaşattı.

Bizler edebiyata gönül vermiş kalemler olarak sizlerin yazılarını esinlenerek okuyor, Yozgat aşkı ve hemşehri sevdasıyla bütünleşiyoruz. Aydın görüşleriniz, kapsamlı donanımınız ve sürükleyici yazılarınızla sürekli takip ettiğimiz en kıymetli üstadımızsınız. Özlem dolu anılarınız bizi hüzünlendirirken, güncel yorumlarınız klavuzumuz oluyor.

Çok değerli Hocam, size sağlık, mutluluk ve başarılarla süslü uzun yıllar diliyor, gönüller dolusu teşekkürlerimle, Ankara dolusu selamlar gönderiyorum.

Rıfat ÇAKIR -- 03.04.2014 15:56
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Ağabey günaydın, kalemine sağlık, bizimkilerin düğününü benim bile bir kısmını bilmediğim taraflarıyla yazmışsın. Çok hoşuma gitti, keyifle okudum. Ayrıca hatırladığın detaylara da hayret ettim.Bir kısmını okuyunca ben de hatırladım, fakat sen epeyce olayı, insanı, yaşanmışlıkları hatırlıyorsun, bravo. Bu yaklaşımın ve emeğin ve yazdıklarınla hem geçmiş Yozgat'ı günümüze taşıyorsun, hem de Yozgat'ın kentsel kimliğini yeni nesillere aktarıyorsun. Bu anlamda belirtmek istediğim bir şey daha var. Seçimler bitti ve yeni yönetimler belirlendi.Seçilen bu yeni yöneticiler hem kendilerini hem de bağlı oldukları partilerini yüceltmek amacıyla birçok projeye girişecekler, inşaatlara ve yatırımlara başlayacaklar. Son günlerin medyatik söylemi olan "marka kentler" yaratmaya çalışacaklar. İşte bu noktada o kente ait olan değerleri, örf, adet ve gelenekleri bilen, tanıyan, yaşayan sen ve senin gibi Yozgat'lıların, kurulabilecek bir "kent konseyi"nde görev alarak yönetime ve kente ciddi katkılarda bulunacağınıza içtenlikle katılıyor ve böyle bir oluşumun yeni yöneitmle birlikte hayata geçirilmesini tüm inancımla öneriyorum.Bu, yeni yönetim için de kesinlikle çok yararlı bir buluşma ve birliktelik olacaktır.Yönetimler çok iyi niyetli olabilirler, ancak kent yönetimi "marka kentler" yaratma kıskacına sıkıştırılacak kadar yüzeysel ve basit değildir.Aksi takdirde asfalt dökmek, kent park yapmak, suları akıtmak vb.yaşamsal öneme sahip projeleri hayata geçirmekle övünen ama geçmişi ve değerleri ile kopuk bir kent yönetimi, ne o kentten yetişinlere ne de o kentte yaşayanlara gerçekten vermesi gereken şeyleri verebilir. Eğer Bozkırın Romancısı bir "Abbas Sayar"ı, yaşayan en büyük şairi ve ozanı bir "Gülten Akın"ı, birçok ses sanatçısını, akademisyeni ve sayamadığım bir çok değeri yeni kuşaklara aktarabilirsek işte o zaman Yozgat'ın ve Yozgat'lılığın ne olduğunu daha içten anlatmış ve hissettirmiş oluruz. Yada Sevgili Ağabeyim, sen ve diğer yazarların yazdıklarını büyük bir özlemle ve nostaljik duygularla burnumuzun direği sızlayarak okumaya devam ederiz. Umarım yeni yönetim daha farklı bir yaklaşımla Yozgat'ı yönetmeye soyunur. Sevgi ve saygılarımla...
bülent cerit -- 02.04.2014 09:16
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ

Abdülkadir Bey,

Zurna çaldığınız için azarlanmanıza üzüldüm. Ne diyeyim, Çapanlar böyledir! Anneanemden dinlediğim hikaye şöyle: Çapanoğlunun hanımı, Tekkaşın Zübeyde'yi evine çağırmış, çaldırıp söyletiyormuş. İki gelinine kalkın oynayın demiş. Onlar utandıklarından kalkmamışlar. Israr üzerine sonunda bir güzel oynamışlar. Akşam beyi eve gelince, kayınvalide gelinlerini "Utanmadan önümde oynadılar" diye şikayet etmiş. Çapanoğlu, bir yanına kar, bir yanına bal dolu kap koyup gelinlerini huzuruna çağırtmış. Gelinler karşısında el pençe divan dururken, kayınpeder "Karlıktan kar yiyin, ballıktan bal yiyin; Tekkaş çalsın siz oynayın" demiş. Bunu, belki üzüntünüzü unutturur diye yazdım.

Saygılarımla
Mehlika Filiz Ulusoy -- 30.03.2014 18:30
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Değerli Hocam, yazınızı okurken yine Yozgat'a bir yolculuk yaptık. Hemde ne yolculuk. Bizi gerilere doğru götürüp hem memleket özlemimizi, hemde çocukluğumuzdaki düğünlerimizi duyumsattınız.Geçmişte kalan insanların anlayışı, eğlencesi, hoşgörüsü, misafirperverliği,dahası gelinliği-damatlığı çok ayrıcalıklı bir farklılıktı.Ne yazık ki günümüzde evliliğin çok değeri kalmadığı gibi düğünlerinde pek kıymeti kalmadı. Toplum sosyalleşmek yerine bireyselleşmeye doğru gidiyor.Kentler büyüdükçe birbirinden kopuyor.İnsanlar çoğaldıkça birbirinden uzaklaşıyor.Oysa ki, düğünler değilmiydi konu komşuyu bir birine yaklaştıran, akrabaları bir birine tanıştıran,nişanlı çiftleri kaynaştıran,uzakları yakınlaştıran,yardımlaşmayı-paylaşmayı yaygınlaştıran?. Artık günümüzde kimse kimseyle özel gününü dahi paylaşmak istemiyor. Düğün masraflı iş deyip, o parayla balayı yaparız düşüncesiyle işin içinden sıyrılıyorlar.Bi kaç günlük balayı sayesinde belki biraz mutlu oluyorlar ama toplum kültüründe neleri öldürüyorlar, sosyal yaşamdan neleri soyup alıyorlar bunu farkedemiyoruz bile. Balayı dedikleri şey sanki hayatın içinde birdaha yaşanmayacak bir olay gibi özel günü paylaşmamak için kullanılan kaçamaktan başka birşey değil.

Eski adetler, gelenekler günümüzde azalmış olsada yazı üzerinde bile insan ruhuna çok şey katabiliyor.Zamanı durdurmak mümkün olmayabilir fakat, zamanın kültürü aşındırmasına musade etmemek insanın elinde olsa gerek diye düşünüyorum.

Kaleminizin daim olması dileği ile saygılar selamlar.
SUZAN -- 29.03.2014 22:47
YOZGAT’TA BİR DÜĞÜN HİKÂYESİ
Değerli Abdülkadir Bey'ciğim,
'Aydınlık için karanlık' eylemi sırasında okudum dayınızın düğün öyküsünü.
İçim aydınlandı. Ne mutlu Yozgat'a ki sizin gibi dünü bugüne taşıyan sizin gibi değerli evlatları var. Ellerinize sağlık. Yüreğinize sağlık. Saygıyla.
Olcay Akkent -- 29.03.2014 21:23
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00