BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
259
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’A DOĞRU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Milli Mücadele yıllarında Yozgat’ın başkent olma şansı var mıydı konusu biz Yozgatlıları hep heyecanlandırmıştır. Teferruatına girmeden kısaca şu önemli bilgileri sizinle paylaşmak istedim. O yıllarda Türkiye’ye gelerek Atatürk ile görüşen yabancılar da bu başkent konusunu merak etmişlerdi.



1921 Yılında Ankara’ya gelen Amerikalı Gazeteci, Klance K. Streit’in; “Türkiye’nin yeni başkenti neresi olacak?” sorusuna Mustafa Kemal Paşa bakın ne yanıt veriyor; “ İstanbul bizim geleneksel başkentimizdir ve öyle kalmalıdır. Ama dünya savaşı bize bir ders verdi ve tecrübe kazandırdı. Saltanat ve halifelik İstanbul’da kalacaksa da gerçek hükümetin, milli hükümetin merkezi, Anadolu’da olacak yani İstanbul’dan daha iyi korunan yurdun orta yerinde bulunacaktır. Meclis elbette zaman zaman İstanbul’la gidebilir Ama sürekli hükümet merkezi İstanbul’da olmayacaktır. Henüz kesin karar verilmiş değildir, konu görüşülmektedir. Başkent olabilecek yerler arasında “Kayseri, Sivas ve Yozgat” aklımızdan geçiyor. Başkentimizi kurmak amacıyla bir komisyon bu merkezi bölgeyi inceleyecektir. Başkent olarak seçilecek yerin ormanı, akarsuyu, kısacası doğal güzelliği olacaktır .” Bakın bu konuşmada Ankara yok. Daha Ankara gündemde olmadığına göre Atatürk’ün orman sözünden Yozgat’ın ne kadar şansı olduğunu izaha gerek var mıdır?

Yine Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu’ya gelmiş ve sıcağı sıcağına Türkiye üzerine kitaplar yazmış olan Fransız gazeteci Berthe George Gaulis de yeni Türkiye’nin başkentinin neresi olacağını merak etmişti. Atatürk Gaulis’e de bu konuda ki görüşünü şöyle açıklıyor;
“Siyasi başkentimiz Anadolu’nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Her türlü diplomatik meseleler bu başkentte görüşülecektir.” Bu başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir.

Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır.” Demiştir
1921 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişiyle Yozgat, Başkent olabilecek üç il arasında geçiyor.

Ankara’nın resmen başkent olduğu 13 Ekim 1923 tarihinden sonraki bir günü Emekli Tümgeneral Muzaffer Erendil şöyle anlatıyor; Atatürk, sıcak bir günün akşamında, yanında bazı kişiler ile Çankaya Köşkü’nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski köşkün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir hava Ankara’nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu.

Bize: "Ankara’yı hükûmet merkezi yapmakla iyi ettim mi?" diye sordu. Tabii herkes olumlu yanıt verdi. Arkasından: "Neden?" sorusu gelince kimi stratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik görüş de ortaya attı. Atatürk tartışmayı şu sözleriyle kesti:

"Şimdi dalkavukluğu bırakın... Ankara’nın hükûmet merkezi olması için saydığınız nitelikleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara’yı hükûmet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk’ün imkânsızı imkân hâline getiren gücünü dünyaya bir kere daha göstermek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak.”

Öyle anlaşılıyor ki Atatürk’ün daha önce aklından geçirdiği üç şehir dışında Ankara’da karar kılmasının en büyük nedeni yukardaki düşüncesidir.

Atatürk böyle düşünürken T.B.M.M. de oldukça tartışmalı geçen başkentin Anadolu’ya taşınması mevzuunda Bozok (Yozgat) Mebusu Süleyman Sırrı İçöz Şöyle bir önerge veriyordu; “Siz buraya niçin toplandınız diye sorana verdiğimiz ve vermekte olduğumuz cevap, başkenti ve halifelik merkezini geri almak için sözüdür. Durum böyleyken geri almak için uğraştığımızı dünyaya ilan ettiğimiz yedi sekiz yüzyıllık (!)saltanat ve hilafet merkezini ihmal ederek yeni baştan bir hükümet merkezi yeri araştırmaya kalkışırsak, sözümüzü yaptıklarımızla yalanlamış oluruz. Dolayısıyla, fabrikaları istediği yerde kurması için hükümeti, serbest bırakarak, başkent konusundaki reddini teklif ederim”. Yani hem hilafeti savunuyor hem de başkentin yine İstanbul olmasını öneriyordu. Çapanoğlu ailesine en çok zararı verenlerden biride bu zat değil miydi? Bozok isminin Yozgat olması için meclise önerge veren de Süleyman Sırrı içöz’dü. Türlü desiseler ile Çapanoğullarını saf dışı ederek birinci meclise kapağı atan başta müftü Mehmet Hulusi Akyol ve Süleyman Sırrı İçöz olmak üzere Birinci Dönem Bozok Milletvekilleri Ahmet Baydar, Feyyaz Ali Üst, Rıza Ersoy bırakın Yozgat’ı başkent yapma düşüncesini, başkentin Anadolu’ya taşınmasına bile rızalarının olmayışı belki de Yozgat’ın Başkent yapılmamasında önemli rol oynamışlardı.

Bugün Ankara’da, Müdafaa Caddesinde, Genelkurmay Başkanlığı karşısına dikilmiş mermer bir yazıtta Atatürk’ün şu sözleri kazınmıştır:

“Ankara, merkez-i hükümettir ve ebediyen merkez-i hükümet kalacaktır.”

Atatürk’ün Yozgat’a İlk teşrifleri 15 Ekim 1924’te çok yağmurlu bir günde olmuştu Gece geç vakitte Yozgat’a geldiler. O gece yediden yetmişe Yozgat ayaktaydı. Hem de yağmur altında Herkesin elinde bir fener vardı. Birkaç yüz atlı şehrin dışında Atatürk’ü karşılayıp bir ışık seli halinde Elekçi Yokuşundan Yozgat’a aktı.

Atatürk’ün Yozgat’a İkinci Gelişleri korkunç bir kış günü oldu. 3 Şubat 1934 Cumartesi günü saat 16.20’de Yozgat’a girdi ve coşkun bir alkış tufanı içinde otomobilinden indi. Yozgatlıların gösterdiği heyecan eşsizdi ve bu sırada sevincinden ağlayanlar sayısızdı. Akşam Yozgat halkı Büyük kurtarıcıyı bir daha selâmlamak için büyük bir fener alayı düzenledi. Yaşlı ve gençlerin katıldığı alay, önde Halkevi bandosu, coşkun tezahüratla Vali Konağının önüne geldi. Aşağıda halkın tezahüratı devam ederken, Reisicumhur Hazretleri kapıya kadar inerek halkı selâmladı

“Bu soğuk havada gösterilen yüksek sevgiden çok mütehassıs oldum. İçimde cidden tatlı bir sevincin heyecanı var. Yozgat’ın yüksek ve asil halkına teşekkür eder, istirahatler dilerim” dedi. Gazi Hazretleri, Yozgatlıların candan, coşan ve taşan eşsiz heyecanı içinde şehirde dokuz saat kaldıktan sonra maiyeti ile birlikte 3/4 Şubat 1934 gecesi saat 01.30 da Yerköy’e hareket etti. Halk, subaylar ve gençler, onuncu yıldönümü marşını söyleyerek uğurladılar.

Yazımızı güzel bir anekdotla bitirelim; Kılıç Ali anlatıyor; “Bir gece yarısı telefonum çaldı. Arayan Yaver Muzaffer Bey’di: ‘Gazi sizi emrediyor.’ Hemen kalkıp gittim. Yolda Salih Bozok’a rastladım. Gazi onu da çağırmıştı. Birlikte Gazi’nin odasına girdik. Gazi’nin yüzü kıpkırmızıydı. Kanepenin üzerine elbisesiyle uzanmıştı. Bizi görünce şöyle bağırdı: “Bu evden kaçayım, yoksa gaz döküp bu evi yakacağım!” Salih hemen Gazi’nin boynundaki kravatı gevşetti, gömleğinin yaka düğmesini çözdü. Meğer Gazi, sofradan sonra bahçeye çıkmış. Köşk’ün kapısında otururken, Latife Hanım balkona çıkarak yakışıksız bir tavırla niçin yatmadığını sormuş. Çevredeki sofracılar, muhafızlar ve posta erleri önünde Gazi’nin kişiliğiyle bağdaşmayan laubali sözler söylemiş (…) [Gazi] Başyaver Rusuhi Bey’i yanına aldı, otomobiline bindi ve "Yozgat’a doğru!’ diyerek Köşk’ten ayrıldı…” Evet, sakinleşmek için Yozgat’a doğru demişti.


(Lütfen bkz. Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri yazım.)

http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1226


13.06.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00