BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4520
Toplam
:
13462064
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’A DOĞRU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, Milli Mücadele yıllarında Yozgat’ın başkent olma şansı var mıydı konusu biz Yozgatlıları hep heyecanlandırmıştır. Teferruatına girmeden kısaca şu önemli bilgileri sizinle paylaşmak istedim. O yıllarda Türkiye’ye gelerek Atatürk ile görüşen yabancılar da bu başkent konusunu merak etmişlerdi.



1921 Yılında Ankara’ya gelen Amerikalı Gazeteci, Klance K. Streit’in; “Türkiye’nin yeni başkenti neresi olacak?” sorusuna Mustafa Kemal Paşa bakın ne yanıt veriyor; “ İstanbul bizim geleneksel başkentimizdir ve öyle kalmalıdır. Ama dünya savaşı bize bir ders verdi ve tecrübe kazandırdı. Saltanat ve halifelik İstanbul’da kalacaksa da gerçek hükümetin, milli hükümetin merkezi, Anadolu’da olacak yani İstanbul’dan daha iyi korunan yurdun orta yerinde bulunacaktır. Meclis elbette zaman zaman İstanbul’la gidebilir Ama sürekli hükümet merkezi İstanbul’da olmayacaktır. Henüz kesin karar verilmiş değildir, konu görüşülmektedir. Başkent olabilecek yerler arasında “Kayseri, Sivas ve Yozgat” aklımızdan geçiyor. Başkentimizi kurmak amacıyla bir komisyon bu merkezi bölgeyi inceleyecektir. Başkent olarak seçilecek yerin ormanı, akarsuyu, kısacası doğal güzelliği olacaktır .” Bakın bu konuşmada Ankara yok. Daha Ankara gündemde olmadığına göre Atatürk’ün orman sözünden Yozgat’ın ne kadar şansı olduğunu izaha gerek var mıdır?

Yine Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolu’ya gelmiş ve sıcağı sıcağına Türkiye üzerine kitaplar yazmış olan Fransız gazeteci Berthe George Gaulis de yeni Türkiye’nin başkentinin neresi olacağını merak etmişti. Atatürk Gaulis’e de bu konuda ki görüşünü şöyle açıklıyor;
“Siyasi başkentimiz Anadolu’nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Her türlü diplomatik meseleler bu başkentte görüşülecektir.” Bu başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir.

Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır.” Demiştir
1921 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişiyle Yozgat, Başkent olabilecek üç il arasında geçiyor.

Ankara’nın resmen başkent olduğu 13 Ekim 1923 tarihinden sonraki bir günü Emekli Tümgeneral Muzaffer Erendil şöyle anlatıyor; Atatürk, sıcak bir günün akşamında, yanında bazı kişiler ile Çankaya Köşkü’nün bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski köşkün tavan dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir hava Ankara’nın üzerine çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu.

Bize: "Ankara’yı hükûmet merkezi yapmakla iyi ettim mi?" diye sordu. Tabii herkes olumlu yanıt verdi. Arkasından: "Neden?" sorusu gelince kimi stratejiden, kimi siyasetten bahsetti. Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik görüş de ortaya attı. Atatürk tartışmayı şu sözleriyle kesti:

"Şimdi dalkavukluğu bırakın... Ankara’nın hükûmet merkezi olması için saydığınız nitelikleri beni ikna etmeye yetmez. Ben Ankara’yı hükûmet merkezi yapmakla büsbütün başka bir hedef güttüm. Türk’ün imkânsızı imkân hâline getiren gücünü dünyaya bir kere daha göstermek istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O kadar yakında olacak.”

Öyle anlaşılıyor ki Atatürk’ün daha önce aklından geçirdiği üç şehir dışında Ankara’da karar kılmasının en büyük nedeni yukardaki düşüncesidir.

Atatürk böyle düşünürken T.B.M.M. de oldukça tartışmalı geçen başkentin Anadolu’ya taşınması mevzuunda Bozok (Yozgat) Mebusu Süleyman Sırrı İçöz Şöyle bir önerge veriyordu; “Siz buraya niçin toplandınız diye sorana verdiğimiz ve vermekte olduğumuz cevap, başkenti ve halifelik merkezini geri almak için sözüdür. Durum böyleyken geri almak için uğraştığımızı dünyaya ilan ettiğimiz yedi sekiz yüzyıllık (!)saltanat ve hilafet merkezini ihmal ederek yeni baştan bir hükümet merkezi yeri araştırmaya kalkışırsak, sözümüzü yaptıklarımızla yalanlamış oluruz. Dolayısıyla, fabrikaları istediği yerde kurması için hükümeti, serbest bırakarak, başkent konusundaki reddini teklif ederim”. Yani hem hilafeti savunuyor hem de başkentin yine İstanbul olmasını öneriyordu. Çapanoğlu ailesine en çok zararı verenlerden biride bu zat değil miydi? Bozok isminin Yozgat olması için meclise önerge veren de Süleyman Sırrı içöz’dü. Türlü desiseler ile Çapanoğullarını saf dışı ederek birinci meclise kapağı atan başta müftü Mehmet Hulusi Akyol ve Süleyman Sırrı İçöz olmak üzere Birinci Dönem Bozok Milletvekilleri Ahmet Baydar, Feyyaz Ali Üst, Rıza Ersoy bırakın Yozgat’ı başkent yapma düşüncesini, başkentin Anadolu’ya taşınmasına bile rızalarının olmayışı belki de Yozgat’ın Başkent yapılmamasında önemli rol oynamışlardı.

Bugün Ankara’da, Müdafaa Caddesinde, Genelkurmay Başkanlığı karşısına dikilmiş mermer bir yazıtta Atatürk’ün şu sözleri kazınmıştır:

“Ankara, merkez-i hükümettir ve ebediyen merkez-i hükümet kalacaktır.”

Atatürk’ün Yozgat’a İlk teşrifleri 15 Ekim 1924’te çok yağmurlu bir günde olmuştu Gece geç vakitte Yozgat’a geldiler. O gece yediden yetmişe Yozgat ayaktaydı. Hem de yağmur altında Herkesin elinde bir fener vardı. Birkaç yüz atlı şehrin dışında Atatürk’ü karşılayıp bir ışık seli halinde Elekçi Yokuşundan Yozgat’a aktı.

Atatürk’ün Yozgat’a İkinci Gelişleri korkunç bir kış günü oldu. 3 Şubat 1934 Cumartesi günü saat 16.20’de Yozgat’a girdi ve coşkun bir alkış tufanı içinde otomobilinden indi. Yozgatlıların gösterdiği heyecan eşsizdi ve bu sırada sevincinden ağlayanlar sayısızdı. Akşam Yozgat halkı Büyük kurtarıcıyı bir daha selâmlamak için büyük bir fener alayı düzenledi. Yaşlı ve gençlerin katıldığı alay, önde Halkevi bandosu, coşkun tezahüratla Vali Konağının önüne geldi. Aşağıda halkın tezahüratı devam ederken, Reisicumhur Hazretleri kapıya kadar inerek halkı selâmladı

“Bu soğuk havada gösterilen yüksek sevgiden çok mütehassıs oldum. İçimde cidden tatlı bir sevincin heyecanı var. Yozgat’ın yüksek ve asil halkına teşekkür eder, istirahatler dilerim” dedi. Gazi Hazretleri, Yozgatlıların candan, coşan ve taşan eşsiz heyecanı içinde şehirde dokuz saat kaldıktan sonra maiyeti ile birlikte 3/4 Şubat 1934 gecesi saat 01.30 da Yerköy’e hareket etti. Halk, subaylar ve gençler, onuncu yıldönümü marşını söyleyerek uğurladılar.

Yazımızı güzel bir anekdotla bitirelim; Kılıç Ali anlatıyor; “Bir gece yarısı telefonum çaldı. Arayan Yaver Muzaffer Bey’di: ‘Gazi sizi emrediyor.’ Hemen kalkıp gittim. Yolda Salih Bozok’a rastladım. Gazi onu da çağırmıştı. Birlikte Gazi’nin odasına girdik. Gazi’nin yüzü kıpkırmızıydı. Kanepenin üzerine elbisesiyle uzanmıştı. Bizi görünce şöyle bağırdı: “Bu evden kaçayım, yoksa gaz döküp bu evi yakacağım!” Salih hemen Gazi’nin boynundaki kravatı gevşetti, gömleğinin yaka düğmesini çözdü. Meğer Gazi, sofradan sonra bahçeye çıkmış. Köşk’ün kapısında otururken, Latife Hanım balkona çıkarak yakışıksız bir tavırla niçin yatmadığını sormuş. Çevredeki sofracılar, muhafızlar ve posta erleri önünde Gazi’nin kişiliğiyle bağdaşmayan laubali sözler söylemiş (…) [Gazi] Başyaver Rusuhi Bey’i yanına aldı, otomobiline bindi ve "Yozgat’a doğru!’ diyerek Köşk’ten ayrıldı…” Evet, sakinleşmek için Yozgat’a doğru demişti.


(Lütfen bkz. Süleyman Sırrı olayı ve Kocahanoğlu’un düşündürdükleri yazım.)

http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1226


13.06.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00