BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
184
Dün
:
4633
Toplam
:
14650595
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
AMASYA KALESİ MACERASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar yine mübarek (bereketli) ramazan ayı geldi. Ramazan denince aklıma hemen Amasya gelir. Bizim çocukluğumuzun Amasya’sında ramazan ayı çok güzel ve renkli geçerdi. Şehir bandosu iftar ve sahur da kaleye çıkar o günlerin sessiz Amasya’sında bir saat günün sevilen şarkılarını çalardı. Bilhassa sahurda uzaktan gelen bu müzik çok hoşumuza giderdi. İftardan önce de elimizde yumurtalar ile fırında pide kuyruğunda olurduk.

1959-1961 yıllarında babamın memuriyeti dolayısıyla üç yıl kadar Amasya’da bulunmuştuk. Kardeşim Haluk ve ben Amasya lisesinde okuyorduk. Rahmetli babamız da İş Bankası şubesinin muhasebe şefiydi, müdür olmadığında yetkisi gereği şubeyi o temsil ederdi. Şubeyi teftişe iki genç müfettiş gelmişti. Şehri tanımak, çevreyi gezmek istiyorlarmış. Şube müdürü de annesinin rahatsızlığı nedeniyle Adana’ya gitmişti. Genç müfettişleri gezdirmek ve ağırlamak babama kalmıştı.


Bir Pazar günü, babam ve rahmetli kardeşim Haluk ile birlikte onları kral mezarlarına götürdük. Amasya’yı görenler bilirler, resimde görülen soldaki mezarları gezdikten sonra sağdakilere gitmek için orta boşluğa geldiğimizde yukardaki kale müfettişlere yakın gibi göründü. Buradan kaleye çıkabilir miyiz dediler. Rahmetli kardeşim hemen atılarak “çıkarız” diye cevap verince hadi çıkalım dediler. Müfettiş oldukları için babam itiraz edemedi sessiz kalmayı yeğledi.


Başladık kayalara tutunarak ortadaki yardan yukarı doğru tırmanmaya. En önde kardeşim Haluk, müfettişler arkasında ben onların arkasında babamın hemen bir adım önünde tek sıra tırmanıyoruz. Gözüm hep babamda çünkü 45 yaşındaki babamın yüksek tansiyonu var heyecanlanıp rahatsızlanmasından korkuyorum.

Önden gidenlerden ara sıra küçük taş parçaları geliyor. Bir yandan da onlardan korunmaya çalışıyoruz. Bir ara içimden babama vazgeçip dönsek mi acaba demeyi düşündüm ama aşağı inmek daha zor hatta imkânsız. Zira çıktığımız yer o kadar dik ki başımızı öne eğip nereye basacağımızı görmek mümkün değil. Babamın morali bozulmasın diye söylemekten vazgeçtim. Bu saatten sonra yukarı tırmanmak daha akıllıcaydı çünkü.

Çok yavaş ve saatler süren heyecanlı bir tırmanıştan sonra yukarıya ulaştık ki kale duvarları ile tırmandığımız kayalar arasında bir insan boyundan daha geniş rampa bir kumluk alan var. Haluk en önde ama kale duvarlarına erişmek için tutunacağı bir yer yok elinin altı kumluk. Ne yapacağımızı şaşırdık. Geri dönmemiz imkânsız. Kimden nasıl yardım isteyeceğiz. Hepimiz panikledik. Ne zaman aklıma gelse elim ayağım boşalıyormuş gibi olur. Müfettişlerden birisi Haluk’u ayaklarından yukarı doğru itmeyi akıl etti. Kardeşim, ancak o zaman kale duvarlarındaki taşlardan birini yakalayabildi. O, oraya çıkınca kendinden sonraki müfettişi elinden tutarak yukarı çekti. Sonra sıra ile birbirimizi yukarı çektik.

Sanırım hepimiz hayatımızda yaşayacağımız ender korkulardan birisini orada yaşadık. Kuvvetli esen rüzgâr altında bir süre Amasya’yı kuşbakışı seyrettikten sonra arka yoldan rahatça indik. O yol bile sanırım bir saatten fazla sürdü. Rahatça indik dediysem de geçirdiğimiz korku ve heyecanımız yol boyunca devam etti. Eve gelince babam Haluk'a bir hayli kızdı ve anneme beni göstererek “bu çocuk hiç yanımdan ayrılmadı” sonra Haluk'u göstererek “bunun umurunda değildi, babam, abim geliyorlar mı acaba diyerek bir kere dönüp bakmadı aldı başını gitti” dedi.

Müfettiş beylerden birisi ertesi günü babama şöyle söylemiş “dün sizin küçük oğlanın dolduruşuna geldik hayatımızın macerasını yaşadık, ne gündü ama.” Bu olaydan iki gün sonra babamda bir sırt ağrısı peyda oldu. Devam edince annem şişe çekti de rahatladı. Sonraki günlerde bizi fark eden Amasyalıların “bu deliler kim” dediklerini duyduk ama kendimizi ifşa edecek kadar da saf değildik.

Bizim bu amatör tırmanışımızdan aylar sonra kaleye tırmanmak isteyen iki turist düşerek hayatlarını yitirmişlerdi.

07.06.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00