BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
288
Dün
:
4633
Toplam
:
15011035
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DOKTORSUZ TEDAVİLER ve OCAKLAR (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
“Yozgat’ta “siğil ocağı” olduğu bilinen bir öğretmen vardı. Bir dua okuduktan sonra kaç siğil varsa bir ipliğe o kadar düğüm atar onun su içinde duran bir taşın altına konulmasını isterdi. Kısa bir süre sonra siğiller geçerdi.”

Değerli okurlar burada bende yine birilave yapayım. Cennetmekân anneannem Leyla Cerit Hanım da ellerde çıkan siğillerin ocağı idi. O da siğile bir dua okur sonra üzerini mürekkep kalemi ile birazcık boyardı. Ben bu olayı cilt doktoru dostumuza bu nasıl oluyor diye sorduğumda şöyle izah etmişti.
“Siğil ocağı olan kişinin yaptığı faydalıdır. Siğil, daha çok vücudun bağışıklık sisteminin zayıf olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Araştırmalara göre en çok 10-20 yaşlar arasında görülür. Siğillerin hemen hemen yarısı hiç bir tedavi uygulamadığınız takdirde iki yıl gibi bir sürede yok olur. Derinin üstünde çıkan Human Papilloma Virüs – HPV olarak adlandırılan bir infeksiyondur. Virüs derinin en üst hücrelerine etki ederek, hücrelerin artmasına ve çok fazla keratin üretmesine neden olur. Kendisine dua okunan kişi siğillerinin geçeceğine inanıp bunun sonuncunda moral bulduğundan, güçlenen bağışıklık sistemi kısa bir süresonra virüsü vücuttan atar.”

“Birde tıbben izah edilemeyen ama bir rastlantı sonucu rahatsızlıklarından kurtulan insanlar var. Yozgat’ta geçirdiği bir bunalım sonunda akıl hastası teşhisi konan bir adam akıl hastanesine yatırılır. Günlerden bir gün bir elmayı paylaşamama yüzünden başka bir akıl hastası ile kavgaya tutuşur. Kavgaya karışan başka bir akıl hastasının savurduğu bir yumruk bunun burnuna isabet edince bir hayli kan boşanır. Kan boşalmasından sonra kendine gelen adam bakar ki bir akıl hastanesinde bulunuyor. Şaşkınlık içinde ben neden buradayım diye kendi kendine sorar. Adamın akıl hastası olmadığı bir bunalım geçirdiği, şiddetli bir burun kanamasından sonra eski sağlığına kavuştuğu anlaşılınca taburcu edilir. Yaşanan bu olay, doktorların tedavi edemediği akıl hastasını bir deli tedavi etti denilerek epeyce bir süre gündemde kalır.”

“Yine Yozgat’ın ilçesi Sorgun’un bir köyünde bir kadın koşarak öğretmen Hamdi Bey’e gelir “aman hocam yetiş, benim herif iki çocuğumu bidona koydu boğacak” diye yardım ister. Hamdi Bey, koşarak gelir bakar ki kadın doğru söylüyor. Adam küçük çocukları bidona koymuş su dolduruyor. Ne yapıyorsun be adam diye kızıp sorgulayınca“turşu kuruyorum” diye cevaplar. Akli dengesi yerinde olmadığı için günlerini sağa sola sataşarak geçiren bu adamcağızbir gün bir eşek arısı yuvası görür. Bal yeme arzusu ile yuvaya çomak sokunca eşek arılarının hücumuna uğrar. Davul gibi şişen ve acılar içinde kıvranan adamı köylüler çamura bularlar. Hamdi Bey, bu olaydan sonra adam sağlığına kavuştu akıl hastalığından kurtuldu diye anlatırdı.”

“Milletvekilliği de yapan Saray köyünden Faik Erbaş vardı, yaşlı bir zat idi. Rahatsızlanınca Ankara’ya doktora gider. Doktor mide kanseri teşhisi koyar ama kendisine söylemez. “Amca istediğin gibi ye iç gez keyfine bak” deyince anlar. Köye dönünce iki kilo bal getirtir, içine alabildiği kadarınca papatya kurusu karıştırır ve sabahları iki kaşık yiyerek hastalığı atlatır. İki üç sene sonra tekrar aynı doktora gider. Doktor eski hastasının vefat ettiğini düşünerek senin bir kardeşin vardı nasıl oldu deyince iyi, iyi diye cevaplar.”
“Bir Türk Profesör Hanım soğandan o kadar hoşlanmazmış ki davetlere bile gitmezmiş yemeklerde soğan var diye. Ayak parmaklarında yaralar oluşuyor. Türkiye de tedavi olamayınca tavsiye üzerine İngiltere’de bir profesöre gider. Profesör “hangi millettensiniz” diye sorar, o da Türk olduğunu söyler. İngiliz Profesör itiraz eder hayır siz Türk olmazsınız çünkü Türkler çok soğan tüketir, soğan yiyenlerde de bu hastalık olmaz der. Profesörümüz ondan sonra çantasında kuru soğan taşımış gittiği davetlerde bile çantasından çıkarıp yumruğu ile ezerek yemeye başlamış.”

“Değerli Yılmaz Göksoy hocam diyor ki; benim de bacağımda sebepsiz bir morluk olunca bu soğan hikâyesi aklıma geldi. Taze mahsul kuru soğan yedim aynı gün morluk kırmızıya dönüştü ertesi günü kırmızılıkta geçti.

Ocak olayını izah ederken buldukları tedavi şekillerini atadan evlada bir sır olarak sakladıklarından bahsetmiştik. Çin’de de otlardan, köklerden yeni bir boya bulanlarda ürettikleri bu boyalardan kullanacakları kadarını alıp kalanını kendilerinin bildiği bir yere gömerek saklarlarmış. Osmanlı padişahlarının zehirlenme ihtimaline karşı Çin’den getirttikleri özel yemek ve fincan takımları vardı. Bunlara fağfuri tabak veya kâse (Kâse-i Fağfur) fağfuri fincan (Çin'de yapılmış kâse, tabak, vazo vb. porselen eşya)denirdi. Bu çok özel boyalarla imal edilmiş tabak veya fincanlar içlerine zehirli madde konduklarında renk değiştirirlerdi. Bunlardan bir tane de Çapanoğlu Süleyman Bey’de olduğu rivayet edilirdi. Osmanlı Rus harbi için hazırladığı büyük ordusu ile İstanbul’a geldiğinde çok hoşnut olup kendisine vezir muamelesi yaparak hilat giydiren ve sırtındaki samur kürkü hediye eden Sultan III. Selim tarafından hediye edildiği rivayet edilir.İçinde zehir varsa dibindeki gül resmi o kadar belirgin hale gelirmiş ki kahvenin içinden bile görülebilirmiş diye anlatılırdı.” (Bitti)

18.05.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00