BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
239
Dün
:
4936
Toplam
:
13340893
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DOKTORSUZ TEDAVİLER ve OCAKLAR (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Değerli okurlar, Yozgat’ımızın yaşayan canlı tarihi, değerli eğitimci ağabeyim Sayın Yılmaz Göksoy (D.1931) Hoca’mın isteği üzerine kendisi ile çok ilginç bir söyleşi yaptık. Bu söyleşiyi köşemde yayınlamamı da bilhassa rica etti. Bana anlattıklarını bende sizlere iletiyorum. Biraz uzunca olan bu ilginç yazımı iki tefrika olarak sunacağım. Bilhassa ikinci bölümde çok ilginç olaylar var.

“Güzel Anadolu’muzda bilhassa köylerde bir takım sağlık problemlerini gidermek için ocak tabir edilen kişiler vardı. Bazı insanlar bir rahatsızlığın çaresini bulunca kimseye söylemezler, buldukları tedavi yöntemleri ile bazı hastalıkları tedavi ederlerdi. Bunlara “ocak” denirdi ve hemen her hastalığın bir ocağı vardı. Ocaklılar geçimlerini genellikle başka işlerden sağlarlar tedaviyi ufak tefek hediyeler kabul ederek hayır amaçlı yaparlardı. Bu kişiler çok yaşlandıklarında yine aileden birisine işin sırrını öğretirlerdi. Buna da el vermek denirdi ve sırrın aile içinde kalmasına özen gösterirlerdi. Kan bağı olmadan yetki alan ocaklıya “izinli” denirdi. “Sebebi elden, dermanı Allah’tan” diyerek yapılan tedaviler çok çeşitli olsa da genelde üç yolla yapılırdı. Em diye tabir edilen ve evlerde merhem şeklinde yapılan bitkisel, hayvansal ve sair maddeler ile yapılan tedaviler. Hastanın vücuduna, bir araçla hafifçe vurmalar, çizme, kesme, delme veya dağlama şeklinde yapılan tedaviler. Hastaya dokunmadan değişik hareketler yapılarak telkin altında bırakıp, psikolojik etkilemeye dayanan tedaviler.”

“Bir sene köylerde uyuz hastalığı çok yaygın oldu. Halk arasında şöyle bir söylenti dolaştı; “Bu sene üzüm olmadı dolayısıyla pekmezde olmadı bu yüzden millet uyuzdan kırılıyor” dediler. Uyuz hastalığını uyuz böceği yapar. Uyuz böceğiinsan derisi altında tünel açarak ilerler. Uyuz böceğininerkeği dişisinden daha büyüktür. İnsanı hasta yapanda,uyuz böceğinindişisidir.Yıllar önceüç Alman Profesörün bir keşfi gazetelerde yayınlanmıştı. Bu Profesörler üzüm kabuğundaki bir maddenin cilt hastalıklarına iyi geldiğini iddia ediyorlardı.”

“Yozgat’a 25 Kilometre mesafedeki Çalılı köyünde çok güzel üzüm bağları vardı. Yozgat’ın yüksek tabakasına satılan üzümler Karadere’den küfelerle gelirken, orta halli memurlar ile esnafın tercih ettiği üzümler kağnılarla Çalılı köyünden getirilirdi. Çalının kızları da çok güzel olurdu. Bilhassa bir ay süren üzüm mevsiminde Çalılının insanları birden bire güzelleşir, güzel üzüm bağlarının üzümünü yiyen çalılı kızlarının da bu yüzden ciltleri güzel olurdu.”

“Köylülerimizde alt çeneden başlayarak kulağa kadar uzanan kırmızı renkli mantar türü bir cilt hastalığı olurdu. Halk arasında buna kızılyüğrük hastalığı denirdi. Bunun da ocağı vardı. Bu hastalığa yakalanalar çare için onun ocağı olan kimseye giderlerdi. Ocak olan kimse biraz sulandırdığı üzüm pekmezini ısıtır, hastalıklı olan bölgeyi onunla pansuman yapar, üzerine de birazcık tükürüğünden sürerdi. Kızıl yüğrük de böylece iyileşirdi. Üzüm pekmezinin içinde bir şey var mıydı bilemem.”

“Şimdi yaşadığım bir olayı daha anlatayım. Gökçekışla köyümüzden Haşim usta diye mesleğinde çok ünlü bir dülger vardı. Evlerde bir marangoz işi varsa özellikle Haşim ustanın yapması arzu edilirdi. Köydeki hanımı yaşlanınca Yozgat’tan bir hanımla ikinci evliliğini yaptı Haşim usta. Ama bir süre sonra kalp hastalığına yakalandı, yüzü morardı nefes darlığı çekmeye başladı. Öyle olunca ikinci eşi bıraktı gitti. O da köyüne döndü. Bağ kaynatılırken üzümler kızlar tarafından çiğnenerek suyu çıkarılır geriye posası kalır. Bu posa da atılmaz tehliz çuvallarına konulup asılır altına da bir teşt konur kalan su damlaya damlaya bu teştte birikir. Bu suya “torba altı” denir ve kabuğun kalan son suyudur. Bal renginde tadı güzel ve çok faydalıdır. Çok tatlı olmaz birkaç bardak rahatlıkla içilebilir. Köydeki eski hanımı bizim dülgere bu sudan içirmeye başlar. Kendilerinin ki bitince komşularının suyunu da alır. Haşim usta iyi oldu tekrar Yozgat’a geldi, başka bir hanımla ikinci bir evlilik daha yaptı 20 sene daha yaşadı.Anlaşılıyordu ki bizim atalarımız yüz yıllar önce üzümün bu yararlarının farkına varmışlar ama bu bilgilerini ilim haline getirememişlerdi.”
“Çocukların ve çoğunlukla bebeklerin bazen daha büyük yaştakilerinde ağzında görülen ve “Pamukçuk” diye isimlendirilen bir infeksiyon olur. Bununda ocağı vardı. Ocak olan kişi bir dua okuduktan sonra parmağını tükürükler sonra kızartma tavasının altındaki is’e sürer, oradan parmağına bulaşan isi çocuğun çenesine, alnına, iki yanağına son olarak da damağına sürerdi. Birkaç gün sonra pamukçuk geçerdi.”
“Güz ayları gelince çocukların çenelerinde sebebini bilmediğimiz yaralar oluşurdu. Bildiğimiz çakmaklar daha o yıllarda yoktu. Sigara filan şeyleri yakmak için 5-6 santim uzunluğunda çelik parçasının ucuna söğüt mantarlarından yapılmış kolay tutuşabilen kav takılırdı. Döğenlerin altına çakılan çakmak taşı bir ele alınır öbür eldeki çelik bu taşa vurularak kıvılcım çıkarılır, çıkan kıvılcımlar ile bu kav tutuşturulur tutuşan bu kav ile de yakılacak şeyler tutuşturulurdu. Yaraların geçmesi için yapılan uygulamada çakmağa kav konmaz. Çakmak taşına çelik parça vurularak bir süre, takriben 5-6 kere bu yaraların etrafında kıvılcımlar çıkarılırdı. Bu işlem yapıldıktan sonra parmağına aldığı tükürüğü yaralara basar birkaç gün sonra da yaralar kururdu. Bu işlemi de bu işin ocağı olarak bilinen kişi yapardı.”

“Gelişmesi gecikmiş çocuklar ile yaz mevsiminde anası babası tarla tapanda çalıştığından yeteri kadar beslenemeyen çocuklar için Büyükincirli köyünde “Tivga Ocağı” vardı. Ocak olan kişi, önce çocuğun alnına kızgın bir mil basardı. Bu milin izi ölene kadar alnında kalırdı ki benimde alnımdaki izi duruyor. Bu kızgın mil basmaktan kasıt çocuğun irkilmesi ile bedenine bazı uyarılar göndermek olabilir. Sonra hazırladığı üzüm asmasının külünü verir. Bunu bal ile karıştırın çocuğa yedirin derdi. Burada sır olan sanırım küle karıştırılan nesnedir.”

“Kışlık yufkalar pişirilirken ya da bağ kaynatılırken daha önce budanarak istiflenen asma çubukları yakılır. Bunların külleri atılmaz yıllarca uygun bir yerde biriktirilir. O kadar birikir ki büyükçe bir tepe olur. Yağmur ile ıslanan bu küller hafifçe sertleşir. Bu kül tepesinin içine açılan tüneller boğmacaya yakalanmış çocuklara iyi gelir. Çocuklar bu tünele girerek rahat nefes alırlar. Hastalıkları geçene kadar bu tünelden yararlanırlar orada oynarlar. İşte bu da boğmacaya yakalananlar için bulunmuş bir tedavi şekli.”
“Sarılığa yakalananlar içinde değişik bir tedavi şekli vardır. Ocaklılar tarafından vücudun belirli yerleri jilet veya ustura ile kesilerek, birkaç damla kan akıtılmakta ve bu işleme “sarılık kesme” adı verilmekteydi. Başka ve daha tehlikesiz bir tedavi şekli de kaysı hoşafı yapılır içine de aileden sağlıklı bir kişinin idrarı katılır sarılık olan kişiye içirilirdi.” Bende (yazar) bu olayı bizzat yaşamıştım. Babamın memuriyeti dolayısıyla 1957-1959 yıllarında Niğde’de bulunuyorduk. Ben orta birinci sınıfta kardeşim ilkokul 5. Sınıftaydı. Kardeşim sarılık oldu. Gözlerinin akı bile sarı olmuştu. Annem elime bir kavanoz tutuşturarak benden idrarımı buna yapmamı istedi. Neden diye sorduğumda tebessüm ederek “lazım” dedi. Öğle tatilinde yemek için eve geldiğimizde annem kayısı hoşafı yapmıştı bir kâse kardeşime verdi. Bana yok mu diye sordum. Yok, kardeşin rahatsız olduğu için sadece ona yaptım dedi. Bende üstelemedim. Sonra öğrendim ki yaptığı hoşafın içine benden aldığı idrarı karıştırmış. Bir süre sonra kardeşimin sarılığı geçti bende bu olayı unuttum.(Devam edecek)

13.05.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00