BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4633
Toplam
:
13780169
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DOKTORSUZ TEDAVİLER ve OCAKLAR (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Değerli okurlar, Yozgat’ımızın yaşayan canlı tarihi, değerli eğitimci ağabeyim Sayın Yılmaz Göksoy (D.1931) Hoca’mın isteği üzerine kendisi ile çok ilginç bir söyleşi yaptık. Bu söyleşiyi köşemde yayınlamamı da bilhassa rica etti. Bana anlattıklarını bende sizlere iletiyorum. Biraz uzunca olan bu ilginç yazımı iki tefrika olarak sunacağım. Bilhassa ikinci bölümde çok ilginç olaylar var.

“Güzel Anadolu’muzda bilhassa köylerde bir takım sağlık problemlerini gidermek için ocak tabir edilen kişiler vardı. Bazı insanlar bir rahatsızlığın çaresini bulunca kimseye söylemezler, buldukları tedavi yöntemleri ile bazı hastalıkları tedavi ederlerdi. Bunlara “ocak” denirdi ve hemen her hastalığın bir ocağı vardı. Ocaklılar geçimlerini genellikle başka işlerden sağlarlar tedaviyi ufak tefek hediyeler kabul ederek hayır amaçlı yaparlardı. Bu kişiler çok yaşlandıklarında yine aileden birisine işin sırrını öğretirlerdi. Buna da el vermek denirdi ve sırrın aile içinde kalmasına özen gösterirlerdi. Kan bağı olmadan yetki alan ocaklıya “izinli” denirdi. “Sebebi elden, dermanı Allah’tan” diyerek yapılan tedaviler çok çeşitli olsa da genelde üç yolla yapılırdı. Em diye tabir edilen ve evlerde merhem şeklinde yapılan bitkisel, hayvansal ve sair maddeler ile yapılan tedaviler. Hastanın vücuduna, bir araçla hafifçe vurmalar, çizme, kesme, delme veya dağlama şeklinde yapılan tedaviler. Hastaya dokunmadan değişik hareketler yapılarak telkin altında bırakıp, psikolojik etkilemeye dayanan tedaviler.”

“Bir sene köylerde uyuz hastalığı çok yaygın oldu. Halk arasında şöyle bir söylenti dolaştı; “Bu sene üzüm olmadı dolayısıyla pekmezde olmadı bu yüzden millet uyuzdan kırılıyor” dediler. Uyuz hastalığını uyuz böceği yapar. Uyuz böceğiinsan derisi altında tünel açarak ilerler. Uyuz böceğininerkeği dişisinden daha büyüktür. İnsanı hasta yapanda,uyuz böceğinindişisidir.Yıllar önceüç Alman Profesörün bir keşfi gazetelerde yayınlanmıştı. Bu Profesörler üzüm kabuğundaki bir maddenin cilt hastalıklarına iyi geldiğini iddia ediyorlardı.”

“Yozgat’a 25 Kilometre mesafedeki Çalılı köyünde çok güzel üzüm bağları vardı. Yozgat’ın yüksek tabakasına satılan üzümler Karadere’den küfelerle gelirken, orta halli memurlar ile esnafın tercih ettiği üzümler kağnılarla Çalılı köyünden getirilirdi. Çalının kızları da çok güzel olurdu. Bilhassa bir ay süren üzüm mevsiminde Çalılının insanları birden bire güzelleşir, güzel üzüm bağlarının üzümünü yiyen çalılı kızlarının da bu yüzden ciltleri güzel olurdu.”

“Köylülerimizde alt çeneden başlayarak kulağa kadar uzanan kırmızı renkli mantar türü bir cilt hastalığı olurdu. Halk arasında buna kızılyüğrük hastalığı denirdi. Bunun da ocağı vardı. Bu hastalığa yakalanalar çare için onun ocağı olan kimseye giderlerdi. Ocak olan kimse biraz sulandırdığı üzüm pekmezini ısıtır, hastalıklı olan bölgeyi onunla pansuman yapar, üzerine de birazcık tükürüğünden sürerdi. Kızıl yüğrük de böylece iyileşirdi. Üzüm pekmezinin içinde bir şey var mıydı bilemem.”

“Şimdi yaşadığım bir olayı daha anlatayım. Gökçekışla köyümüzden Haşim usta diye mesleğinde çok ünlü bir dülger vardı. Evlerde bir marangoz işi varsa özellikle Haşim ustanın yapması arzu edilirdi. Köydeki hanımı yaşlanınca Yozgat’tan bir hanımla ikinci evliliğini yaptı Haşim usta. Ama bir süre sonra kalp hastalığına yakalandı, yüzü morardı nefes darlığı çekmeye başladı. Öyle olunca ikinci eşi bıraktı gitti. O da köyüne döndü. Bağ kaynatılırken üzümler kızlar tarafından çiğnenerek suyu çıkarılır geriye posası kalır. Bu posa da atılmaz tehliz çuvallarına konulup asılır altına da bir teşt konur kalan su damlaya damlaya bu teştte birikir. Bu suya “torba altı” denir ve kabuğun kalan son suyudur. Bal renginde tadı güzel ve çok faydalıdır. Çok tatlı olmaz birkaç bardak rahatlıkla içilebilir. Köydeki eski hanımı bizim dülgere bu sudan içirmeye başlar. Kendilerinin ki bitince komşularının suyunu da alır. Haşim usta iyi oldu tekrar Yozgat’a geldi, başka bir hanımla ikinci bir evlilik daha yaptı 20 sene daha yaşadı.Anlaşılıyordu ki bizim atalarımız yüz yıllar önce üzümün bu yararlarının farkına varmışlar ama bu bilgilerini ilim haline getirememişlerdi.”
“Çocukların ve çoğunlukla bebeklerin bazen daha büyük yaştakilerinde ağzında görülen ve “Pamukçuk” diye isimlendirilen bir infeksiyon olur. Bununda ocağı vardı. Ocak olan kişi bir dua okuduktan sonra parmağını tükürükler sonra kızartma tavasının altındaki is’e sürer, oradan parmağına bulaşan isi çocuğun çenesine, alnına, iki yanağına son olarak da damağına sürerdi. Birkaç gün sonra pamukçuk geçerdi.”
“Güz ayları gelince çocukların çenelerinde sebebini bilmediğimiz yaralar oluşurdu. Bildiğimiz çakmaklar daha o yıllarda yoktu. Sigara filan şeyleri yakmak için 5-6 santim uzunluğunda çelik parçasının ucuna söğüt mantarlarından yapılmış kolay tutuşabilen kav takılırdı. Döğenlerin altına çakılan çakmak taşı bir ele alınır öbür eldeki çelik bu taşa vurularak kıvılcım çıkarılır, çıkan kıvılcımlar ile bu kav tutuşturulur tutuşan bu kav ile de yakılacak şeyler tutuşturulurdu. Yaraların geçmesi için yapılan uygulamada çakmağa kav konmaz. Çakmak taşına çelik parça vurularak bir süre, takriben 5-6 kere bu yaraların etrafında kıvılcımlar çıkarılırdı. Bu işlem yapıldıktan sonra parmağına aldığı tükürüğü yaralara basar birkaç gün sonra da yaralar kururdu. Bu işlemi de bu işin ocağı olarak bilinen kişi yapardı.”

“Gelişmesi gecikmiş çocuklar ile yaz mevsiminde anası babası tarla tapanda çalıştığından yeteri kadar beslenemeyen çocuklar için Büyükincirli köyünde “Tivga Ocağı” vardı. Ocak olan kişi, önce çocuğun alnına kızgın bir mil basardı. Bu milin izi ölene kadar alnında kalırdı ki benimde alnımdaki izi duruyor. Bu kızgın mil basmaktan kasıt çocuğun irkilmesi ile bedenine bazı uyarılar göndermek olabilir. Sonra hazırladığı üzüm asmasının külünü verir. Bunu bal ile karıştırın çocuğa yedirin derdi. Burada sır olan sanırım küle karıştırılan nesnedir.”

“Kışlık yufkalar pişirilirken ya da bağ kaynatılırken daha önce budanarak istiflenen asma çubukları yakılır. Bunların külleri atılmaz yıllarca uygun bir yerde biriktirilir. O kadar birikir ki büyükçe bir tepe olur. Yağmur ile ıslanan bu küller hafifçe sertleşir. Bu kül tepesinin içine açılan tüneller boğmacaya yakalanmış çocuklara iyi gelir. Çocuklar bu tünele girerek rahat nefes alırlar. Hastalıkları geçene kadar bu tünelden yararlanırlar orada oynarlar. İşte bu da boğmacaya yakalananlar için bulunmuş bir tedavi şekli.”
“Sarılığa yakalananlar içinde değişik bir tedavi şekli vardır. Ocaklılar tarafından vücudun belirli yerleri jilet veya ustura ile kesilerek, birkaç damla kan akıtılmakta ve bu işleme “sarılık kesme” adı verilmekteydi. Başka ve daha tehlikesiz bir tedavi şekli de kaysı hoşafı yapılır içine de aileden sağlıklı bir kişinin idrarı katılır sarılık olan kişiye içirilirdi.” Bende (yazar) bu olayı bizzat yaşamıştım. Babamın memuriyeti dolayısıyla 1957-1959 yıllarında Niğde’de bulunuyorduk. Ben orta birinci sınıfta kardeşim ilkokul 5. Sınıftaydı. Kardeşim sarılık oldu. Gözlerinin akı bile sarı olmuştu. Annem elime bir kavanoz tutuşturarak benden idrarımı buna yapmamı istedi. Neden diye sorduğumda tebessüm ederek “lazım” dedi. Öğle tatilinde yemek için eve geldiğimizde annem kayısı hoşafı yapmıştı bir kâse kardeşime verdi. Bana yok mu diye sordum. Yok, kardeşin rahatsız olduğu için sadece ona yaptım dedi. Bende üstelemedim. Sonra öğrendim ki yaptığı hoşafın içine benden aldığı idrarı karıştırmış. Bir süre sonra kardeşimin sarılığı geçti bende bu olayı unuttum.(Devam edecek)

13.05.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00