BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
275
Dün
:
4936
Toplam
:
13340178
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İSTANBUL SERENCEBEY YOKUŞUNDAKİ ÇAPANOĞLU SIDIKA HANIM KONAĞI
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Çapanoğulları hadisesinden sonra Atatürk tarafından Ankara’ya çağırılan Çapanoğlu kardeşler aileleri ile birlikte kaldıkları Aziziye’den (Kayseri Pınarbaşı) Ankara’ya gelirler. Burada bir sene kadar çok üzüntülü ve sıkıntılı bir yaşam sürerler. Hadiseyi bütün detayları ile inceleyen Atatürk, bu olayda hükümetin de gerekli çabayı göstermediği kanaatine vardığından Çapanoğlu kardeşleri muhakeme edilmeden af eder. Ancak Yozgat’a dönmelerine de izin vermez. Edip Bey’i Kayseri de, Celal Bey’i İstanbul’da, Salih Bey’i de Kırşehir’de ikamete zorunlu kılar. Salih Bey, ağır ceza hâkimliğinden emekli olduğundan Atatürk onun avukatlık yapmasına da izin verir. Atatürk’ün Çapanoğullarını yargılatmadan affetmesinde Karahisarı mebusu Şükrü Efendinin Meclis kürsüsünden yaptığı şu konuşma da etkili olmuştur. “Bu millet isyankâr değildir. Şurada Yozgat’ta isyan çıktı deniliyor. Bendeniz Yozgat isyanını tetkik ettim, sui idare(kötü yönetim) neticesidir. Bakınız efendim Yozgat isyanı yalnız sui idare neticesi de değil, bu Meclisin kendisini gösterememesi neticesidir. Bir İslam cemiyetinin, memalik-i Osmaniye ve İslamiye mümessillerinin burada toplandığını bildirememektir. Neden oraya muktedir adamlar göndermedik, biz daha doğrusu yalnız İcra Vekillerine değil kendimize de kabahat bulmalıyız.”

Celal Bey’in (1860-1935) İstanbul Beşiktaş’taki Serencebey yokuşunda ikinci eşi Ayşe Sıdıka Hanım’ın babasından kalan büyük bir konağı vardır. Ayşe Sıdıka Hanım saraylıdır. Babası sarayın hocalarındandır (öğretmen). Emekli olduktan sonra Yozgat’a yerleşen Celal Bey ve ailesi yazlarını denizi gören bu evde geçirmektedirler. Yozgat’ta ikametine müsaade edilmeyince, İstanbul’da ikamet edilmesine izin verilmesini talep eder ve öyle uygun görülür. İstanbul’a gelişlerini kütüphanemde muhafaza ettiğim kendi el yazısı ile yazdığı günlüğünde şöyle anlatıyor; “Heman iki seneyi mütecaviz bir müddet Aziziye de (Kayseri Pınarbaşı), bir sene kadar da Kayseri de kaldıktan sonra üç yüz otuz dokuz senesi (1923) Kânunuevvelin iptidalarında İstanbul’a geldim. Bizden üç beş ay sonra bütün aile halkı da Aziziye’ye gelmişdi. Bizden biraz evvel refika ile Aliye ile Reşid de İstanbul’a gelmişlerdi. Vazife-i askeriyesini ifa etmek üzere Süleyman’ı Kayseri’de bırakarak Mekki, Lütfiye ve ben de yukarda mezkûr tarihde refikayı takiben İstanbul’a geldik.

Yozgat hadisesinden mütevellid bu gurbetzedelik esnasında yârimiz bile ağyar (yabancı) olmuştu. İnsan denilen şu mahlûk-ı acibin insanlığı, ciddiyeti, samimiyeti ve fedakârlığı böyle bir zaman-ı felakette göstereceği muamele ve ahvaliyle ölçülür.
Felaket zamanlarında geçmedik hatırlarından hiç
Ânin çün bende artık hatır-ı ahbaptan geçtim.

Mutasarrıflıkla Kayseri’ye gelmiş olan Muammer Bey, iki seneden beri alınmamış olan tekaüd maaşımı derhal Kayseri’ye tahvile teşebbüs eylemek ve o sırada hulûl eylemiş olan bayramı da telgrafla tebrik etmek vefakârlığında bulunmuşdur ki, o vakitlerde şu hâl büyük olduğu kadar bir eseri insaniyet ve vefa-perverlikdi. Bunlara aid şükran borçlarımı Kayseri’de hîn-i mülakatta ifa eylemek istediğim halde buna dair bana söz söyletmedikten başka ellerimi tutup öperek evlatlık vazifesini ifaya çalışmak istedim demiştir.
………………………………………..

Şu hatıra yetmiş beş senelik bir ömrün bir emektar-ı devlet ve milletin muhtasaran mahsûl-i fikridir. Bu yetmiş beş senenin elli ve küsur senesi hidemât-ı devlet ve millet de geçmiştir. Yalnız yirmi küsur senesi Rumeli’de, Arabistan’da, Anadolu’da, uzak, yakın, mühim, ehem, mülhak, müstakil mutasarrıflıklarda geçmiştir.
………………………………………….

Hamden, sümme hamden (şükür, yine şükür) asla leke dar (lekeli, ayıplanmış) olmadım. Müstakimâne (dosdoğru), namuskârâne, mesleğime kat’iyen halel getirmedim. Cenab-ı Hak da daima beni muhafaza buyurmak inayetini (lütfunu) diriğ buyurmadı(esirgemedi).
…………………………………………

Şundan ümidvârım ki, bulunduğum yerlerde hukuk-ı’ibadi (kul haklarını) elimden geldiği kadar siyânete(korumaya) çalıştım. Ve devletime, Hükümetime sâdıkane hizmet ettim. İnşallah bundan dolayı me’curum (sevap alırım). Şâyed bilemeyerek kusur etmiş olduğum noktalar varsa Cenab-ı Hak afv buyursun. Şu hatıram da evlâd ü ahfada yadigar olsun. 24 Cemaziyelahir Sene1354-10 Eylül 1351-23 Efrinci Eylül Sene 1935 İstanbul Beşiktaş Mahmud Celaleddin.

Celal Bey, Cidde, Mekke, Tokat, Çorum, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Cidde’ye varışında 19 pare top atışı ile karşılanır. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır ama Çapanoğulları hadisesinden sonra emekli maaşı da kesilmiştir. Tüm Yozgat’ı yağma eden Çerkez Etem Yozgat’taki konağı da yağmaladıktan sonra yakmıştır. Asıl büyük yağma ise Arapseyfi ve Karatepe çiftliğindeki konaklarda yapılmıştı. Bu konaklar da yağmalandıktan sonra yakılmış, çiftlikte beslenen yarış atları ve büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri Ethem’in hempalarınca sürülüp götürülmüş Ankara pazarlarında satılmıştır. İstanbul’a yerleşen aile oldukça kalabalıktır. Birinci eşi Elmas Hanım'dan (1864-1918) olan çocukları, Düriye, Zeynep, Kebire, ikinci eşi Ayşe Sıdıka Hanımdan (1869-1934) olan çocukları, Osman Mekki, Süleyman Sabri, Mehmet Reşit, Aliye ve Lütfiye ile kalabalık bir aile maddi sıkıntı içindedir. İkinci eşi Ayşe Sıdıka Hanım’ın Eminönü’nde bulunan dükkânlarının kira gelirleri ile idare ederlerken çocuklarından Mehmet Reşit hastalanıp hastaneye yatırılır. Tedavi masraflarının altından kalkamayan aile konağı Emniyet Sandığına rehin göstererek bir miktar borç para alırlar. Borç vadesinde ödenemeyince Emniyet Sandığı haciz yoluna giderek evi satışa çıkarır. Celal Bey’in çocuklarından Kurtuluş Savaşı Gazisi Osman Mekki Bey, Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine bir mektup göndererek içinde bulundukları şartları anlatır. İsmet Paşanın emri ile borcun ödenmesi bir yıl ertelenirse de ödenmesi mümkün olamaz. Yan taraftaki komşusu, konağı kendisine satmalarını, eğer parayı tedarik ederlerse tekrar geri vereceğini teklif eder, uygun görülüp öyle yapılır. Konağın elden çıkmasına çok üzülen Ayşe Sıdıka Hanım bir süre sonra Eminönü’ndeki dükkânları satarak geri almak isterse de daha önce vaatte bulunan komşu razı olmaz. Bu dükkânlar da zaman içinde teker teker elden çıkarılmak zorunda kalınır
Celal Beyin Kızı Lütfiye Hanımefendi Halamız ile kızı Dr. Solmaz Yanar, Cerrahpaşa Hastanesine yakınlığı nedeniyle Aksaray semtinde ikamet ederlerdi. Bizde o yıllarda Laleli semtinde oturduğumuzdan vefatlarına kadar sık sık görüşme şansımız olmuştu. Lütfiye Halam, ne zaman cennetmekân anneannem Leyla Hanımla bir araya gelse “Kuzum Leyla Hanım Allah aşkına doğruyu söyle hiç isyanı babam çıkarmış olabilir mi” diye üzüntü ile sorardı. Yine fırsat buldukça bir araya geldiğimiz torunlarından 1983 yılında kaybettiğimiz gerçek bir beyefendi olan Yılmaz Çapan ağabeyim ile 2013 yılında kaybettiğimiz kardeşi Seval (Çapan) Ürkmez ablam da eskiden gelen bu alışkanlıkla Beşiktaş’ta otururlardı. Celal Bey’in ailesi ve çocukları ile torunlarının kabirleri de yine Beşiktaş’taki Yahya Efendi Kabristanındadır. Nur içinde olsunlar.

Kaynak: Kızı Lütfiye(Çapan) Yanar (1906- 15.09.1989)
Torunu Seval Ürkmez (ö. 13.02.2013)
Gelinleri Yüksel Çapan(Yılmaz Çapan eşi. Yılmaz Çapan (14.05.1926-06.07.1983)
Osmanlı Mutasarrıfı Çapanoğlu Mahmut Celâleddin (Celal) Bey'in Hatıraları: Prof. Dr. Hakkı Acun, Prof.Dr. Abdulkadir Dündar
Fotoğraf: Araştırmacı yazar Osman Karaca arşivi ( İstanbul Belediyesi fotoğraf arşivinden)

03.06.2016




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00