BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.11.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
216
Dün
:
4633
Toplam
:
14853082
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İSTANBUL SERENCEBEY YOKUŞUNDAKİ ÇAPANOĞLU SIDIKA HANIM KONAĞI
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Çapanoğulları hadisesinden sonra Atatürk tarafından Ankara’ya çağırılan Çapanoğlu kardeşler aileleri ile birlikte kaldıkları Aziziye’den (Kayseri Pınarbaşı) Ankara’ya gelirler. Burada bir sene kadar çok üzüntülü ve sıkıntılı bir yaşam sürerler. Hadiseyi bütün detayları ile inceleyen Atatürk, bu olayda hükümetin de gerekli çabayı göstermediği kanaatine vardığından Çapanoğlu kardeşleri muhakeme edilmeden af eder. Ancak Yozgat’a dönmelerine de izin vermez. Edip Bey’i Kayseri de, Celal Bey’i İstanbul’da, Salih Bey’i de Kırşehir’de ikamete zorunlu kılar. Salih Bey, ağır ceza hâkimliğinden emekli olduğundan Atatürk onun avukatlık yapmasına da izin verir. Atatürk’ün Çapanoğullarını yargılatmadan affetmesinde Karahisarı mebusu Şükrü Efendinin Meclis kürsüsünden yaptığı şu konuşma da etkili olmuştur. “Bu millet isyankâr değildir. Şurada Yozgat’ta isyan çıktı deniliyor. Bendeniz Yozgat isyanını tetkik ettim, sui idare(kötü yönetim) neticesidir. Bakınız efendim Yozgat isyanı yalnız sui idare neticesi de değil, bu Meclisin kendisini gösterememesi neticesidir. Bir İslam cemiyetinin, memalik-i Osmaniye ve İslamiye mümessillerinin burada toplandığını bildirememektir. Neden oraya muktedir adamlar göndermedik, biz daha doğrusu yalnız İcra Vekillerine değil kendimize de kabahat bulmalıyız.”

Celal Bey’in (1860-1935) İstanbul Beşiktaş’taki Serencebey yokuşunda ikinci eşi Ayşe Sıdıka Hanım’ın babasından kalan büyük bir konağı vardır. Ayşe Sıdıka Hanım saraylıdır. Babası sarayın hocalarındandır (öğretmen). Emekli olduktan sonra Yozgat’a yerleşen Celal Bey ve ailesi yazlarını denizi gören bu evde geçirmektedirler. Yozgat’ta ikametine müsaade edilmeyince, İstanbul’da ikamet edilmesine izin verilmesini talep eder ve öyle uygun görülür. İstanbul’a gelişlerini kütüphanemde muhafaza ettiğim kendi el yazısı ile yazdığı günlüğünde şöyle anlatıyor; “Heman iki seneyi mütecaviz bir müddet Aziziye de (Kayseri Pınarbaşı), bir sene kadar da Kayseri de kaldıktan sonra üç yüz otuz dokuz senesi (1923) Kânunuevvelin iptidalarında İstanbul’a geldim. Bizden üç beş ay sonra bütün aile halkı da Aziziye’ye gelmişdi. Bizden biraz evvel refika ile Aliye ile Reşid de İstanbul’a gelmişlerdi. Vazife-i askeriyesini ifa etmek üzere Süleyman’ı Kayseri’de bırakarak Mekki, Lütfiye ve ben de yukarda mezkûr tarihde refikayı takiben İstanbul’a geldik.

Yozgat hadisesinden mütevellid bu gurbetzedelik esnasında yârimiz bile ağyar (yabancı) olmuştu. İnsan denilen şu mahlûk-ı acibin insanlığı, ciddiyeti, samimiyeti ve fedakârlığı böyle bir zaman-ı felakette göstereceği muamele ve ahvaliyle ölçülür.
Felaket zamanlarında geçmedik hatırlarından hiç
Ânin çün bende artık hatır-ı ahbaptan geçtim.

Mutasarrıflıkla Kayseri’ye gelmiş olan Muammer Bey, iki seneden beri alınmamış olan tekaüd maaşımı derhal Kayseri’ye tahvile teşebbüs eylemek ve o sırada hulûl eylemiş olan bayramı da telgrafla tebrik etmek vefakârlığında bulunmuşdur ki, o vakitlerde şu hâl büyük olduğu kadar bir eseri insaniyet ve vefa-perverlikdi. Bunlara aid şükran borçlarımı Kayseri’de hîn-i mülakatta ifa eylemek istediğim halde buna dair bana söz söyletmedikten başka ellerimi tutup öperek evlatlık vazifesini ifaya çalışmak istedim demiştir.
………………………………………..

Şu hatıra yetmiş beş senelik bir ömrün bir emektar-ı devlet ve milletin muhtasaran mahsûl-i fikridir. Bu yetmiş beş senenin elli ve küsur senesi hidemât-ı devlet ve millet de geçmiştir. Yalnız yirmi küsur senesi Rumeli’de, Arabistan’da, Anadolu’da, uzak, yakın, mühim, ehem, mülhak, müstakil mutasarrıflıklarda geçmiştir.
………………………………………….

Hamden, sümme hamden (şükür, yine şükür) asla leke dar (lekeli, ayıplanmış) olmadım. Müstakimâne (dosdoğru), namuskârâne, mesleğime kat’iyen halel getirmedim. Cenab-ı Hak da daima beni muhafaza buyurmak inayetini (lütfunu) diriğ buyurmadı(esirgemedi).
…………………………………………

Şundan ümidvârım ki, bulunduğum yerlerde hukuk-ı’ibadi (kul haklarını) elimden geldiği kadar siyânete(korumaya) çalıştım. Ve devletime, Hükümetime sâdıkane hizmet ettim. İnşallah bundan dolayı me’curum (sevap alırım). Şâyed bilemeyerek kusur etmiş olduğum noktalar varsa Cenab-ı Hak afv buyursun. Şu hatıram da evlâd ü ahfada yadigar olsun. 24 Cemaziyelahir Sene1354-10 Eylül 1351-23 Efrinci Eylül Sene 1935 İstanbul Beşiktaş Mahmud Celaleddin.

Celal Bey, Cidde, Mekke, Tokat, Çorum, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Cidde’ye varışında 19 pare top atışı ile karşılanır. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır ama Çapanoğulları hadisesinden sonra emekli maaşı da kesilmiştir. Tüm Yozgat’ı yağma eden Çerkez Etem Yozgat’taki konağı da yağmaladıktan sonra yakmıştır. Asıl büyük yağma ise Arapseyfi ve Karatepe çiftliğindeki konaklarda yapılmıştı. Bu konaklar da yağmalandıktan sonra yakılmış, çiftlikte beslenen yarış atları ve büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri Ethem’in hempalarınca sürülüp götürülmüş Ankara pazarlarında satılmıştır. İstanbul’a yerleşen aile oldukça kalabalıktır. Birinci eşi Elmas Hanım'dan (1864-1918) olan çocukları, Düriye, Zeynep, Kebire, ikinci eşi Ayşe Sıdıka Hanımdan (1869-1934) olan çocukları, Osman Mekki, Süleyman Sabri, Mehmet Reşit, Aliye ve Lütfiye ile kalabalık bir aile maddi sıkıntı içindedir. İkinci eşi Ayşe Sıdıka Hanım’ın Eminönü’nde bulunan dükkânlarının kira gelirleri ile idare ederlerken çocuklarından Mehmet Reşit hastalanıp hastaneye yatırılır. Tedavi masraflarının altından kalkamayan aile konağı Emniyet Sandığına rehin göstererek bir miktar borç para alırlar. Borç vadesinde ödenemeyince Emniyet Sandığı haciz yoluna giderek evi satışa çıkarır. Celal Bey’in çocuklarından Kurtuluş Savaşı Gazisi Osman Mekki Bey, Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine bir mektup göndererek içinde bulundukları şartları anlatır. İsmet Paşanın emri ile borcun ödenmesi bir yıl ertelenirse de ödenmesi mümkün olamaz. Yan taraftaki komşusu, konağı kendisine satmalarını, eğer parayı tedarik ederlerse tekrar geri vereceğini teklif eder, uygun görülüp öyle yapılır. Konağın elden çıkmasına çok üzülen Ayşe Sıdıka Hanım bir süre sonra Eminönü’ndeki dükkânları satarak geri almak isterse de daha önce vaatte bulunan komşu razı olmaz. Bu dükkânlar da zaman içinde teker teker elden çıkarılmak zorunda kalınır
Celal Beyin Kızı Lütfiye Hanımefendi Halamız ile kızı Dr. Solmaz Yanar, Cerrahpaşa Hastanesine yakınlığı nedeniyle Aksaray semtinde ikamet ederlerdi. Bizde o yıllarda Laleli semtinde oturduğumuzdan vefatlarına kadar sık sık görüşme şansımız olmuştu. Lütfiye Halam, ne zaman cennetmekân anneannem Leyla Hanımla bir araya gelse “Kuzum Leyla Hanım Allah aşkına doğruyu söyle hiç isyanı babam çıkarmış olabilir mi” diye üzüntü ile sorardı. Yine fırsat buldukça bir araya geldiğimiz torunlarından 1983 yılında kaybettiğimiz gerçek bir beyefendi olan Yılmaz Çapan ağabeyim ile 2013 yılında kaybettiğimiz kardeşi Seval (Çapan) Ürkmez ablam da eskiden gelen bu alışkanlıkla Beşiktaş’ta otururlardı. Celal Bey’in ailesi ve çocukları ile torunlarının kabirleri de yine Beşiktaş’taki Yahya Efendi Kabristanındadır. Nur içinde olsunlar.

Kaynak: Kızı Lütfiye(Çapan) Yanar (1906- 15.09.1989)
Torunu Seval Ürkmez (ö. 13.02.2013)
Gelinleri Yüksel Çapan(Yılmaz Çapan eşi. Yılmaz Çapan (14.05.1926-06.07.1983)
Osmanlı Mutasarrıfı Çapanoğlu Mahmut Celâleddin (Celal) Bey'in Hatıraları: Prof. Dr. Hakkı Acun, Prof.Dr. Abdulkadir Dündar
Fotoğraf: Araştırmacı yazar Osman Karaca arşivi ( İstanbul Belediyesi fotoğraf arşivinden)

03.06.2016




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Sayın Çapanoğlu,
Çok güzel yazmışsınız. Teşekkürler, saygı ve selamlar.
A. YAŞAR OCAK -- 15.11.2018 11:43
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Hocam yüreğinize sağlık, ne işimiz var idi İstanbul da memlekette iş ortamı bulunsaidi suyu havası yaşamı güzel olmazmış, idi sağlıklı kalın.
Adınız ve Soyadınız -- 14.11.2018 17:09
BİR VALİ, BİR ÖĞRETMEN, BİR 10 KASIM
Sayın Çapanoğlu,
Bu güzel yazınız bana kendi öğretmenlerimi hatırlattı. Hepsinin mekânı cennet olsun. Onları kınayanlara acımaktan başka yapacak bir şey yok. Öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin mahiyetini idrak edemeyenler, onların ne kadar zor bir işi başarmak için gayret sarfettiklerini bilmeyenler, nihayet o kutsal mesleği de bir dönem ideolojik şaşırmışlıklara alet ettiler. Ben bu dönemlerin hepsini yaşadım, yakinen bilirim. O yüzden değil midir bu mesleğin artık giderek okul basıp öğretmen dövmeye, öldürmeye kadar varan her türlü saygısızlığın fütursuzca işlendiği bir çılgın gidişe muhatap edilmesi? Bu rezalette mesleğin onuruna yakışmayacak karakterdeki kifayetsiz öğretmenlerin de bu çorbada tuzu olması ayrı ve üzücü bir bahis.
Selam ve saygı ile.
A. Y. Ocak
Ahmet Yaşar Ocak -- 12.11.2018 11:17
29 EKİM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi, yazılarınız gibi yorumlarınız da edebi bir değer taşıyor. Antalya Seyahatnamesi yazımı tüm detaylarına kadar o kadar güzel anlatmışsınız ki ben de sizin yorumunuzu okuyunca fark ettim. Çok teşekkür ediyorum, eşimde size selam ve hürmetlerini iletiyor.

Değerli Yasin Ali Er Hocam yorumunuzdaki benim ile ilgili güzel duygularınız için çok teşekkür ederim, teveccühünüz. Dostluğunuzdan şeref duyuyorum. Sağ olun.

Değerli Muhsin Hocam, buyurduğunuz gibi Atatürkçüyüz, Cumhuriyetçiğiz, laik ve çağdaşız sonuna kadar da öyle olacağız. Allah bu millete zeval vermesin. Güzel dilekleriniz için de teşekkür ederim. Sağ olun.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 04.11.2018 21:28
29 EKİM
Ne mutlu böyle bir günde doğduğunuz için. Size nice mutlu yıllar diliyorum. Ülkemizin sizin gibi Atatürkçü, cumhuriyetçi, çağdaş kalemlere gereksinimi var.
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 31.10.2018 12:04
29 EKİM
Sayın Abdülkadir Çapanoğlu Üstadım!
Doğum gününüzün Cumhuriyet Bayramı sabahına tevafuk edişi, sosyal paylaşım sitesinde de dikkatimi çekmişti.
Hayırlı bir günde hayırlı bir insanın doğuşu bizim de şansımız olmalı ki, sizi tanımak ve yazılarınızı okuyarak, birikiminizden istifade etmemiz mümkün oluyor.
Doğum gününüzü tekrar kutluyor, aileden ahirete göçenlere rahmet, size ve sevdiklerinize sağlıklı ömürler diliyorum.
İyi ki doğmuşsunuz güzel ADAM...
Yasin Ali ER -- 30.10.2018 12:53
ANTALYA SEYAHATNAMESİ
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum mu, sizinle beraber aynı yolculuğumu yaptım anlayamadım. Taaa ki kelle paşa çorbasına gelesiye... Öyle güzel anlatmışsınız ki hiç bir teferruatı üşenmeden atlamamış; tek tek zaman, mekan,saat, hız, mesafe, tanımlama ve çorbanın faydaları.

Bu yazıyı okuyan hem seyahat eder, hem de bilgilenir. Paça çorbasının faydalarını, esnafların kabalıklarını yerli yerinde sıralamışsınız. Yazı uzun fakat okumuyor, adeta gezdiriyor, o anı yaşatıyorsunuz. Bu nedenle yazının uzunluğu kimsenin gözünü korkutmasın... Bir şehir bu kadar derinlemesine rapor edile birdi. Doğa, kültür, hava durumu, sosyal yaşantı, ekonomi, çevre, hayvan sevgisi, yemek kültürü, insan davranışları, hayvan davranışları, tavukların yaşantıları, hindilerin farklılıkları....

Aynı güzergahta çalışan trafik polisleri bile sizin kadar yolların halini, ahvalini tanımlayacağını sanmıyorum..

Antalya nın iklimi ve sosyal yaşantısı, insanların soğukkanlı davranışları konusunda hem fikirim. Sevmediğim şehirlerden biridir.

Arı,duru hoş sohbet tadında, diğer yazılarınız gibi okundukça okunası bir yazı. Kaleminiz var olsun.

Eşiniz hanımefendiye ve sizlere hürmetler, selamlar...
Kadriye ŞAHİN -- 28.10.2018 22:50
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00