BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4601
Toplam
:
13189563
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CAHİLCE BİR TELEFON
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurları bu gün Babaannem Esma Hanım’ın babası ve 1908 Meşrutiyet Meclisinde Yozgat mebusu olan Hayrullah Efendiden ve onun mecliste yaptığı çok önemli bir konuşmasından bahsedecektim. Ama dün bir banka şubesinde eşimle birlikte sıramızı beklerken cep telefonumdan kendisinin Yozgatlı olduğunu ama Manisa’da ikamet ettiğini bildiren bir bayan aradı. Telefonumu internetten bulduğunu söyledikten sonra devam etti; “Biliyorsunuz biz Atatürk’ü sevmeyiz, Atatürk Yozgat’a geldiğinde Çapanoğlundan geceyi geçireceği bir kız istemiş onlarda” dedikten sonra bir süre sustu ve “bu doğru mudur “diye sordu. Başımdan sıcak sular döküldü sandım, bankanın salonu kalabalık, bir an ne diyeceğimi bilemedim, rengim kızarmış ki eşim sağlığımı merak ederek ne oldu diye heyecanlandı. Biraz kendimi toparlayarak “Hanımefendi bu tür söylentiler büyük bir yalan, bu yalanları uyduranlar da Atatürk düşmanı yobazlardır, ben şimdi bir bankadayım size sabit telefonumu vereyim lütfen bir saat sonra beni oradan arayın dedim. O da 0212 ile başlayan bir numaranız var o numaramı dedi. Evet, lütfen oradan arayın görüşelim dedim ama aramadı. Belki gösterdiğim tepkiden çekindi.

Arayan bu hanım gibi yıllar öncede 1974 yılında yedek subaylığımı yaparken tarih bilgisinden yoksun bir astsubay yılışarak bu yalanı yüzüme karşı anlatmıştı.Bu astsubaya, cevabını uygun birşekilde vermiş, arkadaşlarının yanında refüze etmiştim.Aradan 40 yıl geçmiş ama ne yazık ki halkımızı cahillikten ve bir o kadar da yobazlıktan ve bu ve bunun gibi yalanlardan kurtaramamışız. İnsan bu kadar ahmak olabilir mi? Allah’ın verdiği aklını hiç mi kullanmaz.

Değerli okurlar, Atatürk yıllar sonra bile ülkenin başına gelebilecekleri ta o zamanlar gördüğü için ülkeyi cahil din adamlarından kurtarmak ve medeni milletler seviyesine çıkarılmasında engel olmamaları için tekke ve zaviyeleri kapatmıştı. Bu düşüncesini de şöyle ifade ediyordu “Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, meczuplar memleketi olamaz."
Buralardan nemalanan binlerce cahil ve yobaz ama din adamı geçinen ve halkın sırtından bedavadan yaşayan bir sürü asalak birden bire ortada kalıvermişlerdi. Bunların içinde Atatürk’e çok yakın olanlarda var. Biraz tarih okursanız göreceksiniz. İşte bu halkın sırtından bedava yaşayan asalaklar Allah’tan korkmadan her yerde Atatürk aleyhinde çok ayıp ve ahlaksız yalanlar uydurdular ve uydurmaya da devam ediyorlar.

Şimdi tarihsel sırasıyla Atatürk’ün paşalık yıllarına, Çapanoğullarına ve Atatürk’ün Yozgat’a ne zaman geldiğine bir göz atalım. Böbrek sancısının tuttuğu günlerde Pera Palasta istirahat ederken Sultan Vahidettin’in iki kızı Ulviye ve Sabiha Sultanlarda diğer prenseslerle oraya çay içmeye geliyorlardı.Bu sarışın ve yakışıklı paşayı çok beğenen Sabiha Sultan araya öbür prensesleri koyarak Mustafa Kemal Paşa ile tanışır. Sonunda Paşa ile evlenmek isteğini padişah babasının da izni ile yine prensesler vasıtasıyla iletir. Atatürk bu teklife önce biraz sıcak baksa da bu evliliğin elini kolunu bağlayacağını, kendisinin de saraya damat olan Enver paşanın durumuna düşeceğini görür ve teklifi reddeder.Bir padişahın kızı nasıl reddedilir. Vahidettin küplere biner. İşte Atatürk budur. Çapanoğlu sülalesine gelince. 1732 tarihinden itibaren Bozok yaylasında hüküm sürmektedirler. Osmanlı Devletinin en gözde ayanı (aynül ayan)olarak bu topraklarda 300 yıla yakın adeta sikke bastırmadan bir padişah gibi hüküm sürmüşlerdir. Osmanlının son zamanlarında da ailenin büyükleri olan kişiler değişik yerlerde mutasarrıflık, kaymakamlık, valilik, vezirlik, posta nazırlığı gibi görevlerde bulunmuşlardır. Milli mücadelenin başladığı 1920 yılında yani artık devletin Anadolu’da gücünün olmadığı bir dönemde Mustafa Kemal’in Ankara’da kurduğu hükümetle gerekli teması kuramayan Çapanoğlu beyleri kendilerini çekemeyen bazı kişilerinde etkisi ile adeta bir isyana itilmişlerdir.(Bkz.Yozgat gazetesindeki yazım. http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1291 Tarafsız gerçek tarihçiler bu olayda ne Atatürk’ü ne de Çapanoğlu beylerini suçlayacak bir kanaate varamamışlar, olayı büyük bir talihsizlik olarak kabul etmişlerdir. Nitekim olaylar yatıştıktan sonra beyleri Ankara’ya çağıran Atatürk olayların gidişatını inceledikten sonra Çapanoğlu Beylerini yargılatmadan affetmiştir. Bunda Karahisarı mebusu Şükrü Efendinin meclisteki şu konuşmasının da etkili olduğunu düşünüyorum. Şöyle diyordu Şükrü Efendi; “Bu millet isyankâr değildir. Şurada Yozgat’ta isyan çıktı deniliyor. Bendeniz Yozgat isyanını tetkik ettim, sui idare neticesidir. Bakınız efendim Yozgat isyanı yalnız sui idare neticesi de değil, bu Meclisin kendisini gösterememesi neticesidir. Bir islâm cemiyetinin, memaliki Osmaniye ve islâmiye mümessillerinin burada toplandığını bildirmemektedir. Neden oraya muktedir adamlar göndermedik, biz daha doğrusu yalnız İcra Vekillerine değil kendimize de kabahat bulmalıyız.”

Çapanoğulları hadisesi 1920 Ağustosunda son buldu. Peki, Atatürk Yozgat’a ilk defa hangi tarihte geldi. Cumhuriyetin ilanından sonra 15 Ekim 1924 tarihinde. Yani Çapanoğulları hadisesinden dört yıl sonra. 29 Ocak 1923 tarihinde Latife Hanımla evlenmişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım’ın evliliği, 5 Ağustos 1925 günü sona erdi. Atatürk Yozgat’a teşrif ettiğinde neredeyse iki yıldır Latife Hanımla evliydi. Ve sonra 3 Şubat 1934 tarihinde ikinci defa teşrif ediyor. Bu teşriflerinde isyandan dolayı şehir ahalisi adına özür dileyen yakın arkadaşı Akdağlı Bahri Bey’e(Tatlıoğlu) şöyle demiştir. “Bırak Bahri. O konuyu kapat. Kapanmış bir yara, deşip de yeniden kanatma. O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir. Her sözü bir vecize olan yüce insandan bir devri anlatan en güzel ve önemli cümle budur işte.
Şimdi bu köşemden şunu haykırmak istiyorum. Ne dünyanın en kibar ve centilmen insanı ve bin yılın lideri seçilen Atatürk, ne Çapanoğlu ailesi, nede vatanı için bunca şehit veren ve Atatürk’ün “ÜNLÜ SÜVARİLERİ HARP MEYDANLARINDA KAHRAMANCA DÖVÜŞEN, TÜRK YİĞİTLERİNİN HARMAN OLDUĞU DİYAR, BOZOK YAYLASININ KAHRAMAN EVLATLARI VAR OLUN” sözü ile yücelttiği Yozgat halkı yukarda bahsedilen böyle bir terbiyesizliğe hatta ahlaksızlığa alet edilemez.Bu terbiyesiz ve ahlaksız dedikoduları üretenleri de,bunu olur olmaz yerde dile getirenleri de şiddetle kınıyorum, Allaha havale ediyorum. Ayıptır, günahtır. Yüce Allah’ın gazabı onların üzerine olsun. Âmin.

13.04.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00