BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
185
Dün
:
4633
Toplam
:
14652546
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KÜTÜPHANELER HAFTASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli Okurlar, geride bıraktığımız mart ayının 28. günü, ayın son pazartesi günüydü ve Kütüphaneler Haftası’nın da başladığı gün oluyordu ama unuttuk. Kütüphaneler haftası, Türkiye'de 1964 yılından beri Mart ayının son Pazartesi günü ile başlayan hafta kutlanır. Haftanın amacı, öğrencilerde okuma alışkanlığını ve zevkini geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, okuyucuların kitaplardan daha çok faydalanmalarını sağlamak ve halkı kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirmektir. Hafta süresince kütüphanenin önemi, kütüphaneciliğin sorunları kamuoyuna duyurulur. Okullarda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gereken kurallar öğretilirdi.

Dedelerimizin kurduğu Yozgat şehrinin sanırım ilk kütüphanesi de demirli medresedeydi. Bu kütüphanede kayıtlı 584 kıymetli el yazması bulunuyormuş. Yaşadığı dönemde Yozgat’ın münevver bir şehir olmasında ve kalkınmasında büyük rolü olan Çapanoğlu Süleyman Bey dedemiz. Demirli Medrese kütüphanesinde muhafaza ettirdiği ve zamanın hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden el yazması 584 adet birbirinden değerli kitabın “listesini” bizzat kendi el yazısı ile kaydettiği defteri, ailemize kalan en değerli hatırasıdır. Bu defter su kâğıdı diye anılan gerektiğinde su ile silinip tekrar yazılabilen aharlı bir kâğıttan yapılmıştır. Sayfa ölçüsü 15X27 cm ebadında olup 48 sayfadır. Her kitabın adı, ünlü hattatların yazdıkları besmele istifi gibi çok düzgün ve estetik bir şekilde Arap harfleri yani eski Türkçe ile yan yana ve üst üste aynı sırada ve aynı hizada olmasına özen gösterilerek siyah çini mürekkeple yazılmıştır. 1970 yılında çok sevdiği bir öğrencisi vasıtası ile kendisine ulaştığım Rahmetli Prof. Ahmet Caferoğlu defter içindeki kitapların isimlerini eski Türkçe yazıdan günümüz Türkçesine çevirme lütfunda bulunmuştu. Ne yazıktır ki Çerkez Ethem ve hempalarının çok kanlı bir şekilde bastırdığı Çapanoğulları hadisesi sırasında, baştanbaşa yakılıp yıkılan ve talan edilen Çapanoğullarının ve onlara akraba olanların konakları ile birlikte Demirli Medresede yanmış, içindekiler külliyen yok olup gitmiştir. (Bkz. Yozgat Lisesi-Çapanoğlu Süleyman Bey ve Demirli Medrese) (http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1171)

Çocukluk yıllarımızda kütüphaneler benim ve kardeşim için çok önemliydi. Anlatayım; Öğretmenlerimiz değişik konularda çok ödev verirlerdi. Ödevlerimizi yapabilmek için tek bilgi kaynağımız önce okul kütüphaneleri sonra da şehir kütüphaneleriydi. Evet, okullarımızda mutlaka bir kütüphane salonumuz ve deney yapacağımız laboratuvarlarımız vardı. Laboratuvar saatlerini dersi kaynattığımız için çok severdik ama kütüphanelerde geçirdiğimiz saatler bizim için çok kazançlıydı. Kütüphanelerde bizden büyük abilerimiz, ablalarımız olurdu. Çözemediğimiz problemleri kolayca onlara çözdürür, cevabını vermekte zorlandığımız soruları, anlamadığımız konuları onlardan kolayca öğrenir hatta imtihanda gelmesi muhtemel soruları da onlara tahmin ettirirdik. Ben böyle bir tahmin neticesi Tarih yazılısından on numara almıştım. Bütün orta tahsilim boyunca aldığım ilk ve son on numara olmuştu. Gerçi yedi, sekiz notlarda benim için hep hayal olmuştu ama geldi geçti işte. Yani üzülmeye değmezmiş.

Kütüphaneler okullar kapandıktan sonra yaz boyunca yine bize mekân olurdu. Güzel Orta Anadolu’muzun yaz sıcağında yapacağımız iki şey vardı. Komşu çocukları ile evlerimizden getirdiğimiz ve onlarca kere el değiştirerek okuduğumuz Tom Miks, Teksas, Kinova,Teks gibi Amerikan çizgi romanlarını bir bahçe duvarının gölgesinin dibine sıralanarak oturup okumak ya da şehir kütüphanesinin serin ve sessiz salonunda dünya klasiği olmuş Pinokyo, Andersen masalları, Guliver’in seyahatleri, 80 günde devrialem, Robinson Crusoe, Denizler altında 20 bin fersah ve Çocuk Kalbi kitapları bizim içindi. Çocuk kalbi kitabı benim evimde hep yedekli olarak durur. Gelen misafir çocuklarına, komşu çocuklarına hediye ederim. İçinde çocukların ders çıkaracağı çok güzel hikâyeler vardır hele “Kömürcü ile Efendi” hikâyesini büyüklerin de okumasını isterim.

Çanakkale Lisesinde okurken Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim de ne yazıyor acaba diye merak ettim. Ebeveynlerimizin yatak odasında başuçlarında asılı bir Kur’an vardı ama eski Türkçe idi. Cennetmekân babam hem eski Türkçe hem yeni yazıyı bilir hatta notlarını eski Türkçe tutardı. Perşembe akşamları da bizler yattıktan sonra kendi odalarında alçak sesle okur sesini derinden duyardık. Tek memur maaşı ile lisede okuyan iki delikanlı evladın üst, baş, okul giderleri yanı sıra Türkçe bir Kuran-ı Kerim alsak diyemezdim. Çünkü o yıllarda bilhassa Kur’an tercümeleri hem bu kadar çok değil hem de bu tür lüks baskılı kitap fiyatları biraz pahalıca idi. Ben de Çanakkale şehir kütüphanesine giderek şansımı denemiştim. Tanıştığım ilk Kur’an musaf’ı Hasan Basri Çantay’ın tefsiri oldu. Sonraki gidişlerimde yanımda defter götürerek notlar aldım. İslamiyet’e ve Kur’ana merakım böyle başladı. Öğrendikçe araştırdım, araştırdıkça daha çok okudum ve sonunda Tevrat, İncil ve Zebur’u da aldım ve okudum. Sonunda ne oldu? Köşemde yayınladığım Kuran tefsiri ve Atatürk makalemi yazabilme cesaretini gösterebildim.

1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesine başlayınca, bir zamanlar Kütüphaneler Tasnif İşleri Müşavirliği ile İslam Ansiklopedisi Müşavirliklerinde de bulunan ve Beyazıt kütüphanesinde de çalışmalar yapan İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’in (İstanbul 1870- 24 Mayıs 1957).kütüphanede yaşadığı bir olayı hatırladım. Çok titiz ve asabi bir mizaca sahip Kemal Bey’in karşında oturan kişi farkında olmadan ara sıra burnunu karıştırır. Bunu fark eden Kemal Bey’in siniri zıplar, dikkatini toplayamaz. Önce biraz yüksek perdeden bir ya sabır çeker, adam oralı değil. Biraz sonra yine biraz yüksek sesle tövbe estağfurullah der, herkes bakar adamda hareket yok. Nihayet dayanamaz seslenir.

- Beyefendi!
- Zat-ı aliniz asker misiniz yoksa sivil mi?
- Askerseniz, sınıf-ı selasetten (üç sınıftan) hangisine mensupsunuz? Ve devam eder.
- Eminim, topçu olacaksınız ki durmadan burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.

Adam kıpkırmızı olur, bir şey demeden çıkar gider.
Bir gün okul çıkışında Beyazıt kütüphanesinin kocaman okuma salonuna girdim. Etrafıma bakarak düşündüm, acaba ne tarafta hangi sandalyeye otururdu? Hep aynı yere mi otururdu, bu kadar sinirli ve titiz bir adam yerini beğenmezse nasıl bir ruh haleti içinde olurdu. Böyle ne kadar ayakta durdum bilmiyorum. Görevli hanımın bana dikkatle baktığını görünce yavaşça yanına gittim. Gülümsiyerek, “İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’de bu kütüphane de çalışırmış, çok asabi bir insan olduğu söylenir acaba nerede oturmuştu diye merak ettim” dedim, o da güldü.

06.04.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00