BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
248
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KÜTÜPHANELER HAFTASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli Okurlar, geride bıraktığımız mart ayının 28. günü, ayın son pazartesi günüydü ve Kütüphaneler Haftası’nın da başladığı gün oluyordu ama unuttuk. Kütüphaneler haftası, Türkiye'de 1964 yılından beri Mart ayının son Pazartesi günü ile başlayan hafta kutlanır. Haftanın amacı, öğrencilerde okuma alışkanlığını ve zevkini geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, okuyucuların kitaplardan daha çok faydalanmalarını sağlamak ve halkı kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirmektir. Hafta süresince kütüphanenin önemi, kütüphaneciliğin sorunları kamuoyuna duyurulur. Okullarda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gereken kurallar öğretilirdi.

Dedelerimizin kurduğu Yozgat şehrinin sanırım ilk kütüphanesi de demirli medresedeydi. Bu kütüphanede kayıtlı 584 kıymetli el yazması bulunuyormuş. Yaşadığı dönemde Yozgat’ın münevver bir şehir olmasında ve kalkınmasında büyük rolü olan Çapanoğlu Süleyman Bey dedemiz. Demirli Medrese kütüphanesinde muhafaza ettirdiği ve zamanın hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden el yazması 584 adet birbirinden değerli kitabın “listesini” bizzat kendi el yazısı ile kaydettiği defteri, ailemize kalan en değerli hatırasıdır. Bu defter su kâğıdı diye anılan gerektiğinde su ile silinip tekrar yazılabilen aharlı bir kâğıttan yapılmıştır. Sayfa ölçüsü 15X27 cm ebadında olup 48 sayfadır. Her kitabın adı, ünlü hattatların yazdıkları besmele istifi gibi çok düzgün ve estetik bir şekilde Arap harfleri yani eski Türkçe ile yan yana ve üst üste aynı sırada ve aynı hizada olmasına özen gösterilerek siyah çini mürekkeple yazılmıştır. 1970 yılında çok sevdiği bir öğrencisi vasıtası ile kendisine ulaştığım Rahmetli Prof. Ahmet Caferoğlu defter içindeki kitapların isimlerini eski Türkçe yazıdan günümüz Türkçesine çevirme lütfunda bulunmuştu. Ne yazıktır ki Çerkez Ethem ve hempalarının çok kanlı bir şekilde bastırdığı Çapanoğulları hadisesi sırasında, baştanbaşa yakılıp yıkılan ve talan edilen Çapanoğullarının ve onlara akraba olanların konakları ile birlikte Demirli Medresede yanmış, içindekiler külliyen yok olup gitmiştir. (Bkz. Yozgat Lisesi-Çapanoğlu Süleyman Bey ve Demirli Medrese) (http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=37&yazi=1171)

Çocukluk yıllarımızda kütüphaneler benim ve kardeşim için çok önemliydi. Anlatayım; Öğretmenlerimiz değişik konularda çok ödev verirlerdi. Ödevlerimizi yapabilmek için tek bilgi kaynağımız önce okul kütüphaneleri sonra da şehir kütüphaneleriydi. Evet, okullarımızda mutlaka bir kütüphane salonumuz ve deney yapacağımız laboratuvarlarımız vardı. Laboratuvar saatlerini dersi kaynattığımız için çok severdik ama kütüphanelerde geçirdiğimiz saatler bizim için çok kazançlıydı. Kütüphanelerde bizden büyük abilerimiz, ablalarımız olurdu. Çözemediğimiz problemleri kolayca onlara çözdürür, cevabını vermekte zorlandığımız soruları, anlamadığımız konuları onlardan kolayca öğrenir hatta imtihanda gelmesi muhtemel soruları da onlara tahmin ettirirdik. Ben böyle bir tahmin neticesi Tarih yazılısından on numara almıştım. Bütün orta tahsilim boyunca aldığım ilk ve son on numara olmuştu. Gerçi yedi, sekiz notlarda benim için hep hayal olmuştu ama geldi geçti işte. Yani üzülmeye değmezmiş.

Kütüphaneler okullar kapandıktan sonra yaz boyunca yine bize mekân olurdu. Güzel Orta Anadolu’muzun yaz sıcağında yapacağımız iki şey vardı. Komşu çocukları ile evlerimizden getirdiğimiz ve onlarca kere el değiştirerek okuduğumuz Tom Miks, Teksas, Kinova,Teks gibi Amerikan çizgi romanlarını bir bahçe duvarının gölgesinin dibine sıralanarak oturup okumak ya da şehir kütüphanesinin serin ve sessiz salonunda dünya klasiği olmuş Pinokyo, Andersen masalları, Guliver’in seyahatleri, 80 günde devrialem, Robinson Crusoe, Denizler altında 20 bin fersah ve Çocuk Kalbi kitapları bizim içindi. Çocuk kalbi kitabı benim evimde hep yedekli olarak durur. Gelen misafir çocuklarına, komşu çocuklarına hediye ederim. İçinde çocukların ders çıkaracağı çok güzel hikâyeler vardır hele “Kömürcü ile Efendi” hikâyesini büyüklerin de okumasını isterim.

Çanakkale Lisesinde okurken Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim de ne yazıyor acaba diye merak ettim. Ebeveynlerimizin yatak odasında başuçlarında asılı bir Kur’an vardı ama eski Türkçe idi. Cennetmekân babam hem eski Türkçe hem yeni yazıyı bilir hatta notlarını eski Türkçe tutardı. Perşembe akşamları da bizler yattıktan sonra kendi odalarında alçak sesle okur sesini derinden duyardık. Tek memur maaşı ile lisede okuyan iki delikanlı evladın üst, baş, okul giderleri yanı sıra Türkçe bir Kuran-ı Kerim alsak diyemezdim. Çünkü o yıllarda bilhassa Kur’an tercümeleri hem bu kadar çok değil hem de bu tür lüks baskılı kitap fiyatları biraz pahalıca idi. Ben de Çanakkale şehir kütüphanesine giderek şansımı denemiştim. Tanıştığım ilk Kur’an musaf’ı Hasan Basri Çantay’ın tefsiri oldu. Sonraki gidişlerimde yanımda defter götürerek notlar aldım. İslamiyet’e ve Kur’ana merakım böyle başladı. Öğrendikçe araştırdım, araştırdıkça daha çok okudum ve sonunda Tevrat, İncil ve Zebur’u da aldım ve okudum. Sonunda ne oldu? Köşemde yayınladığım Kuran tefsiri ve Atatürk makalemi yazabilme cesaretini gösterebildim.

1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesine başlayınca, bir zamanlar Kütüphaneler Tasnif İşleri Müşavirliği ile İslam Ansiklopedisi Müşavirliklerinde de bulunan ve Beyazıt kütüphanesinde de çalışmalar yapan İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’in (İstanbul 1870- 24 Mayıs 1957).kütüphanede yaşadığı bir olayı hatırladım. Çok titiz ve asabi bir mizaca sahip Kemal Bey’in karşında oturan kişi farkında olmadan ara sıra burnunu karıştırır. Bunu fark eden Kemal Bey’in siniri zıplar, dikkatini toplayamaz. Önce biraz yüksek perdeden bir ya sabır çeker, adam oralı değil. Biraz sonra yine biraz yüksek sesle tövbe estağfurullah der, herkes bakar adamda hareket yok. Nihayet dayanamaz seslenir.

- Beyefendi!
- Zat-ı aliniz asker misiniz yoksa sivil mi?
- Askerseniz, sınıf-ı selasetten (üç sınıftan) hangisine mensupsunuz? Ve devam eder.
- Eminim, topçu olacaksınız ki durmadan burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.

Adam kıpkırmızı olur, bir şey demeden çıkar gider.
Bir gün okul çıkışında Beyazıt kütüphanesinin kocaman okuma salonuna girdim. Etrafıma bakarak düşündüm, acaba ne tarafta hangi sandalyeye otururdu? Hep aynı yere mi otururdu, bu kadar sinirli ve titiz bir adam yerini beğenmezse nasıl bir ruh haleti içinde olurdu. Böyle ne kadar ayakta durdum bilmiyorum. Görevli hanımın bana dikkatle baktığını görünce yavaşça yanına gittim. Gülümsiyerek, “İbnülemin Mahmut Kemal İnal Bey’de bu kütüphane de çalışırmış, çok asabi bir insan olduğu söylenir acaba nerede oturmuştu diye merak ettim” dedim, o da güldü.

06.04.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00