BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14652479
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RODOS HAFIZ AHMET AĞA KÜTÜPHANESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Daha önceki yazılarımda Rodos adasına yaptığımız seyahatimizi anlatırken gezimiz sırasında ziyaret ettiğimiz Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesinden de kısaca bahsetmiş, bunu ayrı bir yazı konusu yapacağımı yazmıştım. Çok değerli elyazması eserleri muhafaza eden bu tarihi kütüphane ile ilgili elde ettiğim bilgileri sizinle paylaşıyorum.

1840'ta kurulan Fethi Paşa Vakfı’nın mirası kütüphanenin kuruluşu 1793 lere kadar gidiyor. Rodos Kalesi içindeki Orologiou meydanında bulunuyor. Kütüphanenin vakfı içinde saat kulesi ile bunlara gelir temin eden 14 dükkân var. Yunanistan Kültür Bakanlığının 25 Ağustos 1948 tarihli kararıyla tescil edilmiş. Ahmet Ağa kütüphanesinin vakfiyesi günümüzde Sayın Yusuf Kıbrıslı Bey tarafından idare edilmekte. Vakıf mütevellisi ise İstanbul’da ikamet eden Sayın Cengiz Argoşe Bey’miş. Cengiz Argeşo Bey, Fethi Paşa'nın torununun torunu oluyor.



Baba Semih Argeşo ise, İstanbul Devlet Konservatuarı'nın kurucularından ve 40 yıl başkemancılık yapmış bir orkestra şefi. Aslında Semih Bey'in annesi Paşa'nın torunuymuş. Sülalenin en yaşlı üyesine vakfa başkanlık etme yetkisi veriliyor, o’da işlere koşuşturacak birini vekil tayin ediyormuş. 2002'ye kadar da bu vekil Rodos'taki Yunan veya Müslüman Türklerden seçilerek böyle yönetilmiş. Fakat bir önceki vekil, vakfı büyük bir vergi borcu altına sokunca Türkiye'deki akrabalar duruma el koyar. Cengiz Bey mütevelli tayin edilir. Cengiz Bey mütevelli olunca hemen restorasyon çalışmalarını başlatır. Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye İktisadi Kalkınma Ajansı (TİKA) desteğiyle başlayan proje tamamlanır. Bunun yanı sıra sandıklarda duran yüzyıllar öncesine ait el yazmaları raflara taşınır. Konya Eski Yazma Eserler Kütüphanesi'nden gelen bir ekip, bu nadide eserleri dijital ortama aktarır ve araştırmacıların hizmetine sunar. “Kütüphanede 2450 el yazması kitap ve üç değerli Kuran-ı Kerim muhafaza edilmekte. Bunun yanında dönemin en büyük ilim adamlarına ait 147 çeşit Kur'an-ı Kerim tefsiri var.”



Şimdi lütfen dikkat buyurunuz, Osmanlı hattatlarının 1401’de yazmaya başlayıp 53 yıl sonra 1454 yılında bitirdiği 615 yıllık el yazması Kuran-ı Kerim, de burada muhafaza ediliyor. Yusuf Kıbrıslı Bey’in anlattığına göre 1991'de bir dalgınlıktan faydalanılarak çalındıktan sonra Paris’te bir müzayede de satılmak üzere iken Interpol tarafından yakalanıp Rodos Adası’ndaki Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’ne iade edilen Kuran-ı Kerim şimdi çelik kasa içinde saklanıyor (resimde). Camekân içinde sergilenen bazı Kuran sayfalarını fotoğrafladım. Kütüphane Fethi Paşa'nın, İstanbul'dan getirttiği kitaplarla zenginleştirilmiş



Girişte sağ duvarda ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış vakfiye senedi asılı. Vakıf kurulurken, ilerde, şartlarda her hangi bir değişiklik yapılmamasını garantiye almak için vakfiye senedi ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış ve bozulmaması içinde üzeri camla kaplanmış. Vallahi parmak ısırtacak bir düşünce. Onu da fotoğrafladım.

Yukarıda, kütüphanenin vakfı içinde saat kulesi ile bunlara gelir temin eden 14 dükkân var demiştik. Cengiz Argeşo Bey, vakıftan elde edilen cüzi gelirlerin çok bir şeyi karşılamadığını söylüyormuş. 17 tane dükkân vakfı beslese de Yunan hükümetinin 1992 yılından bu yana aldığı yüzde 41,6’lık vergi boynumuzu büküyor diyormuş. Bu zorlukların, Heybeli Ada'daki Ruhban Okulu'nun kapatılması ve politik çekişmelerden ileri geldiğini belirtiyormuş.



Avlusunda Hafız Ahmet Ağa'nın babası Hasan Ağa tarafından 1797'de yaptırılan bir çeşme ve bir kuyu bulunmaktadır. Ayrıca, Rodos'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve günümüze ulaşmayan çok sayıdaki yapının kitabeleri sergilenmekte. Avlu kapısı üzerinde kütüphanenin inşa kitabesi bulunuyor. Kütüphane binası, dikdörtgen planlı olup; iki odası bulunmaktadır. Odaların üzerleri yarım küre biçiminde iki kubbe ile örtülüdür. Yapıya beş basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Girişteki mekân okuma salonu, diğer bölüm ise kitap deposundan meydana gelmektedir.

Kütüphaneler güneşin doğuşundan bir saat sonra açılmakta ve batışından bir saat önce kapanmaktaymış Ahmet Ağa Kütüphanesinde, tatil günü Cuma günüymüş. Dini bayramlarda bayramlaşma burada yapılıyor. Bizde bayram namazından sonra önce Süleymaniye camiinde sonrada da buradaki bayramlaşmaya katıldık. Fethi Paşa'nın vakfiyesinde şu hizmetlerde var; "Müslüman, Hıristiyan ayırmaksızın fakirlere yardım edilecek, Kurban Bayramı'nda kurbanlar kesilip muhtaçlara dağıtılacak, Muharrem ayında aşure dağıtılacak, Kur'an okutulacak, her Ramazan Kadir Gecesi'nde Peygamberimiz (S.A.V)'in Sakal-ı Şerif'i ziyarete açılacak..." Sözün burasında Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hocamızın şu açıklamasını yazıma koymayı uygun gördüm. Hocamız şöyle buyuruyor; “Sakal-i Şerif diye bir şey yoktur. Putperestliğin lüzumu yok. Bu tabir bile putperestliktir. Peygamberimiz kime sakalını verip de bunu saklayın demiştir. Peygamberi bu konuya alet ettikleri için bu şirkin en büyüğüdür. Peygamber’in bıraktığı en büyük mucize Kuran-ı kerimdir.” Fethi Paşa Vakfı'nın hizmetlerinden biri de Türkiye'den Rodos'a gidip araştırma yapmak isteyen talebelere, hocalara finans desteği sağlamak. Yılda 1,5 milyon civarında ziyaretçi bu kütüphaneyi ve saat kulesini ziyaret ediyormuş. Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi halen, Rodos Türklerinin önemli bir buluşma ve toplanma mekânı.

Dedemiz ilk Türk Gazetecisi ve Osmanlı Posta Nazırı “Çapanzade Agâh Efendi(Çapanoğlu)” 1882`de önce Rodos`a mutasarrıf tayin ediliyor 1883`te de Atina elçisi oluyor. Aynı göreve iki yıl sonra da yani 1884 de Namık Kemal tayin oluyor. Kayıtlar Namık Kemal’in bu kütüphanede çalışmalar yaptığını yazıyor.

Namık Kemal Çalışma yapar da ilk Türk gazetecisi Agâh Efendi yapmaz olur mu? Bu düşüncemi vakfın yöneticisi Yusuf Kıbrıslı Beyle paylaştım. Bu açıklamamdan o’da çok memnun oldu ve kütüphaneyi boş olarak resimleyebilmem için kapısını kapatıp bir süre içeri turist girmesini engelledi. Fırsattan istifade birçok yönden fotoğraf aldım. İşim bittikten sonra hayal ettim, acaba hangi sandalyede oturmuş, hangi kitapları veya belgeleri incelemişti. İnsan bazen geçmişe dönmeyi ne kadar fazla arzu ediyor.



29.03.2016


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00