BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
253
Dün
:
4936
Toplam
:
13340177
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
RODOS HAFIZ AHMET AĞA KÜTÜPHANESİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Daha önceki yazılarımda Rodos adasına yaptığımız seyahatimizi anlatırken gezimiz sırasında ziyaret ettiğimiz Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesinden de kısaca bahsetmiş, bunu ayrı bir yazı konusu yapacağımı yazmıştım. Çok değerli elyazması eserleri muhafaza eden bu tarihi kütüphane ile ilgili elde ettiğim bilgileri sizinle paylaşıyorum.

1840'ta kurulan Fethi Paşa Vakfı’nın mirası kütüphanenin kuruluşu 1793 lere kadar gidiyor. Rodos Kalesi içindeki Orologiou meydanında bulunuyor. Kütüphanenin vakfı içinde saat kulesi ile bunlara gelir temin eden 14 dükkân var. Yunanistan Kültür Bakanlığının 25 Ağustos 1948 tarihli kararıyla tescil edilmiş. Ahmet Ağa kütüphanesinin vakfiyesi günümüzde Sayın Yusuf Kıbrıslı Bey tarafından idare edilmekte. Vakıf mütevellisi ise İstanbul’da ikamet eden Sayın Cengiz Argoşe Bey’miş. Cengiz Argeşo Bey, Fethi Paşa'nın torununun torunu oluyor.



Baba Semih Argeşo ise, İstanbul Devlet Konservatuarı'nın kurucularından ve 40 yıl başkemancılık yapmış bir orkestra şefi. Aslında Semih Bey'in annesi Paşa'nın torunuymuş. Sülalenin en yaşlı üyesine vakfa başkanlık etme yetkisi veriliyor, o’da işlere koşuşturacak birini vekil tayin ediyormuş. 2002'ye kadar da bu vekil Rodos'taki Yunan veya Müslüman Türklerden seçilerek böyle yönetilmiş. Fakat bir önceki vekil, vakfı büyük bir vergi borcu altına sokunca Türkiye'deki akrabalar duruma el koyar. Cengiz Bey mütevelli tayin edilir. Cengiz Bey mütevelli olunca hemen restorasyon çalışmalarını başlatır. Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye İktisadi Kalkınma Ajansı (TİKA) desteğiyle başlayan proje tamamlanır. Bunun yanı sıra sandıklarda duran yüzyıllar öncesine ait el yazmaları raflara taşınır. Konya Eski Yazma Eserler Kütüphanesi'nden gelen bir ekip, bu nadide eserleri dijital ortama aktarır ve araştırmacıların hizmetine sunar. “Kütüphanede 2450 el yazması kitap ve üç değerli Kuran-ı Kerim muhafaza edilmekte. Bunun yanında dönemin en büyük ilim adamlarına ait 147 çeşit Kur'an-ı Kerim tefsiri var.”



Şimdi lütfen dikkat buyurunuz, Osmanlı hattatlarının 1401’de yazmaya başlayıp 53 yıl sonra 1454 yılında bitirdiği 615 yıllık el yazması Kuran-ı Kerim, de burada muhafaza ediliyor. Yusuf Kıbrıslı Bey’in anlattığına göre 1991'de bir dalgınlıktan faydalanılarak çalındıktan sonra Paris’te bir müzayede de satılmak üzere iken Interpol tarafından yakalanıp Rodos Adası’ndaki Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’ne iade edilen Kuran-ı Kerim şimdi çelik kasa içinde saklanıyor (resimde). Camekân içinde sergilenen bazı Kuran sayfalarını fotoğrafladım. Kütüphane Fethi Paşa'nın, İstanbul'dan getirttiği kitaplarla zenginleştirilmiş



Girişte sağ duvarda ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış vakfiye senedi asılı. Vakıf kurulurken, ilerde, şartlarda her hangi bir değişiklik yapılmamasını garantiye almak için vakfiye senedi ağaç levha üzerine kazınarak yazılmış ve bozulmaması içinde üzeri camla kaplanmış. Vallahi parmak ısırtacak bir düşünce. Onu da fotoğrafladım.

Yukarıda, kütüphanenin vakfı içinde saat kulesi ile bunlara gelir temin eden 14 dükkân var demiştik. Cengiz Argeşo Bey, vakıftan elde edilen cüzi gelirlerin çok bir şeyi karşılamadığını söylüyormuş. 17 tane dükkân vakfı beslese de Yunan hükümetinin 1992 yılından bu yana aldığı yüzde 41,6’lık vergi boynumuzu büküyor diyormuş. Bu zorlukların, Heybeli Ada'daki Ruhban Okulu'nun kapatılması ve politik çekişmelerden ileri geldiğini belirtiyormuş.



Avlusunda Hafız Ahmet Ağa'nın babası Hasan Ağa tarafından 1797'de yaptırılan bir çeşme ve bir kuyu bulunmaktadır. Ayrıca, Rodos'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş ve günümüze ulaşmayan çok sayıdaki yapının kitabeleri sergilenmekte. Avlu kapısı üzerinde kütüphanenin inşa kitabesi bulunuyor. Kütüphane binası, dikdörtgen planlı olup; iki odası bulunmaktadır. Odaların üzerleri yarım küre biçiminde iki kubbe ile örtülüdür. Yapıya beş basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Girişteki mekân okuma salonu, diğer bölüm ise kitap deposundan meydana gelmektedir.

Kütüphaneler güneşin doğuşundan bir saat sonra açılmakta ve batışından bir saat önce kapanmaktaymış Ahmet Ağa Kütüphanesinde, tatil günü Cuma günüymüş. Dini bayramlarda bayramlaşma burada yapılıyor. Bizde bayram namazından sonra önce Süleymaniye camiinde sonrada da buradaki bayramlaşmaya katıldık. Fethi Paşa'nın vakfiyesinde şu hizmetlerde var; "Müslüman, Hıristiyan ayırmaksızın fakirlere yardım edilecek, Kurban Bayramı'nda kurbanlar kesilip muhtaçlara dağıtılacak, Muharrem ayında aşure dağıtılacak, Kur'an okutulacak, her Ramazan Kadir Gecesi'nde Peygamberimiz (S.A.V)'in Sakal-ı Şerif'i ziyarete açılacak..." Sözün burasında Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hocamızın şu açıklamasını yazıma koymayı uygun gördüm. Hocamız şöyle buyuruyor; “Sakal-i Şerif diye bir şey yoktur. Putperestliğin lüzumu yok. Bu tabir bile putperestliktir. Peygamberimiz kime sakalını verip de bunu saklayın demiştir. Peygamberi bu konuya alet ettikleri için bu şirkin en büyüğüdür. Peygamber’in bıraktığı en büyük mucize Kuran-ı kerimdir.” Fethi Paşa Vakfı'nın hizmetlerinden biri de Türkiye'den Rodos'a gidip araştırma yapmak isteyen talebelere, hocalara finans desteği sağlamak. Yılda 1,5 milyon civarında ziyaretçi bu kütüphaneyi ve saat kulesini ziyaret ediyormuş. Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi halen, Rodos Türklerinin önemli bir buluşma ve toplanma mekânı.

Dedemiz ilk Türk Gazetecisi ve Osmanlı Posta Nazırı “Çapanzade Agâh Efendi(Çapanoğlu)” 1882`de önce Rodos`a mutasarrıf tayin ediliyor 1883`te de Atina elçisi oluyor. Aynı göreve iki yıl sonra da yani 1884 de Namık Kemal tayin oluyor. Kayıtlar Namık Kemal’in bu kütüphanede çalışmalar yaptığını yazıyor.

Namık Kemal Çalışma yapar da ilk Türk gazetecisi Agâh Efendi yapmaz olur mu? Bu düşüncemi vakfın yöneticisi Yusuf Kıbrıslı Beyle paylaştım. Bu açıklamamdan o’da çok memnun oldu ve kütüphaneyi boş olarak resimleyebilmem için kapısını kapatıp bir süre içeri turist girmesini engelledi. Fırsattan istifade birçok yönden fotoğraf aldım. İşim bittikten sonra hayal ettim, acaba hangi sandalyede oturmuş, hangi kitapları veya belgeleri incelemişti. İnsan bazen geçmişe dönmeyi ne kadar fazla arzu ediyor.



29.03.2016


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00