BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4633
Toplam
:
14638070
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YAHUDİ OSMANLILAR ve KİRA KADINLAR [2]
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Birinci bölümde “Kira Kadınların” Osmanlı sarayında çok etkili olduklarını söylemiştik. Sarayda etkili olan Kira kadınlardan birisi de Moşe Hamon Ailesiydi. Bu aile, 1492 yılında Yahudilerin İspanya'dan ve Portekiz'den büyük göçleri sırasında Gırnata'dan İstanbul'a gelmişlerdi. Moşe Amon'un babası Joseph Yasef Hamon, II. Bayezıd ve Yavuz Sultan Selim'in (1518) doktorluğunu yapmıştı. Önemli saray doktorlarından biriside yine Yahudi olan Musa Calinus İsraili’dir. Bir dönem II.Beyazıd ve Yavuz Sultan Selim’in doktorluğunu yapmıştır. .Yavuz Sultan Selim, Hazinenin başına bile Eliyah Mizrahi adındaki bir Yahudi’yi getirmişti.

Hürrem Sultan’ın kira’sı, Ester Handali ya da Ester Kira (ö. 1590) adında Yahudi bir kadındı. Osmanlı’nın derin devletine hâkim olan tek kadındı. Önce Hürrem Sultan'ın sonra da Hürrem Sultan'ın gelini Nurbanu Sultan'ın sırdaşı ve sekreterlik görevini yaptı. Sarayda büyük bir güce sahipti.

16. yüzyıl Osmanlı Yahudileri açısından bir altın çağ olmuştu. Bilhassa İstanbul’da saraya son derece yakın ve bir o kadar nüfuzlu önemli simalarla karşılaşmak mümkündü. Mesela, Kanuni Sultan Süleyman’ın hekimi Moşe B. Hamun olduğu gibi yine bu yüzyılda Dona Gracia Nasi ve yeğeni Josef Nasi gibi kişilerin, gerek padişah ve gerekse de önemli devlet adamları ile diyalog halinde oldukları gözlemlenir.

Kira kadınlar saray kadınlarının talep ettikleri değerli kumaş ya da mücevher tarzı şeyleri getiriyorlarken haremdeki valide sultanlarla yabancı ülke diplomatları arasında da elçilik yapıyorlardı. Bir kısmının da tıbbi konularda harem halkına hizmet verdiği de biliniyor. Bilindiği üzere İspanya’dan göç eden Yahudilerin tıp bilgisi, çağın şartlarına göre epey iyi durumdaydı. Bu hizmet bazen de büyü veya muska alanlarında da olabiliyordu. Bazı kaynaklarda Safiye Sultan’a hizmet veren kira kadının yapmış olduğu büyülerle Sultan III. Murat’ın beline kadar uzun sarı saçları ve iri güzel gözleri olan Safiye Sultan’a bağlanmasında önemli roller oynadığından bahsedilir.

Kanuni döneminde rahatça saraya giren çıkan ve harem kadınlarının dış dünya ile irtibatını sağlayan kira kadınların ilki Fatma Hatundur. Kendisinin aslen Yahudi olduğu ancak ömrünün son demlerinde Müslümanlığa geçtiği Prof. Mahir aydın tarafından zikrolunur. Yaptığı hizmetlerin bir karşılığı olarak kendisine Kanuni tarafından 1521’de bir muafiyet beratı verilmişti. Beratta kocası Moşe ve oğulları Elia ile Josef’in bazı vergilerden muaf tutuldukları ve Müslümanlar gibi yanlarında köle bulundurmalarına izin verildiğini öğreniyoruz.

Hayatı hakkında çok da fazla bilgi sahibi olmadığımız Ester Kira’nın, haremle dış dünyanın irtibatını sağlamasının yanı sıra, yabancı ülkelerle girişilen bir takım diplomatik temaslarda da aktif olarak yer aldığını görüyoruz. Avram Galante, onu konu ettiği bir yazısında Venedik elçisi tarafından kendisine gönderilen kadife kumaşlar için sultanın, kendisine Ester Kira vasıtasıyla elçiye teşekkür ettiğini kaydeder.

Osmanlı kaynaklarında ‘Kira kadın’ olarak geçen bu kişi, Rabbi Eliya Handali adlı bir Yahudi din adamının dul kalmış eşiydi. Ester Kira, valide Nurbanu Sultanın, gelini Safiye Sultan üzerinde kurduğu baskının şahidi olmuştur. Bu devrede onun dışarı ile en önemli irtibat kaynağı olduğu gibi, Nurbanu’dan sonra haremin baş kadını olan Safiye Sultan zamanında da bu konumunu muhafaza edecekti. Nurbanu Sultan’ın ölümünden kısa bir süre sonra meydana gelen bir olay, onun dengeleri gözetme konusunda ne kadar mahir olduğunu gözler önüne serer. Fransa Kraliçesi Katerina de Medici, Nurbanu Sultan ve Haseki Safiye Sultan’a hediyeler göndermişti. Ama Nurbanu Sultan bu sırada vefat etmişti. Ester Kira, tüm hediyelerin Safiye Sultan’a sunulmasını temin etmiştir. (Devam edecek)

04.03.2016


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00