BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
220
Dün
:
4936
Toplam
:
13340739
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YAHUDİ OSMANLILAR ve KİRA KADINLAR [2]
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Birinci bölümde “Kira Kadınların” Osmanlı sarayında çok etkili olduklarını söylemiştik. Sarayda etkili olan Kira kadınlardan birisi de Moşe Hamon Ailesiydi. Bu aile, 1492 yılında Yahudilerin İspanya'dan ve Portekiz'den büyük göçleri sırasında Gırnata'dan İstanbul'a gelmişlerdi. Moşe Amon'un babası Joseph Yasef Hamon, II. Bayezıd ve Yavuz Sultan Selim'in (1518) doktorluğunu yapmıştı. Önemli saray doktorlarından biriside yine Yahudi olan Musa Calinus İsraili’dir. Bir dönem II.Beyazıd ve Yavuz Sultan Selim’in doktorluğunu yapmıştır. .Yavuz Sultan Selim, Hazinenin başına bile Eliyah Mizrahi adındaki bir Yahudi’yi getirmişti.

Hürrem Sultan’ın kira’sı, Ester Handali ya da Ester Kira (ö. 1590) adında Yahudi bir kadındı. Osmanlı’nın derin devletine hâkim olan tek kadındı. Önce Hürrem Sultan'ın sonra da Hürrem Sultan'ın gelini Nurbanu Sultan'ın sırdaşı ve sekreterlik görevini yaptı. Sarayda büyük bir güce sahipti.

16. yüzyıl Osmanlı Yahudileri açısından bir altın çağ olmuştu. Bilhassa İstanbul’da saraya son derece yakın ve bir o kadar nüfuzlu önemli simalarla karşılaşmak mümkündü. Mesela, Kanuni Sultan Süleyman’ın hekimi Moşe B. Hamun olduğu gibi yine bu yüzyılda Dona Gracia Nasi ve yeğeni Josef Nasi gibi kişilerin, gerek padişah ve gerekse de önemli devlet adamları ile diyalog halinde oldukları gözlemlenir.

Kira kadınlar saray kadınlarının talep ettikleri değerli kumaş ya da mücevher tarzı şeyleri getiriyorlarken haremdeki valide sultanlarla yabancı ülke diplomatları arasında da elçilik yapıyorlardı. Bir kısmının da tıbbi konularda harem halkına hizmet verdiği de biliniyor. Bilindiği üzere İspanya’dan göç eden Yahudilerin tıp bilgisi, çağın şartlarına göre epey iyi durumdaydı. Bu hizmet bazen de büyü veya muska alanlarında da olabiliyordu. Bazı kaynaklarda Safiye Sultan’a hizmet veren kira kadının yapmış olduğu büyülerle Sultan III. Murat’ın beline kadar uzun sarı saçları ve iri güzel gözleri olan Safiye Sultan’a bağlanmasında önemli roller oynadığından bahsedilir.

Kanuni döneminde rahatça saraya giren çıkan ve harem kadınlarının dış dünya ile irtibatını sağlayan kira kadınların ilki Fatma Hatundur. Kendisinin aslen Yahudi olduğu ancak ömrünün son demlerinde Müslümanlığa geçtiği Prof. Mahir aydın tarafından zikrolunur. Yaptığı hizmetlerin bir karşılığı olarak kendisine Kanuni tarafından 1521’de bir muafiyet beratı verilmişti. Beratta kocası Moşe ve oğulları Elia ile Josef’in bazı vergilerden muaf tutuldukları ve Müslümanlar gibi yanlarında köle bulundurmalarına izin verildiğini öğreniyoruz.

Hayatı hakkında çok da fazla bilgi sahibi olmadığımız Ester Kira’nın, haremle dış dünyanın irtibatını sağlamasının yanı sıra, yabancı ülkelerle girişilen bir takım diplomatik temaslarda da aktif olarak yer aldığını görüyoruz. Avram Galante, onu konu ettiği bir yazısında Venedik elçisi tarafından kendisine gönderilen kadife kumaşlar için sultanın, kendisine Ester Kira vasıtasıyla elçiye teşekkür ettiğini kaydeder.

Osmanlı kaynaklarında ‘Kira kadın’ olarak geçen bu kişi, Rabbi Eliya Handali adlı bir Yahudi din adamının dul kalmış eşiydi. Ester Kira, valide Nurbanu Sultanın, gelini Safiye Sultan üzerinde kurduğu baskının şahidi olmuştur. Bu devrede onun dışarı ile en önemli irtibat kaynağı olduğu gibi, Nurbanu’dan sonra haremin baş kadını olan Safiye Sultan zamanında da bu konumunu muhafaza edecekti. Nurbanu Sultan’ın ölümünden kısa bir süre sonra meydana gelen bir olay, onun dengeleri gözetme konusunda ne kadar mahir olduğunu gözler önüne serer. Fransa Kraliçesi Katerina de Medici, Nurbanu Sultan ve Haseki Safiye Sultan’a hediyeler göndermişti. Ama Nurbanu Sultan bu sırada vefat etmişti. Ester Kira, tüm hediyelerin Safiye Sultan’a sunulmasını temin etmiştir. (Devam edecek)

04.03.2016


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00