BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14611836
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YÜCE BİR SEVGİ HİKÂYESİ, ÇAPANOĞLU OSMAN MEKKİ BEY VE NİGAR HANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Çapanoğulları hadisesinden sonra yurt içinde ve yurt dışında değişik yerlere savrulan Çapanoğullarından, Çapanoğlu Celal beyin İstanbul’da yaşayan torununu Seval Zengin Hanımefendi (Ö.13.02.2013) ile yine Celal beyin torunu ve Seval Hanımın da kardeşi olan rahmetli Yılmaz Çapan Bey’in eşi Yüksel Çapan Hanımefendi benden rica ettiler.

Çapanoğlu Muhlis Bey’in torunu Hukuk Doktoru ve benimde büyük kuzenim Gülseren Sebük Mondata (D.02.07.1929- Ö. İtalya 27 Şubat 2013) ile yıllar sonra tanışıp görüşmeyi çok arzu ediyorlardı.
Kararlaştırdığımız gün rahmetli Gülseren Hanımefendi’nin (84) Teşvikiye’deki oldukça büyük ve güzel döşenmiş evinde toplandık. Her iki taraf içinde geçmişte yaşanan anılarla dolu duygu yüklü güzel bir gün oldu. Gülseren Hanımefendi özenle sakladığı eski resimleri çıkardı. İnsanı büyüleyen tatlı sesi ile şimdi hayatta olmayan büyüklerimizi tek tek misafirlerine tanıttı.

Zaman su gibi akıp giderken Seval Hanım, resimlerden birisindeki bir hanımı işaret ederek “Bu resmi hatırladım, aynı resimden bizde de var bu hanımefendi kim acaba” diye merakla sordu. İşaret ettiği resim Gülseren Hanımın halası Nigar Hanımın resmi idi. Seval Hanımlardaki benzeri ise, dayısı Çapanoğlu Osman Mekki Beyin evrakları arasından çıkmış ve diğer belgelerle birlikte bu güne kadar saklanmıştı. Bu ortaya çıkınca Gülseren Hanım kederle gülümseyip bir süre resme baktıktan sonra şu açıklamayı yaptı. “Osman Mekki Bey (Çapanoğlu Celal Bey’in oğlu) ile Nigar Hanım, gençlik yıllarında birbirlerini çok sevmişler. O zamanın şartlarında bu sevgileri uzun bir süre aralarında sır olarak kalmış kimselere söyleyememişler. Aile toplantılarında bir araya geldiklerinde ancak birbirlerini görme ve kısacık sohbet etme şansı olurmuş. Bir akrabalarının yardımı ile arada bir birbirlerine mektup gönderme şansı da oluyormuş. Nihayet sonunda evlenmeye karar vermişler ve İrtibatı sağlayan bazı akrabaların yardımı ile bu arzularını büyüklerine de açmışlar.

Aslında onların bu gözlerden uzak sevgilerinden ve birlikteliklerinden haberi olmayan akrabalar da zaten onları birbirlerine pek yakıştırırlarmış. Ama iş bu kerteye gelince Nigar hanımın babası Asım Bey bu evliliğe onay vermez. Nedeni; Mekki beyin, Kurtuluş Savaşı sırasında isabet eden bir şarapnel ile başından ve kolundan yaralanması neticesi tekaüde ayırtılmasıdır.

Şarapnel parçası, Mekki Bey’in kafa kemiğinde kırığa sebep olmuşsa da herhangi bir sağlık sorunu yoktur. Gerek kendisi için ve gerek aile için bir gurur vesilesi olan bu gazilik olayını Asım Bey önemli bir sağlık sorunu olarak düşünür ve bu konuda kesin tavır koyar. Evlenmelerine engel olan halin Milli Mücadele sırasında aldığı şerefli bir yaradan dolayı olması Osman Mekki Bey’i daha büyük bir teessüre sevk eder. Akrabalar araya girerlerse de Asım Bey’i kararından döndürmek mümkün olmaz. Birbirlerini uzun bir süredir büyük bir aşkla seven bu iki insan büyüklerin kararına karşı çıkamazlar, daha doğrusu Nigar hanım çaresiz kalır. Bağırlarına taş basarak bu ayrılığı kabullenmek zorunda kalırlar ama ölene kadar da sevgilerine sadık kalırlar. Nigar Hanım Pederi Asım Bey’in ısrarı ile akrabaları Avukat Memduh Çapanoğlu ile evlendirilir.

Memduh Bey’in bu ikinci evliliğidir. İlk eşi Kerime Hanım vefat ettiğinden Nigar Hanımla ikinci evliliğini yapar. Osman Mekki Bey, Nigar Hanıma olan aşkından dolayı başka bir hanım ile evlenmeyi asla düşünmez ve evlenmez. Büyüklerin baskısına karşı koyamayarak evlenmek zorunda kalan Nigar Hanım ile Osman Bey, Osman Bey’in 1957 yılında vefatına kadar zaman zaman birbirlerine mektup yazarak hiç olmazsa sağlık haberlerini almaya devam ederler. Mekki Bey’in sizdeki evraklarının içinde Nigar Hanımın resminin bulunması işte bu temiz aşk hikâyesi yüzündendir” diye tamamladı Gülseren Hanımefendi. Bu temiz aşk hikâyesini bitirene kadar elinde tutup masa üstüne bıraktığı resme içimiz burkularak bir kere daha baktık. Nur içinde olsunlar..

19.02.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00