BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
225
Dün
:
4520
Toplam
:
13462075
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR NESRİN ÖĞRETMEN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
4+4+4 yasası gereği ikiz erkek torunlarım 5,5 yaşında okula başladılar. Daha torun torba sahibi olmadan öğretmen dostlarımızla yaptığımız sohbetlerimizde “Milli Eğitim Müfredatımızın” 7 yaşına uygun olmadığını duyardım. Torunlarım olunca hem öğretmen dostlarımın etkisi ile hem de kendi talebelik günlerimin tecrübeleri ile onları 8 yaşında okula başlatmayı düşünüyordum. Olamadı, yeni yasa ile bir oldubittiye getirilip minicik çocuklar okula başlatıldılar. Ne okullarımız ne öğretmenlerimiz buna hazırlıklı değildi. Devlet okullarında 40 kişilik sınıfları duyunca epey bir para ödeyerek iki çocuğu da özel okula kaydettirmek zorunda kaldık.

Evde ve gittikleri yuvada beli lastikli eşofman türü pantolonlarla dolaşan, giysileri bizim yardımımızla giydirilen bu kuzular, beli kemerli önü fermuarlı pantolonlarla yapamadılar. Hepsinin okulda bir yedek çamaşırı oldu. Oldu ama yine de ilk aylarda zaman zaman ıslak külotla geldiler. Torunlarım yeni yasanın şanssızlığına uğramışlardı ama biz gerçekten çok şanslı imişiz ki Nesrin Durmaz Hanımefendi gibi çok tecrübeli çok sabırlı gerçek bir eğitimci öğretmen ile karşılaştık.

Sınıfındaki 20 öğrenciye öncelikle bir anne şefkati ve sevgisi gösterdi. Daha önce yuvaya giden birçok öğrenci, benim torunlarım gibi okulu da yuva gibi sandılar. Teneffüsler çok az, hiç oyun oynamıyoruz diye şikâyet ettiler. Torunlarımdan birisi o yaşta arkadaş edindiği bir kız öğrenci ile birlikte sınıftan kaçıyorlarmış. Onları alıştırana kadar çok uğraştı Nesrin Öğretmen. Asla kızmadan azarlamadan sabırla.

Okulumuzda yüzme havuzu da var. Bu minicik çocukları yine bir anne şefkati ile soyuttu, kuruladı, giydirdi. Şimdi yarıyıl tatiline birkaç gün var. Nesrin Öğretmenin 3,5 yıldır sürdürdüğü bu özverileri sayesinde iki torunumda bilgili, terbiyeli, saygılı ve hümanist iki delikanlı olma yolunda ilerliyor ve öğretmenlerinin takdirini kazanıyorlar.

Okullar tatil olunca Nesrin öğretmen gelecek yıl yine birinci sınıftan başlayarak başka yavrulara annelik edecek. Ayrılığın sızısını şimdiden duymaya başlayan torunlarım, sık sık öğretmenimiz neden gelecek yıl da bizimle olmuyor? Bu yıl da İngilizceye, Almancaya, Din bilgisine, ekoloji dersine, görsel sanatlara, drama‘ ya, müzik dersine başka öğretmenler geliyor yine öyle olamaz mı diye sızlanıyor. Onları almaya okula gittiğimde görüyorum ki Nesrin öğretmeninde içine düşmüş bu sızı. 1952 yılında, yani bundan altmış küsur yıl önce Ankara Anafartalar caddesindeki Atatürk ilkokulunda öğretmenim olan Cennetmekân Bedia Subaşı’nın da içine böyle bir sızı düşmüş müydü acaba? Mutlaka, diye cevaplıyorum kendi sorumu.

Nesrin öğretmeni de böyle üzüntülü görünce boş bir dersinin olduğu gün ve saatte bana bir randevu vermesini rica ettim. Çok duygulu bir sohbetimiz oldu. Ben sordum o anlattı. Buyurun kendi anlatımı ile Nesrin öğretmen.

Hatay İlk öğretmen okulundan mezun oldum. Eskişehir Anadolu Üniversitesinde eğitim ön lisansı yaptım. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğine mecburi hizmetim gereği, Güneydoğu Anadolu’nun bir köyünde başladım. Köyümüz, anayol üzerindeydi, ulaşım sıkıntısı çekmiyorduk ama okulumuz ve öğrencilerim imkânsızlıklar içindeydi. O yıllarda okul kıyafeti siyah önlük beyaz yaka idi ve çok da güzeldi. Bu kıyafetle bilhassa büyük şehirlerdeki okullarda zengin, fakir çocuk görüntüsü olmuyordu. Benim çocuklarımın hepsinin ayaklarında kışın buz gibi olan siyah lastik ayakkabılar vardı. Soğuktan kendilerini koruyacak giysileri de yoktu. Okul çantaları yoktu. Defterlerini kitaplarını, boyunlarına astıkları, evde dikilen bez çantalar içinde taşırlardı. Okulumuzda görevli olmadığı için sınıfın her şeyinden biz sorumluyduk. Erkenden okula gider öğrenciler gelmeden odun sobasını yakar sınıfı ısıtmaya çalışırdık. Beslenme saatinde süt tozundan gayri bir şey yoktu. Bundan, soba üstünde süt pişirip öğrencilerimize verirdik. Onlarda evlerinden getirdikleri ekmeği katık yapar karınlarını doyururlardı. Bu öğrenciler küçük yaştan itibaren hayatı dolu dolu yaşadıkları için yaşlarından daha olgundular. Bir yandan okul bir yandan aileleri tarlada çalışmaya gittiğinden evdeki bazı işleri yapmak, küçük kardeşleri ile ilgilenmek de görevleriydi. Çok sakindiler, saygılıydılar ancak duygularını ifade etmekte zorlanırlardı. Bu gün sahip olduğumuz hiçbir iletişim aracı okulumuzda yoktu, yani onları özendirecek hiçbir şeyimiz yoktu, ama okula gelmek onları çok mutlu ederdi. Çünkü burada çok güzel bilgiler ediniyor, güzel arkadaşlıklar kuruyorlardı. Bu yüzden okuldan ayrılmak istemezlerdi.

Müsait olduğumuz zamanlar çocukların ailelerini ziyaret ederdik. O kadar mutlu olurlardı ki ne yapacaklarını şaşırırlardı. Yazın kuruttukları meyvelerden ikram ederlerdi. Evdeki küçük çocuklar bizi görünce korkar, kaçıp saklanırlardı. Sağlık memurları zaman zaman köylere gelip aşı yaptıklarından bizi de iğneci sanırlardı.

İki yıl görev yaptığım bu okulda öğrencilerim arasında çok zeki olanlarda vardı. Onlarla daha fazla ilgilenmek ve ben mezun etmek isterdim ama mümkün olmadı. Eş durumundan İstanbul’a nakil yaptırmam icap etti. Emekli olduğum 1996 yılına kadar öğrencilerimle çok güzel günler yaşadım. Hayatımın en mutlu anları öğrencilerimle birlikte olduğum saatlerdir. İşimi ve çocukları çok sevdiğim için öğretim camiasından kopamadım. Emekli olduktan sonra da farklı özel okullarda mesleğime devam ediyorum.

Geçmişte yaşadıklarım ile bu günü kıyasladığımda şimdiki öğrencileri çok şanslı görüyorum. Teknoloji ile iç içeler, medeniyetin her nimetinden istifade ediyorlar. İstedikleri her bilgiye kolayca ve çok hızlı bir şekilde ulaşabiliyorlar. Çok güzel imkânlarda yaşıyorlar ne mutlu.

Öğretmenliğin bir gönül işi olduğuna inanıyorum. Öğrencilerimin bilgili, saygılı, paylaşımcı, yardımsever birer genç olarak yetiştiklerini görmek en büyük mutluluğum. Tekrar dünyaya gelsem yine öğretmen olurum diye düşünüyorum.

18.01.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00