BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
193
Dün
:
4601
Toplam
:
13189565
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR NESRİN ÖĞRETMEN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
4+4+4 yasası gereği ikiz erkek torunlarım 5,5 yaşında okula başladılar. Daha torun torba sahibi olmadan öğretmen dostlarımızla yaptığımız sohbetlerimizde “Milli Eğitim Müfredatımızın” 7 yaşına uygun olmadığını duyardım. Torunlarım olunca hem öğretmen dostlarımın etkisi ile hem de kendi talebelik günlerimin tecrübeleri ile onları 8 yaşında okula başlatmayı düşünüyordum. Olamadı, yeni yasa ile bir oldubittiye getirilip minicik çocuklar okula başlatıldılar. Ne okullarımız ne öğretmenlerimiz buna hazırlıklı değildi. Devlet okullarında 40 kişilik sınıfları duyunca epey bir para ödeyerek iki çocuğu da özel okula kaydettirmek zorunda kaldık.

Evde ve gittikleri yuvada beli lastikli eşofman türü pantolonlarla dolaşan, giysileri bizim yardımımızla giydirilen bu kuzular, beli kemerli önü fermuarlı pantolonlarla yapamadılar. Hepsinin okulda bir yedek çamaşırı oldu. Oldu ama yine de ilk aylarda zaman zaman ıslak külotla geldiler. Torunlarım yeni yasanın şanssızlığına uğramışlardı ama biz gerçekten çok şanslı imişiz ki Nesrin Durmaz Hanımefendi gibi çok tecrübeli çok sabırlı gerçek bir eğitimci öğretmen ile karşılaştık.

Sınıfındaki 20 öğrenciye öncelikle bir anne şefkati ve sevgisi gösterdi. Daha önce yuvaya giden birçok öğrenci, benim torunlarım gibi okulu da yuva gibi sandılar. Teneffüsler çok az, hiç oyun oynamıyoruz diye şikâyet ettiler. Torunlarımdan birisi o yaşta arkadaş edindiği bir kız öğrenci ile birlikte sınıftan kaçıyorlarmış. Onları alıştırana kadar çok uğraştı Nesrin Öğretmen. Asla kızmadan azarlamadan sabırla.

Okulumuzda yüzme havuzu da var. Bu minicik çocukları yine bir anne şefkati ile soyuttu, kuruladı, giydirdi. Şimdi yarıyıl tatiline birkaç gün var. Nesrin Öğretmenin 3,5 yıldır sürdürdüğü bu özverileri sayesinde iki torunumda bilgili, terbiyeli, saygılı ve hümanist iki delikanlı olma yolunda ilerliyor ve öğretmenlerinin takdirini kazanıyorlar.

Okullar tatil olunca Nesrin öğretmen gelecek yıl yine birinci sınıftan başlayarak başka yavrulara annelik edecek. Ayrılığın sızısını şimdiden duymaya başlayan torunlarım, sık sık öğretmenimiz neden gelecek yıl da bizimle olmuyor? Bu yıl da İngilizceye, Almancaya, Din bilgisine, ekoloji dersine, görsel sanatlara, drama‘ ya, müzik dersine başka öğretmenler geliyor yine öyle olamaz mı diye sızlanıyor. Onları almaya okula gittiğimde görüyorum ki Nesrin öğretmeninde içine düşmüş bu sızı. 1952 yılında, yani bundan altmış küsur yıl önce Ankara Anafartalar caddesindeki Atatürk ilkokulunda öğretmenim olan Cennetmekân Bedia Subaşı’nın da içine böyle bir sızı düşmüş müydü acaba? Mutlaka, diye cevaplıyorum kendi sorumu.

Nesrin öğretmeni de böyle üzüntülü görünce boş bir dersinin olduğu gün ve saatte bana bir randevu vermesini rica ettim. Çok duygulu bir sohbetimiz oldu. Ben sordum o anlattı. Buyurun kendi anlatımı ile Nesrin öğretmen.

Hatay İlk öğretmen okulundan mezun oldum. Eskişehir Anadolu Üniversitesinde eğitim ön lisansı yaptım. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğine mecburi hizmetim gereği, Güneydoğu Anadolu’nun bir köyünde başladım. Köyümüz, anayol üzerindeydi, ulaşım sıkıntısı çekmiyorduk ama okulumuz ve öğrencilerim imkânsızlıklar içindeydi. O yıllarda okul kıyafeti siyah önlük beyaz yaka idi ve çok da güzeldi. Bu kıyafetle bilhassa büyük şehirlerdeki okullarda zengin, fakir çocuk görüntüsü olmuyordu. Benim çocuklarımın hepsinin ayaklarında kışın buz gibi olan siyah lastik ayakkabılar vardı. Soğuktan kendilerini koruyacak giysileri de yoktu. Okul çantaları yoktu. Defterlerini kitaplarını, boyunlarına astıkları, evde dikilen bez çantalar içinde taşırlardı. Okulumuzda görevli olmadığı için sınıfın her şeyinden biz sorumluyduk. Erkenden okula gider öğrenciler gelmeden odun sobasını yakar sınıfı ısıtmaya çalışırdık. Beslenme saatinde süt tozundan gayri bir şey yoktu. Bundan, soba üstünde süt pişirip öğrencilerimize verirdik. Onlarda evlerinden getirdikleri ekmeği katık yapar karınlarını doyururlardı. Bu öğrenciler küçük yaştan itibaren hayatı dolu dolu yaşadıkları için yaşlarından daha olgundular. Bir yandan okul bir yandan aileleri tarlada çalışmaya gittiğinden evdeki bazı işleri yapmak, küçük kardeşleri ile ilgilenmek de görevleriydi. Çok sakindiler, saygılıydılar ancak duygularını ifade etmekte zorlanırlardı. Bu gün sahip olduğumuz hiçbir iletişim aracı okulumuzda yoktu, yani onları özendirecek hiçbir şeyimiz yoktu, ama okula gelmek onları çok mutlu ederdi. Çünkü burada çok güzel bilgiler ediniyor, güzel arkadaşlıklar kuruyorlardı. Bu yüzden okuldan ayrılmak istemezlerdi.

Müsait olduğumuz zamanlar çocukların ailelerini ziyaret ederdik. O kadar mutlu olurlardı ki ne yapacaklarını şaşırırlardı. Yazın kuruttukları meyvelerden ikram ederlerdi. Evdeki küçük çocuklar bizi görünce korkar, kaçıp saklanırlardı. Sağlık memurları zaman zaman köylere gelip aşı yaptıklarından bizi de iğneci sanırlardı.

İki yıl görev yaptığım bu okulda öğrencilerim arasında çok zeki olanlarda vardı. Onlarla daha fazla ilgilenmek ve ben mezun etmek isterdim ama mümkün olmadı. Eş durumundan İstanbul’a nakil yaptırmam icap etti. Emekli olduğum 1996 yılına kadar öğrencilerimle çok güzel günler yaşadım. Hayatımın en mutlu anları öğrencilerimle birlikte olduğum saatlerdir. İşimi ve çocukları çok sevdiğim için öğretim camiasından kopamadım. Emekli olduktan sonra da farklı özel okullarda mesleğime devam ediyorum.

Geçmişte yaşadıklarım ile bu günü kıyasladığımda şimdiki öğrencileri çok şanslı görüyorum. Teknoloji ile iç içeler, medeniyetin her nimetinden istifade ediyorlar. İstedikleri her bilgiye kolayca ve çok hızlı bir şekilde ulaşabiliyorlar. Çok güzel imkânlarda yaşıyorlar ne mutlu.

Öğretmenliğin bir gönül işi olduğuna inanıyorum. Öğrencilerimin bilgili, saygılı, paylaşımcı, yardımsever birer genç olarak yetiştiklerini görmek en büyük mutluluğum. Tekrar dünyaya gelsem yine öğretmen olurum diye düşünüyorum.

18.01.2016



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00