BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
220
Dün
:
4936
Toplam
:
13342663
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yılmaz Göksoy’dan kısa kısa
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 2015 yılının bu son yazısında Yozgat’ımızın canlı tarihi, değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığım sohbetlerimdenkaydettiğim veya not aldığım bazı anekdotlarısizlerle paylaşmak istedim.

ARABACI NECİP AĞA VE CERİTZEDE ŞÜKRÜ EFENDİ
Eski Yozgat’ın eşraflarından Ceritzade Şükrü Efendiye bir gece kamyonla büyük bir yük gelir. Yükü getiren kamyoncu emaneti eski garaja bırakıp yoluna devam eder. Garajda bulunanlar yükün başına bir şey gelebilir endişesi ile gece garajda kalmasını sakıncalı bulurlar ve bir delikanlıyı Şükrü Efendinin evine koştururlar. Şükrü Efendi de acele giyinipoğlu ile birlikte avluda duran kendi faytonu ile garaja gider. Görür ki fayton değil, ancak bir at arabasının taşıyacağı büyüklükte bir yüktür. Çaresiz gece vakti arabacı Necip ağanın evine yollanırlar. Günün yorgunluğu ile erkenden yatan Necip Ağayı uyandırırlar ve yükü eve getirmesini rica ederler. Rahmetli Necip Ağa bu günün nakliyecileri gibiydi. 3-4 adet arabası vardı, herkese saygılı, hatır gönül bilen bir insandı. Necip Ağa hemen atını ahırdan çıkarıp arabaya koşar yükü yükleyip eve indirirler. Necip Ağa daha sonraları o geceyi şöyle anlatacaktır. “Gece karanlıkta zorlanarak eve vardık, arabayı avluya çektik. Şükrü Efendi bir düğmeye bastı ki vay anam avlu şamşam şakıdı. Yükü bırakıp eve dönerken elimi açtım hey Allah’ım bu elektriği benim eve de nasip eyle dedim.”(Ceritzade Şükrü Efendi yazarın anne babasıdır).

MAHMUT ÖĞRETMEN
Yozgat’ın köylerinden birisinde Mahmut öğretmen tahtaya astığı resim üzerinde ilkokul talebelerine Güneş ve gezegenler hakkında bilgi vermektedir. Anlatımını sürdürürken şöyle bir cümle sarf eder; “ Evlatlar, bilim adamları dünyamızın güneşin etrafında döndüğünü söylerler.” Sonra dudaklarını büküp başını biraz yana eğip alçak bir ses tonu ile cümlesini tamamlar; “dönüyor mu essahtan?” O günlerde okulda teftişte bulunan müfettiş de kapı arkasından gizlice dinlermiş. Hemen sınıfın kapısını açıp girerek müdahalede bulunur. “Hocam bu nasıl söz, böyle ders anlatılır mı? Çocukların kafasını bulandırıyorsunuz.” Mahmut Öğretmen, “valla müfettiş bey, ben buna inanmıyorum, talebelerime ikisini de söyledim onlarda hangisine inanırlarsa” diye cevap verir.

ÖĞRETMEN ADİL OLGUN VE BAYRAM ALIŞVERİŞİ
Kışa rastlayan bir bayram arifesi, Adil Hoca ile Cumhuriyet Mektebinin öğretmen odasındaki sobanın yanında oturuyorduk. Eşi Nigar Hanım bayram hazırlığı için çarşıdan alınacakların bir listesini vermiş. Söylenerek onu tetkik ediyordu. Ver bakayım liste de neler varmış diyerek kâğıdı elinden aldım. Sonra da “bu soğukta kim uğraşacak, boş ver” diyerek sanki onun kâğıdını atıyormuşum gibi elimdeki kâğıdı yanan sobaya attım. “Sen delirdin mi, ne yaptın, o listede bir sürü alacak vardı. Şimdi ben nereden bileyim neler alınacağını” diye bana kızdı. Ben de merak etme bayram arifesi her evin alacağı şeyler aşağı yukarı aynıdır, bak benim listeyi okuyum dedim ve Adil Hocanın listesini okumaya başladım. Okuduğum her kalemde “babana rahmet, benim listede buda vardı” diyordu. Sonra çaresiz bir ses tonu ile “bunları bir kâğıda yazda bende alayım bari” deyince. “Hocam okuduğum liste senin listen idi,ben sana şaka yaptım” demiştim.

TOY KUŞU
Dedem, yolda tesadüf ettiği bir Ermeni vatandaşımız ile birlikte Kayseri’den Yozgat’a doğru at üstünde yol alıyorlar. Battal köyü yakınlarına geldiklerinde dedemtarlalarda toy kuşlarını görüyor. Atının terkisinde epeyce bir Amerikan bezi var. “Ermeni vatandaşa “şu terkimdeki Amerikan’ı çekip verirsen şu toylardan birini yakalarım” diyor. Ermeni vatandaşımız bir anlam veremese de Amerikan’ı çekip veriyor. Toy kuşları çok ağır olduklarından öyle hemen havalanamazlar. Dedem atı hızla sürüyor. Yetiştiği toylardan birisinin üzerine Amerikan bezini atarak yakalıyor. Olayı şaşkınlıkla izleyen Ermeni “atla, bezle kuş yakalandığını ilk defa görüyorum, yahu sen yaman bir adammışsın ”diyor. Dedemin yakaladığı toy tam 16 kilo geliyor. Zaten Toy kuşları da aşağı yukarı bir “toklu” ağırlığındadır. Toklu, yedinci ayın başından bir yaşına kadar erkek ve dişi genç koyunlara denir..

İMTİHAN
Eşi ölen bir adam tavsiye üzerine başka bir köydeki dul bir hanımı görmeye gider. Hanım, “sizin köyde evlenecek bir kadın yok muydu” diye sorunca adamcağız “benim büyük gelin gibi bir hanım arıyorum” diyerek şu hikâyesini anlatır. Bir sabah erken saatte üç gelinimi imtihan etmek istedim. Büyük gelinin kapısını çalıp “kızım sabah namazı vakti geçti mi” diye sordum. Gelinhanım hemen kalkıp, bakayım efendibaba diyerek develiğe gidip geldi. “Yok, efendibaba daha geçmemiş develere baktım tek taraflı geviş getiriyorlardı. Namaz vakti gelseydi çift taraflı geviş getirirlerdi” diye cevap verdi. Sonra ortanca gelinin kapısını çalıp aynı soruyu ona da sordum. İkinci gelinde hemen pencerenin perdesini açıp baktı sonra dönüp “yok efendibaba daha vakit gelmemiş, davarlar gece otlatmasından daha dönmemişler arkaca (uzakta bir yer)yatmamışlar” diye cevap verir. İki büyük gelinin davranışlarından çok memnun olunca küçük gelinin kapısını çalıp ona daaynı soruyu sordum. Uykulu gözlerle yataktan doğrulan gelin “ yok efendibaba daha işemem gelmemiş namaza daha çok var” diye cevap vermişti diye anlatır. .

İKİ ELTİ
İki elti, çerçiden aldıkları al kumaştan eşlerine birer yelek dikerler. Birisi bir yelek nasıl dikilebilirse o şekilde diker. Diğer elti biraz daha özen gösterir ince bir el dikişiyle güzel bir yelek diker. Şehirdeki pazara alışverişe gidecek olan beylerine diktikleri yeni yelekleri giydirir yolcu ederler. Beyler yola koyulurlar ama bu yanda ince dikişle diken elti merak içindedir. Diktiği yelek, görenlerce fark edilip beğenilecek midir? İki elti, şehirden gelen yolun kenarına oturup beklerler. Biraz sonra o yönden bir atlı gelir. Atlıyı durdurup sorar “Efendi yolda biri ince dikişli biri kaba dikişli al yelekli iki adam gördün mü?” Adamcağız “ Al yelekli iki adam gördüm görmesine de dikişine mi baktım bacım” diye cevap verince, boynunu büken ince dikiş eltiyi, kalın dikiş ile yelek diken elti teselli eder. “Yan gelip yatanda bir çamura batanda bir. Yoldan gelen atlı atını çevirip de dikişine mi bakacak a bacım.”

MEZARDAN GELEN SES
Yozgat’ın Bulgurlu köyünün eski ismi Kabut idi. Kabut isminin kabirden (kubur)geldiği söylenir ve bununla ilgili şu hikâye anlatılır. Köy eski kervan yolu üzerindeymiş. Bir kervan geçişi sırasında kervanda bulunanlar mezarlık tarafından bebek ağlaması sesi duyarlar. Sesin geldiği yöne doğru giderek bir mezarın başına gelirler. Hemen mezarı kazarlar, hamile iken ölen bir kadının mezarda doğum yaptığını hayretler içinde görürler. Başka yerlerde de hamileyken vefat eden kadınların bazılarının mezarda doğurduğu olaylara rastlanmıştır.

AMMA NE KONAK
Yozgat Hükümet konağı yapılmazdan önce devlet daireleri değişik sokaklarda kiralanmış ahşap evlerde hizmet verirdi. Hükümet konağı yapılınca bütün daireleri içine aldı. O zamanın Yozgat’ında betonarme olarak inşa edilmiş dördüncü bina idi ve mimarı bir Alman vatandaşıydı. İlk betonarme bina saat kulesinin yanındaki Çamlık oteli idi. Otel olarak inşa edilen bina uzun yıllar Hükümet konağı olarak kullanıldı. İkinci betonarme bina Cumhuriyetin 10. Yılında yapılan Cumhuriyet mektebidir. Üçüncü bina Özel idare tarafından yaptırılan Memleket Hastanesidir. Köyden bir akrabamız bir işi için Yozgat’a Hükümet Konağına gelmiş, köye dönüncede iftiharla söyle söylemişti. “Hökümata verdiğimiz vergi helal olsun, bi konak yaptırmış amma ne konak.” Cumhuriyetin ilk yıllarında da vergiler ağır olmasına rağmen vatandaş uysalca öderdi. 1946 kıtlığında da köylü büyük bir tevekkül ile vergisini ödemiş Cumhuriyet hükümetlerine inancını göstermiştir.

Yazılarıma yorum gönderme zahmetinde ve lütfunda bulunan tüm okurlarıma teşekkür eder, yeni yılın ülkemiz ve komşularımız için barış içinde ve huzurlu, sizler içinde mutlu, sağlıklı, hayırlı, uğurlu, bereketli bir yıl olmasını dilerim.

02.01.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00