BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4633
Toplam
:
14629448
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yılmaz Göksoy’dan kısa kısa
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 2015 yılının bu son yazısında Yozgat’ımızın canlı tarihi, değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığım sohbetlerimdenkaydettiğim veya not aldığım bazı anekdotlarısizlerle paylaşmak istedim.

ARABACI NECİP AĞA VE CERİTZEDE ŞÜKRÜ EFENDİ
Eski Yozgat’ın eşraflarından Ceritzade Şükrü Efendiye bir gece kamyonla büyük bir yük gelir. Yükü getiren kamyoncu emaneti eski garaja bırakıp yoluna devam eder. Garajda bulunanlar yükün başına bir şey gelebilir endişesi ile gece garajda kalmasını sakıncalı bulurlar ve bir delikanlıyı Şükrü Efendinin evine koştururlar. Şükrü Efendi de acele giyinipoğlu ile birlikte avluda duran kendi faytonu ile garaja gider. Görür ki fayton değil, ancak bir at arabasının taşıyacağı büyüklükte bir yüktür. Çaresiz gece vakti arabacı Necip ağanın evine yollanırlar. Günün yorgunluğu ile erkenden yatan Necip Ağayı uyandırırlar ve yükü eve getirmesini rica ederler. Rahmetli Necip Ağa bu günün nakliyecileri gibiydi. 3-4 adet arabası vardı, herkese saygılı, hatır gönül bilen bir insandı. Necip Ağa hemen atını ahırdan çıkarıp arabaya koşar yükü yükleyip eve indirirler. Necip Ağa daha sonraları o geceyi şöyle anlatacaktır. “Gece karanlıkta zorlanarak eve vardık, arabayı avluya çektik. Şükrü Efendi bir düğmeye bastı ki vay anam avlu şamşam şakıdı. Yükü bırakıp eve dönerken elimi açtım hey Allah’ım bu elektriği benim eve de nasip eyle dedim.”(Ceritzade Şükrü Efendi yazarın anne babasıdır).

MAHMUT ÖĞRETMEN
Yozgat’ın köylerinden birisinde Mahmut öğretmen tahtaya astığı resim üzerinde ilkokul talebelerine Güneş ve gezegenler hakkında bilgi vermektedir. Anlatımını sürdürürken şöyle bir cümle sarf eder; “ Evlatlar, bilim adamları dünyamızın güneşin etrafında döndüğünü söylerler.” Sonra dudaklarını büküp başını biraz yana eğip alçak bir ses tonu ile cümlesini tamamlar; “dönüyor mu essahtan?” O günlerde okulda teftişte bulunan müfettiş de kapı arkasından gizlice dinlermiş. Hemen sınıfın kapısını açıp girerek müdahalede bulunur. “Hocam bu nasıl söz, böyle ders anlatılır mı? Çocukların kafasını bulandırıyorsunuz.” Mahmut Öğretmen, “valla müfettiş bey, ben buna inanmıyorum, talebelerime ikisini de söyledim onlarda hangisine inanırlarsa” diye cevap verir.

ÖĞRETMEN ADİL OLGUN VE BAYRAM ALIŞVERİŞİ
Kışa rastlayan bir bayram arifesi, Adil Hoca ile Cumhuriyet Mektebinin öğretmen odasındaki sobanın yanında oturuyorduk. Eşi Nigar Hanım bayram hazırlığı için çarşıdan alınacakların bir listesini vermiş. Söylenerek onu tetkik ediyordu. Ver bakayım liste de neler varmış diyerek kâğıdı elinden aldım. Sonra da “bu soğukta kim uğraşacak, boş ver” diyerek sanki onun kâğıdını atıyormuşum gibi elimdeki kâğıdı yanan sobaya attım. “Sen delirdin mi, ne yaptın, o listede bir sürü alacak vardı. Şimdi ben nereden bileyim neler alınacağını” diye bana kızdı. Ben de merak etme bayram arifesi her evin alacağı şeyler aşağı yukarı aynıdır, bak benim listeyi okuyum dedim ve Adil Hocanın listesini okumaya başladım. Okuduğum her kalemde “babana rahmet, benim listede buda vardı” diyordu. Sonra çaresiz bir ses tonu ile “bunları bir kâğıda yazda bende alayım bari” deyince. “Hocam okuduğum liste senin listen idi,ben sana şaka yaptım” demiştim.

TOY KUŞU
Dedem, yolda tesadüf ettiği bir Ermeni vatandaşımız ile birlikte Kayseri’den Yozgat’a doğru at üstünde yol alıyorlar. Battal köyü yakınlarına geldiklerinde dedemtarlalarda toy kuşlarını görüyor. Atının terkisinde epeyce bir Amerikan bezi var. “Ermeni vatandaşa “şu terkimdeki Amerikan’ı çekip verirsen şu toylardan birini yakalarım” diyor. Ermeni vatandaşımız bir anlam veremese de Amerikan’ı çekip veriyor. Toy kuşları çok ağır olduklarından öyle hemen havalanamazlar. Dedem atı hızla sürüyor. Yetiştiği toylardan birisinin üzerine Amerikan bezini atarak yakalıyor. Olayı şaşkınlıkla izleyen Ermeni “atla, bezle kuş yakalandığını ilk defa görüyorum, yahu sen yaman bir adammışsın ”diyor. Dedemin yakaladığı toy tam 16 kilo geliyor. Zaten Toy kuşları da aşağı yukarı bir “toklu” ağırlığındadır. Toklu, yedinci ayın başından bir yaşına kadar erkek ve dişi genç koyunlara denir..

İMTİHAN
Eşi ölen bir adam tavsiye üzerine başka bir köydeki dul bir hanımı görmeye gider. Hanım, “sizin köyde evlenecek bir kadın yok muydu” diye sorunca adamcağız “benim büyük gelin gibi bir hanım arıyorum” diyerek şu hikâyesini anlatır. Bir sabah erken saatte üç gelinimi imtihan etmek istedim. Büyük gelinin kapısını çalıp “kızım sabah namazı vakti geçti mi” diye sordum. Gelinhanım hemen kalkıp, bakayım efendibaba diyerek develiğe gidip geldi. “Yok, efendibaba daha geçmemiş develere baktım tek taraflı geviş getiriyorlardı. Namaz vakti gelseydi çift taraflı geviş getirirlerdi” diye cevap verdi. Sonra ortanca gelinin kapısını çalıp aynı soruyu ona da sordum. İkinci gelinde hemen pencerenin perdesini açıp baktı sonra dönüp “yok efendibaba daha vakit gelmemiş, davarlar gece otlatmasından daha dönmemişler arkaca (uzakta bir yer)yatmamışlar” diye cevap verir. İki büyük gelinin davranışlarından çok memnun olunca küçük gelinin kapısını çalıp ona daaynı soruyu sordum. Uykulu gözlerle yataktan doğrulan gelin “ yok efendibaba daha işemem gelmemiş namaza daha çok var” diye cevap vermişti diye anlatır. .

İKİ ELTİ
İki elti, çerçiden aldıkları al kumaştan eşlerine birer yelek dikerler. Birisi bir yelek nasıl dikilebilirse o şekilde diker. Diğer elti biraz daha özen gösterir ince bir el dikişiyle güzel bir yelek diker. Şehirdeki pazara alışverişe gidecek olan beylerine diktikleri yeni yelekleri giydirir yolcu ederler. Beyler yola koyulurlar ama bu yanda ince dikişle diken elti merak içindedir. Diktiği yelek, görenlerce fark edilip beğenilecek midir? İki elti, şehirden gelen yolun kenarına oturup beklerler. Biraz sonra o yönden bir atlı gelir. Atlıyı durdurup sorar “Efendi yolda biri ince dikişli biri kaba dikişli al yelekli iki adam gördün mü?” Adamcağız “ Al yelekli iki adam gördüm görmesine de dikişine mi baktım bacım” diye cevap verince, boynunu büken ince dikiş eltiyi, kalın dikiş ile yelek diken elti teselli eder. “Yan gelip yatanda bir çamura batanda bir. Yoldan gelen atlı atını çevirip de dikişine mi bakacak a bacım.”

MEZARDAN GELEN SES
Yozgat’ın Bulgurlu köyünün eski ismi Kabut idi. Kabut isminin kabirden (kubur)geldiği söylenir ve bununla ilgili şu hikâye anlatılır. Köy eski kervan yolu üzerindeymiş. Bir kervan geçişi sırasında kervanda bulunanlar mezarlık tarafından bebek ağlaması sesi duyarlar. Sesin geldiği yöne doğru giderek bir mezarın başına gelirler. Hemen mezarı kazarlar, hamile iken ölen bir kadının mezarda doğum yaptığını hayretler içinde görürler. Başka yerlerde de hamileyken vefat eden kadınların bazılarının mezarda doğurduğu olaylara rastlanmıştır.

AMMA NE KONAK
Yozgat Hükümet konağı yapılmazdan önce devlet daireleri değişik sokaklarda kiralanmış ahşap evlerde hizmet verirdi. Hükümet konağı yapılınca bütün daireleri içine aldı. O zamanın Yozgat’ında betonarme olarak inşa edilmiş dördüncü bina idi ve mimarı bir Alman vatandaşıydı. İlk betonarme bina saat kulesinin yanındaki Çamlık oteli idi. Otel olarak inşa edilen bina uzun yıllar Hükümet konağı olarak kullanıldı. İkinci betonarme bina Cumhuriyetin 10. Yılında yapılan Cumhuriyet mektebidir. Üçüncü bina Özel idare tarafından yaptırılan Memleket Hastanesidir. Köyden bir akrabamız bir işi için Yozgat’a Hükümet Konağına gelmiş, köye dönüncede iftiharla söyle söylemişti. “Hökümata verdiğimiz vergi helal olsun, bi konak yaptırmış amma ne konak.” Cumhuriyetin ilk yıllarında da vergiler ağır olmasına rağmen vatandaş uysalca öderdi. 1946 kıtlığında da köylü büyük bir tevekkül ile vergisini ödemiş Cumhuriyet hükümetlerine inancını göstermiştir.

Yazılarıma yorum gönderme zahmetinde ve lütfunda bulunan tüm okurlarıma teşekkür eder, yeni yılın ülkemiz ve komşularımız için barış içinde ve huzurlu, sizler içinde mutlu, sağlıklı, hayırlı, uğurlu, bereketli bir yıl olmasını dilerim.

02.01.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00