BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
193
Dün
:
4601
Toplam
:
13178822
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yılmaz Göksoy’dan kısa kısa
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 2015 yılının bu son yazısında Yozgat’ımızın canlı tarihi, değerli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimle yaptığım sohbetlerimdenkaydettiğim veya not aldığım bazı anekdotlarısizlerle paylaşmak istedim.

ARABACI NECİP AĞA VE CERİTZEDE ŞÜKRÜ EFENDİ
Eski Yozgat’ın eşraflarından Ceritzade Şükrü Efendiye bir gece kamyonla büyük bir yük gelir. Yükü getiren kamyoncu emaneti eski garaja bırakıp yoluna devam eder. Garajda bulunanlar yükün başına bir şey gelebilir endişesi ile gece garajda kalmasını sakıncalı bulurlar ve bir delikanlıyı Şükrü Efendinin evine koştururlar. Şükrü Efendi de acele giyinipoğlu ile birlikte avluda duran kendi faytonu ile garaja gider. Görür ki fayton değil, ancak bir at arabasının taşıyacağı büyüklükte bir yüktür. Çaresiz gece vakti arabacı Necip ağanın evine yollanırlar. Günün yorgunluğu ile erkenden yatan Necip Ağayı uyandırırlar ve yükü eve getirmesini rica ederler. Rahmetli Necip Ağa bu günün nakliyecileri gibiydi. 3-4 adet arabası vardı, herkese saygılı, hatır gönül bilen bir insandı. Necip Ağa hemen atını ahırdan çıkarıp arabaya koşar yükü yükleyip eve indirirler. Necip Ağa daha sonraları o geceyi şöyle anlatacaktır. “Gece karanlıkta zorlanarak eve vardık, arabayı avluya çektik. Şükrü Efendi bir düğmeye bastı ki vay anam avlu şamşam şakıdı. Yükü bırakıp eve dönerken elimi açtım hey Allah’ım bu elektriği benim eve de nasip eyle dedim.”(Ceritzade Şükrü Efendi yazarın anne babasıdır).

MAHMUT ÖĞRETMEN
Yozgat’ın köylerinden birisinde Mahmut öğretmen tahtaya astığı resim üzerinde ilkokul talebelerine Güneş ve gezegenler hakkında bilgi vermektedir. Anlatımını sürdürürken şöyle bir cümle sarf eder; “ Evlatlar, bilim adamları dünyamızın güneşin etrafında döndüğünü söylerler.” Sonra dudaklarını büküp başını biraz yana eğip alçak bir ses tonu ile cümlesini tamamlar; “dönüyor mu essahtan?” O günlerde okulda teftişte bulunan müfettiş de kapı arkasından gizlice dinlermiş. Hemen sınıfın kapısını açıp girerek müdahalede bulunur. “Hocam bu nasıl söz, böyle ders anlatılır mı? Çocukların kafasını bulandırıyorsunuz.” Mahmut Öğretmen, “valla müfettiş bey, ben buna inanmıyorum, talebelerime ikisini de söyledim onlarda hangisine inanırlarsa” diye cevap verir.

ÖĞRETMEN ADİL OLGUN VE BAYRAM ALIŞVERİŞİ
Kışa rastlayan bir bayram arifesi, Adil Hoca ile Cumhuriyet Mektebinin öğretmen odasındaki sobanın yanında oturuyorduk. Eşi Nigar Hanım bayram hazırlığı için çarşıdan alınacakların bir listesini vermiş. Söylenerek onu tetkik ediyordu. Ver bakayım liste de neler varmış diyerek kâğıdı elinden aldım. Sonra da “bu soğukta kim uğraşacak, boş ver” diyerek sanki onun kâğıdını atıyormuşum gibi elimdeki kâğıdı yanan sobaya attım. “Sen delirdin mi, ne yaptın, o listede bir sürü alacak vardı. Şimdi ben nereden bileyim neler alınacağını” diye bana kızdı. Ben de merak etme bayram arifesi her evin alacağı şeyler aşağı yukarı aynıdır, bak benim listeyi okuyum dedim ve Adil Hocanın listesini okumaya başladım. Okuduğum her kalemde “babana rahmet, benim listede buda vardı” diyordu. Sonra çaresiz bir ses tonu ile “bunları bir kâğıda yazda bende alayım bari” deyince. “Hocam okuduğum liste senin listen idi,ben sana şaka yaptım” demiştim.

TOY KUŞU
Dedem, yolda tesadüf ettiği bir Ermeni vatandaşımız ile birlikte Kayseri’den Yozgat’a doğru at üstünde yol alıyorlar. Battal köyü yakınlarına geldiklerinde dedemtarlalarda toy kuşlarını görüyor. Atının terkisinde epeyce bir Amerikan bezi var. “Ermeni vatandaşa “şu terkimdeki Amerikan’ı çekip verirsen şu toylardan birini yakalarım” diyor. Ermeni vatandaşımız bir anlam veremese de Amerikan’ı çekip veriyor. Toy kuşları çok ağır olduklarından öyle hemen havalanamazlar. Dedem atı hızla sürüyor. Yetiştiği toylardan birisinin üzerine Amerikan bezini atarak yakalıyor. Olayı şaşkınlıkla izleyen Ermeni “atla, bezle kuş yakalandığını ilk defa görüyorum, yahu sen yaman bir adammışsın ”diyor. Dedemin yakaladığı toy tam 16 kilo geliyor. Zaten Toy kuşları da aşağı yukarı bir “toklu” ağırlığındadır. Toklu, yedinci ayın başından bir yaşına kadar erkek ve dişi genç koyunlara denir..

İMTİHAN
Eşi ölen bir adam tavsiye üzerine başka bir köydeki dul bir hanımı görmeye gider. Hanım, “sizin köyde evlenecek bir kadın yok muydu” diye sorunca adamcağız “benim büyük gelin gibi bir hanım arıyorum” diyerek şu hikâyesini anlatır. Bir sabah erken saatte üç gelinimi imtihan etmek istedim. Büyük gelinin kapısını çalıp “kızım sabah namazı vakti geçti mi” diye sordum. Gelinhanım hemen kalkıp, bakayım efendibaba diyerek develiğe gidip geldi. “Yok, efendibaba daha geçmemiş develere baktım tek taraflı geviş getiriyorlardı. Namaz vakti gelseydi çift taraflı geviş getirirlerdi” diye cevap verdi. Sonra ortanca gelinin kapısını çalıp aynı soruyu ona da sordum. İkinci gelinde hemen pencerenin perdesini açıp baktı sonra dönüp “yok efendibaba daha vakit gelmemiş, davarlar gece otlatmasından daha dönmemişler arkaca (uzakta bir yer)yatmamışlar” diye cevap verir. İki büyük gelinin davranışlarından çok memnun olunca küçük gelinin kapısını çalıp ona daaynı soruyu sordum. Uykulu gözlerle yataktan doğrulan gelin “ yok efendibaba daha işemem gelmemiş namaza daha çok var” diye cevap vermişti diye anlatır. .

İKİ ELTİ
İki elti, çerçiden aldıkları al kumaştan eşlerine birer yelek dikerler. Birisi bir yelek nasıl dikilebilirse o şekilde diker. Diğer elti biraz daha özen gösterir ince bir el dikişiyle güzel bir yelek diker. Şehirdeki pazara alışverişe gidecek olan beylerine diktikleri yeni yelekleri giydirir yolcu ederler. Beyler yola koyulurlar ama bu yanda ince dikişle diken elti merak içindedir. Diktiği yelek, görenlerce fark edilip beğenilecek midir? İki elti, şehirden gelen yolun kenarına oturup beklerler. Biraz sonra o yönden bir atlı gelir. Atlıyı durdurup sorar “Efendi yolda biri ince dikişli biri kaba dikişli al yelekli iki adam gördün mü?” Adamcağız “ Al yelekli iki adam gördüm görmesine de dikişine mi baktım bacım” diye cevap verince, boynunu büken ince dikiş eltiyi, kalın dikiş ile yelek diken elti teselli eder. “Yan gelip yatanda bir çamura batanda bir. Yoldan gelen atlı atını çevirip de dikişine mi bakacak a bacım.”

MEZARDAN GELEN SES
Yozgat’ın Bulgurlu köyünün eski ismi Kabut idi. Kabut isminin kabirden (kubur)geldiği söylenir ve bununla ilgili şu hikâye anlatılır. Köy eski kervan yolu üzerindeymiş. Bir kervan geçişi sırasında kervanda bulunanlar mezarlık tarafından bebek ağlaması sesi duyarlar. Sesin geldiği yöne doğru giderek bir mezarın başına gelirler. Hemen mezarı kazarlar, hamile iken ölen bir kadının mezarda doğum yaptığını hayretler içinde görürler. Başka yerlerde de hamileyken vefat eden kadınların bazılarının mezarda doğurduğu olaylara rastlanmıştır.

AMMA NE KONAK
Yozgat Hükümet konağı yapılmazdan önce devlet daireleri değişik sokaklarda kiralanmış ahşap evlerde hizmet verirdi. Hükümet konağı yapılınca bütün daireleri içine aldı. O zamanın Yozgat’ında betonarme olarak inşa edilmiş dördüncü bina idi ve mimarı bir Alman vatandaşıydı. İlk betonarme bina saat kulesinin yanındaki Çamlık oteli idi. Otel olarak inşa edilen bina uzun yıllar Hükümet konağı olarak kullanıldı. İkinci betonarme bina Cumhuriyetin 10. Yılında yapılan Cumhuriyet mektebidir. Üçüncü bina Özel idare tarafından yaptırılan Memleket Hastanesidir. Köyden bir akrabamız bir işi için Yozgat’a Hükümet Konağına gelmiş, köye dönüncede iftiharla söyle söylemişti. “Hökümata verdiğimiz vergi helal olsun, bi konak yaptırmış amma ne konak.” Cumhuriyetin ilk yıllarında da vergiler ağır olmasına rağmen vatandaş uysalca öderdi. 1946 kıtlığında da köylü büyük bir tevekkül ile vergisini ödemiş Cumhuriyet hükümetlerine inancını göstermiştir.

Yazılarıma yorum gönderme zahmetinde ve lütfunda bulunan tüm okurlarıma teşekkür eder, yeni yılın ülkemiz ve komşularımız için barış içinde ve huzurlu, sizler içinde mutlu, sağlıklı, hayırlı, uğurlu, bereketli bir yıl olmasını dilerim.

02.01.2016

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00