BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4601
Toplam
:
13178003
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
DURSUN OZAN ANLATIYOR
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Rahmetli Dursun Ozan ağabeyimiz, Yozgat’ın hatırı sayılan, sevilen eski “Efendi”lerindendi. Yozgat Kültürünü iyi bilen eski Yozgat’ın yaşayan son iki canlı tarihinden birisi idi. İkinci canlı tarihi emekli eğitimci Yılmaz Göksoy ağabeyimiz çok şükür hayatta ve sağlıklı. Allah uzun ömür versin. Dursun Ozan ağabeyimiz bir süre Hayri İnal Konağının müdürlüğünü de yapmıştı.Yerel yemekler noktasındaki maharetiyle meşhurdu. Özellikle tandır kebabı, arabaşı çorbası ve telkadayıf yapımında kimse eline su dökemezdi.

Gurbetten gelip konağı ziyaret eden Yozgatlı hanımları arabaşı çorbasını ve hamurunu nasıl yaptıkları konusunda mutlaka imtihan ederdi. Babası BıçakçıSeyit Ozan da, Çapanoğlu Büyük camiinin müezzinliğini yapmış saygın bir kişiydi. Sesi çok güzeldi, ezanı çok güzel okuduğundan bilhassa sabah ezanlarını onun okuması istenirdi. Yılmaz Göksoy ağabeyim Bıçakçı Seyit Ozan ile ilgili şu anıyı aktarmıştı; Çapanoğlu Büyük camiinin aynı akran 3 müezzini vardı. Birisi Dursun Ozan’ın babası Bıçakçı Seyit Efendi, öbürü İğdecik’li Hamdi Efendi, birde Yassının oğlu, onun ismini bilmiyorum, Yassının oğlu derdik. Nöbetleşe müezzinlik yaparlardı. Bir gün Bıçakçı Seyit,bir iş dönüşü Ankara’dan gelenve yanında namaza duran Hamdi efendiye alçak sesle “ Hamdi bu gün sıra sende(müezzinlik sırası)” der. Oda yine fısıltı halinde “ konuşma namazın fasit oldu (bozuldu) der. Yassının oğlu da ikisine birden ikinizin de namazı fasit oldu deyince üçününnamazı da fasit olur.

Dursun ağabeyimizle 2008 yılında Hayri İnal konağında çok tatlı bir sohbetimiz olmuştu. O sohbetimizi iyiki kaydetmişim. Mekânı Cennet olsun, rahmetli babam ile ilgili bir anısını şöyle nakletmişti;
Allah rahmet eylesin baban Muammer Çapanoğlu ileaynı yaştaydık. Rahmetli şoförSeyitle birlikte çok ava giderlerdi. Ben de birkaç defa onlarla birlikte Saray taraflarına gitmiştim. İyi av yaparlardı, Gün zevkli ve neşeli geçerdi. Bir seferinde başımızdan komik bir olay geçmişti. Her zamanki gibi o günde hemen bütün gün dağ bayır dolaştık. Yorulunca mola verdik, av etleri ile kendimize güzel bir ziyafet çekmiştik.Muammer Bey’inChevrolet marka çok güzel bir kaptıkaçtısı vardı. Ava onunla gitmiştik.O yıllarda Yozgat Ankara yolu şose idi. Dönüşte yol üstüne selin getirdiği kum varmış oraya girince araba kaydı yol kenarında giden köylünün eşeğine çarpıp durduk. Arabadan indiğimizde köylü eşeğim öldü diye ağlıyordu. Muammer Bey, adamı teselli etmeye çalıştı. “Eşeğin öldüyse ya da bir yeri kırıldıysa parası neyse veririm yenisini alırsan üzülme” diyordu. Ama eşeği göremedik. Eşek nereye gitti diye aranırken köylü ağlayarak eşek makinenin üstünde dedi. Baktık hakikaten eşek arabanın üzerindeydi.Öldü müydü ölmedi miydi şimdi hatırlayamıyorum ama Muammer Bey adamı teselli etmek için epey bir para vermişti.

Dursun ağabeyimizin başından geçen bir olay da şöyle; Aralık ayında aldığı bir lahanayı soba yanmayan bir odada masa üstüne bırakır. Sonrasını yine tatlı sohbetinden dinleyelim. “Evde kızımla birlikte yaşarım. Ancak kızım il dışındaydı, uzun süre gelmedi. Ben de lahanayı bıraktığım yerden kaldırmadım. Bir süre sonra lahanaya baktığımda çürüdüğünü, yapraklarının ince kâğıt şeklini aldığını gördüm.Lahananın yapraklarını koparmaya çalıştığım sırada içinde yeşil bir sürgünün geldiğini gördüm, merak ettim. Yerinden kaldırmadım, bu sürgün zaman içinde büyüdü, filizlendi. Kabuk kısmı ise çürüme sürecine devam etti. Hayatımda ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyorum. Çok şaşırdım, tanıdıklara gösterdim ’hormonlu’ veya ’genlerinin değiştirilmiş’ olabileceğini söylediler. "

Bu enteresan olaya Bozok Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Seyis Bey, “Beyaz baş lahananın özelliği, tepe tomurcuğundaki farklılaşma sonucu baş oluşturması. Bitkilerin, tohum elde edilebilecek döneme geçebilmesi için soğuklama ihtiyacını karşılaması gerekiyor. Burada ilginç olan ev ortamındaki bu bitki, soğuklama ihtiyacını bir şekilde karşılamış. Tüketilmediği için canlı olan beyaz baş zamanla kendisinde bulunan enerjiyle birlikte sürgünlerini geliştirmiş. Aslında bir doğa olayı ama asıl ilginç olanı ev ortamında gelişmesi diyerekaçıklık getiriyor.

Dursun Ozan ağabeyimizi 96 yaşında iken 9 Aralık 2013 tarihinde kaybettik. Ebedi istirahatgâhı Sarıtopraklık mezarlığında. Allah gani gani rahmet etsin. Nur içinde yatsın.

Yazımızı başka bir değerimiz rahmetli Süleyman Sökmen ağabeyimin “Kimler geldi kimler geçti” isimli uzun şiirinin bir kıtası ile bitirip onu da rahmetle analım.
Şimdi get Yozgat’ı tanıyamazsın
Eski bi dost bulup gonuşamazsın
Derdini birine danışamazsın
Kos kos geri dönenneri bi görsen

05.12.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00