BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
222
Dün
:
4601
Toplam
:
13175540
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KUNURİ BOĞAZI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 26–29 Kasım, Kore Harbinde “Kunuri Boğazı” muharebelerinin 65 inci yıldönümüdür. Amerikan ve İngiliz kuvvetlerini yok olmaktan kurtaran Türk Tugayı; 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp, 234 esir, 298 belirsiz zayiat vermişti.

Pertevniyal Lisesi son sınıfta (1964) Milli Güvenlik dersimizin hocası değerli komutanımız Kurmay Yüzbaşı Sayın Nuri Ergöz idi. Kore’de Tugay komutanı olan General Tahsin Yazıcı’nın Amerikan ve İngiliz askerlerini kurtarmak için verdiği yanlış kararlarla Türk askerini nasıl zora soktuğunu nasıl kayıp verdiğimizi kara tahta üzerinde çizerek anlatmıştı. O tarihten itibaren ne zaman Kore veya Kunuri adı geçse içim sızlar.

25 Haziran 1950 tarihinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kore’ye müdahale kararı aldığında, Türkiye de Demokrat Parti iktidardaydı ve başbakan Adnan Menderes’ti. Kore’ye asker göndermeyi ilk teklif eden işgüzar ülke “Türkiye” olmuştu. Hatta, diğer 15 ülkeden farklı olarak, savaşa sembolik değil de, Tugay seviyesinde büyük askeri güçle katılmayı teklif etmiştik. Bununla da bitmedi: Türkiye, diğer ülkelerden ayrı olarak, askerlerini Amerikan ordusunun emrine vermeyi kabul eden, tek ülke olarak da tarihte yerini aldı. Menderes hükümeti Meclis kararı olmadan Kore’ye asker göndermişti. Rahmetli Cennetmekân Babam Muammer Çapanoğlu da o yıllarda İş Bankasının Ankara Ulus’taki Genel Müdürlüğünde Kore servisinde memur idi. Bu servis ne iş yapardı bilmiyorum.

Yabancı basın sürekli Türk zaferinden bahsediyor, Türk askerinin başarılı çemberden kurtulma harekâtının Birleşmiş Milletler askerlerini kurtardığını anlatıyorlardı. Amerikalılardan oluşan 8. Ordu bu sayede yok olmaktan kurtulmuştu.

Gerçekten de Türk askerleri Kore de kahramanlık örnekleri sergilemişlerdi. Bunlardan biri 22 Nisan'ı 23 Nisan'a bağlayan gece yaşanıyordu. 24 Kasım 1950 sabahı kuzeye ilerleme emrini alan Türk tugayı, Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıkıyor, ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başlıyor. Durumu fark eden Amerika ve Güney Kore birlikleri hemen geri çekilmeye başlıyorlar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaşıyor. 1. Taburun etrafı Çinlilerle kuşatılınca süngülü çatışmaya girmek zorunda kalıyorlar. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölüğümüz maalesef orada imha ediliyor. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekilebiliyorlar. Komünist Çin, savunmasını çok mükemmel hazırlamış, B.M. Kuvvetlerini açık vermeye mecbur ediyor ve başarıyor. Çin, asıl saldırı güçlerini meydana gelen boşluktan içeri sokarak, 8 inci Amerikan ordusunun yan ve gerisini kuşatıp geri çekilmelerini önleyecek ve bulunduğu bölgede teslim olmalarını veya imhasını sağlayabilecek duruma geliyor..

ABD. Birlikleri ile müttefik Güney Kore birliklerinin arasındaki büyük boşluğun süratle ve mutlaka kapatılması gerekiyor. B.M. Kuvvetlerinin ve hatta Kore Savaşının kaderi bu görevi alacak birliğin başarısına bağlı. Görev, ihtiyattaki Türk Tugayına veriliyor. Türk Tugayı 27 Kasım sabahı, saat 05.00’de aldığı harekât emrine göre, dost ve düşmanın birbirine karıştığı (çünkü yüzler hep aynı), yabancı bir arazi ve dar bir vadide düşmanın büyük kısmının yaklaştığı Tokchon Bölgesine doğru ilerlemeğe başlıyor. Çekilen birlikler, hepsi birbirine benzeyen sivil halk ve onların arasına karışmış Komünist çetecilerin müdahaleleriyle ve ayrıca yollarında tıkanmasından dolayı oldukça zor bir şekilde ilerlemeye çalışıyor, üst birlikle irtibat kurmak gittikçe zorlaşıyordu. Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı yaptığı durum muhakemesi sonunda yolu “Wawon Boğazında” (biraz geriden) kapatmayı uygun buluyor. Çinliler havanın kararmış olmasına rağmen bu çekilmeyi fark ediyor ve Tugayın gerisini savunan Artçı Birlikleri ile teması kesmeden sıkıca takibe başlıyorlar. Yol çok dar olduğundan, intikal yavaş oluyor. Bu nedenle yürüyüş kolu, artçı, düşman birbirini çok yakından izliyor. Sinnimni Bölgesinde iki tabur mevzilere yerleştirilmişken, üçüncü Tabur ve Topçu Taburu, 3 Km. kadar daha batıya ve ancak saat 21.00–22.00 arasında yerleşebilirler. Gece yarısı, bu grup (yani III ncü Tb. ve Topçu Tb.u) aradan sızmış olan Komünist Çin birliklerinin baskınına maruz kalırlar ve yoğun bir makineli tüfek,havan ve roket ateşine hedef olurlar. Bu baskın Tugayın büyük bir kesimi üzerinde “Panik” yaratıyor. Birlikler gece karanlığında, yol boyunca birbirine karışmış olarak geriye çekilmeğe başlıyorlar. Bu arada düşman yolun kuzeyindeki bir kısım tepeleri işgal ediyor, mevzilerdeki 1. ve 2 nci taburların arasındaki irtibatı kesiyor. Bu baskın ve olumsuz gelişmeler Tugay karargâhını çok zor bir durumda bırakmıştı. Tugayın yarısı ileride etrafı düşman tarafından çevrilmiş durumda savaşırken, diğer yarısı kontrol dışına çıkmış, darmadağın olmuştu. Komutana hal tarzı olarak “daha geriye çekilmek, dağılanları toparlayıp kurtulanlarla yeni bir mevzi tutma”fikri empoze edilmeye çalışıldı.

Tugay Komutanı Tahsin Yazıcı; Harekât Şube Müdürü Kur. Binbaşı Faik Türün’ün (sonradan 12 Eylül darbesinin ünlü Orgenerali) tavsiyesi ile elde kalan ve çekilen birlikleri toparlayarak o bölgede savunmaya geçmek ve mümkün olan ilk fırsatta kuşatılmış birlikleri kurtarma imkânı aramak kararını verdi. Subaylar dağıldı, yoldan geçenler durduruldu, birlikler, emir komuta düzeni yeniden kurulmaya çalışıldı. Komutanın bu cesur direnme ve savunma kararı sayesinde, geriye doğru şuursuzca akan insan seli kısmen durduruldu, bozulan birlikler yeniden düzenlenerek, beklenen büyük düşman saldırısını karşılamak üzere, yeni bir savunma hattı kuruldu.

Tugay Komutanlığı bu hazırlıklarla meşgulken ileride çok zor şartlar altında kalan ve üstün sayıda düşman birlikleri ile çevrilmiş bulunan 1 inci Taburun 2 nci Bölüğü ve 2 nci tabur bütün gece ve ertesi gün öğleye kadar savaştılar. Düşmanın cephe ve yanlardan yaptığı taarruzlara rağmen, nefes kesici muharebeler yaparak ve üstün kahramanlık örnekleri sunarak yerlerini muhafaza edebildiler. Özellikle Sinnimni’nin ve vadinin hemen güneyindeki tepeleri tutan 2nci Bölük: yan ve gerilerini kuşatmaya çalışan düşmana karşı “Süngü Hücumu” yaparak mevzilerini 29 Kasım öğle saatlerine kadar kahramanca savunarak elde tutmuştur. Bu boğuşmalar sırasında cephanesi tükendiğinden, teslim olup hayatta kalma yerine, düşmana saldırmayı tercih etmiş, hücumla ele geçirdiği silah ve cephaneyi yine onlara karşı kullanarak ayakta kalmayı başarabilmiştir.

Gen. Tahsin Yazıcı; ileride kalan birlikleri kurtarmak için bir karşı taarruz yapma hazırlığını yaparken, saat 10.00 civarında bölgeye 2.nci ABD Tümenine ait bir alay ve bir tank bölüğü geldi. Alay komutanına gelişen durumu açıklayan Gen. Tahsin Yazıcı “ bir karşı taarruz yapılarak kuşatılmış birliklerin kurtarılmasını” istedi. Amerikalı komutan; “böyle bir saldırının kendi görevleri arasında olmadığını” belirterek teklifi reddetti. Çaresiz kalan komutan mümkün olan Türk kuvvetlerini toplayarak Sinnimni istikametinde taarruzu başlattı ve düşmanın çemberini yararak ilerdeki birlikleri ile temas kurup geri çekilmelerini sağladı. Tugay Komutanı sonradan yazdığı 31 Aralık 1950 tarihli raporunda: “ Tugay, en çok kaybı, Kunuri-Sunchon arasındaki Boğazdan çekilirken vermiştir” demiştir. Kore Savaşları, bu tarihten sonra da inişli çıkışlı şekilde devam etti.

Bulunduğu mevki, üstün düşman kuvvetleri tarafından sarılan Üsteğmen Gönenç saat, 23.30'da telsizle topçu taburuna şu mesajı geçti: "Dört tarafımız kuşatıldı. Çok şehit verdik. Telsizcimiz de şehit oldu. Koordinatları veriyorum. Bataryalar ateş etsin."

Telsiz mesajını alan Topçu irtibat subayı Yüzbaşı Refik Soykut şaşırdı. Üsteğmen Gönenç’in verdiği koordinatlar kendisinin bulunduğu yerdi. Telaşla bunu kendisine hatırlattı. Üsteğmen Mehmet Gönenç'in yanıtı ilginçti: "Evet öyle, biz düşmana esir olmak istemiyoruz. Bizi onlara teslim etmeyin. Size vasiyetimiz şudur: Bizleri kendi ateşimizle şehit ediniz. Tekrar koordinatları veriyorum. Bütün bataryalar buraya ateş etsin..."

Bu konuşmalar topçu taburunda da dinlenmekteydi. Tabur Komutanı başta olmak üzere herkes şaşkındı. Ne yapacaklardı? Kısa zamanda karar verildi. Vasiyet yerine getirilecekti. Topçu Taburu ateşlerini verilen koordinatlara, topladı. Üsteğmen Mehmet Gönenç ile yanında savaşan son 5 asker şehit olmuştu. Anısı, şimdi memleketi Bandırma'da, kendi adını taşıyan bir lisede yaşatılmaktadır. O geceki muharebede tugayın kaybı ağırdı. Bir gecede 5 subay, 3 astsubay, 58 er şehit, 35 yaralı ve 105 kayıp olmak üzere toplam 206 personel zayi olmuştu… 23 Nisan öğle saatlerinde bir Amerikan keşif uçağının verdiği rapora göre 9'uncu Bölükten sağ kalan 60 kişilik bir grup, mevzilerinde ümitsizce hâlâ dövüşmekteydi

Parlak bir askeri kariyere sahip olan Anthony Herbert, henüz genç bir askerken 1950 yılının soğuk bir kasım günü Kunuri bölgesinde etrafı kuşatılmış bir Türk bölüğü ile birlikte yaşadıklarını anılarında şöyle anlatmıştır.

Aşağıda anlatılanlar Türk askeri nasıl savaşır? Sorusuna bir Amerikalının verdiği cevaptır.

Türkler bir bölük kadardılar. Bulunduğumuz tepe üzerine mevzilerimizi hazırladık ve gelecek emirleri beklemeye koyulduk. Ben Türkçe bilmiyordum ve onlardan da İngilizce konuşan kimse yoktu. Böylece sessiz ve soğuk bir gece geçirdik. Ertesi sabah kendimizi Çinliler tarafından kuşatılmış halde bulduk. Gergindim. Hiç savaş tecrübesi olmayan bir birlikle beraberdim ve onlarla konuşamıyordum. Onlar ise daha mutlu olamazlardı. Oturup piknik yaptılar. Ne tarafa baksalar düşman vardı. Hangi tarafa ateş etseler Çinlileri öldürebilirlerdi. Onlar da tüm sabahı Çinlileri öldürerek geçirdiler. Ben ise bir kenarda oturmuş buradan nasıl çıkacağımızın planlarını yapıyordum. Güneş yükseldiğinde Türklerin cephanesi iyice azalmıştı ama Türkler yine inanılmaz derece de sakindiler. Bir avcı zinciri oluşturdular. Süngülerini taktılar ve gülümseyerek yüzlerini kuzeye döndürdüler. Döndürdükleri yönü gördüm ve anında anladım ki, gitmek istediğim yön orası değildi. Ayağa fırladım ve yumruğumu güneye doğru savurmaya başladım. Türklerin oluşturduğu muharebe hattı güneye doğru çark etti ve birden kendimi tüm Kore savaşı içerisinde gördüğüm en mükemmel eski usul süngü hücumunun içinde buldum. Buradan şu dersi çıkardım. Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan kişiler onları kuşatanlardır. O gün onları süngülerini kullanırken görmek ilham vericiydi. Onlar birer dervişti. Sıra dışı bir teknikleri vardı. Düşmanın üzerine atlıyorlar, süngüyü düşmanın karnına sokuyorlar, etraflarında dönüyor ve tüfeğin kabzasına sol elleriyle bastırarak düşmanın bağırsaklarını deşiyorlardı. O güne dair en canlı şekilde hatırladığım şey ise, o hücumu izlerken Tanrı’ya veya Birleşmiş Milletlere veya Türklerin bizim yanımızda savaşmasına sebep olan her kimse, o kişiye duyduğum minnet duygusudur. Saldırı çok büyüktür. Mevzilerini koruyan Türk Tugayı kalabalık Çin ordusu tarafından Kunuri boğazında çembere alınmıştır. Birleşmiş Milletler ana karargâhı, iletişiminde koptuğu Türk birliklerinden umudu kesmiştir. Durum öyle vahimdir ki Japon ve Amerikan radyoları Türk birliklerinin tamamen imha olduklarını duyurmaya başlamıştır bile.

Saldırıya şahit olan Pek Sank Ki de şöyle anlatıyor; Türk subayları hiç telaşa kapılmadan tüm askerleri savunma durumuna geçirdi ve süngü taktırdı. Tüm Türk askerleri sözleşmiş gibi koyunlarından birer küçük paket çıkarıp üç defa öperek alınlarına götürdüler. Bunun sonradan Kuran olduğunu öğrendim. Pek Sank Ki, Allah Allah! Sesleri arasında süngü hücumuna kalkan Mehmetçiğin büyük bir boğuşmaya girdiğini, savaş alanının düşman ölü ve yaralıları ile dolu olduğunu, kalanların ise kaçmaya başladığını ve bu durum karşısında şaşkınlığını anlatıyor.

İlk saldırı püskürtülmüş, herkes sevince boğulmuştur. Ancak aldıkları haberle sarsılmışlardır. Habere göre Çin ordusu Birleşmiş Milletler ordusunu sarmış Türk Tugayını çift çembere almışlardır. Büyük mücadelelerden sonra yok olduğu sanılan Türk askerleri ilk yarma harekâtı ile çemberden kurtulmuşlar, ana karargâhlarına varmışlardır. Bu durum tüm Birleşmiş Milletler askerleri arasında ve dünyada büyük yankı bulmuş, övgüler ile karşılaşmıştı. Yabancı basın sürekli Türk zaferinden bahsediyor, Türk askerinin başarılı çemberden kurtulma harekâtının Birleşmiş Milletler askerlerini kurtardığını anlatıyorlardı. Amerikalılardan oluşan 8. Ordu bu sayede kurtulmuştu.

Kunuri zaferini İngiliz General Martin şöyle anlatıyor; Türkler, 10’a karşı 1 olarak aslanlar gibi savaştılar. Türkler uzun süre bu şekilde düşmanla çarpışıp ölürken İngilizler ve Amerikalılar geri çekiliyorlardı. Mermisi kalmayan Türk askeri süngüsüyle yumruğuyla büyük bir zafer kazandı. Sovyetler ise Amerikalılara “sizi bu sefer Türkler kurtardı” şeklinde yayınlar yapıyor, Türk askerinin başarısını onaylıyorlardı. Türk Tugayı'nın toplam kaybı şöyleydi: 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp, 234 esir, 298 belirsiz.

Yazarın notu ve sonuç; Binbaşı Faik Türün, Türk Tugayı'nın en önemli birimi olan Harekât Dairesi'nin başındaydı. Burada öğrendiği sorgulama yöntemlerini 12 Eylül 1980 darbesinde meşhur Ziverbey Köşkü işkencelerinde uygulamasıyla ünlendi. Darbe döneminde İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı görevinde bulunan Türün, darbeden 2 yıl sonra da emekliye ayrıldı. Bu sırada "Kadıköy'deki köşkü kontrgerilla örgütüne özel olarak hazırlattım" itirafında bulundu. Türün'ü 12 Eylül darbesinden sonra sol örgütler tarafından öldürülme korkusu sardı. Bu nedenle artık sokağa hiç çıkmıyordu. Bu sırada ciddi bir felç geçirdi. 15 Şubat 2003'te ölen Faik Türün, ömrünün son beş yılını yatağa mahkûm olarak geçirdi.

Kore Savaşı'nda Amerikalı askerlerle birlikte işkenceli sorgulara katılan diğer önemli bir Türk subayı da Turgut Sunalp'ti. Türkmen-Boşnak asıllı Macide Kezer (Dizdarevic) ve Abdullah Sunalp (Biberovic) çiftinin oğludur. 12 Eylül sorgulamalarında kızlara cop sokuluyor iddialarına “Bizim taş gibi delikanlılarımız var niye cop sokalım ki” sözü ile tanınır. 12 Eylül darbesi sonrası yapılan ilk genel seçim öncesi “iktidar olacağız demiyorum, iktidara mecburuz” diyen paşanın Kore’deki görevi de Harekât Daire Başkanlığı'ydı. Sunalp de 12 Eylül Ziverbey Köşkü işkencelerinin mimarlarındandı. Faik Türün'ün yardımcılığını yaptı. Emekli olduktan sonra gazetelere verdiği demeçlerde sorgulara katıldığını kabul etti. Üstelik işkenceli sorgulama yöntemlerinin "özel", sorgulamaları yapanların da "özel eğitimli" olduğunu anlattı: 28 Ağustos 1999'da kalp ve böbrek yetmezliği nedeniyle öldü.


24.11.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00