BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KUNURİ BOĞAZI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, 26–29 Kasım, Kore Harbinde “Kunuri Boğazı” muharebelerinin 65 inci yıldönümüdür. Amerikan ve İngiliz kuvvetlerini yok olmaktan kurtaran Türk Tugayı; 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp, 234 esir, 298 belirsiz zayiat vermişti.

Pertevniyal Lisesi son sınıfta (1964) Milli Güvenlik dersimizin hocası değerli komutanımız Kurmay Yüzbaşı Sayın Nuri Ergöz idi. Kore’de Tugay komutanı olan General Tahsin Yazıcı’nın Amerikan ve İngiliz askerlerini kurtarmak için verdiği yanlış kararlarla Türk askerini nasıl zora soktuğunu nasıl kayıp verdiğimizi kara tahta üzerinde çizerek anlatmıştı. O tarihten itibaren ne zaman Kore veya Kunuri adı geçse içim sızlar.

25 Haziran 1950 tarihinde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kore’ye müdahale kararı aldığında, Türkiye de Demokrat Parti iktidardaydı ve başbakan Adnan Menderes’ti. Kore’ye asker göndermeyi ilk teklif eden işgüzar ülke “Türkiye” olmuştu. Hatta, diğer 15 ülkeden farklı olarak, savaşa sembolik değil de, Tugay seviyesinde büyük askeri güçle katılmayı teklif etmiştik. Bununla da bitmedi: Türkiye, diğer ülkelerden ayrı olarak, askerlerini Amerikan ordusunun emrine vermeyi kabul eden, tek ülke olarak da tarihte yerini aldı. Menderes hükümeti Meclis kararı olmadan Kore’ye asker göndermişti. Rahmetli Cennetmekân Babam Muammer Çapanoğlu da o yıllarda İş Bankasının Ankara Ulus’taki Genel Müdürlüğünde Kore servisinde memur idi. Bu servis ne iş yapardı bilmiyorum.

Yabancı basın sürekli Türk zaferinden bahsediyor, Türk askerinin başarılı çemberden kurtulma harekâtının Birleşmiş Milletler askerlerini kurtardığını anlatıyorlardı. Amerikalılardan oluşan 8. Ordu bu sayede yok olmaktan kurtulmuştu.

Gerçekten de Türk askerleri Kore de kahramanlık örnekleri sergilemişlerdi. Bunlardan biri 22 Nisan'ı 23 Nisan'a bağlayan gece yaşanıyordu. 24 Kasım 1950 sabahı kuzeye ilerleme emrini alan Türk tugayı, Kunuri'den hareket ederek Kaechon, Sinnimni, Wawon boyunca Tokchon'a doğru yola çıkıyor, ancak Çin Halk Gönüllü birlikleri cephenin arkasına sızmaya başlıyor. Durumu fark eden Amerika ve Güney Kore birlikleri hemen geri çekilmeye başlıyorlar. Ancak Türk tugayına ricat emri geç ulaşıyor. 1. Taburun etrafı Çinlilerle kuşatılınca süngülü çatışmaya girmek zorunda kalıyorlar. Ricat harekâtını sağlamak için sonuna kadar direnen 3. Tabur 9. Bölüğümüz maalesef orada imha ediliyor. Geri kalan Türk birlikleri ise Chongchon nehri boyunca geri çekilebiliyorlar. Komünist Çin, savunmasını çok mükemmel hazırlamış, B.M. Kuvvetlerini açık vermeye mecbur ediyor ve başarıyor. Çin, asıl saldırı güçlerini meydana gelen boşluktan içeri sokarak, 8 inci Amerikan ordusunun yan ve gerisini kuşatıp geri çekilmelerini önleyecek ve bulunduğu bölgede teslim olmalarını veya imhasını sağlayabilecek duruma geliyor..

ABD. Birlikleri ile müttefik Güney Kore birliklerinin arasındaki büyük boşluğun süratle ve mutlaka kapatılması gerekiyor. B.M. Kuvvetlerinin ve hatta Kore Savaşının kaderi bu görevi alacak birliğin başarısına bağlı. Görev, ihtiyattaki Türk Tugayına veriliyor. Türk Tugayı 27 Kasım sabahı, saat 05.00’de aldığı harekât emrine göre, dost ve düşmanın birbirine karıştığı (çünkü yüzler hep aynı), yabancı bir arazi ve dar bir vadide düşmanın büyük kısmının yaklaştığı Tokchon Bölgesine doğru ilerlemeğe başlıyor. Çekilen birlikler, hepsi birbirine benzeyen sivil halk ve onların arasına karışmış Komünist çetecilerin müdahaleleriyle ve ayrıca yollarında tıkanmasından dolayı oldukça zor bir şekilde ilerlemeye çalışıyor, üst birlikle irtibat kurmak gittikçe zorlaşıyordu. Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı yaptığı durum muhakemesi sonunda yolu “Wawon Boğazında” (biraz geriden) kapatmayı uygun buluyor. Çinliler havanın kararmış olmasına rağmen bu çekilmeyi fark ediyor ve Tugayın gerisini savunan Artçı Birlikleri ile teması kesmeden sıkıca takibe başlıyorlar. Yol çok dar olduğundan, intikal yavaş oluyor. Bu nedenle yürüyüş kolu, artçı, düşman birbirini çok yakından izliyor. Sinnimni Bölgesinde iki tabur mevzilere yerleştirilmişken, üçüncü Tabur ve Topçu Taburu, 3 Km. kadar daha batıya ve ancak saat 21.00–22.00 arasında yerleşebilirler. Gece yarısı, bu grup (yani III ncü Tb. ve Topçu Tb.u) aradan sızmış olan Komünist Çin birliklerinin baskınına maruz kalırlar ve yoğun bir makineli tüfek,havan ve roket ateşine hedef olurlar. Bu baskın Tugayın büyük bir kesimi üzerinde “Panik” yaratıyor. Birlikler gece karanlığında, yol boyunca birbirine karışmış olarak geriye çekilmeğe başlıyorlar. Bu arada düşman yolun kuzeyindeki bir kısım tepeleri işgal ediyor, mevzilerdeki 1. ve 2 nci taburların arasındaki irtibatı kesiyor. Bu baskın ve olumsuz gelişmeler Tugay karargâhını çok zor bir durumda bırakmıştı. Tugayın yarısı ileride etrafı düşman tarafından çevrilmiş durumda savaşırken, diğer yarısı kontrol dışına çıkmış, darmadağın olmuştu. Komutana hal tarzı olarak “daha geriye çekilmek, dağılanları toparlayıp kurtulanlarla yeni bir mevzi tutma”fikri empoze edilmeye çalışıldı.

Tugay Komutanı Tahsin Yazıcı; Harekât Şube Müdürü Kur. Binbaşı Faik Türün’ün (sonradan 12 Eylül darbesinin ünlü Orgenerali) tavsiyesi ile elde kalan ve çekilen birlikleri toparlayarak o bölgede savunmaya geçmek ve mümkün olan ilk fırsatta kuşatılmış birlikleri kurtarma imkânı aramak kararını verdi. Subaylar dağıldı, yoldan geçenler durduruldu, birlikler, emir komuta düzeni yeniden kurulmaya çalışıldı. Komutanın bu cesur direnme ve savunma kararı sayesinde, geriye doğru şuursuzca akan insan seli kısmen durduruldu, bozulan birlikler yeniden düzenlenerek, beklenen büyük düşman saldırısını karşılamak üzere, yeni bir savunma hattı kuruldu.

Tugay Komutanlığı bu hazırlıklarla meşgulken ileride çok zor şartlar altında kalan ve üstün sayıda düşman birlikleri ile çevrilmiş bulunan 1 inci Taburun 2 nci Bölüğü ve 2 nci tabur bütün gece ve ertesi gün öğleye kadar savaştılar. Düşmanın cephe ve yanlardan yaptığı taarruzlara rağmen, nefes kesici muharebeler yaparak ve üstün kahramanlık örnekleri sunarak yerlerini muhafaza edebildiler. Özellikle Sinnimni’nin ve vadinin hemen güneyindeki tepeleri tutan 2nci Bölük: yan ve gerilerini kuşatmaya çalışan düşmana karşı “Süngü Hücumu” yaparak mevzilerini 29 Kasım öğle saatlerine kadar kahramanca savunarak elde tutmuştur. Bu boğuşmalar sırasında cephanesi tükendiğinden, teslim olup hayatta kalma yerine, düşmana saldırmayı tercih etmiş, hücumla ele geçirdiği silah ve cephaneyi yine onlara karşı kullanarak ayakta kalmayı başarabilmiştir.

Gen. Tahsin Yazıcı; ileride kalan birlikleri kurtarmak için bir karşı taarruz yapma hazırlığını yaparken, saat 10.00 civarında bölgeye 2.nci ABD Tümenine ait bir alay ve bir tank bölüğü geldi. Alay komutanına gelişen durumu açıklayan Gen. Tahsin Yazıcı “ bir karşı taarruz yapılarak kuşatılmış birliklerin kurtarılmasını” istedi. Amerikalı komutan; “böyle bir saldırının kendi görevleri arasında olmadığını” belirterek teklifi reddetti. Çaresiz kalan komutan mümkün olan Türk kuvvetlerini toplayarak Sinnimni istikametinde taarruzu başlattı ve düşmanın çemberini yararak ilerdeki birlikleri ile temas kurup geri çekilmelerini sağladı. Tugay Komutanı sonradan yazdığı 31 Aralık 1950 tarihli raporunda: “ Tugay, en çok kaybı, Kunuri-Sunchon arasındaki Boğazdan çekilirken vermiştir” demiştir. Kore Savaşları, bu tarihten sonra da inişli çıkışlı şekilde devam etti.

Bulunduğu mevki, üstün düşman kuvvetleri tarafından sarılan Üsteğmen Gönenç saat, 23.30'da telsizle topçu taburuna şu mesajı geçti: "Dört tarafımız kuşatıldı. Çok şehit verdik. Telsizcimiz de şehit oldu. Koordinatları veriyorum. Bataryalar ateş etsin."

Telsiz mesajını alan Topçu irtibat subayı Yüzbaşı Refik Soykut şaşırdı. Üsteğmen Gönenç’in verdiği koordinatlar kendisinin bulunduğu yerdi. Telaşla bunu kendisine hatırlattı. Üsteğmen Mehmet Gönenç'in yanıtı ilginçti: "Evet öyle, biz düşmana esir olmak istemiyoruz. Bizi onlara teslim etmeyin. Size vasiyetimiz şudur: Bizleri kendi ateşimizle şehit ediniz. Tekrar koordinatları veriyorum. Bütün bataryalar buraya ateş etsin..."

Bu konuşmalar topçu taburunda da dinlenmekteydi. Tabur Komutanı başta olmak üzere herkes şaşkındı. Ne yapacaklardı? Kısa zamanda karar verildi. Vasiyet yerine getirilecekti. Topçu Taburu ateşlerini verilen koordinatlara, topladı. Üsteğmen Mehmet Gönenç ile yanında savaşan son 5 asker şehit olmuştu. Anısı, şimdi memleketi Bandırma'da, kendi adını taşıyan bir lisede yaşatılmaktadır. O geceki muharebede tugayın kaybı ağırdı. Bir gecede 5 subay, 3 astsubay, 58 er şehit, 35 yaralı ve 105 kayıp olmak üzere toplam 206 personel zayi olmuştu… 23 Nisan öğle saatlerinde bir Amerikan keşif uçağının verdiği rapora göre 9'uncu Bölükten sağ kalan 60 kişilik bir grup, mevzilerinde ümitsizce hâlâ dövüşmekteydi

Parlak bir askeri kariyere sahip olan Anthony Herbert, henüz genç bir askerken 1950 yılının soğuk bir kasım günü Kunuri bölgesinde etrafı kuşatılmış bir Türk bölüğü ile birlikte yaşadıklarını anılarında şöyle anlatmıştır.

Aşağıda anlatılanlar Türk askeri nasıl savaşır? Sorusuna bir Amerikalının verdiği cevaptır.

Türkler bir bölük kadardılar. Bulunduğumuz tepe üzerine mevzilerimizi hazırladık ve gelecek emirleri beklemeye koyulduk. Ben Türkçe bilmiyordum ve onlardan da İngilizce konuşan kimse yoktu. Böylece sessiz ve soğuk bir gece geçirdik. Ertesi sabah kendimizi Çinliler tarafından kuşatılmış halde bulduk. Gergindim. Hiç savaş tecrübesi olmayan bir birlikle beraberdim ve onlarla konuşamıyordum. Onlar ise daha mutlu olamazlardı. Oturup piknik yaptılar. Ne tarafa baksalar düşman vardı. Hangi tarafa ateş etseler Çinlileri öldürebilirlerdi. Onlar da tüm sabahı Çinlileri öldürerek geçirdiler. Ben ise bir kenarda oturmuş buradan nasıl çıkacağımızın planlarını yapıyordum. Güneş yükseldiğinde Türklerin cephanesi iyice azalmıştı ama Türkler yine inanılmaz derece de sakindiler. Bir avcı zinciri oluşturdular. Süngülerini taktılar ve gülümseyerek yüzlerini kuzeye döndürdüler. Döndürdükleri yönü gördüm ve anında anladım ki, gitmek istediğim yön orası değildi. Ayağa fırladım ve yumruğumu güneye doğru savurmaya başladım. Türklerin oluşturduğu muharebe hattı güneye doğru çark etti ve birden kendimi tüm Kore savaşı içerisinde gördüğüm en mükemmel eski usul süngü hücumunun içinde buldum. Buradan şu dersi çıkardım. Türkler asla tuzağa düşürülemez. Başı belada olan kişiler onları kuşatanlardır. O gün onları süngülerini kullanırken görmek ilham vericiydi. Onlar birer dervişti. Sıra dışı bir teknikleri vardı. Düşmanın üzerine atlıyorlar, süngüyü düşmanın karnına sokuyorlar, etraflarında dönüyor ve tüfeğin kabzasına sol elleriyle bastırarak düşmanın bağırsaklarını deşiyorlardı. O güne dair en canlı şekilde hatırladığım şey ise, o hücumu izlerken Tanrı’ya veya Birleşmiş Milletlere veya Türklerin bizim yanımızda savaşmasına sebep olan her kimse, o kişiye duyduğum minnet duygusudur. Saldırı çok büyüktür. Mevzilerini koruyan Türk Tugayı kalabalık Çin ordusu tarafından Kunuri boğazında çembere alınmıştır. Birleşmiş Milletler ana karargâhı, iletişiminde koptuğu Türk birliklerinden umudu kesmiştir. Durum öyle vahimdir ki Japon ve Amerikan radyoları Türk birliklerinin tamamen imha olduklarını duyurmaya başlamıştır bile.

Saldırıya şahit olan Pek Sank Ki de şöyle anlatıyor; Türk subayları hiç telaşa kapılmadan tüm askerleri savunma durumuna geçirdi ve süngü taktırdı. Tüm Türk askerleri sözleşmiş gibi koyunlarından birer küçük paket çıkarıp üç defa öperek alınlarına götürdüler. Bunun sonradan Kuran olduğunu öğrendim. Pek Sank Ki, Allah Allah! Sesleri arasında süngü hücumuna kalkan Mehmetçiğin büyük bir boğuşmaya girdiğini, savaş alanının düşman ölü ve yaralıları ile dolu olduğunu, kalanların ise kaçmaya başladığını ve bu durum karşısında şaşkınlığını anlatıyor.

İlk saldırı püskürtülmüş, herkes sevince boğulmuştur. Ancak aldıkları haberle sarsılmışlardır. Habere göre Çin ordusu Birleşmiş Milletler ordusunu sarmış Türk Tugayını çift çembere almışlardır. Büyük mücadelelerden sonra yok olduğu sanılan Türk askerleri ilk yarma harekâtı ile çemberden kurtulmuşlar, ana karargâhlarına varmışlardır. Bu durum tüm Birleşmiş Milletler askerleri arasında ve dünyada büyük yankı bulmuş, övgüler ile karşılaşmıştı. Yabancı basın sürekli Türk zaferinden bahsediyor, Türk askerinin başarılı çemberden kurtulma harekâtının Birleşmiş Milletler askerlerini kurtardığını anlatıyorlardı. Amerikalılardan oluşan 8. Ordu bu sayede kurtulmuştu.

Kunuri zaferini İngiliz General Martin şöyle anlatıyor; Türkler, 10’a karşı 1 olarak aslanlar gibi savaştılar. Türkler uzun süre bu şekilde düşmanla çarpışıp ölürken İngilizler ve Amerikalılar geri çekiliyorlardı. Mermisi kalmayan Türk askeri süngüsüyle yumruğuyla büyük bir zafer kazandı. Sovyetler ise Amerikalılara “sizi bu sefer Türkler kurtardı” şeklinde yayınlar yapıyor, Türk askerinin başarısını onaylıyorlardı. Türk Tugayı'nın toplam kaybı şöyleydi: 721 ölü, 2111 yaralı, 175 kayıp, 234 esir, 298 belirsiz.

Yazarın notu ve sonuç; Binbaşı Faik Türün, Türk Tugayı'nın en önemli birimi olan Harekât Dairesi'nin başındaydı. Burada öğrendiği sorgulama yöntemlerini 12 Eylül 1980 darbesinde meşhur Ziverbey Köşkü işkencelerinde uygulamasıyla ünlendi. Darbe döneminde İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı görevinde bulunan Türün, darbeden 2 yıl sonra da emekliye ayrıldı. Bu sırada "Kadıköy'deki köşkü kontrgerilla örgütüne özel olarak hazırlattım" itirafında bulundu. Türün'ü 12 Eylül darbesinden sonra sol örgütler tarafından öldürülme korkusu sardı. Bu nedenle artık sokağa hiç çıkmıyordu. Bu sırada ciddi bir felç geçirdi. 15 Şubat 2003'te ölen Faik Türün, ömrünün son beş yılını yatağa mahkûm olarak geçirdi.

Kore Savaşı'nda Amerikalı askerlerle birlikte işkenceli sorgulara katılan diğer önemli bir Türk subayı da Turgut Sunalp'ti. Türkmen-Boşnak asıllı Macide Kezer (Dizdarevic) ve Abdullah Sunalp (Biberovic) çiftinin oğludur. 12 Eylül sorgulamalarında kızlara cop sokuluyor iddialarına “Bizim taş gibi delikanlılarımız var niye cop sokalım ki” sözü ile tanınır. 12 Eylül darbesi sonrası yapılan ilk genel seçim öncesi “iktidar olacağız demiyorum, iktidara mecburuz” diyen paşanın Kore’deki görevi de Harekât Daire Başkanlığı'ydı. Sunalp de 12 Eylül Ziverbey Köşkü işkencelerinin mimarlarındandı. Faik Türün'ün yardımcılığını yaptı. Emekli olduktan sonra gazetelere verdiği demeçlerde sorgulara katıldığını kabul etti. Üstelik işkenceli sorgulama yöntemlerinin "özel", sorgulamaları yapanların da "özel eğitimli" olduğunu anlattı: 28 Ağustos 1999'da kalp ve böbrek yetmezliği nedeniyle öldü.


24.11.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00