BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4633
Toplam
:
14611885
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ARABA SEVDAM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Ailemden gizli kontak anahtarı yapmıştım diye bahsedince Facebook’ da “BURADA YALNIZCA ARABA KONUŞULUR” sayfasının yöneticisi Mehmet Yılmaz dostum bunun hikâyesini yazmamı rica etmişti bende yazdım.


Sene 1963 babamın memuriyeti dolayısıyla Çanakkale’deyiz. Ben lise 2. Sınıfta kardeşim rahmetli Haluk lise 1. Sınıftayız ve hepimizin sevgilisi iki yaşında bir kız kardeşimiz var. Okulumuz çift tedrisat yaptığından sabah karanlığında gidiyoruz okula. İlk dersimizi elektrik ışığında yapıyoruz. Sınıflarımız soba ile ısınıyor. Toz halindeki kömür bahçede yağmurun altında duruyor. Bu kömürle sobalarımız yanmıyor, sınıfımız biz paydos ederken ancak ısınıyor. Kız arkadaşlarımız paltoları ile oturuyorlar ama biz erkek öğrenciler erkekliğimize söz getirmemek için ceketle oturuyoruz tabi gömlek altına gizlice giydiğimiz süveterlerimizle.

Babam o zamanın parası ile 5 bin liraya bu arabayı aldı 1953 model Austin. Hemen boyaya verildi tavsiye üzerine limonküfüne boyandı. Ana caddede İş Bankasının lojmanında oturuyoruz. Evin önünde duran araba beni kendine doğru çekiyor. Annemden aldığım anahtar ile kapısını açıp içine oturuyor inceliyorum ama bu bana yetmiyor. Belediye otobüsünü kullanan ağabey iş çıkışı bizim karşımızdaki kahveye geliyor. Arabanın nasıl kullanılacağını ondan öğreniyorum.

Babam işi icabı hemen her ay birkaç günlüğüne İstanbul’a gidiyor. Bazen annemi de götürüyor. O günlerde daha iki yaşında olan kız kardeşimi de alıp birlikte gidiyorlar. Bir gün anahtarcıdan aldığım iki ham anahtardan birini mengenede orijinali ile birlikte sıkıp eğeleyerek uzun uğraşılar sonucu kontağı açacak hale getirdim. Bunu becerdikten sonra kapı anahtarının da bir kopyasını yaptım. Şimdi benimde kendime ait ama ebeveynlerimin bilmediği bir kontak anahtarım olmuştu. Yine onların Çanakkale’de olmadığı bir zamanda belediye otobüsü şoförü ağabeyin bana anlattıklarını aynen uygulayarak evin önünde bir ileri bir geri yaptım durdum. O zamanki arabalarda alternatör yoktu akü şarjı düz akım üreten dinamo ile oluyordu ve elektrik aksamı 6 volttu. Akünün şarj edebilmesi için arabanın belli bir hızla gitmesi gerekiyormuş. Benim bu ileri geri gidişlerim aküyü bitirdi. Hemen kahveye gidip ağabeyi buldum durumu anlattım. Geldi marşa bastı araba çalışmadı. Sonra kaputu açtı çamurluğun üzerinde bir kalıp sabundan biraz daha küçük bir metal kutunun üzerindeki düğmeye bastı araba yine çalışmadı. “Buna marş taşağı” denir dedi. Onunla Kepez’e kadar gidip geldik, akü marş basacak kadar şarj oldu bende bir derin nefes aldım.

Bu kaçak ileri geri sürüşler ile arabaya hâkimiyetimi iyice artırmıştım. Babamların yine İstanbul seyahatinde olduğu bir gece el ayak çekilince bütün cesaretimi toplayıp kardeşimi de alarak ilk Çanakkale turumu gerçekleştirdim. Kavşaklara girerken bir aksilik olmasın diye farları yakıp söndürme düğmesini çevirerek yani yakıp söndürerek selektör yapıyordum. Meğer sol ayağımın altında da çük denilen ayakla basılan bir buton varmış ve selektör bununla yapılıyormuş, acemilik işte. Biliyorum tabirler biraz tuhafınıza gidiyordur ama aynen böyle işte. Mesela benim çocukluğumun Yozgat’ında bir kamyonun veya otobüsün geri gitmesi isteniyorsa götün götün git denirdi kimse de yadırgamazdı.

Neyse efendim, babamın ayda bir İstanbul’a gitmesiyle sahip olduğum kaçak araba kullanma mutluluğum bana yetmiyordu. Araba kullanmak bazen rüyalarıma bile giriyordu. Cumartesi akşamları arkadaşlarımızla birlikte sinemaya gitme iznimiz vardı. Babamlar da Kordon Boyundaki Belediye Sinemasına giderler, arabayı da sinemanın önüne park ederlerdi. Sinemanın yazlık kısmının ışıkları sönünce bizde arabayı alırdık. Önce arkadaşlarımızı evlerinden toplar sonra da kullandığımız belli olmasın diyerek 1 liralık benzin alır sinemanın bitmesine yakın aldığımız yere bırakırdık. Şimdi bu ne cesaret diyeceksiniz, emniyet müdürü Vahdet Erdal Beyefendi babamın çok yakın ahbabıydı. Çok kabadayı bir insandı kendisi ağır ağır yürür makam arabası da yavaş yavaş arkasından takip eder bankanın önüne geldiğinde “Çapanoğlu!” diye babama seslenir bir kahve içer kalkar aynı şekilde makamına giderdi. Bir pazar günü Ağır ceza hâkimi Hurşit Bey amcalar, şimdi ismini hatırlayamadım mal müdürü hemşerimizle birlikte ailecek üç araba İntepe çamlığına pikniğe gittik. Akşamüzeri toparlandık herkes arabasına bindi bizim arabanın marşı basmadı. Babam birkaç kez denediyse de araba inat etti. “ Baba kaputun altında çamurluğa monteli marş taşağı diye bir şey var ben oradan çalıştırayım” dedim ve arabadan inip kaputu açtım. Babamda indi bana bakıyor. “ Baba, araba viteste olmasın” dedim. Babam tekrar bindi vitesi boşa alıp yanıma geldi. Ben o aparattaki butona içeri doğru bastırdım araba çalıştı. Babam bana bakarak hımm dedi ama bunu nereden biliyorsun diye sormadı, belki de bilmediği için sormak istemedi. Bir yaz böyle geçti.

Kış gelmiş havalar epeyce soğumuştu motor donmasın diye babam radyatörün altındaki musluktan suyu boşalttı. Araba lazım olduğu zaman suyunu tamamlayıp kullanıyor evin önüne park ettiğimizde suyunu boşaltıyorduk. Neden antifriz almıyorduk? Bilmiyor muyduk yoksa babam ona da para vermek istemiyor muydu bilemiyorum. Ama annemlerin iki yaşındaki kız kardeşimizi bize emanet edip gece gezmesine gittiklerinde kız kardeşimizi de yanımıza alıyor suyu tamamlayıp gezmeye devam ediyorduk. O günlerde İstanbul’da ikamet eden teyzem bizi ziyarete gelmişti. Bir gece evde otururken minik kardeşimiz nereden aklına gelmişse teyzeme “bizim arabamız çiş yapıyor” demez mi? Hemen mevzuyu değiştirecek bir şeyler söyleyerek konuyu kapattık. Yine bir cumartesi gecesi arabayı çaldık ve sinema bitmeden aldığımız yere koyduk. Babam kontağı açıyor, soğuk motor üstelik 6 volt cereyan ile genellikle 2. marşta çalışması gerekirken ilk marşta kolayca çalışıyor. Babam şüpheleniyor ama bir şey demiyor. Ertesi hafta arabaya binmeden kaputu açıp motoru elliyor ki ateş gibi. Arabaya binince anneme çocuklar bu arabayı kullanıyorlar diyor. Annemde şaşkınlıkla nasıl olur anahtar hep aynı gizli yerde, evde olmadığımız zamanlarda da benim çantamda duruyor diyor. Babam yine bize bir şey söylemedi ama bir İstanbul seyahatimizden dönüşte ben yanında oturuyordum birden “kullanmak ister misin” diye sordu. Önce şaşırdım acaba imtihan mı ediliyorum dedim. Baktım ciddi olarak soruyor “isterim” dedim. Yerlerimizi değiştik yola koyulduk. Oturduğu koltuktan hafifçe geriye dönerek, beş yaşındayken kaybettiği annesinin ismini verdiği ve bu yüzden de çok sevdiği iki yaşındaki kızına sevgi ile “kızım” deyişi hep kulağımdadır. Biraz gittikten sonra “aferin güzel kullanıyorsun” diyerek Keşan’a kadar kullanmama izin verdi. Babamın “aferin güzel kullanıyorsun” beğenisinden sonra arka koltukta oturan kardeşimin “ama hiç vites değiştirmiyor ki” sözü günün gafı olmuştu. Ne yazık ki çok değil bir sene sonra daha 47 yaşındayken o da üç yaşındaki kızını bize bırakıp gitti. Beyin kanamasından vefat eden babam ölümünden birkaç ay önce verdiği ani bir kararla arabayı sattı. Vefatından günler sonra bu satışa en çok annem sevindi. “İyi ki satmış, siz sattırmaz beni çok üzerdiniz” demişti. Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.

06.11.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00