BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
184
Dün
:
4936
Toplam
:
13340033
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
70. YAŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlarım, köşeme Rodos seyahatimizin dördüncü ve son bölümünü koyacaktım ailemiz için çok önemli bir kutlama gündeme gelince bir yazılık ara vermek istedim.

Ankara da Denizciler Caddesi üzerinde bir işletme. Bizde o civarda Talat paşa Bulvarı 17 numarada ikamet ediyoruz, Numune Hastanesinin karşısı 1952-1955 yılları. Ben ve kardeşim Haluk Anafartalar Caddesi üzerindeki Atatürk birinci İlkokuluna gidiyoruz, yürüyerek tabi. O zamanlar servis araçları daha icat edilmemiş. Yaz tatillerimizde oyun yerimiz bu işletmenin önü. Akranlarımız, halamın oğlu Cengiz Divanlıoğlu (Danıştay 9. Daire emekli başkanı) ve işletmenin sahibinin oğlu kuzenim Yusuf Tereyağoğlu.

İçimizde sadece Yusuf’un 3 tekerli bir bisikleti var. Ara sıra bizi bindiriyor ama büyük ablası belki bir zarar veririz diye hemen elimizden alıyor. Çocuk gururumuz çok yaralanıyor ama o da haklı, dört çocuk bilmeden istemeden bir zarar verebilir.

Bir oyunumuzda, cevizleri yan yana dizip karşıdan elimizdeki cevizi onlara doğru atarak birbirimizden ceviz ütmek. Ceviz, işletmenin yanındaki manav Recep Amcada ama bizim hiç harçlığımız olmadı ki kendi paramızla ceviz alalım. Yusuf’un babası eniştemizin sahip olduğu bu işletme Ankara’nın ilk ve en büyük oto boyahanesi. Öyle ki yurdun başka şehirlerinden otomobiller geliyor. Bütün iç donanımları sökülüp tamamen çıplak hale getirildikten sonra ithal boyalarla boyanıyor. Önce kimyasallarla orijinal boyası sökülüyor. Sonra vuruk yerleri düzeltildikten sonra ki bu düzeltme sırasında jet tabir ettiğimiz elektrikli zımpara makineleri kullanıldığından çıkan kıvılcımları zevkle seyrediyoruz. O zamanın otomobilleri tamamen saç, kaportada hiç plastik aksam yok. Sonra arabanın tüm kaportası elle macunlanıyor ve macun iyice kuruduktan sonra su zımparası ile komple zımparalanıyor. Bizim para kaynağımız eniştemiz Necati Tereyağoğlu. Bizde elimize aldığımız bir zımpara parçasını suda ıslatarak arabaya sürtmeye başlıyoruz. Bir yandan da çaktırmadan eniştemizi gözle takip ediyoruz. Nihayet o an geliyor, eniştemiz ceviz almaya yetecek harçlıklarımızı avucumuza sıkıştırıyor. Her şeyi bırakıp manav Recep Amcaya koşuyoruz. Cevizleri aldık ama bunlardan bir tanesi kafa cevizi olması gerekiyor. Bunu n içinde üzerinin asfalt ile kaplanması lazım. Onun yeri de Atatürk’ün na’şının Anıtkabir’e taşınmadan önce bir süre kaldığı Etnografya müzesinin önü. Askerlere görünmeden öğle sıcağında biraz asfalt kazıyıp kafa cevizi olarak seçtiğimiz cevizi kaplıyoruz. Zift olan elimizi yine eniştemizin işyerinde tinerle temizliyoruz.

Yukarıda sadece bir anımı anlattığım İSO 2001 belgeli bu işletme, bugün Ankara İskitler Cad. Samyeli sokakta Tereyağoğlu oto plaza adı altında ve 4 katlı işyerinde 70. Yılını kutluyor. 1945 de yani benim doğduğum yıl hem de aynı ayda açılmış. Benimle aynı yaşta. İşletmenin başında şimdi kuzenim Yusuf Tereyağoğlu var. Çok geniş bir çevresi olan kuzenim Ankara’da yaşayan Yozgatlı hemşerilerimize her konuda yardımcı olmaya çalışıyor. Şimdi müsaadenizle burada bir parantez açayım.

Geçen yıl rahmeti rahmana yolcu ettiğimiz değerli Necati Tereyağoğlu’nun soyadı nereden geliyor? Babası cennetmekân Yusuf Efendi, aslen Ankara’nın Çamlıdere’sinden. İstanbul’da ki Fatih Medresesinde hocalık yapıyor yani öğretmen. Osmanlı devleti onu Kırıma tayin ediyor. Osmanlı devleti yıkılıp Türkiye cumhuriyeti kurulunca ailesini alıp tekrar Ankara’ya müftülükte verilen yeni görevine dönüyor. Sesi çok güzel olduğundan kuran okuması için muhtelif camilere davet ediliyor. Bu şöhreti, sonunda bu konulara meraklı Atatürk’ün de kulağına kadar ulaşınca köşke davet edilip orada da bir kuran tilaveti (okumak) yapıyor. Sesini çok beğenen Atatürk “ Hocam sesin de çok güzelmiş tereyağı gibi akıyor, soyadın tereyağı olsun mu?” Diyor ve öyle oluyor. Daha sonra oğlu ekleniyor. Sonraki yıllarda şöhretini çekemeyen bazı yobaz cami hocaları, “Bu adam Rusya’dan geldi kendi komünist, komünizm propagandası yapıyor” iftiraları ile küçük düşürmeye çalışıyorlar. Bu iftiralar neticesi Ankara’nın Ayaş ilçesinin Feris Köyüne ilkokul öğretmeni olarak tayin ediliyor. Atatürk gibi bin yılın lideri birisinin övgüsüne mazhar olan Yusuf Efendi bu tayini içine sindiremeyip emekliliğini istiyor. Yazımızı değerli kardeşim Yozgat’lı araştırmacı yazar Osman Karacanın sözü ile bitirelim. “Her insan bir tarihtir."

24.10.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00