BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4633
Toplam
:
14639145
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
70. YAŞ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlarım, köşeme Rodos seyahatimizin dördüncü ve son bölümünü koyacaktım ailemiz için çok önemli bir kutlama gündeme gelince bir yazılık ara vermek istedim.

Ankara da Denizciler Caddesi üzerinde bir işletme. Bizde o civarda Talat paşa Bulvarı 17 numarada ikamet ediyoruz, Numune Hastanesinin karşısı 1952-1955 yılları. Ben ve kardeşim Haluk Anafartalar Caddesi üzerindeki Atatürk birinci İlkokuluna gidiyoruz, yürüyerek tabi. O zamanlar servis araçları daha icat edilmemiş. Yaz tatillerimizde oyun yerimiz bu işletmenin önü. Akranlarımız, halamın oğlu Cengiz Divanlıoğlu (Danıştay 9. Daire emekli başkanı) ve işletmenin sahibinin oğlu kuzenim Yusuf Tereyağoğlu.

İçimizde sadece Yusuf’un 3 tekerli bir bisikleti var. Ara sıra bizi bindiriyor ama büyük ablası belki bir zarar veririz diye hemen elimizden alıyor. Çocuk gururumuz çok yaralanıyor ama o da haklı, dört çocuk bilmeden istemeden bir zarar verebilir.

Bir oyunumuzda, cevizleri yan yana dizip karşıdan elimizdeki cevizi onlara doğru atarak birbirimizden ceviz ütmek. Ceviz, işletmenin yanındaki manav Recep Amcada ama bizim hiç harçlığımız olmadı ki kendi paramızla ceviz alalım. Yusuf’un babası eniştemizin sahip olduğu bu işletme Ankara’nın ilk ve en büyük oto boyahanesi. Öyle ki yurdun başka şehirlerinden otomobiller geliyor. Bütün iç donanımları sökülüp tamamen çıplak hale getirildikten sonra ithal boyalarla boyanıyor. Önce kimyasallarla orijinal boyası sökülüyor. Sonra vuruk yerleri düzeltildikten sonra ki bu düzeltme sırasında jet tabir ettiğimiz elektrikli zımpara makineleri kullanıldığından çıkan kıvılcımları zevkle seyrediyoruz. O zamanın otomobilleri tamamen saç, kaportada hiç plastik aksam yok. Sonra arabanın tüm kaportası elle macunlanıyor ve macun iyice kuruduktan sonra su zımparası ile komple zımparalanıyor. Bizim para kaynağımız eniştemiz Necati Tereyağoğlu. Bizde elimize aldığımız bir zımpara parçasını suda ıslatarak arabaya sürtmeye başlıyoruz. Bir yandan da çaktırmadan eniştemizi gözle takip ediyoruz. Nihayet o an geliyor, eniştemiz ceviz almaya yetecek harçlıklarımızı avucumuza sıkıştırıyor. Her şeyi bırakıp manav Recep Amcaya koşuyoruz. Cevizleri aldık ama bunlardan bir tanesi kafa cevizi olması gerekiyor. Bunu n içinde üzerinin asfalt ile kaplanması lazım. Onun yeri de Atatürk’ün na’şının Anıtkabir’e taşınmadan önce bir süre kaldığı Etnografya müzesinin önü. Askerlere görünmeden öğle sıcağında biraz asfalt kazıyıp kafa cevizi olarak seçtiğimiz cevizi kaplıyoruz. Zift olan elimizi yine eniştemizin işyerinde tinerle temizliyoruz.

Yukarıda sadece bir anımı anlattığım İSO 2001 belgeli bu işletme, bugün Ankara İskitler Cad. Samyeli sokakta Tereyağoğlu oto plaza adı altında ve 4 katlı işyerinde 70. Yılını kutluyor. 1945 de yani benim doğduğum yıl hem de aynı ayda açılmış. Benimle aynı yaşta. İşletmenin başında şimdi kuzenim Yusuf Tereyağoğlu var. Çok geniş bir çevresi olan kuzenim Ankara’da yaşayan Yozgatlı hemşerilerimize her konuda yardımcı olmaya çalışıyor. Şimdi müsaadenizle burada bir parantez açayım.

Geçen yıl rahmeti rahmana yolcu ettiğimiz değerli Necati Tereyağoğlu’nun soyadı nereden geliyor? Babası cennetmekân Yusuf Efendi, aslen Ankara’nın Çamlıdere’sinden. İstanbul’da ki Fatih Medresesinde hocalık yapıyor yani öğretmen. Osmanlı devleti onu Kırıma tayin ediyor. Osmanlı devleti yıkılıp Türkiye cumhuriyeti kurulunca ailesini alıp tekrar Ankara’ya müftülükte verilen yeni görevine dönüyor. Sesi çok güzel olduğundan kuran okuması için muhtelif camilere davet ediliyor. Bu şöhreti, sonunda bu konulara meraklı Atatürk’ün de kulağına kadar ulaşınca köşke davet edilip orada da bir kuran tilaveti (okumak) yapıyor. Sesini çok beğenen Atatürk “ Hocam sesin de çok güzelmiş tereyağı gibi akıyor, soyadın tereyağı olsun mu?” Diyor ve öyle oluyor. Daha sonra oğlu ekleniyor. Sonraki yıllarda şöhretini çekemeyen bazı yobaz cami hocaları, “Bu adam Rusya’dan geldi kendi komünist, komünizm propagandası yapıyor” iftiraları ile küçük düşürmeye çalışıyorlar. Bu iftiralar neticesi Ankara’nın Ayaş ilçesinin Feris Köyüne ilkokul öğretmeni olarak tayin ediliyor. Atatürk gibi bin yılın lideri birisinin övgüsüne mazhar olan Yusuf Efendi bu tayini içine sindiremeyip emekliliğini istiyor. Yazımızı değerli kardeşim Yozgat’lı araştırmacı yazar Osman Karacanın sözü ile bitirelim. “Her insan bir tarihtir."

24.10.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00