BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14612107
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
VE RODOS (2)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İki otomobil ile kalacağımız otele geldik. Otel sahibesi daha önce yaptırdığımız rezervasyonu bularak haa! Konstantinapol demez mi? No Konstantinapol, Turkey İstanbul dedim. Daha adaya ayak basar basmaz ilk golü yemiştik. Sonra öğrendim ki ada Rumları Türkleri sevmiyorlar ama Türkler gelsin diye de yatıp kalkıp dua ediyorlar. Yılda ortalama 80 bin Türk teknesi Rodos’a geliyormuş. Marmaris’ten ve Borumdan gelen ziyaretçilerde cabası. Adadaki Türk nüfusu 3.500 kadarmış. 1974 yılındaki Kıbrıs barış harekâtımız sırasında Rumlar, adadaki Türklere çok eziyet etmişler, işten çıkarmışlar, yalnız yakaladıkları Türkleri dövmüşler, kötü davranmışlar, sindirmeye çalışmışlar. Evlerinden zorla aldıkları bazı Türk erkelerini adanın bazı kıyılarına yerleştirip “Türkler adaya çıkarsa onlara ateş edeceksiniz, çıkmalarına engel olacaksınız” demişler. Bu yüzden Türklerin büyük bir kısmı gayrimenkullerini çok ucuza satarak adayı terk etmişler. Şimdi daha çok Arnavutlar gelip yerleşiyorlarmış. Ada Rumları onları da sevmiyor ve istemiyormuş ama tırstıklarından pek ses çıkaramıyorlarmış.

Otelimize yerleştik, elimizi yüzümüzü yıkayıp ihtiyaç gidereceğiz fakat o ne! Tuvalette taharet musluğu yok. Canım sıkıldıysa da pratik zekâm ve duş ’un hortumu ile bu problemi çözdüm. Biraz dinlendikten sonra akrabalarımız tüm familyayı denize götürdüler. Ben suyu bardakta görüp derede yüzme öğrendiğimden otelde kalıp biraz daha istirahat ettim. Burada size biraz latife yaptım. Yüzmeyi hakkaten derede öğrendik ama az biraz da deniz görmüşlüğümüz var tabi nede olsa 53 yıldır deniz kenarındayız. Şnorkel, zıpkın ve İtalyan paletlerimizi hâlâ saklıyoruz, neden saklıyorsak? Deniz dönüşü akrabalarımızın Kızıltepe’deki 4 dönüm bahçesi olan büyük evlerinde öbür akrabalarımızla da birlikte olduk. Özenle hazırladıkları akşam yemeğinde hasret giderdik. Gece yarısına kadar doyasıya sohbet ettik.

Ada da ilk dikkatimi çeken şey yolların dar olmasından ve park yetersizliğinden otomobillerin her markasının küçük modellerinin tercih edilmesi, bildiğimiz markaların hiç görmediğimiz modellerini gördük. Eski model otomobiller de oldukça fazla. Ada da turist gezdiren tur otobüsleri de sanırım en az 5 yaş üstü ama hepsi pırıl pırıl boyalı. Avrupa’da olduğu gibi tüm araç sahipleri karşıya geçmek isteyen bir yaya gördüklerinde hemen duruyorlar. Bu yüzden ayakta beklerken yaya kaldırımın kenarında durmamaya özen gösterdik. Ana yoldan tali yola, tali yoldan ana yola çıkışlarda hatta yan sokaklara giriş çıkışlarda yolun tamamen boşalmasını bekliyorlar. Yolda giderken bir sokağa sapacaklarsa uzaktan gelen bir arabanın bile geçmesini bekliyorlar. İstanbul da olsa bu bekleme süresinde en az beş araç girer çıkar. Cep telefonu ile konuşurken arabalarını kenara çekip öyle konuşuyorlar. Tüm taksiler Kıbrıs’ta olduğu gibi son model Mercedes. Gerek şehir içinde gerek bazı köylerde bütün yaya yolları ve bazı meydanlar siyah beyaz minik taşlarla ve değişik desenlerde mozaik gibi döşenmiş. Milyarlarca bu küçük taşlar nereden nasıl toplanmış akıl alacak gibi değil. Resimde görüldüğü gibi bazı yağmur ızgaraları mermerden yapılmış. Yol kenarlarındaki tüm elektrik direkleri eskiden bizde de olduğu gibi ağaç. Sitelerin girişine konan trafoları bile iki ağaç direği yan yana dikerek arasına monte etmişler.

Rodos adasında hiç martı görmedik. Çarşı da, Eminönü Yeni cami civarındaki güvercinler gibi yabani ve kırma (melez) güvercinlerden başka kuş yok. Serçe bile sadece iki adet görebildim. Adanın nüfusu 130.000 kadarmış ve bunun 50.000 i Rodos şehrindeymiş. Adanın kuzey ucu ile güney ucu arası 79,7 km. en geniş yeri de 38 km. Adanın hemen her tarafı orman ve çamlar Türk çamı denilen cinstenmiş. Su çok bol, adanın her yerinde çeşmeler var suları içiliyor. Şehir şebeke suyu da içiliyor. Bunu öğrenince şişe suyu almaktan vazgeçtik. Zira şişe suyu ile şehir şebeke suyu arasında tad farkı yok. Suları bizim kaynak sularımız tadında değil.

İkinci gün 20 Eylül Pazar, tüm aile, saat 08.00 gibi sabah kahvaltısında buluştuk. Açık büfe de her şey var ama beyaz peynir yok. Beyaz peyniri turistler yemiyor bekleyince de bozuluyormuş, onun yerine ince dilimlenmiş kaşar peyniri ve salam vardı. Benim güneşten korunmak için yanımda getirdiğim castro şapkamın önünde daha önce taktığım altın kaplama ay yıldız var. Eşim de Beypazarı’ndan aldığı biraz büyükçe gümüş ay yıldız kolyeyi taktı. Akrabamızın önceden aldığı biletler ile “Sea Dreams” isimli büyük bir feribota bindik. Yerli yolcudan 15 Euro yabancıdan 25 Euro alıyorlarmış. Bizim biletler tabi 15 Euro’dan oldu. 10.15 de Rodos limanından hareketle iki saat süren bir yolculuktan sonra 12.15 de Balimyoti adasına (Türkler Ballıdede diyorlar),vardık. Türkiye’ye çok yakın elini uzatsan değecek gibi. Adanın güney ucunda Panormitis isimli, 300 yıllık geçmişi ile çok eski ve müştemilatı ile oldukça geniş bir alanı kaplayan bir manastır var. Manastırda bir kaç gün kalarak ibadet etmek isteyenler bu otel hizmeti veren müştemilatta kalabiliyorlar tabi parayla. Bu manastır Rodos’a iki saat uzaklıkta olduğundan Ancak Pazar günleri veya vaftiz töreni varsa özel ayin yapılıyormuş. Bizim gittiğimiz gün de iki vaftiz töreni vardı, bizde izledik. Hıncahınç dolu olan gemi yolcusu yazlık kıyafetlerleydi ama vaftiz edilecek bebeklerin aile ve akrabaları çok şık takım elbiseler içindeydiler. Vaftiz töreninde bebeklere dualar eşliğinde şarap banyosu yaptırıyorlar. Ne olduğunu bilmeyen bebekler birde şarap içine sokulunca korku ile feryat figan ağlıyorlar. Çocukların bu ağlamalarına dayanamadım. Bir yandan da düşünüyorum. Hristiyanlar bebeklerini bile şaraba yatırırken Müslümanlara şarap içmek yasaklanmış. Cennette vaat edilen şarap dünyada neden yasaklanır. Bu soruyu Hayyam şöyle cevaplandırıyor şiirinde;

Tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı
Niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?

Bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın
Peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı.


Manastırda dikkatimi çeken bir kaç şeyi sizinle paylaşayım; Girişte takriben 50 cm uzunluğunda (daha uzunları da oluyormuş) mumlar satılıyor. Mumu yakıp tahsis edilen yere dikiyor ibadetinizi yaptıktan sonra öbür kapıdan çıkıyorsunuz. Siz çıktıktan sonra sizinkiler ve sizinle aynı zamanda mum dikenlerin mumları hemen söndürülüp buradan alınıyor. Yeni gelenler mumlarını dikiyorlar. Bu ticaret, pardon manastıra yardım, böyle sürüp gidiyor. Manastırın avlusunda saplı veya sapsız bir sürü kullanılmamış yani hepsi yeni süpürgeler var. Bu süpürgeleri alanlar önce haç çıkarıp Manastırın içindeki büyükçe ebattaki gümüş ikonaları öptükten sonra bu ikonaların önlerini süpürüyor sonra tekrar öpüp çıkıyorlar. Bir hastalığı olan veya başında bir sıkıntısı olan bu süpürme işi ile hastalığından ve derdinden kurtulacağını sanıyormuş. Bizim türbe ziyaretlerimiz gibi. İmtihana girerken de okunmuş pirinç yutuyorlar mı acaba?

14.15de Panormitis manastırından kalkan feribotumuz 15.30 da Symi, Osmanlı zamanındaki adıyla Sömbeki adasına geldi. Bu adanın tarihi, Truva Savaşları kadar geriye gitmekte. Symi’nin Gialos limanı güzel bir kartpostal resmi gibi. Eski çağlardan itibaren bu gün bile Rum zenginlerin evlerinin bulunduğu, birçok önemli kişinin konut sahibi olduğu bu ada Yunanistan’daki ekonomik krizi neredeyse hiç yaşamamış. Yılda 400 bin turist geldiği söyleniyor. Datça’ya en yakın yer burası. Zaten bakınca da görülüyor. Burada çok Türk teknesi bağlıydı, hepsinin kıçında da kocaman bir Türk Bayrağı. Öğle yemeğimizi burada yedik. Tam kalkıyorduk ki Neyzen isimli çift direkli kocaman bir Gulet kıçında kocaman Türk bayrağını dalgalandıra dalgalandıra limana muhteşem bir giriş yaptı. Hemen sonra isimlerini okuyamadığım iki Türk yatı daha geldi. Symi’den yarım saatlik bir kara yolu ile yukarda bahsettiğim Panormitis manastırına gitmekte mümkün. Aslında bu iki koy aynı adanın koyları, Panormitis güney batıda, Simi kuzey doğuda. Limanın tam ortasında “Küçük Balıkçı Heykeli” var. Heykel, elindeki küçük sopası ile adaya gelen gemicileri selamlar gibi durmakta. Symi den 17.15 de kalkan feribotumuz kıyı kıyı gidiyor yani deniz öylesine derin. Bir tek ağaç yok. Adaların yapısı da çok enteresan. Kayalar, bazı yerlerde denize paralel takriben 15 cm kalınlığında ve birbirinden ayrılmış plakalar halinde yani hemen alıp kullanılmaya hazır bir taşocağı gibi, bazı yerlerde ise denize dik tabakalar halinde. Saat 20.00 sularında Rodos’a döndük. Akşam yemeğinde yine akrabalarımızdayız. Bu gün Yunanistan’da seçim vardı. Orta gelirli mütevazi ada halkı oyunu Aleksis Çipras’dan yana kullanacağını söylerken otelin sahibesi ve diğer zengin kesim ona oy vermeyeceğini söylüyorlardı. Netice de yine Çipras kazandı. (devam edecek).

14.10.2015


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00