BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
225
Dün
:
4936
Toplam
:
13339185
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
VE RODOS (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlarım, bu yazım bir gezi yazısı, ya da diğer adıyla seyahatname. Seyahatname, bir yazarın gezdiği, gördüğü yerleri edebi bir üslûpla anlattığı yazı türüdür. Anlattıklarımı, daha doğrusu yazdıklarımı bu çerçeve içinde değerlendirmenizi rica edeceğim. Gördüklerimi sizlere daha iyi anlatabilmek için fotoğraflarla belgeledim. Onları da sizlerle paylaşmak için köşeme koydum. Bu zahmetlerim için yazı işleri müdürümüz Sayın Erdoğan Budak Bey’e peşin teşekkürlerimi arz ediyorum.

Rodos adasında yaşayan akrabalarımızın bir kaç yıldır ısrarlı davetlerine icabet etmek için dünürlerimiz, çocuklarımız ve ikiz erkek torunlarımızla ailecek düştük yollara. Rodos adasına Marmaris’ten katamaran tipi feribotla geçiliyor, Feribot sabah 09.15 de kalktığından bizde iki gün öncesinden 17 Eylül 2015 Perşembe günü Volkswagen minibüsümüzle Marmaris’e geldik. 1971 yılında benimle İş Bankası Bayrampaşa şubesinde, 1974 yılında yedek subaylık hizmetimi yaparken de eşimle Yeşildirek şubesinde birlikte çalışan İş Bankası emekli müdürü değerli kardeşim Cengiz Nişancı tanıdığı bir pansiyondan bize 3 oda rezerve ettirmişti. Bozburun koyunda bizi karşıladı pansiyonumuza yerleşmemize yardımcı oldu iki gün doyasıya birlikte olduk. Aile efradı iki gün burada deniz banyosu yaptılar. İki gün sonra 19 Eylül 2015 Cumartesi günü minibüsümüzü limanının oto parkına bırakarak çıkış işlemlerimiz için gümrük binasına yürüdük.

Saat 09.15 de kalkması gereken, 440 yolcu kapasiteli “Marmaris Ekspresi” isimli katamaran feribot 25 dakika gecikme ile 09.40 da Marmaris’ten hareket etti. Gümrük işlemleri için saat 08.00 de burada olun denmişti. Biz 07.30 da olduk. Pasaport kontrolunda beklerken birisi bize chek in (gemiye biniş kartı alınması) yaptırdınız mı dedi ve hangi binada yaptıracağımızı işaret etti. Oradaki memurlar henüz gelmemişlerdi. Tabiatıyla kuyruk oluşmuştu. 08.00 de gelip işlemimizi yaptılar. İşimiz bitince tekrar pasaport kontrolünde sıraya girdik. Bizde, bizden sonra gelenlere “chek in yaptırdınız mı” diye sorarak engin bilgimizi gösterdik. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra valizlerimiz ve çantalarımızla alanda ikinci bir binaya yollandık. Orada ikinci bir kontrol yapılıp pasaportlarımız damgalandıktan sonra gemiye “önce valizlerimiz” sonra biz alındık (nedense). Yerler numarasız, erken gelen cam kenarı yerleri kaptı. Bizde öyle yaptık zira gemi daha boştu. Türkiye’den ve çoğunluğu İzmir’den olan Rumların yüksek sesle ve hiç bitmeyen konuşmalarını başımız şişerek ama Türklere mahsus engin sabrımızla katlanarak saatin 09.15 olmasını bekliyoruz. Bazı tv. dizilerinde kulağıma hoş gelen endaksi, kalimera, ela ela gibi kelimelerle Rumcayı Fransızca gibi bir musiki lisan gibi düşünürdüm meğer pekte öyle değilmiş. Lise yıllarımda karşımdaki kişinin anlamsız konuşmasına “ortoporlo portapranga diye nazire yapardım (ne demekse) şimdi bunun benzeri bağıra çağıra konuşmalar kulağımızı tırmalıyor. Kalkma saatimiz geldi ama sonradan gelen Rumlar da bu saatten sonra akın akın gelmeye başladılar hem de salına salına yürüyerek. Saat 09.30 oldu, gemi personelinden birisini görsem soracağım “Muğla’dan, İzmirden yolda olan var mı?” diye. Geminin oturma yerleri dolmuş ki sonradan gelenler ayakta kaldılar. Anlaşılan bayram dolayısıyla fazla yolcu almışlar. Gemiye bindiğimizden beri geminin yanında bir uçtan bir uca sabah yürüyüşü yapan kaptan nihayet gemiye bindi, demek kalkacağuz. Kalktık, saat 9.40. Bir saatlik bir yolumuz varmış. Saat 11.00 de Kanuni Sultan Süleyman'ın 1522'de fethettiği ve 400 yıla yakın bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalan Rodos adasının başkenti Rodos şehrinin limanına girip bağlandık.

Liman girişinde üzerlerinde geyik heykelleri olan sağlı sollu iki büyük sütun var. Geyik, Rodos adasının sembolü.
Aslında bu sütunların üzerinde Antik Çağda MÖ 280 yılında Dorlar tarafından yapılan, bir ayağı bir sütunda öbür ayağı öbür sütunda Yunan Güneş Tanrısı Helios (Colossos) heykeli varmış ve Antik Dünya'nın yedi harikasından biriymiş. Heykel M.Ö. 225 veya 226'da meydana gelen büyük Ege depreminde yıkılmış, birkaç asır yan yatmış halde kalmış. Sonra ne olduğu bilinmiyor. Fransız heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi, New York'ta bulunan Özgürlük Heykeli'ni Rodos Heykeli’nden esinlenerek yapmış. Bu heykelin bir biblosunu akrabalarımız bize hediye ettiler. Bibloya dikkat ederseniz bacakların arasından bir yelkenli geçiyor. Üzerinde geyik heykelleri olan bu sütunlara bakarken bayrak direğine çekili Yunan bayrağını görünce içim cız etti. Türkiye de gözümüz ay yıldızlı al bayrağımıza o kadar alışmış ki direkteki bu küçük Yunan bayrağı adeta kalbime saplandı. Hâlbuki daha göz açıp kapadığımız bir süre önce bizim bir vilayetimiz olan Rodos’ta ilk Türk gazetecesi ve posta nazırı “Çapanzade (Çapanoğlu) Agâh Efendi” yani benim dedem burada mutasarrıf imiş. 1882`de Rodos`a tayin ve 1883`te de Atina elçisi oluyor. Aynı göreve iki yıl sonra yani 1884 de Namık Kemal tayin oluyor. Bu adaları birer birer nasıl kaybettik? Birden şair Nedim’in Damat İbrahim Paşaya yazdığı kasidesi aklıma geldi “Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır” demişti. Ne güzel söylemiş. Ben bunları düşünürken limandan çıkan bir yat adeta “bana bak bana” dercesine kıçında gerekenden oldukça büyük Türk bayrağını dalgalandırarak yanımızdan geçmezmi. İnsan hakikaten bir hoş oluyor.

Valizlerimizi aldıktan sonra bizi bekleyen akrabalarımızın arabalarına doğru yürüyoruz. Çünkü biz, torunlarla birlikte 8 kişiyiz bu yüzden iki araba ile gelmişler. O ne! Limanda kıçtankara bağlı iki yat daha ve kıçlarında kocaman iki Türk bayrağı. Eminim sahipleri inadına böyle büyük bayrak asmışlar. Sonraki günlerde ada Türklerine sordum, evet inadına büyük bayrak takıyorlarmış. Yedi denizlerde Türk bayrağı gezdiren Barbarosun korsan kaptanları okyanusa açılan Amerikan gemilerini birer birer avlaynca Amerika Birleşk Devletleri, Osmanlı Devleti ile 5 Eylül 1795'te bir anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Cezayir'deki Amerikalı esirlerin iadesi ve gerek Atlantik'te, gerekse Akdeniz'de ABD sancağı taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında, ABD, 642.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını (216.000 dolar) ödeyecektir.(bkz.Yozgat gazetesindeki köşem de “ABD'YE VERGİ ÖDETTİREN İLK DEVLET”)

Anlaşmayı kimler mi imzalamış? ABD adına başkan George Washington ve dikkat buyurunuz Osmanlı devleti adına Mahruse-i Cezayir-i Garbta sahib-i devlet olan saadetlü Hasan Paşa yani Cezayir Dayısı Hasan Paşa.

Amma! Daha sonra Türklere karşı koyacak güçte savaş gemileri inşa edilmesi veya satın alınması için devlet, Başkan George Washington'a 700.000 altına yakın harcama yetkisi vermiş. İşte, Osmanlıların oluşturduğu bu deniz tehdidi, ABD donanmasının temellerinin atılmasına vesile olmuş. Nereden nereye, şimdi yatların kıçındaki büyük Türk bayrağı bile bizi mutlu etmeye yetiyor.

(Devam edecek)

10.10.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00