BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
181
Dün
:
4601
Toplam
:
13177880
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BALIK TUTMAK NEYİME, KAN DAMLAR YÜREĞİME
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gazetede köşe komşum Sayın Mustafa Topaloğlu yazısına “Ervah-ı ezelde” diye başlamış. Okuyunca içim cız etti. 50 yıllık kadim arkadaşım, kardeşim Erdoğan Sezgin ile ne zaman bir araya gelsek karşılıklı çalar söylerdik.

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Şu benim bahtımı kara yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i alemde
Bir günümü yüz bin zara yazmışlar

Arif bilir aşk ehlinin halini
Kaldırır gönlünden kil-ü ka’lini
Herkes dosta vermiş arzuhalini
Benimkini ürüzgara yazmışlar

Olaydım onlara ikbal-i yaver
El etse sevdiğim acep el ne der
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader
Beni bir vefasız yâre yazmışlar

Döner mi kavlinden sıtk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca âşıklar
Sümmani’yi bir kenara yazmışlar.

Bitirince ikimizde bağlamalarımızı bırakırdık çünkü Sümmani’nin bu deyişinden sonra başka bir şey çalınamazdı.

Ervah-ı Ezel: Ruhlar Yaratılmadan Önce. Levh-i Kalem: Alın yazımızın yazıldığı levha. Kavil: Sözleşme, Anlaşma. Kıll-ü Ka’lini: Dedikodu vesvese. Arzuhal: Dilekler, Beklenti

Sayın Yavuz Top ile yakın hukuku vardı. Bu deyişi çalmayı ondan öğrenmişti. İşyerinin bakımlı bahçesinde ziyafet sofrası hazırladığı bir gün Yavuz Bey’e “Yavuz Hocam biz neden senin gibi çalamıyoruz” diye sormuştu. O da ”aşk olsun Erdoğan’cığım ben günde kaç saat çalıyorum biliyor musun?” diye cevaplamıştı.

Yine bir bahçe ziyafetinde bende sormuştum Yavuz Hoca’ya. “Hocam ötme bülbül deyişini koro eşliğinde ne kadar güzel bir orkestrasyon yapmışsınız, başka çok güzel türkülerimiz var onları neden yapmıyorsunuz? ”diye. Birde İbrahim Tatlıses bizim “dersini almışta ediyor ezber” türkümüzü güzel bir düzenleme ile orkestra eşliğinde söylemişti

Erdoğan’ı 1 Ağustos 2009 tarihinde kaybettim. Silivri de yazlıkta 2 yaşındaki torunlarımıza nezaret ediyorduk. 31 Temmuz gecesi cep telefonum çaldı. Aceleden yakın gözlüğümü takamadığım için arayanın kim olduğunu da göremedim. Efendim, diye açtım. İnce bir ses ölüyorum dedi. Şaşırdım kimsiniz dedim? Benim Kadir ağa ölüyorum dedi. Erdoğan sen misin diyebildim. Çünkü bir dayım birde Erdoğan ara sıra da kardeşim Haluk bana Kadir ağa diye hitap ederlerdi. Benim dedi. Ne oldu, neredesin diye sordum. Çanakkale de Güzel yalıdayım, ölüyorum dedi. Sakinleştirmeye çalıştığım kısa bir konuşma yapabildik ve telefonu kapattık. Erdoğan da mesane kanseri çıkmış zor bir ameliyat geçirdikten sonra kemoterapi uygulanmıştı. O gece arabama atlayıp gitmem gerekiyormuş, son konuşmamız olabileceğine ihtimal vermedim, düşünemedim. Acı haber tez duyulur derler, ertesi günü ölüm haberini aldık. Ailecek hemen yola koyulduk ama ne fayda. O, son dakikalarında bile beni aramayı sesimi duymayı arzu etmişti ama ben işin vahametini kavrayamamıştım.

Eşi de akrabam olduğu için sık sık kardeşimin ailesi ve yakın bir iki arkadaş ve akrabalar ile yemekte bir arada olurduk. Güzel içerdi Erdoğan. Ve çakırkeyif olunca da şunu söylemeden yapamazdı “Biz okuldayken Kadir ağadan korkardık, ama niye diye sorarsanız sebebi yok.” Hâlbuki kavga ettiği zaman gözü hiç bir şey görmezdi. Türkiye’nin en büyük kimyevi madde üreticisi olan ve ismi herkes tarafından bilinen bir firması dürüstlüğüne inandığı için kendisini zorla İstanbul ve Trakya başbayii yapmıştı. İyi para kazanıyor, yedirmeyi içirmeyi seviyordu.

Kastamonu Cide de güzel bir çektirme yaptırmış ismini çok sevdiği yeğeni Ali’ye izafeten Canali koymuştu. Bakım yaptırdığı çektirmesini denize indirdikleri gün telefon etti. Balığa çıkıyoruz sende gel dedi. Ben de damadım Diş Hekimi Ahmet Danıska’ya telefon ettim. Ben balık tutmayı sevmem. “Oltanın bir ucunda balık, bir ucunda bir alık” deyimi nereden duyduysam beynime kazınmış kalmış. Erdoğan’ı kırmamak için gidecektim ama Ahmet severdi oda akşamüzeri muayenehanesini kapatıp geldi. Yeşilköy limandan hareket ettik. Uygun bir yere gelince onun hazırladığı ve hepimize verdiği çaparileri denize saldık. Balık tutmaktan hazzetmeyen benim çaparime her seferde en az 10 istavrit takılıyordu ama ben elimi sürmüyordum, Erdoğan’ın yardımcısı Ömer oltadan çıkarıyordu.

Motoru rölanti de çalıştırarak avlanmaya devam ediyorduk. Oltaya bakarken denizin mazot dökülmüş gibi alaca bulaca rengârenk olduğunu fark ettim. Burada tutacağımız balıklarda çekerken petrole bulanmış gibi olacağından Erdoğan’a başka bir yere gitme teklifinde bulundum. Motora gaz verdi ama tekne yol yapamadı. Bu sefer tornistan yapmayı denedi gene yerimizde saydık. Erdoğan eğilip teknenin kıçından baktı ve “ Ömer uskur yok, düşmüş mü yoksa ”diye bağırdı. Ömer yüzükoyun yatıp baktı “Yok Erdoğan abi uskur yerinde ama dönmüyor ”dedi. Bu arada güneşte batmış rüzgâr biraz kuvvetlenmişti. Başıboş kalan tekne sürüklenmeye başladı. Ben heyecanlandım “Sürükleniyoruz Erdoğan buraya demirleyelim” dedim. “Demirimiz yok demez mi.” Birkaç gün önce birlikte Karaköy’e gidip Kalafat yerinde demirlere bakmıştık hiç birini beğenmemişti. Şimdi demirsiz motorsuz Yeşilköy’ün epey açığında gittikçe kuvvetlenen rüzgârla kalakalmıştık. Demirleyip teknenin başını dalgalara karşı veremediğimiz için dalgayı yandan alan tekne iki yana doğru sallanıyor, bardaklar tabaklar birer birer düşüp kırılıyordu. Ben korku içinde “Erdoğan açığa sürükleniyoruz” dediğimde o da cevap olarak “ “Aman açığa sürüklenelim Kadir ağa, kıyıya doğru olmasın da” deyince korkum daha da arttı.

O kadar sallanmaya başladık ki artık ayakta durmakta zorlanıyoruz. Erdoğan birisini telefonla arayıp yardıma çağırdı. “Yardıma gelecek kişi nereden neyle gelecek dedim.” “Kocamustafapaşadan gelecek, bir arkadaşın kıçtan takma kayığı var o gelir bizi yedekler dedi. Kocamustafapaşa dan o kadar uzaktayız ki o kişi yardıma gelene kadar biz Hayırsız adayı buluruz. Kıçtan takma kayık bizim koca çektirmeyi bu havada nasıl çekecek. Bu düşüncemi söyledim, “Yeşilköy’den birini çağırma şansımız yok mu” dedim. Aklına yattı herhalde, eşine telefon etti ve Yeşilköy limana gidip filancaya durumu anlatmasını hemen gelmesini istedi. Bu arada sağlam kalan tabaklar bardaklar düşüp düşüp kırılmaya devam ediyor, kuvvetlenen rüzgârın yükselttiği dalgaların zerrecikleri de elbiselerimizi ıslatıyor…

Takriben yarım saat sonra büyük bir yat hızla bir cankurtaran gibi suları yararak geldi. Bir ip atarak bizim çektirmeyi yedeğine aldı ama ip bana çok ince geldi. Canımı garantiye almak için Erdoğan’a biz öbür tekneye geçelim teklifinde bulundum. Gelen yatın sahibine bağırarak söyledi ama adamcağız dalgalardan yanaşamıyor ki. En uygun mesafeye gelince her şeyi göze alıp atladım. Ahmet’i de çağırdım. O da bir fırsatını bulup atladı. Rüzgâr artık resmen fırtınaya dönüşmüştü. Saat 17.00 sularında çıktığımız Yeşilköy’e 21.30 sularında ancak dönebildik. Eşi de limana gelmiş heyecanla bekliyordu.

Erdoğan ertesi günü tekneye mekanik ve motor bakım yapan kişiyi çağırttırır. Yeni takılan Hidrolik hortumunun preslenmiş ucundan sızdırdığını fark ederler. Yeni takılan bir hortumda böyle bir sakatlık ancak bizim ülkemizde olur. Birkaç gün sonra kardeşim Haluk’lar da yemekteydik. Hiç unutmam şöyle demişti “ Tuttuğumuz onca balık, tabak, bardak boşa gitti ona yanmam da Kadir ağa bir daha benim kayığa binmez ona yanarım.” O günden sonra eşimle birlikte çok bindik, ama limanda bağlı iken. Yemek yiyip sahilde piyasa yapan Yeşilköylüleri izledik. Sanırım bir yıl sonra 35 bin liraya sattı. Parasını kızı ile eşine paylaştırdı. Çocukluğumuzdan beri birlikte yaşadığımız hepsini yazsam belki bir kitap olacak bir sürü güzel anıyı arkasında bırakarak bir gecede çekip gitti. Çok sevdiği Çanakkale Güzelyalı da toprağa koyduk. Ege seyahatlerimizi Çanakkale üzerinden yaparsak uğrar bir Fatiha bağışlarız. Mekânın cennet, kabrin nur içinde olsun sevgili kardeşim. Neyleyim ki “Ervah-ı ezelde levh-i kalemde, şu senin bahtını kara yazmışlar.”

11.09.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00