BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
239
Dün
:
4633
Toplam
:
14611822
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BALIK TUTMAK NEYİME, KAN DAMLAR YÜREĞİME
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gazetede köşe komşum Sayın Mustafa Topaloğlu yazısına “Ervah-ı ezelde” diye başlamış. Okuyunca içim cız etti. 50 yıllık kadim arkadaşım, kardeşim Erdoğan Sezgin ile ne zaman bir araya gelsek karşılıklı çalar söylerdik.

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Şu benim bahtımı kara yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i alemde
Bir günümü yüz bin zara yazmışlar

Arif bilir aşk ehlinin halini
Kaldırır gönlünden kil-ü ka’lini
Herkes dosta vermiş arzuhalini
Benimkini ürüzgara yazmışlar

Olaydım onlara ikbal-i yaver
El etse sevdiğim acep el ne der
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader
Beni bir vefasız yâre yazmışlar

Döner mi kavlinden sıtk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca âşıklar
Sümmani’yi bir kenara yazmışlar.

Bitirince ikimizde bağlamalarımızı bırakırdık çünkü Sümmani’nin bu deyişinden sonra başka bir şey çalınamazdı.

Ervah-ı Ezel: Ruhlar Yaratılmadan Önce. Levh-i Kalem: Alın yazımızın yazıldığı levha. Kavil: Sözleşme, Anlaşma. Kıll-ü Ka’lini: Dedikodu vesvese. Arzuhal: Dilekler, Beklenti

Sayın Yavuz Top ile yakın hukuku vardı. Bu deyişi çalmayı ondan öğrenmişti. İşyerinin bakımlı bahçesinde ziyafet sofrası hazırladığı bir gün Yavuz Bey’e “Yavuz Hocam biz neden senin gibi çalamıyoruz” diye sormuştu. O da ”aşk olsun Erdoğan’cığım ben günde kaç saat çalıyorum biliyor musun?” diye cevaplamıştı.

Yine bir bahçe ziyafetinde bende sormuştum Yavuz Hoca’ya. “Hocam ötme bülbül deyişini koro eşliğinde ne kadar güzel bir orkestrasyon yapmışsınız, başka çok güzel türkülerimiz var onları neden yapmıyorsunuz? ”diye. Birde İbrahim Tatlıses bizim “dersini almışta ediyor ezber” türkümüzü güzel bir düzenleme ile orkestra eşliğinde söylemişti

Erdoğan’ı 1 Ağustos 2009 tarihinde kaybettim. Silivri de yazlıkta 2 yaşındaki torunlarımıza nezaret ediyorduk. 31 Temmuz gecesi cep telefonum çaldı. Aceleden yakın gözlüğümü takamadığım için arayanın kim olduğunu da göremedim. Efendim, diye açtım. İnce bir ses ölüyorum dedi. Şaşırdım kimsiniz dedim? Benim Kadir ağa ölüyorum dedi. Erdoğan sen misin diyebildim. Çünkü bir dayım birde Erdoğan ara sıra da kardeşim Haluk bana Kadir ağa diye hitap ederlerdi. Benim dedi. Ne oldu, neredesin diye sordum. Çanakkale de Güzel yalıdayım, ölüyorum dedi. Sakinleştirmeye çalıştığım kısa bir konuşma yapabildik ve telefonu kapattık. Erdoğan da mesane kanseri çıkmış zor bir ameliyat geçirdikten sonra kemoterapi uygulanmıştı. O gece arabama atlayıp gitmem gerekiyormuş, son konuşmamız olabileceğine ihtimal vermedim, düşünemedim. Acı haber tez duyulur derler, ertesi günü ölüm haberini aldık. Ailecek hemen yola koyulduk ama ne fayda. O, son dakikalarında bile beni aramayı sesimi duymayı arzu etmişti ama ben işin vahametini kavrayamamıştım.

Eşi de akrabam olduğu için sık sık kardeşimin ailesi ve yakın bir iki arkadaş ve akrabalar ile yemekte bir arada olurduk. Güzel içerdi Erdoğan. Ve çakırkeyif olunca da şunu söylemeden yapamazdı “Biz okuldayken Kadir ağadan korkardık, ama niye diye sorarsanız sebebi yok.” Hâlbuki kavga ettiği zaman gözü hiç bir şey görmezdi. Türkiye’nin en büyük kimyevi madde üreticisi olan ve ismi herkes tarafından bilinen bir firması dürüstlüğüne inandığı için kendisini zorla İstanbul ve Trakya başbayii yapmıştı. İyi para kazanıyor, yedirmeyi içirmeyi seviyordu.

Kastamonu Cide de güzel bir çektirme yaptırmış ismini çok sevdiği yeğeni Ali’ye izafeten Canali koymuştu. Bakım yaptırdığı çektirmesini denize indirdikleri gün telefon etti. Balığa çıkıyoruz sende gel dedi. Ben de damadım Diş Hekimi Ahmet Danıska’ya telefon ettim. Ben balık tutmayı sevmem. “Oltanın bir ucunda balık, bir ucunda bir alık” deyimi nereden duyduysam beynime kazınmış kalmış. Erdoğan’ı kırmamak için gidecektim ama Ahmet severdi oda akşamüzeri muayenehanesini kapatıp geldi. Yeşilköy limandan hareket ettik. Uygun bir yere gelince onun hazırladığı ve hepimize verdiği çaparileri denize saldık. Balık tutmaktan hazzetmeyen benim çaparime her seferde en az 10 istavrit takılıyordu ama ben elimi sürmüyordum, Erdoğan’ın yardımcısı Ömer oltadan çıkarıyordu.

Motoru rölanti de çalıştırarak avlanmaya devam ediyorduk. Oltaya bakarken denizin mazot dökülmüş gibi alaca bulaca rengârenk olduğunu fark ettim. Burada tutacağımız balıklarda çekerken petrole bulanmış gibi olacağından Erdoğan’a başka bir yere gitme teklifinde bulundum. Motora gaz verdi ama tekne yol yapamadı. Bu sefer tornistan yapmayı denedi gene yerimizde saydık. Erdoğan eğilip teknenin kıçından baktı ve “ Ömer uskur yok, düşmüş mü yoksa ”diye bağırdı. Ömer yüzükoyun yatıp baktı “Yok Erdoğan abi uskur yerinde ama dönmüyor ”dedi. Bu arada güneşte batmış rüzgâr biraz kuvvetlenmişti. Başıboş kalan tekne sürüklenmeye başladı. Ben heyecanlandım “Sürükleniyoruz Erdoğan buraya demirleyelim” dedim. “Demirimiz yok demez mi.” Birkaç gün önce birlikte Karaköy’e gidip Kalafat yerinde demirlere bakmıştık hiç birini beğenmemişti. Şimdi demirsiz motorsuz Yeşilköy’ün epey açığında gittikçe kuvvetlenen rüzgârla kalakalmıştık. Demirleyip teknenin başını dalgalara karşı veremediğimiz için dalgayı yandan alan tekne iki yana doğru sallanıyor, bardaklar tabaklar birer birer düşüp kırılıyordu. Ben korku içinde “Erdoğan açığa sürükleniyoruz” dediğimde o da cevap olarak “ “Aman açığa sürüklenelim Kadir ağa, kıyıya doğru olmasın da” deyince korkum daha da arttı.

O kadar sallanmaya başladık ki artık ayakta durmakta zorlanıyoruz. Erdoğan birisini telefonla arayıp yardıma çağırdı. “Yardıma gelecek kişi nereden neyle gelecek dedim.” “Kocamustafapaşadan gelecek, bir arkadaşın kıçtan takma kayığı var o gelir bizi yedekler dedi. Kocamustafapaşa dan o kadar uzaktayız ki o kişi yardıma gelene kadar biz Hayırsız adayı buluruz. Kıçtan takma kayık bizim koca çektirmeyi bu havada nasıl çekecek. Bu düşüncemi söyledim, “Yeşilköy’den birini çağırma şansımız yok mu” dedim. Aklına yattı herhalde, eşine telefon etti ve Yeşilköy limana gidip filancaya durumu anlatmasını hemen gelmesini istedi. Bu arada sağlam kalan tabaklar bardaklar düşüp düşüp kırılmaya devam ediyor, kuvvetlenen rüzgârın yükselttiği dalgaların zerrecikleri de elbiselerimizi ıslatıyor…

Takriben yarım saat sonra büyük bir yat hızla bir cankurtaran gibi suları yararak geldi. Bir ip atarak bizim çektirmeyi yedeğine aldı ama ip bana çok ince geldi. Canımı garantiye almak için Erdoğan’a biz öbür tekneye geçelim teklifinde bulundum. Gelen yatın sahibine bağırarak söyledi ama adamcağız dalgalardan yanaşamıyor ki. En uygun mesafeye gelince her şeyi göze alıp atladım. Ahmet’i de çağırdım. O da bir fırsatını bulup atladı. Rüzgâr artık resmen fırtınaya dönüşmüştü. Saat 17.00 sularında çıktığımız Yeşilköy’e 21.30 sularında ancak dönebildik. Eşi de limana gelmiş heyecanla bekliyordu.

Erdoğan ertesi günü tekneye mekanik ve motor bakım yapan kişiyi çağırttırır. Yeni takılan Hidrolik hortumunun preslenmiş ucundan sızdırdığını fark ederler. Yeni takılan bir hortumda böyle bir sakatlık ancak bizim ülkemizde olur. Birkaç gün sonra kardeşim Haluk’lar da yemekteydik. Hiç unutmam şöyle demişti “ Tuttuğumuz onca balık, tabak, bardak boşa gitti ona yanmam da Kadir ağa bir daha benim kayığa binmez ona yanarım.” O günden sonra eşimle birlikte çok bindik, ama limanda bağlı iken. Yemek yiyip sahilde piyasa yapan Yeşilköylüleri izledik. Sanırım bir yıl sonra 35 bin liraya sattı. Parasını kızı ile eşine paylaştırdı. Çocukluğumuzdan beri birlikte yaşadığımız hepsini yazsam belki bir kitap olacak bir sürü güzel anıyı arkasında bırakarak bir gecede çekip gitti. Çok sevdiği Çanakkale Güzelyalı da toprağa koyduk. Ege seyahatlerimizi Çanakkale üzerinden yaparsak uğrar bir Fatiha bağışlarız. Mekânın cennet, kabrin nur içinde olsun sevgili kardeşim. Neyleyim ki “Ervah-ı ezelde levh-i kalemde, şu senin bahtını kara yazmışlar.”

11.09.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00