BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
204
Dün
:
4633
Toplam
:
13784771
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BALIK TUTMAK NEYİME, KAN DAMLAR YÜREĞİME
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Gazetede köşe komşum Sayın Mustafa Topaloğlu yazısına “Ervah-ı ezelde” diye başlamış. Okuyunca içim cız etti. 50 yıllık kadim arkadaşım, kardeşim Erdoğan Sezgin ile ne zaman bir araya gelsek karşılıklı çalar söylerdik.

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Şu benim bahtımı kara yazmışlar
Bilirim güldürmez devr-i alemde
Bir günümü yüz bin zara yazmışlar

Arif bilir aşk ehlinin halini
Kaldırır gönlünden kil-ü ka’lini
Herkes dosta vermiş arzuhalini
Benimkini ürüzgara yazmışlar

Olaydım onlara ikbal-i yaver
El etse sevdiğim acep el ne der
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader
Beni bir vefasız yâre yazmışlar

Döner mi kavlinden sıtk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca âşıklar
Sümmani’yi bir kenara yazmışlar.

Bitirince ikimizde bağlamalarımızı bırakırdık çünkü Sümmani’nin bu deyişinden sonra başka bir şey çalınamazdı.

Ervah-ı Ezel: Ruhlar Yaratılmadan Önce. Levh-i Kalem: Alın yazımızın yazıldığı levha. Kavil: Sözleşme, Anlaşma. Kıll-ü Ka’lini: Dedikodu vesvese. Arzuhal: Dilekler, Beklenti

Sayın Yavuz Top ile yakın hukuku vardı. Bu deyişi çalmayı ondan öğrenmişti. İşyerinin bakımlı bahçesinde ziyafet sofrası hazırladığı bir gün Yavuz Bey’e “Yavuz Hocam biz neden senin gibi çalamıyoruz” diye sormuştu. O da ”aşk olsun Erdoğan’cığım ben günde kaç saat çalıyorum biliyor musun?” diye cevaplamıştı.

Yine bir bahçe ziyafetinde bende sormuştum Yavuz Hoca’ya. “Hocam ötme bülbül deyişini koro eşliğinde ne kadar güzel bir orkestrasyon yapmışsınız, başka çok güzel türkülerimiz var onları neden yapmıyorsunuz? ”diye. Birde İbrahim Tatlıses bizim “dersini almışta ediyor ezber” türkümüzü güzel bir düzenleme ile orkestra eşliğinde söylemişti

Erdoğan’ı 1 Ağustos 2009 tarihinde kaybettim. Silivri de yazlıkta 2 yaşındaki torunlarımıza nezaret ediyorduk. 31 Temmuz gecesi cep telefonum çaldı. Aceleden yakın gözlüğümü takamadığım için arayanın kim olduğunu da göremedim. Efendim, diye açtım. İnce bir ses ölüyorum dedi. Şaşırdım kimsiniz dedim? Benim Kadir ağa ölüyorum dedi. Erdoğan sen misin diyebildim. Çünkü bir dayım birde Erdoğan ara sıra da kardeşim Haluk bana Kadir ağa diye hitap ederlerdi. Benim dedi. Ne oldu, neredesin diye sordum. Çanakkale de Güzel yalıdayım, ölüyorum dedi. Sakinleştirmeye çalıştığım kısa bir konuşma yapabildik ve telefonu kapattık. Erdoğan da mesane kanseri çıkmış zor bir ameliyat geçirdikten sonra kemoterapi uygulanmıştı. O gece arabama atlayıp gitmem gerekiyormuş, son konuşmamız olabileceğine ihtimal vermedim, düşünemedim. Acı haber tez duyulur derler, ertesi günü ölüm haberini aldık. Ailecek hemen yola koyulduk ama ne fayda. O, son dakikalarında bile beni aramayı sesimi duymayı arzu etmişti ama ben işin vahametini kavrayamamıştım.

Eşi de akrabam olduğu için sık sık kardeşimin ailesi ve yakın bir iki arkadaş ve akrabalar ile yemekte bir arada olurduk. Güzel içerdi Erdoğan. Ve çakırkeyif olunca da şunu söylemeden yapamazdı “Biz okuldayken Kadir ağadan korkardık, ama niye diye sorarsanız sebebi yok.” Hâlbuki kavga ettiği zaman gözü hiç bir şey görmezdi. Türkiye’nin en büyük kimyevi madde üreticisi olan ve ismi herkes tarafından bilinen bir firması dürüstlüğüne inandığı için kendisini zorla İstanbul ve Trakya başbayii yapmıştı. İyi para kazanıyor, yedirmeyi içirmeyi seviyordu.

Kastamonu Cide de güzel bir çektirme yaptırmış ismini çok sevdiği yeğeni Ali’ye izafeten Canali koymuştu. Bakım yaptırdığı çektirmesini denize indirdikleri gün telefon etti. Balığa çıkıyoruz sende gel dedi. Ben de damadım Diş Hekimi Ahmet Danıska’ya telefon ettim. Ben balık tutmayı sevmem. “Oltanın bir ucunda balık, bir ucunda bir alık” deyimi nereden duyduysam beynime kazınmış kalmış. Erdoğan’ı kırmamak için gidecektim ama Ahmet severdi oda akşamüzeri muayenehanesini kapatıp geldi. Yeşilköy limandan hareket ettik. Uygun bir yere gelince onun hazırladığı ve hepimize verdiği çaparileri denize saldık. Balık tutmaktan hazzetmeyen benim çaparime her seferde en az 10 istavrit takılıyordu ama ben elimi sürmüyordum, Erdoğan’ın yardımcısı Ömer oltadan çıkarıyordu.

Motoru rölanti de çalıştırarak avlanmaya devam ediyorduk. Oltaya bakarken denizin mazot dökülmüş gibi alaca bulaca rengârenk olduğunu fark ettim. Burada tutacağımız balıklarda çekerken petrole bulanmış gibi olacağından Erdoğan’a başka bir yere gitme teklifinde bulundum. Motora gaz verdi ama tekne yol yapamadı. Bu sefer tornistan yapmayı denedi gene yerimizde saydık. Erdoğan eğilip teknenin kıçından baktı ve “ Ömer uskur yok, düşmüş mü yoksa ”diye bağırdı. Ömer yüzükoyun yatıp baktı “Yok Erdoğan abi uskur yerinde ama dönmüyor ”dedi. Bu arada güneşte batmış rüzgâr biraz kuvvetlenmişti. Başıboş kalan tekne sürüklenmeye başladı. Ben heyecanlandım “Sürükleniyoruz Erdoğan buraya demirleyelim” dedim. “Demirimiz yok demez mi.” Birkaç gün önce birlikte Karaköy’e gidip Kalafat yerinde demirlere bakmıştık hiç birini beğenmemişti. Şimdi demirsiz motorsuz Yeşilköy’ün epey açığında gittikçe kuvvetlenen rüzgârla kalakalmıştık. Demirleyip teknenin başını dalgalara karşı veremediğimiz için dalgayı yandan alan tekne iki yana doğru sallanıyor, bardaklar tabaklar birer birer düşüp kırılıyordu. Ben korku içinde “Erdoğan açığa sürükleniyoruz” dediğimde o da cevap olarak “ “Aman açığa sürüklenelim Kadir ağa, kıyıya doğru olmasın da” deyince korkum daha da arttı.

O kadar sallanmaya başladık ki artık ayakta durmakta zorlanıyoruz. Erdoğan birisini telefonla arayıp yardıma çağırdı. “Yardıma gelecek kişi nereden neyle gelecek dedim.” “Kocamustafapaşadan gelecek, bir arkadaşın kıçtan takma kayığı var o gelir bizi yedekler dedi. Kocamustafapaşa dan o kadar uzaktayız ki o kişi yardıma gelene kadar biz Hayırsız adayı buluruz. Kıçtan takma kayık bizim koca çektirmeyi bu havada nasıl çekecek. Bu düşüncemi söyledim, “Yeşilköy’den birini çağırma şansımız yok mu” dedim. Aklına yattı herhalde, eşine telefon etti ve Yeşilköy limana gidip filancaya durumu anlatmasını hemen gelmesini istedi. Bu arada sağlam kalan tabaklar bardaklar düşüp düşüp kırılmaya devam ediyor, kuvvetlenen rüzgârın yükselttiği dalgaların zerrecikleri de elbiselerimizi ıslatıyor…

Takriben yarım saat sonra büyük bir yat hızla bir cankurtaran gibi suları yararak geldi. Bir ip atarak bizim çektirmeyi yedeğine aldı ama ip bana çok ince geldi. Canımı garantiye almak için Erdoğan’a biz öbür tekneye geçelim teklifinde bulundum. Gelen yatın sahibine bağırarak söyledi ama adamcağız dalgalardan yanaşamıyor ki. En uygun mesafeye gelince her şeyi göze alıp atladım. Ahmet’i de çağırdım. O da bir fırsatını bulup atladı. Rüzgâr artık resmen fırtınaya dönüşmüştü. Saat 17.00 sularında çıktığımız Yeşilköy’e 21.30 sularında ancak dönebildik. Eşi de limana gelmiş heyecanla bekliyordu.

Erdoğan ertesi günü tekneye mekanik ve motor bakım yapan kişiyi çağırttırır. Yeni takılan Hidrolik hortumunun preslenmiş ucundan sızdırdığını fark ederler. Yeni takılan bir hortumda böyle bir sakatlık ancak bizim ülkemizde olur. Birkaç gün sonra kardeşim Haluk’lar da yemekteydik. Hiç unutmam şöyle demişti “ Tuttuğumuz onca balık, tabak, bardak boşa gitti ona yanmam da Kadir ağa bir daha benim kayığa binmez ona yanarım.” O günden sonra eşimle birlikte çok bindik, ama limanda bağlı iken. Yemek yiyip sahilde piyasa yapan Yeşilköylüleri izledik. Sanırım bir yıl sonra 35 bin liraya sattı. Parasını kızı ile eşine paylaştırdı. Çocukluğumuzdan beri birlikte yaşadığımız hepsini yazsam belki bir kitap olacak bir sürü güzel anıyı arkasında bırakarak bir gecede çekip gitti. Çok sevdiği Çanakkale Güzelyalı da toprağa koyduk. Ege seyahatlerimizi Çanakkale üzerinden yaparsak uğrar bir Fatiha bağışlarız. Mekânın cennet, kabrin nur içinde olsun sevgili kardeşim. Neyleyim ki “Ervah-ı ezelde levh-i kalemde, şu senin bahtını kara yazmışlar.”

11.09.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00