BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4633
Toplam
:
14638237
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
YOZGAT’TA BİR YANGIN
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir kış gecesinin geç vakitleri. Yozgat’ın mahallelerinden birisindeki bir evde sobadan sıçrayan bir kıvılcım çok sinsi bir yangın çıkarır. Sinsi yangın ev halkının haberi olmadan hızla büyür. Burada bir parantez açıp kısa ama önemli bir bilgi verelim. Evlerde bir kibrit veya mum alevi hatta sigara gibi küçük bir ateşle başlayan yangınlar ilk bir dakikada önemsiz gibi görünürse de sentetik perdeler, sünger oturma grupları ve onların sentetik kumaşları yüzünden üç dakika içinde bütün bir odayı sarmaktadır. Bu yüzden, süratle yapılacak ilk müdahale çok önemlidir. Cüzi bir bedelle satın alacağımız yangın tüpleri bizi büyük bir felaketten kurtaracaktır. Aman ihmal etmeyelim.

Neyse efendim, ev halkının farkında olamadığı yangını komşular fark eder ve hemen itfaiyeye haber verirler. İhbarı alan itfaiye amiri Sayın Mustafa Eraslan, ekibini alarak kısa sürede yangın mahalline ulaşır. Komşulardan yaptığı soruşturmada içerde üç kişi olduğunu öğrenen Eraslan ve arkadaşları hemen oksijen tüplerini takarak eve girerler. Bir yandan gecenin karanlığı bir yandan duman içindeki evde buldukları mutfak tüpünü ve iki kişiyi yarı baygın şekilde dışarıya temiz havaya çıkarırlar.

Arkadaşları su hortumlarını hazırlarken Eraslan üçüncü kişi için tekrar içeri girer onu da bulur ama aksilik buya tüpündeki oksijen biter. Son bir gayretle adamı pencere önüne sürükleyip camı açar, adamın ellerini pencere demirlerine tutturup “derin derin nefes al ben hemen geliyorum” diyerek yeni bir tüp almak için kapıya yönelir ama bir türlü kapıyı bulamaz üç kere başını duvara çarpar. Sonunda zorlukla bulduğu kapıdan kendini dışarı atıp hemen dolu bir tüp takarak tekrar içeri dalar. Pencere demirlerini tutturduğu üçüncü kişiyi de kolunu boynuna dolayıp yedeğine alarak dışarıya çıkarır.

İçerdeki üç kişiyi sağ salim kurtarmanın gönül ferahlığı ve komşu evlere zarar vermeden yangını söndürmenin telaşesi içinde eve su sıkmaya başlarlar. Yangını seyredenlerden bir delikanlının “evde biri var” bağırması ile başlarından aşağı kaynar su dökülmüş gibi olur. Zira yanan evin içi ateş, duman ve su buharı olduğundan içerde birisi varsa en azından dumandan ve buhardan dolayı sağ kalması mümkün değildir. Hâlbuki evin odalarına mutfağına, banyosuna hatta tuvaletine bile bakmışlardı. Evde bir kişi daha varsa nasıl olmuşta görememişlerdi.

Mustafa Eraslan heyecanla delikanlının seslendiği tarafa gidip içeriye kulak verir. Delikanlı doğru söylemektedir. İçerde, sanki yalvaran bir ses tonu ile birisi kuran okumaktadır. Gerisini düşünmeden oksijen tüpünü kaparak tekrar içeri dalar. Duman, buhar ve çıtırdayan alev sesleri arasında ve elbette can korkusu ile sesin geldiği yeri bulmaya çalışır. Saniyelerin aleyhine işlediğinin bilinci ile hızla etrafa göz atarken sesin hangi odadan geldiğini tespit edip oraya yönelir. Ne görsün? Dua sesi, televizyonlarda satışı yapılan namaz öğreten bir akıllı seccadeden geliyor. Az önce kurtardığı kişi temiz hava alsın diye açtığı pencerenin önüne bırakılan seccade, sıcaktan erirken kendiliğinden çalışmaya başlamış. Derin bir oh çeker ve hemen kendini dışarı atar. Gördüğü manzarayı, dışarda merakla bekleyen kalabalığa anlatarak onları da rahatlatır. Eraslan, görevi ve mesuliyeti icabı yaşadığı korku ve heyecanı yatıştırmaya çalışırken arkadaşları yangını kontrol altına alıp komşu evlere bir zarar vermeden söndürürler.

Yaşanmış bu hikâyemizi burada noktalıyoruz. Bu vesile ile malımızı ve canımızı yangınlardan ve tabi afetlerden korumaya çalışırken kendi hayatlarını kaybeden fedakâr İtfaiyecilerimizi minnetle anıp Allahtan rahmet diliyorum. Halen görev başında olanlara da, Allah kazalardan belalardan beklenmedik tehlikelerden korusun ailelerine bağışlasın dualarımızı gönderelim.

07.09.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00