BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
208
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İSMET PAŞANIN ÜNLÜ SÖZÜ VE BİR ÇAPANOĞLU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Kurtuluş Savaşımızın saygın Paşası ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk Başbakanı değerli devlet adamı İsmet İnönü’nün çok bilinen, tarihe mal olmuş birçok ünlü sözü vardır;

“Bir memlekette, namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

“Hiç bir ülke yoktur ki, kendi içinden bizim ki kadar hain yetiştirebilsin.”

“Sizi ben bile kurtaramam”

“Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz”.

“O zaman yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini bulur.”




EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston) Yunanistan'ın Kıbrıs'ta kurduğu bir silahlı örgüt idi. 1963 yılı sonunda Kıbrıs’taki Türklere karşı bir soykırıma kalkıştı. 500'e yakın sivil Türk katledildi. Bu sırada Türk tarafının bütün telefon sistemleri sabote edilerek dış dünya ile ilişikleri kesildi. Dünya'nın böyle bir katliamdan haberi olmadı, çünkü adadan haber niteliği taşıyan hiçbir belgenin çıkartılmasına izin verilmiyordu. Türk uçaklarının adaya inişine de izin verilmedi. Bu engellemelerden dolayı bir süre Türkiye'nin elinde yeterli kanıt olamadı.

Sonunda, yaralı bir Türk askerinin alçıları içinde, Türk Dr. Binbaşı Nihat ilhan'ın karısının ve iki çocuğunun küvetteki hunharca katledilen cesetlerinin o ünlü fotoğrafı ile bazı belge niteliğindeki fotoğraflar Türkiye'ye kaçırıldı ve buradan tüm dünyaya yayıldı.

Türkiye bundan sonra sesini yükseltti. Türk jetleri Lefkoşa üzerinde uçmaya başladı. Türkiye'nin o dönemde adaya müdahale etmeye pek gücü yoktu, çünkü böyle bir çıkarma yapmak için donanmamız ve teknolojimiz yeterli değildi. Öyle ki, gerekirse şehir hatları vapurlarıyla bile adaya çıkarma yapılması olasılıkları tartışılıyordu.

Nihayet Başbakan İsmet İnönü Hükümeti, adaya çıkarma yapmaya karar verdi ve eldeki çıkarma gemileri yola çıktı. Tam bu sırada dönemin A.B.D. Başkanı Lyndon Johnson İsmet İnönü'ye bir mektup gönderdi. Bu mektup Türk tarihine “Johnson mektubu” olarak geçti. Mektupta Türkiye'nin A.B.D. tarafından sağlanan silahları bu çıkarmada kullanamayacağı ve çıkarma yapılması halinde Nato’nun olası bir Rusya saldırısında Türkiye'yi korumayacağı yazıyordu.

İsmet İnönü bu yakışıksız mektup ve gelişen olaylara cevaben "O zaman, yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini bulur" gibi iddialı bir söz söyledi. Bu sırada İsmet Paşa’nın “küçüğüm” diye hitap ettiği ve yabancılarla her görüşmesinde tercümanı olarak yanında bulundurduğu genç hariciyeci, şimdi emekli Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu (Çapanoğlu) da yanındaydı.

İsmet İnönü, “Time” Gazetesinin Ortadoğu ve Türkiye muhabiri ve Türk gazeteci Mehmet Ali Kışlalı ile yaptığı görüşmesi sırasında yukarıdaki ünlü sözünü İldeniz Divanlıoğlu’na kelime kelime yazdırmıştı. Mehmet Ali Kışlalı bu haberi ile Gazeteciler Cemiyetinin yarışmasına da katılmıştı. Yıllar sonra kendini bilmez bazı “sözüm ona yazarlar” İsmet İnönü’yü karalamak için “böyle bir söz söylemedi bu bir rivayettir” demeye getirdiler ama olayın en canlı şahidi bu gün hayatta ve 82 yaşında (18.02.1933) olan İldeniz Divanloğlu’dur. İsmet Paşanın bütün bu çabasına rağmen maalesef çıkarma gemileri yarı yoldan geri döndürüldü. Bunun yerine 1964'de adaya birleşmiş milletler barış gücü gönderildi ve yeşil hat denen sınırla ada iki kesime ayrıldı. Bu birlik, adada öldürülen Türklerin kaydını tutmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Nihayet 1974 Temmuzunda o zaman Başbakan olan Bülent Ecevit’in verdiği kararla Türk Silahlı kuvvetleri ve Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı Ada’ya el koydu.
İldeniz Divanlıoğlu ile ilgili eski yazılarımdan iki enstantaneyi de bu vesile ile aşağıda tekrar sunuyorum.

Bir taraftan Çapanoğlu Muhlis Bey’in torunu diğer yandan Divanlıoğulları’ndan Nesim Bey’in torunu olan ve Mülkiye’yi (şimdiki siyasal bilgiler fakültesi) birincilikle bitiren Emekli Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu’nu Rahmetli İsmet Paşa çok sever, minyon tipli olmasından dolayı ona küçüğüm diye hitap ederdi. Yabancı diplomatlarla görüşmelerinde de hep tercüman olarak yanında bulundururdu. İldeniz ağabeyin dediğine göre İsmet paşa, Fransızcayı iyi bildiği halde yine de yanında tercüman bulundurur, tercümeler esnasında geçen süre içinde vereceği cevapları düşünmek için zaman kazanırmış. Eski Cumhurbaşkanlarından Rahmetli Cevdet Sunay’ın ev sahibi olarak misafir Pakistan heyeti ile yapacağı görüşmede de tercüman olarak İldeniz ağabeye görev verilmiş. On ikişer kişilik gruplar halinde görüşmelere başlanacak. İlk günkü görüşmeye Cevdet Sunay başkanlık ediyor…. İldeniz ağabey, Cevdet Sunay’ın tercümanı sıfatıyla yanında ama protokol gereği biraz geride oturuyor. Cevdet Sunay onu yanına çağırınca o da koltuğunu aynı hizaya çekiyor. Misafirlere kahve ikram edilecek, usul gereği Cevdet Sunay kahvenizi nasıl alırsınız diye tek tek soruyor. Bu arada İldeniz ağabeye de soruyor, oda bir orta şekerli rica edeyim diyor. Görüşmeler sırasında İldeniz ağabey görevi gereği konuşulanları Cevdet Sunay’a tercüme ediyor. Yemek için toplantıya ara verildiğinde merdivenlerden inilirken, Cevdet Sunay yanındakilere İldeniz ağabey’i işaret ederek “Şu Pakistanlı ne güzel Türkçe konuşuyor” deyince, “efendim Pakistanlı değil o sizin tercümanınız” diyorlar. O da “vay kerata birde bana kahve söyletti” diyor.

Yıl 1971 Irak’ın Ankara Büyükelçisi Seyid Davud, o tarihte Dışişleri Bakanlığında Ortadoğu Dairesi Genel Müdür Yardımcısı olan İldeniz Divanloğlu’ndan randevu talep eder. Kısa bir hal hatır faslından sonra sözü Bağdat’a Büyükelçi olarak tayin edilen Nazif Cuhruk’a getirerek İldeniz ağabeye tanıyıp tanımadığını sorar. İldeniz ağabey, Nazif Cuhruk’u iyi tanıdığını, 1.90 boyunda çok yakışıklı bir bey olup, Anadolu’nun ortasındaki Yozgat şehrinde doğduğunu. Bir ayan ailesi olan Çapanoğullarının torunu olduğunu. Fransızcayı Fransızlardan daha iyi, İngilizceyi ana dili gibi konuştuğunu. Birleşmiş Milletler Topluluğunda daimi delegemiz Orhan Eralp’in yardımcılığını, yine Birleşmiş Milletlerde Tarım gıda Konseyi başkanlığını yaptığını. Kardeşi Mahmut Cuhruk’un da Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu vs. anlatarak epey tafsilatlı bir bilgi verince Seyid Davud şaşırır. “Siz Dışişleri mensupları birbirinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz”der. İldeniz ağabey gülümseyerek Nazif Cuhruk benim teyzemin oğlu der. Çok utanan Seyid Davud “İldeniz bey, çok özür dilerim, aman Nazif Bey’in kulağına gitmesin. Biz onun resimlerindeki kızıla kaçan saç rengi ve biraz çilli yüzünden dolayı Musevi olabilir mi endişesi ile size sormak ihtiyacını hissetmiştik” diyerek üzüntülerini belirtir.

29.07.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00