BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
181
Dün
:
4633
Toplam
:
14933611
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İSMET PAŞANIN ÜNLÜ SÖZÜ VE BİR ÇAPANOĞLU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Kurtuluş Savaşımızın saygın Paşası ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk Başbakanı değerli devlet adamı İsmet İnönü’nün çok bilinen, tarihe mal olmuş birçok ünlü sözü vardır;

“Bir memlekette, namuslular da, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.”

“Hiç bir ülke yoktur ki, kendi içinden bizim ki kadar hain yetiştirebilsin.”

“Sizi ben bile kurtaramam”

“Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz”.

“O zaman yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini bulur.”




EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston) Yunanistan'ın Kıbrıs'ta kurduğu bir silahlı örgüt idi. 1963 yılı sonunda Kıbrıs’taki Türklere karşı bir soykırıma kalkıştı. 500'e yakın sivil Türk katledildi. Bu sırada Türk tarafının bütün telefon sistemleri sabote edilerek dış dünya ile ilişikleri kesildi. Dünya'nın böyle bir katliamdan haberi olmadı, çünkü adadan haber niteliği taşıyan hiçbir belgenin çıkartılmasına izin verilmiyordu. Türk uçaklarının adaya inişine de izin verilmedi. Bu engellemelerden dolayı bir süre Türkiye'nin elinde yeterli kanıt olamadı.

Sonunda, yaralı bir Türk askerinin alçıları içinde, Türk Dr. Binbaşı Nihat ilhan'ın karısının ve iki çocuğunun küvetteki hunharca katledilen cesetlerinin o ünlü fotoğrafı ile bazı belge niteliğindeki fotoğraflar Türkiye'ye kaçırıldı ve buradan tüm dünyaya yayıldı.

Türkiye bundan sonra sesini yükseltti. Türk jetleri Lefkoşa üzerinde uçmaya başladı. Türkiye'nin o dönemde adaya müdahale etmeye pek gücü yoktu, çünkü böyle bir çıkarma yapmak için donanmamız ve teknolojimiz yeterli değildi. Öyle ki, gerekirse şehir hatları vapurlarıyla bile adaya çıkarma yapılması olasılıkları tartışılıyordu.

Nihayet Başbakan İsmet İnönü Hükümeti, adaya çıkarma yapmaya karar verdi ve eldeki çıkarma gemileri yola çıktı. Tam bu sırada dönemin A.B.D. Başkanı Lyndon Johnson İsmet İnönü'ye bir mektup gönderdi. Bu mektup Türk tarihine “Johnson mektubu” olarak geçti. Mektupta Türkiye'nin A.B.D. tarafından sağlanan silahları bu çıkarmada kullanamayacağı ve çıkarma yapılması halinde Nato’nun olası bir Rusya saldırısında Türkiye'yi korumayacağı yazıyordu.

İsmet İnönü bu yakışıksız mektup ve gelişen olaylara cevaben "O zaman, yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini bulur" gibi iddialı bir söz söyledi. Bu sırada İsmet Paşa’nın “küçüğüm” diye hitap ettiği ve yabancılarla her görüşmesinde tercümanı olarak yanında bulundurduğu genç hariciyeci, şimdi emekli Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu (Çapanoğlu) da yanındaydı.

İsmet İnönü, “Time” Gazetesinin Ortadoğu ve Türkiye muhabiri ve Türk gazeteci Mehmet Ali Kışlalı ile yaptığı görüşmesi sırasında yukarıdaki ünlü sözünü İldeniz Divanlıoğlu’na kelime kelime yazdırmıştı. Mehmet Ali Kışlalı bu haberi ile Gazeteciler Cemiyetinin yarışmasına da katılmıştı. Yıllar sonra kendini bilmez bazı “sözüm ona yazarlar” İsmet İnönü’yü karalamak için “böyle bir söz söylemedi bu bir rivayettir” demeye getirdiler ama olayın en canlı şahidi bu gün hayatta ve 82 yaşında (18.02.1933) olan İldeniz Divanloğlu’dur. İsmet Paşanın bütün bu çabasına rağmen maalesef çıkarma gemileri yarı yoldan geri döndürüldü. Bunun yerine 1964'de adaya birleşmiş milletler barış gücü gönderildi ve yeşil hat denen sınırla ada iki kesime ayrıldı. Bu birlik, adada öldürülen Türklerin kaydını tutmaktan başka hiçbir işe yaramadı. Nihayet 1974 Temmuzunda o zaman Başbakan olan Bülent Ecevit’in verdiği kararla Türk Silahlı kuvvetleri ve Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı Ada’ya el koydu.
İldeniz Divanlıoğlu ile ilgili eski yazılarımdan iki enstantaneyi de bu vesile ile aşağıda tekrar sunuyorum.

Bir taraftan Çapanoğlu Muhlis Bey’in torunu diğer yandan Divanlıoğulları’ndan Nesim Bey’in torunu olan ve Mülkiye’yi (şimdiki siyasal bilgiler fakültesi) birincilikle bitiren Emekli Büyükelçi İldeniz Divanlıoğlu’nu Rahmetli İsmet Paşa çok sever, minyon tipli olmasından dolayı ona küçüğüm diye hitap ederdi. Yabancı diplomatlarla görüşmelerinde de hep tercüman olarak yanında bulundururdu. İldeniz ağabeyin dediğine göre İsmet paşa, Fransızcayı iyi bildiği halde yine de yanında tercüman bulundurur, tercümeler esnasında geçen süre içinde vereceği cevapları düşünmek için zaman kazanırmış. Eski Cumhurbaşkanlarından Rahmetli Cevdet Sunay’ın ev sahibi olarak misafir Pakistan heyeti ile yapacağı görüşmede de tercüman olarak İldeniz ağabeye görev verilmiş. On ikişer kişilik gruplar halinde görüşmelere başlanacak. İlk günkü görüşmeye Cevdet Sunay başkanlık ediyor…. İldeniz ağabey, Cevdet Sunay’ın tercümanı sıfatıyla yanında ama protokol gereği biraz geride oturuyor. Cevdet Sunay onu yanına çağırınca o da koltuğunu aynı hizaya çekiyor. Misafirlere kahve ikram edilecek, usul gereği Cevdet Sunay kahvenizi nasıl alırsınız diye tek tek soruyor. Bu arada İldeniz ağabeye de soruyor, oda bir orta şekerli rica edeyim diyor. Görüşmeler sırasında İldeniz ağabey görevi gereği konuşulanları Cevdet Sunay’a tercüme ediyor. Yemek için toplantıya ara verildiğinde merdivenlerden inilirken, Cevdet Sunay yanındakilere İldeniz ağabey’i işaret ederek “Şu Pakistanlı ne güzel Türkçe konuşuyor” deyince, “efendim Pakistanlı değil o sizin tercümanınız” diyorlar. O da “vay kerata birde bana kahve söyletti” diyor.

Yıl 1971 Irak’ın Ankara Büyükelçisi Seyid Davud, o tarihte Dışişleri Bakanlığında Ortadoğu Dairesi Genel Müdür Yardımcısı olan İldeniz Divanloğlu’ndan randevu talep eder. Kısa bir hal hatır faslından sonra sözü Bağdat’a Büyükelçi olarak tayin edilen Nazif Cuhruk’a getirerek İldeniz ağabeye tanıyıp tanımadığını sorar. İldeniz ağabey, Nazif Cuhruk’u iyi tanıdığını, 1.90 boyunda çok yakışıklı bir bey olup, Anadolu’nun ortasındaki Yozgat şehrinde doğduğunu. Bir ayan ailesi olan Çapanoğullarının torunu olduğunu. Fransızcayı Fransızlardan daha iyi, İngilizceyi ana dili gibi konuştuğunu. Birleşmiş Milletler Topluluğunda daimi delegemiz Orhan Eralp’in yardımcılığını, yine Birleşmiş Milletlerde Tarım gıda Konseyi başkanlığını yaptığını. Kardeşi Mahmut Cuhruk’un da Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu vs. anlatarak epey tafsilatlı bir bilgi verince Seyid Davud şaşırır. “Siz Dışişleri mensupları birbirinizi ne kadar iyi tanıyorsunuz”der. İldeniz ağabey gülümseyerek Nazif Cuhruk benim teyzemin oğlu der. Çok utanan Seyid Davud “İldeniz bey, çok özür dilerim, aman Nazif Bey’in kulağına gitmesin. Biz onun resimlerindeki kızıla kaçan saç rengi ve biraz çilli yüzünden dolayı Musevi olabilir mi endişesi ile size sormak ihtiyacını hissetmiştik” diyerek üzüntülerini belirtir.

29.07.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00