BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
273
Dün
:
4601
Toplam
:
13183256
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ASKIDA KAHVE VE SADAKA TAŞLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Çok eski bir İtalyan geleneğidir “askıda kahve.” Bu geleneğe göre herhangi biri bir kafeye girer ve “iki kahve biri askıda” diyerek sipariş verir. Adam iki kahve parası öder, bir kahve içerek çıkar. Askıda kahveler için kapının girişinde bir pano vardır. Garson panoya askıda kahve olduğunu belirten bir kâğıt iliştirir. Sonra maddi durumu müsait olmayan bir adam bu panodan bir kâğıt alır girer kafeye. Elindeki kâğıdı uzatıp “askıdan bana bir kahve” der. Garson bu adamın kahvesini de hazırlar aynı özenle ve içmesi için uzatır, adamın verdiği kâğıdı iptal eder. Ne kahve ısmarlayan kimse kime ısmarladığını bilir ne de kahvesini içen kişi hiç kimseye minnet duygusu yaşamaz. Askıda kahve panosunun da kafenin dışında olması kahve içmek isteyeni zor durumda bırakmaz. İçeri girip de askıda kahve var mı??? diye sormak zorunda kalmaz. Kapının girişindeki panodan görür olup olmadığını ve gönül rahatlığıyla girip kahvesini söyler. Bütün inceliğiyle düşünülmüş bir gönül alışverişi.

Bu gönül alıverişi bizde de yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanarak yapılırmış. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde genelde mermerden olurmuş. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlarmış. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamakta konurmuş.

İhtiyacı olmasına rağmen başkasından istemekten veya dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları kadarını alırlarmış. 17. yüzyıl İstanbul'unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmış.

Askıda kahve olayından esinlenen bazı yardımseverler bizde de “Asıda ekmek” olsa ne iyi olur diye bir fikir attılar ortaya. Fırıncılar derneği başkanıydı sanırım, “ bizde uygulama şansı olmaz, çok istismar olur” demişti. Başbakanın gezileri sırasında otobüsten attığı plastik çocuk oyuncaklarını ve hatta üçotuz paralık balonları kapmak için birbirinin üstüne çıkan koca koca adamları görünce dernek başkanına hak verdim.
Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerinden birisi olan “sadaka taşları”, insan onurunun incinmeden yardım almasını sağlayan eski yardımlaşma sistemlerinden biri olarak bilinmektedir.

Sadaka taşlarının şekli ve boyutları çeşitli olmakla beraber yaygın bir biçimde görülen iki tipin ön plana çıktığı görülür. Birinci tip, genellikle beyaz (farklı renklerde olanları da mevcuttur.), silindir şeklinde ve çoğunluğu antik mermer sütunlardan oluşmaktadır. Büyük camilerin yanlarında bulunan sadaka taşları ise işlevinin yanı sıra bir sanat değeri taşımaktadır. İstanbul’da bulunan sadaka taşlarının toprak üstünde bulunan kısımları 120-140 cm. uzunluğunda ve 30- 70 cm. genişliğindedir. Silindir biçiminde uzanan bu sütunlar düz bir şekilde olup, tepe kısmında aşağı doğru hafif kavisleri bulunan 5-10 cm. genişliğinde bir çukur bulunmaktadır.

İkinci tipteki sadaka taşları ise, dikdörtgen şeklinde mermer, granit veya küfeki taşından oluşmaktadır. Bu tipteki sadaka taşları genel olarak sade olmakla birlikte çeşitli motiflerle süslenmiş örneklerine de rastlanabilmektedir.

Osmanlı döneminde yaygın olarak görülen bu sadaka taşlarında nakdi ve ayni yardımlar yapılmaktaydı. Nakdi yapılan yardımlarda paranın uçup kaybolmaması için kâğıt para yerine madeni paralar bırakılırsa da kâğıt uçmasın diye üzerine taş konurdu, Ayni yardım olarak ise giyim kuşam eşyaları ve çeşitli besinler yine bu sadaka taşının yanına bırakılırdı. Bu bağışlar, genellikle gece karanlığında veya kimsenin olmadığı bir zamanda, bu taşın tepesindeki çukura bırakılmasıyla gerçekleştirilirdi. İhtiyacı olduğu halde dilenmekten çekinen kimseler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ve kendisi için gerekli olan miktarı buradan temin ederdi.

Bu taşların, genellikle, cami, tekke, medrese avluları, çeşme başları, üç beş semtin birleştiği köşelere, fakir, muhtaç, hasta insanların barındığı yapıların önlerine (Üsküdar’daki Miskinler Tekkesi gibi) dikildiği görülmektedir. Bunların dışında cellat mezarlıklarına da sadaka taşlarının dikildiği bilinir. Cellâtlar can almaları nedeniyle Osmanlı’da dışlanmış bir grubu oluşturmuşlardır. Bu sebeple genellikle yerleşim yerinden uzak mezarlıklarda, isimleri yazılmadan sadece mezar başlarında bir taş konularak defnedilmişlerdir. Belirli zamanlarda mezarlıkları ziyaret eden kişiler, cellât mezarlığı kenarına konan sadaka taşlarına para bırakarak cellâtların ailelerinin geçinebilmesi için sadakalarını buralara bırakmışlardır.

Sadaka taşları İstanbul’da;

- Üsküdar Doğancılar İmrahor Cami yanında, Karacaahmet Sultan Türbesi karşısında bulunan Fethi Ahmet Paşa Cami yanında ve yine aynı bölgede türbenin iki sokak arkasında kırılmış bir sadaka taşı parçası bulunmaktadır,

- Fatih’te Mehmet Ağa Camiinin yanında ve Aksaray Gazi Süleyman Paşa Çeşmesi’nin sol bitişiğinde,

- Kocamustafapaşa’da bulunan Sümbül Efendi’de dört tane, Kocamustafapaşa, Hekimoğlu Ali Cami avlusunda iki tane, yine aynı bölgede Yoluş Çeşme Sokağı yakınında yarısı toprak altında bulunan bir tane sadaka taşı bulunmaktadır.

- Edirnekapı’da Hoca Kasım Gürani Cami karşısında ve köşesinde günümüze sağlam olarak ulaşan sadaka taşları bulunmaktadır.

- Süleymaniye Cami avlusu içinde iki tane, Haliç yönündeki dükkânların arasında,

- Eminönü, Yeni Camiinin Sultan Hamam yönünde, Karaköy’de Arap Camiinin Perşembepazarı yönündeki giriş kapısında ve arka kısımdaki avluda, Karaköy, Kemankeş Mustafa Paşa Cami yanında,

- Laleli’de Laleli Camiinin, Aksaray tarafından girişinde ve Şehzadebaşı girişinde iki sadaka taşı ayrıca çıkış kapısına yakın bir yerde iki sadaka taşı bulunmaktadır.

- Nuruosmaniye Camiinin, Cağaloğlu tarafından girişte, Cağaloğlu’nda Hacı Beşir Ağa Çeşmesi karşı köşesinde,

- Eyüp Sultan’daki mezarlıkların arasında, Zal Mahmut Paşa Cami külliyesi avlusunda, Feshane tarafından girişte, yol üzerinde dikilmiş olan fidanların arasında sadaka taşları bulunmaktadır. Eyüp Sultan’da Cafer Paşa Medresesi avlusunda, Zalpaşa Caddesi üzerinde, Hatuniye Dergâhında, Nişancı Mustafa Paşa Cami bitişiğinde 2 adet, Piyer Loti’ye uzanan yol üzerinde, mezarlığın içinde 2 adet,

- Sultanahmet Cami’nin meydana açılan bahçe kapısının iki yanında, Ayasofya Cami girişinde sadaka taşları bulunmaktadır.

İzmir'in “sadaka taşları” Kurşunlu Camisi avlusunda, antik bir yapıdan geldiği belli olan ortası oyuk silindir sadaka taşı. Şeyh Camisi avlusundaki sadaka taşının hemen yanında toprağa gömülü toprak küp. Pazaryeri Camisi girişinde üzeri kırık granit sütun, kadınlar bölümü girişinde bulunan Roma Sunağı da aynı yerde sadaka taşı olarak kullanılırmış. Benzer bir sadaka taşını Naturzade Camii avlusunda görmek mümkün.

Yozgat’taki sadaka taşı, Yozgat Çapanoğlu Büyük camiinde Kuzey kapısı girişinde idi. Zaman içinde kaldırılmış.

Türk kültüründe bu taşların çok önemli bir yeri vardı. Aşağıda amaçlarına göre sıralanmış taşları isimleriyle birlikte okuyacaksınız.

I- Fonksiyonel Taşlar
1- Süzek Taşı
2- Nişan (Menzil) Taşı
3- Soku (Dibek) Taşı
4- Seten (Dibek) Taşı
5- Lo (Loğ) Taşı
6- Değirmen Taşı
7- Bulgur (El Değirmeni) Taşı
8- Çöpür Taşı
9- Taş Testi
10- Sancı Taşı
11- Seng-i İbret (İbret Taşı)
12- Seng-i Hürmet (Hürmet Taşı)
13- Anı Taşı
14- Ana Taşı
15- Kapı (Dayak) Taşı

II- Kutsal Taşlar
1- Hacer’ül Esvet Taşı
2- Şifa Taşı
3- Bereket Taşı
4- Bengü Taşı
5- Yad (Yada = Yağmur) Taşı
6- Teslim (Tılsım) Taşı
7- İstihare Taşı
8- Mezar Taşı
9- Musalla Taşı

III- Yardım Amaçlı Taşlar
1- Binek Taşı
2- Dinlenme Taşı
3- Sadaka Taşı
4- Yitik Taşı
5- Ezan Taşı

Ramazan-ı şerifiniz hayırlı, uğurlu, bereketli olsun. Allah tuttuğunuz oruçları kabul, tekrarına sağlıkla kavuşmanızı nasip etsin inşallah.

Kaynak: Prof. Hakkı Acun; Türk kültüründe taşlar.
Nidayi Sevim; Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları

18.06.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00