BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
190
Dün
:
4633
Toplam
:
14471578
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
“GİT PATILAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yaz geldi mi kavun karpuz kabuklarını, kış geldi mi portakal, elma kabuklarını hiç düşünmeden çöpe atıyoruz. Onları çöpe atarken bir yandan da düşünüyorum; şimdi binlerce evde karpuz kabukları benim yaptığım gibi çöpe atılıyor diyorum kendi kendime. İçim sızlıyor çok hayıflanıyorum… Biz küçükken kavun karpuz kabuklarını biraz büyükçe kuşbaşı doğrar ahırdaki hayvanlara, ağıldaki koyunlara, hatta tavuklara verirdik. Onlar katur kutur yerken sanki biz yiyormuşuz gibi hoşumuza giderdi. Hep ot, kuru yonca ve saman ile beslenen hayvanlara bunlarda baklava oluyor derdik. Cennetmekân babamın memuriyeti dolaysıyla Anadolu şehirlerinde dolaşırken biriktirdiğimiz kavun karpuz kabuklarını evimize süt getiren sütçülere ya da hayvan besleyen komşulara verirdik. Çöpe atılmazdı yani.

Kış gelince de çöpe atılan portakal kabuklarına üzülürüm. Kabuklarda öyle etli öyle güzel ki tam reçellik. Bunlardan ne güzel reçel olurdu diye söylenirim. Şimdi her şey fabrikasyon oldu. Nasıl, ne ile hangi katkı maddeleri ile korunan gıdalarımız marketlerin raflarında. Elma kabuklarını da atmaz sirke yapardık. Hakiki natürel sirke.

Elma sirkesini biz yine elma kabuklarından kendimiz yapıyoruz. Yaş tarhana yapmayı Tosyalı Terzi sevgili İsmail Çağdaş ağabeyimden öğrendim. Büyük bir zevkle evde yapıyor bir kış içiyoruz. Yaparken eşime takılıyorum. “Madem yapıyoruz biraz fazlaca yapalım hakiki ev tarhanası diye satalım” diyorum.

Almanya’ya giden ilk işçilerden iki aile çalışma hayatının zorlukları yüzünden uzun bir süre görüşemezler. Bir gün koca karısına yahu bizim hemşeriler ne yaptılar acaba bir arasak sorsak der. Ararlar adresi alır giderler. Verilen adreste bahçe içinde eski ve harap bir ev vardır. Tabi önce şaşırırlar, sonra sorular başlar. Hemşeri anlatır; Tek kişinin ücreti ile geçinmek zor. Çocuklar da cabası. Gördüğün gibi bahçede birde müştemilat var. Çocuklara süt içirmek gayesi ile bir inek alıp müştemilatta beslemeye başladık. Akşamları semt pazarlarını dolaşarak çöpe gidecek meyve sebze ne bulursam toplayın ineği bununla beslemeye çalıştım. En çok da muz ile. Biliyorsun Almanya’da muz çok.. Bir süre sonra Alman komşumuz kendi çocuğuna içirmek için süt verip veremeyeceğimi sordu. Hem iyi komşuluk hem de şikâyet korkusu ile ona da verdim. Bir gün kadın sütte muz kokusu olduğunu söyledi. “Muz aromalı hakiki süt” dedi. Evet, kadının söylediği gibi hakikaten sütler hem katkısız inek sütü hem de hakiki muz aromalıydı. Ben de hemen inek sayısını dörde çıkardım ve ürettiğim sütü satmaya başladım. O kadar çok talep oldu ki işten çıktım bu işi yapmaya karar verdim

Bunları yazarken değerli dostum Osman Hakan Kiracının bir makalesindeki sitemi aklıma geldi. Mealen şöyle yazıyordu. Yozgat köylüsü de üç beş tavuk beslemez yumurtayı bakkaldan alır. Bahçesine dikmiyor, taze soğanı maydanozu, patlıcanı da parayla alıyor. Demek şehirleşme, şehre göçme filan bahane. Sağlığımızı düşünmeden hazırdan tüketmek kolayımıza geliyor. Tabi bunda bahçeli evlerden hızla betonlaşmaya gidişinde önemli bir rolü var.

Lafı uzattık, yine biz küçükken diye başlıyayım da hangi tarihlerden bahsettiğim iyi anlaşılsın. Biz küçükken yani 1950 li yıllarda Yozgat dâhil Anadolu’nun birçok şehrinde helalarımız bahçede idi. Çünkü kanalizasyon yoktu (4 Haziran 2015 Perşembe günü Amasya’daydım. 1959-1961 yıllarında oturduğumuz evin helası yine bahçedeydi). Niğde de karşı komşunun oğlu ile onların bahçesinde oynarken karnım ağrıyor diyen torununa dedesi argo bir deyimle git patılat bir şeyciğin kalmaz dedi. Yani git tuvalete defi hacet et demek istedi. Patılat’ın anlamı neydi? Helalarımız, evin dışında, bahçenin bir köşesinde aralarında 30 santim kadar boşluk olan yan yana uzatılmış iki tahta ve altında kocaman bir çukur olan ahşap kabinlerdi. Tahtalar çukurdan epey yüksekte olurdu. Bu yüzden defi hacet ederken pat pat sesi duyulurdu. Elbette her daim dolu tutulan bir ibrik de hazır tutulurdu. Eğer yakında bir dere varsa bu çukurun ucu oraya açılırdı. Bahçedeki bu helalar yazın yanar kışın donar, geceleri de biz çocuklar için korku tüneli olurdu.

Niğde de helalar bahçe duvarının sokağa bakan tarafında yapılır, sokak tarafına da kesme taştan bir kapak konurdu. Eşek üzerine hasırdan hâbeler koyan bazı adamlar sokak sokak gezer dolu olan çukurları ev sahibinin izni ile boşaltır bunları da üç otuz paraya bağ sahiplerine gübre olarak satarlardı. Ev sahibi para ile temizletmekten kurtulurken temizleyen kişide üç kuruş para kazanmış olurdu. Bağları ve şarapçılığı ile meşhur olan Niğde’nin bağları bu zengin gübrelerle gübrelenirdi. Değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocam da, “bu gün dünya devleri ile yarışmakta olan Güney Kore halkı da, VC’sindeki dışkısını gübre olarak kullanmıştı. Hatta derler ki bir komşusuna giden hanımın çocuğu tuvalete gitmek istediğinde orada yaptırmaz hemen kendi evine götürürmüş” demişti.

Yılmaz ağabeyim sohbetlerimizde sık sık şunu da vurgulardı. “Ne yazık ki kurban derilerimizden de gerektiği kadar fayda sağlayamıyoruz. Bayram sırasında gerek Türk Hava Kurumu gerek özel kişiler ve değişik amaçlı vakıflar adına toplanan kurban derilerinin nerelere gittiği bilinemiyor. Bir kere bu deriler usulüne uygun olarak zarar verilmeden yüzülebiliyor mu? Toplandıktan sonra özenle korunabiliyor mu? Ve kıymetli bir meta olarak gerektiği gibi değerlendirilebiliyor mu? Kurban derilerinden sağlanacak gelirler, erozyon ağaçlandırma ve meraların ıslahı çalışmalarında kullanılmak maksadıyla muhtarlar tarafından de toplanmasına izin verilebilir. Kurban kesilmesi ile ilgili bir şey daha anlatayım; Aşısız ceviz fidanları 25-30 yıl sonra meyve vermeye başlar. Hâlbuki bu ağaçların çevresinde kesilen kurban kanı bu ağaçların 10 seneye varmadan meyve vermesini sağlıyor.” Diye anlatırdı Yılmaz ağabeyim. Ayrıca Ceviz ağası sülfür gazı üretir. Sülfür gazının ozon tabakasını tamir etme özelliği var. Sırf bu sebepten dolayı dünyadaki ceviz ağacının sayısının artırılması gerekiyormuş.

Hülasa, bağlar, bahçeler, tarlalar hayvan ve insan gübreleri ile gübrelenirlerdi. Suni gübre bilinmediğinden hem topraklar zenginleşir hem de insan sağlığı için bir tehlike oluşturmazdı. Değerli okurum Suzan Hanımefendinin dediği gibi pek de absürt bir yazı olmadı sanırım. Yani demem o ki hiçbir şey ziyan edilmezdi insan dışkısı bile…

08.06.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00