BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
238
Dün
:
4601
Toplam
:
13184407
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
“GİT PATILAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yaz geldi mi kavun karpuz kabuklarını, kış geldi mi portakal, elma kabuklarını hiç düşünmeden çöpe atıyoruz. Onları çöpe atarken bir yandan da düşünüyorum; şimdi binlerce evde karpuz kabukları benim yaptığım gibi çöpe atılıyor diyorum kendi kendime. İçim sızlıyor çok hayıflanıyorum… Biz küçükken kavun karpuz kabuklarını biraz büyükçe kuşbaşı doğrar ahırdaki hayvanlara, ağıldaki koyunlara, hatta tavuklara verirdik. Onlar katur kutur yerken sanki biz yiyormuşuz gibi hoşumuza giderdi. Hep ot, kuru yonca ve saman ile beslenen hayvanlara bunlarda baklava oluyor derdik. Cennetmekân babamın memuriyeti dolaysıyla Anadolu şehirlerinde dolaşırken biriktirdiğimiz kavun karpuz kabuklarını evimize süt getiren sütçülere ya da hayvan besleyen komşulara verirdik. Çöpe atılmazdı yani.

Kış gelince de çöpe atılan portakal kabuklarına üzülürüm. Kabuklarda öyle etli öyle güzel ki tam reçellik. Bunlardan ne güzel reçel olurdu diye söylenirim. Şimdi her şey fabrikasyon oldu. Nasıl, ne ile hangi katkı maddeleri ile korunan gıdalarımız marketlerin raflarında. Elma kabuklarını da atmaz sirke yapardık. Hakiki natürel sirke.

Elma sirkesini biz yine elma kabuklarından kendimiz yapıyoruz. Yaş tarhana yapmayı Tosyalı Terzi sevgili İsmail Çağdaş ağabeyimden öğrendim. Büyük bir zevkle evde yapıyor bir kış içiyoruz. Yaparken eşime takılıyorum. “Madem yapıyoruz biraz fazlaca yapalım hakiki ev tarhanası diye satalım” diyorum.

Almanya’ya giden ilk işçilerden iki aile çalışma hayatının zorlukları yüzünden uzun bir süre görüşemezler. Bir gün koca karısına yahu bizim hemşeriler ne yaptılar acaba bir arasak sorsak der. Ararlar adresi alır giderler. Verilen adreste bahçe içinde eski ve harap bir ev vardır. Tabi önce şaşırırlar, sonra sorular başlar. Hemşeri anlatır; Tek kişinin ücreti ile geçinmek zor. Çocuklar da cabası. Gördüğün gibi bahçede birde müştemilat var. Çocuklara süt içirmek gayesi ile bir inek alıp müştemilatta beslemeye başladık. Akşamları semt pazarlarını dolaşarak çöpe gidecek meyve sebze ne bulursam toplayın ineği bununla beslemeye çalıştım. En çok da muz ile. Biliyorsun Almanya’da muz çok.. Bir süre sonra Alman komşumuz kendi çocuğuna içirmek için süt verip veremeyeceğimi sordu. Hem iyi komşuluk hem de şikâyet korkusu ile ona da verdim. Bir gün kadın sütte muz kokusu olduğunu söyledi. “Muz aromalı hakiki süt” dedi. Evet, kadının söylediği gibi hakikaten sütler hem katkısız inek sütü hem de hakiki muz aromalıydı. Ben de hemen inek sayısını dörde çıkardım ve ürettiğim sütü satmaya başladım. O kadar çok talep oldu ki işten çıktım bu işi yapmaya karar verdim

Bunları yazarken değerli dostum Osman Hakan Kiracının bir makalesindeki sitemi aklıma geldi. Mealen şöyle yazıyordu. Yozgat köylüsü de üç beş tavuk beslemez yumurtayı bakkaldan alır. Bahçesine dikmiyor, taze soğanı maydanozu, patlıcanı da parayla alıyor. Demek şehirleşme, şehre göçme filan bahane. Sağlığımızı düşünmeden hazırdan tüketmek kolayımıza geliyor. Tabi bunda bahçeli evlerden hızla betonlaşmaya gidişinde önemli bir rolü var.

Lafı uzattık, yine biz küçükken diye başlıyayım da hangi tarihlerden bahsettiğim iyi anlaşılsın. Biz küçükken yani 1950 li yıllarda Yozgat dâhil Anadolu’nun birçok şehrinde helalarımız bahçede idi. Çünkü kanalizasyon yoktu (4 Haziran 2015 Perşembe günü Amasya’daydım. 1959-1961 yıllarında oturduğumuz evin helası yine bahçedeydi). Niğde de karşı komşunun oğlu ile onların bahçesinde oynarken karnım ağrıyor diyen torununa dedesi argo bir deyimle git patılat bir şeyciğin kalmaz dedi. Yani git tuvalete defi hacet et demek istedi. Patılat’ın anlamı neydi? Helalarımız, evin dışında, bahçenin bir köşesinde aralarında 30 santim kadar boşluk olan yan yana uzatılmış iki tahta ve altında kocaman bir çukur olan ahşap kabinlerdi. Tahtalar çukurdan epey yüksekte olurdu. Bu yüzden defi hacet ederken pat pat sesi duyulurdu. Elbette her daim dolu tutulan bir ibrik de hazır tutulurdu. Eğer yakında bir dere varsa bu çukurun ucu oraya açılırdı. Bahçedeki bu helalar yazın yanar kışın donar, geceleri de biz çocuklar için korku tüneli olurdu.

Niğde de helalar bahçe duvarının sokağa bakan tarafında yapılır, sokak tarafına da kesme taştan bir kapak konurdu. Eşek üzerine hasırdan hâbeler koyan bazı adamlar sokak sokak gezer dolu olan çukurları ev sahibinin izni ile boşaltır bunları da üç otuz paraya bağ sahiplerine gübre olarak satarlardı. Ev sahibi para ile temizletmekten kurtulurken temizleyen kişide üç kuruş para kazanmış olurdu. Bağları ve şarapçılığı ile meşhur olan Niğde’nin bağları bu zengin gübrelerle gübrelenirdi. Değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocam da, “bu gün dünya devleri ile yarışmakta olan Güney Kore halkı da, VC’sindeki dışkısını gübre olarak kullanmıştı. Hatta derler ki bir komşusuna giden hanımın çocuğu tuvalete gitmek istediğinde orada yaptırmaz hemen kendi evine götürürmüş” demişti.

Yılmaz ağabeyim sohbetlerimizde sık sık şunu da vurgulardı. “Ne yazık ki kurban derilerimizden de gerektiği kadar fayda sağlayamıyoruz. Bayram sırasında gerek Türk Hava Kurumu gerek özel kişiler ve değişik amaçlı vakıflar adına toplanan kurban derilerinin nerelere gittiği bilinemiyor. Bir kere bu deriler usulüne uygun olarak zarar verilmeden yüzülebiliyor mu? Toplandıktan sonra özenle korunabiliyor mu? Ve kıymetli bir meta olarak gerektiği gibi değerlendirilebiliyor mu? Kurban derilerinden sağlanacak gelirler, erozyon ağaçlandırma ve meraların ıslahı çalışmalarında kullanılmak maksadıyla muhtarlar tarafından de toplanmasına izin verilebilir. Kurban kesilmesi ile ilgili bir şey daha anlatayım; Aşısız ceviz fidanları 25-30 yıl sonra meyve vermeye başlar. Hâlbuki bu ağaçların çevresinde kesilen kurban kanı bu ağaçların 10 seneye varmadan meyve vermesini sağlıyor.” Diye anlatırdı Yılmaz ağabeyim. Ayrıca Ceviz ağası sülfür gazı üretir. Sülfür gazının ozon tabakasını tamir etme özelliği var. Sırf bu sebepten dolayı dünyadaki ceviz ağacının sayısının artırılması gerekiyormuş.

Hülasa, bağlar, bahçeler, tarlalar hayvan ve insan gübreleri ile gübrelenirlerdi. Suni gübre bilinmediğinden hem topraklar zenginleşir hem de insan sağlığı için bir tehlike oluşturmazdı. Değerli okurum Suzan Hanımefendinin dediği gibi pek de absürt bir yazı olmadı sanırım. Yani demem o ki hiçbir şey ziyan edilmezdi insan dışkısı bile…

08.06.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00