BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4520
Toplam
:
13462717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
“GİT PATILAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yaz geldi mi kavun karpuz kabuklarını, kış geldi mi portakal, elma kabuklarını hiç düşünmeden çöpe atıyoruz. Onları çöpe atarken bir yandan da düşünüyorum; şimdi binlerce evde karpuz kabukları benim yaptığım gibi çöpe atılıyor diyorum kendi kendime. İçim sızlıyor çok hayıflanıyorum… Biz küçükken kavun karpuz kabuklarını biraz büyükçe kuşbaşı doğrar ahırdaki hayvanlara, ağıldaki koyunlara, hatta tavuklara verirdik. Onlar katur kutur yerken sanki biz yiyormuşuz gibi hoşumuza giderdi. Hep ot, kuru yonca ve saman ile beslenen hayvanlara bunlarda baklava oluyor derdik. Cennetmekân babamın memuriyeti dolaysıyla Anadolu şehirlerinde dolaşırken biriktirdiğimiz kavun karpuz kabuklarını evimize süt getiren sütçülere ya da hayvan besleyen komşulara verirdik. Çöpe atılmazdı yani.

Kış gelince de çöpe atılan portakal kabuklarına üzülürüm. Kabuklarda öyle etli öyle güzel ki tam reçellik. Bunlardan ne güzel reçel olurdu diye söylenirim. Şimdi her şey fabrikasyon oldu. Nasıl, ne ile hangi katkı maddeleri ile korunan gıdalarımız marketlerin raflarında. Elma kabuklarını da atmaz sirke yapardık. Hakiki natürel sirke.

Elma sirkesini biz yine elma kabuklarından kendimiz yapıyoruz. Yaş tarhana yapmayı Tosyalı Terzi sevgili İsmail Çağdaş ağabeyimden öğrendim. Büyük bir zevkle evde yapıyor bir kış içiyoruz. Yaparken eşime takılıyorum. “Madem yapıyoruz biraz fazlaca yapalım hakiki ev tarhanası diye satalım” diyorum.

Almanya’ya giden ilk işçilerden iki aile çalışma hayatının zorlukları yüzünden uzun bir süre görüşemezler. Bir gün koca karısına yahu bizim hemşeriler ne yaptılar acaba bir arasak sorsak der. Ararlar adresi alır giderler. Verilen adreste bahçe içinde eski ve harap bir ev vardır. Tabi önce şaşırırlar, sonra sorular başlar. Hemşeri anlatır; Tek kişinin ücreti ile geçinmek zor. Çocuklar da cabası. Gördüğün gibi bahçede birde müştemilat var. Çocuklara süt içirmek gayesi ile bir inek alıp müştemilatta beslemeye başladık. Akşamları semt pazarlarını dolaşarak çöpe gidecek meyve sebze ne bulursam toplayın ineği bununla beslemeye çalıştım. En çok da muz ile. Biliyorsun Almanya’da muz çok.. Bir süre sonra Alman komşumuz kendi çocuğuna içirmek için süt verip veremeyeceğimi sordu. Hem iyi komşuluk hem de şikâyet korkusu ile ona da verdim. Bir gün kadın sütte muz kokusu olduğunu söyledi. “Muz aromalı hakiki süt” dedi. Evet, kadının söylediği gibi hakikaten sütler hem katkısız inek sütü hem de hakiki muz aromalıydı. Ben de hemen inek sayısını dörde çıkardım ve ürettiğim sütü satmaya başladım. O kadar çok talep oldu ki işten çıktım bu işi yapmaya karar verdim

Bunları yazarken değerli dostum Osman Hakan Kiracının bir makalesindeki sitemi aklıma geldi. Mealen şöyle yazıyordu. Yozgat köylüsü de üç beş tavuk beslemez yumurtayı bakkaldan alır. Bahçesine dikmiyor, taze soğanı maydanozu, patlıcanı da parayla alıyor. Demek şehirleşme, şehre göçme filan bahane. Sağlığımızı düşünmeden hazırdan tüketmek kolayımıza geliyor. Tabi bunda bahçeli evlerden hızla betonlaşmaya gidişinde önemli bir rolü var.

Lafı uzattık, yine biz küçükken diye başlıyayım da hangi tarihlerden bahsettiğim iyi anlaşılsın. Biz küçükken yani 1950 li yıllarda Yozgat dâhil Anadolu’nun birçok şehrinde helalarımız bahçede idi. Çünkü kanalizasyon yoktu (4 Haziran 2015 Perşembe günü Amasya’daydım. 1959-1961 yıllarında oturduğumuz evin helası yine bahçedeydi). Niğde de karşı komşunun oğlu ile onların bahçesinde oynarken karnım ağrıyor diyen torununa dedesi argo bir deyimle git patılat bir şeyciğin kalmaz dedi. Yani git tuvalete defi hacet et demek istedi. Patılat’ın anlamı neydi? Helalarımız, evin dışında, bahçenin bir köşesinde aralarında 30 santim kadar boşluk olan yan yana uzatılmış iki tahta ve altında kocaman bir çukur olan ahşap kabinlerdi. Tahtalar çukurdan epey yüksekte olurdu. Bu yüzden defi hacet ederken pat pat sesi duyulurdu. Elbette her daim dolu tutulan bir ibrik de hazır tutulurdu. Eğer yakında bir dere varsa bu çukurun ucu oraya açılırdı. Bahçedeki bu helalar yazın yanar kışın donar, geceleri de biz çocuklar için korku tüneli olurdu.

Niğde de helalar bahçe duvarının sokağa bakan tarafında yapılır, sokak tarafına da kesme taştan bir kapak konurdu. Eşek üzerine hasırdan hâbeler koyan bazı adamlar sokak sokak gezer dolu olan çukurları ev sahibinin izni ile boşaltır bunları da üç otuz paraya bağ sahiplerine gübre olarak satarlardı. Ev sahibi para ile temizletmekten kurtulurken temizleyen kişide üç kuruş para kazanmış olurdu. Bağları ve şarapçılığı ile meşhur olan Niğde’nin bağları bu zengin gübrelerle gübrelenirdi. Değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocam da, “bu gün dünya devleri ile yarışmakta olan Güney Kore halkı da, VC’sindeki dışkısını gübre olarak kullanmıştı. Hatta derler ki bir komşusuna giden hanımın çocuğu tuvalete gitmek istediğinde orada yaptırmaz hemen kendi evine götürürmüş” demişti.

Yılmaz ağabeyim sohbetlerimizde sık sık şunu da vurgulardı. “Ne yazık ki kurban derilerimizden de gerektiği kadar fayda sağlayamıyoruz. Bayram sırasında gerek Türk Hava Kurumu gerek özel kişiler ve değişik amaçlı vakıflar adına toplanan kurban derilerinin nerelere gittiği bilinemiyor. Bir kere bu deriler usulüne uygun olarak zarar verilmeden yüzülebiliyor mu? Toplandıktan sonra özenle korunabiliyor mu? Ve kıymetli bir meta olarak gerektiği gibi değerlendirilebiliyor mu? Kurban derilerinden sağlanacak gelirler, erozyon ağaçlandırma ve meraların ıslahı çalışmalarında kullanılmak maksadıyla muhtarlar tarafından de toplanmasına izin verilebilir. Kurban kesilmesi ile ilgili bir şey daha anlatayım; Aşısız ceviz fidanları 25-30 yıl sonra meyve vermeye başlar. Hâlbuki bu ağaçların çevresinde kesilen kurban kanı bu ağaçların 10 seneye varmadan meyve vermesini sağlıyor.” Diye anlatırdı Yılmaz ağabeyim. Ayrıca Ceviz ağası sülfür gazı üretir. Sülfür gazının ozon tabakasını tamir etme özelliği var. Sırf bu sebepten dolayı dünyadaki ceviz ağacının sayısının artırılması gerekiyormuş.

Hülasa, bağlar, bahçeler, tarlalar hayvan ve insan gübreleri ile gübrelenirlerdi. Suni gübre bilinmediğinden hem topraklar zenginleşir hem de insan sağlığı için bir tehlike oluşturmazdı. Değerli okurum Suzan Hanımefendinin dediği gibi pek de absürt bir yazı olmadı sanırım. Yani demem o ki hiçbir şey ziyan edilmezdi insan dışkısı bile…

08.06.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00