BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4601
Toplam
:
13189565
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÖZLÜK, YA DA YABANCI DİL ÖLÜM SEBEBİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bu yazımda 1970 li yılların sonlarında ülkemiz haber bültenlerinde çok bahsi geçen bir siyasetçiyi anlatmaya çalışacağım. Bu siyasetçi 1979'dan 1997 Temmuzuna kadar Kamboçya’yı yöneten asıl adı “Saloth Sar” olan “Pol Pot”dur.

1925 yılında Kamboçya'nın bir parçası olan Kompong Thom şehrinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Pol Pot, Fransa’da eğitim aldı. Fransa’da bulunduğu yıllarda Komünist Partisine katılmış olan Pol Pot 1953 yılında Kamboçya’ya döndü ve siyaset sahnesinde gözükmeye başladı. Bir taraftan öğretmenlik yaparken diğer taraftan da Kamboçya Komünist Partisine katıldı. 1963 yılında ise ormanlık bölgelere çekilerek Kızıl Kmerler (Fransızca: Khmer Rouge),olarak bilinen gerilla teşkilatını kurup organize etti.

Yaklaşık yüz yıl boyunca Fransız sömürgesi altında kalan Kamboçya 1953 yılına gelindiğinde Fransızlardan bağımsızlığını kazandı. Kralları Sihanouk yönetiminde yeni bir döneme giren Kamboçya 15 yıl huzur içinde yaşadı. O yıllarda bölgede sürüp giden ABD-Vietnam savaşı Kamboçya’yı da etkilemeye başladı. Vietnam’da bombalayacak yer bırakmayan ABD, Vietnam karşısında kaybettikçe Kamboçya topraklarını da bombaladı. Vietnam’a destek veren gerillaların desteğini kırmak için yapılan bu bombalamalar Kamboçya’da yaşamı alt üst etti. Köylerde yaşayan milyonlarca köylü, fakir insan şehirlere kaçmak zorunda kaldı. 1969'dan 1973'e kadar süren bombalamaların sonucunda ülkedeki pirinç üretimi beşte birine düştü.

Kızıl Kmerlerin lideri Pol Pot’un ülkedeki gücünün artmasına yol açan gelişme ise “1970 yılında Kamboçya’da yaşanan ABD destekli askeri darbe” oldu. Darbenin ardından Kral “Norodom Sihanouk” Pekin’e kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot, askeri darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılan kral Sihanouk ile işbirliğine girerek askeri idareye karşı hareket başlattı. 1975'te General Lon Nol yönetimindeki askeri idareyi devirerek başbakan oldu

Başbakan olmasına rağmen bütün idareyi elinde bulunduran Pol Pot, birliklerinin başkent Phnom Penh'i işgal etmesiyle asıl yüzünü gösterdi ve katliamlarını sergilemeye başladı. Şehirde yaşayan herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot, bütün okulları yıktırdı. Yaşlı-genç-çocuk-kadın-erkek ayırımı yapmaksızın yüz binlerce insanı işkence hanelere dönüştürülen okullarda, idareye karşı olduklarını itiraf ettirdikten sonra ölüm tarlalarına sürdü. Yeni bir ülke yeni bir halk yaratmak amacıyla faaliyete geçen Pol Pot şehirleri boşaltarak insanları köylere göçe zorladı. Ülkedeki üniversiteler, okullar, postaneler, fabrikalar, gazeteler, dergiler, fabrikalar, bankalar gibi kurumların hepsi kapatıldı, tahrip edildi. Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkesi düşman gördü. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, din adamı, gazeteci, yazar kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçirildi ve katledildi. ‘Burjuva medeniyetini’ yok etmek iddiasındaki bu rejim pek çok kişiyi “gözlük kullandığı” ya da “yabancı dil bildiği” gerekçesiyle suçlayarak öldürdü. Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalıştı. Aile fertleri birbirinden koparılarak herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlandı. Çocuklar kolektiflere emanet edildi. Toplanan çocuklar beyinlerinin yıkanması ile rejime sadık askeri güç haline getiriliyordu. Eskiye dair her şeyi imha eden Pol Pot hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmayı planlıyordu. Bu yıkım dalgası tarihe sıfır Yılı olarak geçti. 3 yıl 8 ay içinde (1975-1979), ülke nüfusunun yaklaşık yarısı, “3 milyon kişi” katledildi. Öldürülenlerin sayısı o kadar çoktu ki yüklü bir cephane masrafı ortaya çıkmasın diye, insanlar maliyetsiz bir şekilde bıçak, çekiç, balta, kürek gibi araçlarla ya da dövülerek öldürüldü. Bebekler ölüm ağacı dedikleri bir ağaca başlarını vura vura öldürüldüler.

Yalnızca gerilla gücüne sahip olan Kızıl Kmerler, 1978 yılında Vietnam’la yaptıkları savaşta kısa sürede mağlup oldu ve Pol Pot rejimi yıkıldı. Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot'un 15 Nisan 1998'de kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı. Ölümünden birkaç ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, milyonlarca insanın öldürülmesiyle alakalı vicdanen rahat olduğunu, bunları kendi başına yapmadığını açıklamıştı.

Müze haline getirilen milyonca kişinin gömüldüğü toplu mezarlar ve “ölüm ağacı” her yıl yine milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu yazımı hazırladığım sırada Tayland, Vietnam, Kamboçya, gezisinden yeni dönen değerli dostum Sayın Hakan Çokuslu, izlenimlerini şöyle anlattı; “Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh şehri. Katledilen insanların kemikleri de bu şehirdeki müzelerde. Rehberimiz dedi ki, “Kamboçya halkının büyük bir çoğunluğu yaşadıkları bu travmayı bu gün bile üzerlerinden atamadılar. Hâlâ Kızıl Kmerlerin ajanlarının aralarında dolaştıklarını düşünüyorlar ve Pol Pot rejimi aleyhinde o kötü bir rejimdi çok baskı vardı gibi bir şey söylemekten korkuyorlar.” Ancak, rehberimiz anlatıları sırasında çok açık bir şekilde şunu da söyledi. “Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü.” Kamboçya halkı bu gün bile şuna inanıyor. Pol Pot Vietnam’a yenilip Kamboçya halkı da Kralı yurt dışından getirdikten sonra, Pol Pot Tayland’a yakın bir köye çekilmiş, yani sürgün edilmemiş. Orada bir gölge kabine kurmuş ve ölene kadar sistemi takip etmiş. Hatta Kamboçya’nın bir ordusu varken Pol Pot’un da kendisini koruyan bir ordusu bile varmış. Yani kontrolü altında düzeni takip etmeye devam etmiş. Kamboçya halkı bu gün bile hem korkuyor hem de Pol Pot’a sempati duyuyor.

Pol Pot 3 milyon kişiyi öldürdükten sonra şöyle bir beyanat veriyor. “Evet, biraz aşırıya gittim, çok fazla insan öldü. Dolayısıyla yeni nesli yetiştirecek öğretmen kalmadı. Benim şimdi hocalara, öğretmenlere, akademisyenlere ihtiyacım var. Kimler bu işi yapabilecekse gelsin okulların başına geçsin.” Bu çağrıyı duyan ve katliamdan kurtulan bir kısım okumuş insan ortaya çıkınca onları da öldürtüyor. Bunları yaparken Mao’dan etkilendiği söyleniyor ama Mao ülkesinde böyle bir şey yapmadı. Enteresan bir şey daha söyleyeyim; Şu andaki kral, Pol Pot’un aksine romancı, şair, ressam, sanatsever ve sanatçı bir adam. Rejim, sembolik bir krallık. Parlamenter bir sistemle idare edilse de halkta hâlâ o korku devam ediyor. Çok turist çeken bir ülke, bu benim ikinci gidişim. O devri yaşamayan 20-21 yaşındaki rehberimizin anlatıları sırasında “ Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü” tekrarları özellikle dikkatimi çekmişti.

Katliamdan kurtulan iki yaşlı adam müzenin olduğu yerde kendilerine bir yer açmışlar, anılarını yazdıkları kitapları satıyorlar. Ziyaretçilerle sohbet ediyorlar. Fransız sömürgesi olmasına rağmen para olarak dolar geçiyor. Vietnam ve Tayvan da yabancı para geçmiyor. Kendi paraları ile alışveriş yapmak zorunda kalıyorsun.

Vietnam, bütün o tuzakları tünelleri aynen muhafaza etmiş. Yerin altı 30 kilometre tünel. Tüneller o kadar dar ki Amerikalılar o tünellere giremiyor. Amerika’nın Vietnam’da yaptığı katliama rağmen yine de bir Amerikan hayranlığı var. Sanırım Amerika oraya yatırımlar yapıyor. Alışveriş merkezlerinde olmayan Amerikan malı yok. Vietnam, Kamboçya’ya göre çok daha gelişmiş. Halkı çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever. Birçok defa gidip gezilebilir.” Dostum Hakan Çokuslu’nun izlenimleri de böyle.

Anlaşılan odur ki insanlık, birinci ve ikinci dünya savaşının acılarını pek çabuk unutmuş. Daha başka acılara gebe.


30.05.2015



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00