BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
177
Dün
:
5063
Toplam
:
13454119
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÖZLÜK, YA DA YABANCI DİL ÖLÜM SEBEBİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bu yazımda 1970 li yılların sonlarında ülkemiz haber bültenlerinde çok bahsi geçen bir siyasetçiyi anlatmaya çalışacağım. Bu siyasetçi 1979'dan 1997 Temmuzuna kadar Kamboçya’yı yöneten asıl adı “Saloth Sar” olan “Pol Pot”dur.

1925 yılında Kamboçya'nın bir parçası olan Kompong Thom şehrinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Pol Pot, Fransa’da eğitim aldı. Fransa’da bulunduğu yıllarda Komünist Partisine katılmış olan Pol Pot 1953 yılında Kamboçya’ya döndü ve siyaset sahnesinde gözükmeye başladı. Bir taraftan öğretmenlik yaparken diğer taraftan da Kamboçya Komünist Partisine katıldı. 1963 yılında ise ormanlık bölgelere çekilerek Kızıl Kmerler (Fransızca: Khmer Rouge),olarak bilinen gerilla teşkilatını kurup organize etti.

Yaklaşık yüz yıl boyunca Fransız sömürgesi altında kalan Kamboçya 1953 yılına gelindiğinde Fransızlardan bağımsızlığını kazandı. Kralları Sihanouk yönetiminde yeni bir döneme giren Kamboçya 15 yıl huzur içinde yaşadı. O yıllarda bölgede sürüp giden ABD-Vietnam savaşı Kamboçya’yı da etkilemeye başladı. Vietnam’da bombalayacak yer bırakmayan ABD, Vietnam karşısında kaybettikçe Kamboçya topraklarını da bombaladı. Vietnam’a destek veren gerillaların desteğini kırmak için yapılan bu bombalamalar Kamboçya’da yaşamı alt üst etti. Köylerde yaşayan milyonlarca köylü, fakir insan şehirlere kaçmak zorunda kaldı. 1969'dan 1973'e kadar süren bombalamaların sonucunda ülkedeki pirinç üretimi beşte birine düştü.

Kızıl Kmerlerin lideri Pol Pot’un ülkedeki gücünün artmasına yol açan gelişme ise “1970 yılında Kamboçya’da yaşanan ABD destekli askeri darbe” oldu. Darbenin ardından Kral “Norodom Sihanouk” Pekin’e kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot, askeri darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılan kral Sihanouk ile işbirliğine girerek askeri idareye karşı hareket başlattı. 1975'te General Lon Nol yönetimindeki askeri idareyi devirerek başbakan oldu

Başbakan olmasına rağmen bütün idareyi elinde bulunduran Pol Pot, birliklerinin başkent Phnom Penh'i işgal etmesiyle asıl yüzünü gösterdi ve katliamlarını sergilemeye başladı. Şehirde yaşayan herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot, bütün okulları yıktırdı. Yaşlı-genç-çocuk-kadın-erkek ayırımı yapmaksızın yüz binlerce insanı işkence hanelere dönüştürülen okullarda, idareye karşı olduklarını itiraf ettirdikten sonra ölüm tarlalarına sürdü. Yeni bir ülke yeni bir halk yaratmak amacıyla faaliyete geçen Pol Pot şehirleri boşaltarak insanları köylere göçe zorladı. Ülkedeki üniversiteler, okullar, postaneler, fabrikalar, gazeteler, dergiler, fabrikalar, bankalar gibi kurumların hepsi kapatıldı, tahrip edildi. Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkesi düşman gördü. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, din adamı, gazeteci, yazar kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçirildi ve katledildi. ‘Burjuva medeniyetini’ yok etmek iddiasındaki bu rejim pek çok kişiyi “gözlük kullandığı” ya da “yabancı dil bildiği” gerekçesiyle suçlayarak öldürdü. Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalıştı. Aile fertleri birbirinden koparılarak herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlandı. Çocuklar kolektiflere emanet edildi. Toplanan çocuklar beyinlerinin yıkanması ile rejime sadık askeri güç haline getiriliyordu. Eskiye dair her şeyi imha eden Pol Pot hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmayı planlıyordu. Bu yıkım dalgası tarihe sıfır Yılı olarak geçti. 3 yıl 8 ay içinde (1975-1979), ülke nüfusunun yaklaşık yarısı, “3 milyon kişi” katledildi. Öldürülenlerin sayısı o kadar çoktu ki yüklü bir cephane masrafı ortaya çıkmasın diye, insanlar maliyetsiz bir şekilde bıçak, çekiç, balta, kürek gibi araçlarla ya da dövülerek öldürüldü. Bebekler ölüm ağacı dedikleri bir ağaca başlarını vura vura öldürüldüler.

Yalnızca gerilla gücüne sahip olan Kızıl Kmerler, 1978 yılında Vietnam’la yaptıkları savaşta kısa sürede mağlup oldu ve Pol Pot rejimi yıkıldı. Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot'un 15 Nisan 1998'de kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı. Ölümünden birkaç ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, milyonlarca insanın öldürülmesiyle alakalı vicdanen rahat olduğunu, bunları kendi başına yapmadığını açıklamıştı.

Müze haline getirilen milyonca kişinin gömüldüğü toplu mezarlar ve “ölüm ağacı” her yıl yine milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu yazımı hazırladığım sırada Tayland, Vietnam, Kamboçya, gezisinden yeni dönen değerli dostum Sayın Hakan Çokuslu, izlenimlerini şöyle anlattı; “Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh şehri. Katledilen insanların kemikleri de bu şehirdeki müzelerde. Rehberimiz dedi ki, “Kamboçya halkının büyük bir çoğunluğu yaşadıkları bu travmayı bu gün bile üzerlerinden atamadılar. Hâlâ Kızıl Kmerlerin ajanlarının aralarında dolaştıklarını düşünüyorlar ve Pol Pot rejimi aleyhinde o kötü bir rejimdi çok baskı vardı gibi bir şey söylemekten korkuyorlar.” Ancak, rehberimiz anlatıları sırasında çok açık bir şekilde şunu da söyledi. “Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü.” Kamboçya halkı bu gün bile şuna inanıyor. Pol Pot Vietnam’a yenilip Kamboçya halkı da Kralı yurt dışından getirdikten sonra, Pol Pot Tayland’a yakın bir köye çekilmiş, yani sürgün edilmemiş. Orada bir gölge kabine kurmuş ve ölene kadar sistemi takip etmiş. Hatta Kamboçya’nın bir ordusu varken Pol Pot’un da kendisini koruyan bir ordusu bile varmış. Yani kontrolü altında düzeni takip etmeye devam etmiş. Kamboçya halkı bu gün bile hem korkuyor hem de Pol Pot’a sempati duyuyor.

Pol Pot 3 milyon kişiyi öldürdükten sonra şöyle bir beyanat veriyor. “Evet, biraz aşırıya gittim, çok fazla insan öldü. Dolayısıyla yeni nesli yetiştirecek öğretmen kalmadı. Benim şimdi hocalara, öğretmenlere, akademisyenlere ihtiyacım var. Kimler bu işi yapabilecekse gelsin okulların başına geçsin.” Bu çağrıyı duyan ve katliamdan kurtulan bir kısım okumuş insan ortaya çıkınca onları da öldürtüyor. Bunları yaparken Mao’dan etkilendiği söyleniyor ama Mao ülkesinde böyle bir şey yapmadı. Enteresan bir şey daha söyleyeyim; Şu andaki kral, Pol Pot’un aksine romancı, şair, ressam, sanatsever ve sanatçı bir adam. Rejim, sembolik bir krallık. Parlamenter bir sistemle idare edilse de halkta hâlâ o korku devam ediyor. Çok turist çeken bir ülke, bu benim ikinci gidişim. O devri yaşamayan 20-21 yaşındaki rehberimizin anlatıları sırasında “ Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü” tekrarları özellikle dikkatimi çekmişti.

Katliamdan kurtulan iki yaşlı adam müzenin olduğu yerde kendilerine bir yer açmışlar, anılarını yazdıkları kitapları satıyorlar. Ziyaretçilerle sohbet ediyorlar. Fransız sömürgesi olmasına rağmen para olarak dolar geçiyor. Vietnam ve Tayvan da yabancı para geçmiyor. Kendi paraları ile alışveriş yapmak zorunda kalıyorsun.

Vietnam, bütün o tuzakları tünelleri aynen muhafaza etmiş. Yerin altı 30 kilometre tünel. Tüneller o kadar dar ki Amerikalılar o tünellere giremiyor. Amerika’nın Vietnam’da yaptığı katliama rağmen yine de bir Amerikan hayranlığı var. Sanırım Amerika oraya yatırımlar yapıyor. Alışveriş merkezlerinde olmayan Amerikan malı yok. Vietnam, Kamboçya’ya göre çok daha gelişmiş. Halkı çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever. Birçok defa gidip gezilebilir.” Dostum Hakan Çokuslu’nun izlenimleri de böyle.

Anlaşılan odur ki insanlık, birinci ve ikinci dünya savaşının acılarını pek çabuk unutmuş. Daha başka acılara gebe.


30.05.2015



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00