BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
182
Dün
:
4633
Toplam
:
14933203
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GÖZLÜK, YA DA YABANCI DİL ÖLÜM SEBEBİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, bu yazımda 1970 li yılların sonlarında ülkemiz haber bültenlerinde çok bahsi geçen bir siyasetçiyi anlatmaya çalışacağım. Bu siyasetçi 1979'dan 1997 Temmuzuna kadar Kamboçya’yı yöneten asıl adı “Saloth Sar” olan “Pol Pot”dur.

1925 yılında Kamboçya'nın bir parçası olan Kompong Thom şehrinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Pol Pot, Fransa’da eğitim aldı. Fransa’da bulunduğu yıllarda Komünist Partisine katılmış olan Pol Pot 1953 yılında Kamboçya’ya döndü ve siyaset sahnesinde gözükmeye başladı. Bir taraftan öğretmenlik yaparken diğer taraftan da Kamboçya Komünist Partisine katıldı. 1963 yılında ise ormanlık bölgelere çekilerek Kızıl Kmerler (Fransızca: Khmer Rouge),olarak bilinen gerilla teşkilatını kurup organize etti.

Yaklaşık yüz yıl boyunca Fransız sömürgesi altında kalan Kamboçya 1953 yılına gelindiğinde Fransızlardan bağımsızlığını kazandı. Kralları Sihanouk yönetiminde yeni bir döneme giren Kamboçya 15 yıl huzur içinde yaşadı. O yıllarda bölgede sürüp giden ABD-Vietnam savaşı Kamboçya’yı da etkilemeye başladı. Vietnam’da bombalayacak yer bırakmayan ABD, Vietnam karşısında kaybettikçe Kamboçya topraklarını da bombaladı. Vietnam’a destek veren gerillaların desteğini kırmak için yapılan bu bombalamalar Kamboçya’da yaşamı alt üst etti. Köylerde yaşayan milyonlarca köylü, fakir insan şehirlere kaçmak zorunda kaldı. 1969'dan 1973'e kadar süren bombalamaların sonucunda ülkedeki pirinç üretimi beşte birine düştü.

Kızıl Kmerlerin lideri Pol Pot’un ülkedeki gücünün artmasına yol açan gelişme ise “1970 yılında Kamboçya’da yaşanan ABD destekli askeri darbe” oldu. Darbenin ardından Kral “Norodom Sihanouk” Pekin’e kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot, askeri darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılan kral Sihanouk ile işbirliğine girerek askeri idareye karşı hareket başlattı. 1975'te General Lon Nol yönetimindeki askeri idareyi devirerek başbakan oldu

Başbakan olmasına rağmen bütün idareyi elinde bulunduran Pol Pot, birliklerinin başkent Phnom Penh'i işgal etmesiyle asıl yüzünü gösterdi ve katliamlarını sergilemeye başladı. Şehirde yaşayan herkesi pirinç tarlalarında çalışmaya zorlayan Pol Pot, bütün okulları yıktırdı. Yaşlı-genç-çocuk-kadın-erkek ayırımı yapmaksızın yüz binlerce insanı işkence hanelere dönüştürülen okullarda, idareye karşı olduklarını itiraf ettirdikten sonra ölüm tarlalarına sürdü. Yeni bir ülke yeni bir halk yaratmak amacıyla faaliyete geçen Pol Pot şehirleri boşaltarak insanları köylere göçe zorladı. Ülkedeki üniversiteler, okullar, postaneler, fabrikalar, gazeteler, dergiler, fabrikalar, bankalar gibi kurumların hepsi kapatıldı, tahrip edildi. Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkesi düşman gördü. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, din adamı, gazeteci, yazar kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçirildi ve katledildi. ‘Burjuva medeniyetini’ yok etmek iddiasındaki bu rejim pek çok kişiyi “gözlük kullandığı” ya da “yabancı dil bildiği” gerekçesiyle suçlayarak öldürdü. Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalıştı. Aile fertleri birbirinden koparılarak herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlandı. Çocuklar kolektiflere emanet edildi. Toplanan çocuklar beyinlerinin yıkanması ile rejime sadık askeri güç haline getiriliyordu. Eskiye dair her şeyi imha eden Pol Pot hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmayı planlıyordu. Bu yıkım dalgası tarihe sıfır Yılı olarak geçti. 3 yıl 8 ay içinde (1975-1979), ülke nüfusunun yaklaşık yarısı, “3 milyon kişi” katledildi. Öldürülenlerin sayısı o kadar çoktu ki yüklü bir cephane masrafı ortaya çıkmasın diye, insanlar maliyetsiz bir şekilde bıçak, çekiç, balta, kürek gibi araçlarla ya da dövülerek öldürüldü. Bebekler ölüm ağacı dedikleri bir ağaca başlarını vura vura öldürüldüler.

Yalnızca gerilla gücüne sahip olan Kızıl Kmerler, 1978 yılında Vietnam’la yaptıkları savaşta kısa sürede mağlup oldu ve Pol Pot rejimi yıkıldı. Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçmak zorunda kaldı. Pol Pot'un 15 Nisan 1998'de kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı. Ölümünden birkaç ay önce kendisiyle yapılan bir röportajda, milyonlarca insanın öldürülmesiyle alakalı vicdanen rahat olduğunu, bunları kendi başına yapmadığını açıklamıştı.

Müze haline getirilen milyonca kişinin gömüldüğü toplu mezarlar ve “ölüm ağacı” her yıl yine milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu yazımı hazırladığım sırada Tayland, Vietnam, Kamboçya, gezisinden yeni dönen değerli dostum Sayın Hakan Çokuslu, izlenimlerini şöyle anlattı; “Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh şehri. Katledilen insanların kemikleri de bu şehirdeki müzelerde. Rehberimiz dedi ki, “Kamboçya halkının büyük bir çoğunluğu yaşadıkları bu travmayı bu gün bile üzerlerinden atamadılar. Hâlâ Kızıl Kmerlerin ajanlarının aralarında dolaştıklarını düşünüyorlar ve Pol Pot rejimi aleyhinde o kötü bir rejimdi çok baskı vardı gibi bir şey söylemekten korkuyorlar.” Ancak, rehberimiz anlatıları sırasında çok açık bir şekilde şunu da söyledi. “Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü.” Kamboçya halkı bu gün bile şuna inanıyor. Pol Pot Vietnam’a yenilip Kamboçya halkı da Kralı yurt dışından getirdikten sonra, Pol Pot Tayland’a yakın bir köye çekilmiş, yani sürgün edilmemiş. Orada bir gölge kabine kurmuş ve ölene kadar sistemi takip etmiş. Hatta Kamboçya’nın bir ordusu varken Pol Pot’un da kendisini koruyan bir ordusu bile varmış. Yani kontrolü altında düzeni takip etmeye devam etmiş. Kamboçya halkı bu gün bile hem korkuyor hem de Pol Pot’a sempati duyuyor.

Pol Pot 3 milyon kişiyi öldürdükten sonra şöyle bir beyanat veriyor. “Evet, biraz aşırıya gittim, çok fazla insan öldü. Dolayısıyla yeni nesli yetiştirecek öğretmen kalmadı. Benim şimdi hocalara, öğretmenlere, akademisyenlere ihtiyacım var. Kimler bu işi yapabilecekse gelsin okulların başına geçsin.” Bu çağrıyı duyan ve katliamdan kurtulan bir kısım okumuş insan ortaya çıkınca onları da öldürtüyor. Bunları yaparken Mao’dan etkilendiği söyleniyor ama Mao ülkesinde böyle bir şey yapmadı. Enteresan bir şey daha söyleyeyim; Şu andaki kral, Pol Pot’un aksine romancı, şair, ressam, sanatsever ve sanatçı bir adam. Rejim, sembolik bir krallık. Parlamenter bir sistemle idare edilse de halkta hâlâ o korku devam ediyor. Çok turist çeken bir ülke, bu benim ikinci gidişim. O devri yaşamayan 20-21 yaşındaki rehberimizin anlatıları sırasında “ Pol Pot rejimi çok iyi idi. Bir tek kusuru vardı çok adam öldürdü” tekrarları özellikle dikkatimi çekmişti.

Katliamdan kurtulan iki yaşlı adam müzenin olduğu yerde kendilerine bir yer açmışlar, anılarını yazdıkları kitapları satıyorlar. Ziyaretçilerle sohbet ediyorlar. Fransız sömürgesi olmasına rağmen para olarak dolar geçiyor. Vietnam ve Tayvan da yabancı para geçmiyor. Kendi paraları ile alışveriş yapmak zorunda kalıyorsun.

Vietnam, bütün o tuzakları tünelleri aynen muhafaza etmiş. Yerin altı 30 kilometre tünel. Tüneller o kadar dar ki Amerikalılar o tünellere giremiyor. Amerika’nın Vietnam’da yaptığı katliama rağmen yine de bir Amerikan hayranlığı var. Sanırım Amerika oraya yatırımlar yapıyor. Alışveriş merkezlerinde olmayan Amerikan malı yok. Vietnam, Kamboçya’ya göre çok daha gelişmiş. Halkı çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever. Birçok defa gidip gezilebilir.” Dostum Hakan Çokuslu’nun izlenimleri de böyle.

Anlaşılan odur ki insanlık, birinci ve ikinci dünya savaşının acılarını pek çabuk unutmuş. Daha başka acılara gebe.


30.05.2015



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00