BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
202
Dün
:
4633
Toplam
:
14652553
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR LİSELİ ATLET
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cennetmekân babamın memuriyeti dolayısıyla 1959-1961 yılları Amasya’da bulunuyorduk. Ben ortaokul son sınıfı ve iki yıl liseyi orada okudum. Beden Eğitimi hocamız, sportmen ve güreşçi çok sevdiğimiz Mehmet Akkuş Bey idi. İki yıl üst üste Samsundan Ankara’ya götürülen bayrak ile Samsundan alınıp Ankara’ya Anıtkabir’e götürülen toprağı koşarak 500 metre buyunca taşıma şerefine nail olmuştum.

Beden eğitimi hocamız Mehmet Akkuş Bey, ortaokul ve lise talebelerini istisnasız ve çok sıkı bir şekilde 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına hazırlardı. Bayramdan haftalar önce başlayıp bayram gününe kadar her öğleden sonra prova yapardık. 19 Mayıs gösterilerine çok önem verirdi. Biz o yıllarda diğer dersler gibi beden eğitimi dersinden de ayrı ayrı hareketlerimizden not alırdık. Örneğin arka arkaya takla atma, uzun atlama, yüksek atlama, kasadan atlama, paralel ve okulun bahçesine kurdurduğu piramit merdivene düz çıkıp baş aşağı inişlerden ayrı ayrı not alırdık. Bu not almalar eğer bayramlardan sonrasına rast gelirse Mehmet Akkuş Hocamız hareketimizin karşılığı notumuzu defterine kaydederken şöyle söylerdi; “Dokuz, beyefendi bayrama iştirak etmemişler beş.” Ben okulumuzun boru takımında kardeşim Haluk da Trampet takımında idik. Ayrıca Halk Türküleri koromuzda da bağlama çalıyordum.

Bayrak ve toprak Samsundan yola çıkarılmadan birkaç gün önce bir sabah, Mehmet Akkuş Hocamız birden okulun merdivenlerinde görünürdü. Kısa bir süre sabah neşesi içinde birbirleri ile konuşan gülen talebelerin susmasını bekler, sesler kesilince gür sesi ile konuşmasına şöyle başlardı: “Samsundan gelen bayrağı taşıyacak atletlerin isimlerini okuyorum.” Sonra bayrağı taşıyacak kız ve erkek talebelerin isimlerini üstüne basarak okurdu. O anda öyle bir heyecan duyardık ki tarifi imkânsız. O kadar talebenin içinde ismimizin okunması büyük bir onurdu. O heyecanla yakın arkadaşımızın ismi aklımızda kalırdı elbet ama ya diğerleri kimlerdi? Sonraki teneffüslerde hep öğrenmeye çalışırdık.

O sabah beyaz atlet ve siyah şortlarımızı giymiş olarak okula giderdik. Okula vardığımızda, Gökhöyük Devlet Üretme çiftliği, Suluca (şimdi Suluova) Şeker Fabrikası, Karayolları bölge şefliği, Devlet Su İşleri gibi kurumların bize tahsis ettiği büyük araçları okulun önünde hazır bulurduk.

Bundan birkaç gün önce Bayrak ve toprak Samsundan yola çıkmış olurdu. Biz emanetleri yanılmıyorsam Suluova’dan sonra alırdık. Oraya kadar takriben 80-90 km yolu birkaç günde başkaları getirirdi. Emanetler teslim alındıktan sonra daha küçük araçlara alınan biz atletler hızlı bir şekilde ileriye götürülür takriben 500 metre aralıklarla bir kız bir erkek atlet olarak bırakılırdık. Biz orda beklerken arkadaşımızın koşarak getirdiği flama şeklindeki Türk Bayrağını üç kere öperek teslim alır bir sonraki arkadaşımıza teslim etmek üzere koşmaya başlardık. Menzile vardığımızda yine üç kere öperek arkadaşımıza teslim eder konvoy halinde gelen araçlardan birisine biner bir sonraki sıramızı beklerdik. Bayrağı arkadaşına teslim edip de bizlerin arasına dönen kız arkadaşlarımız nefes nefese ve ellerini göğüslerine bastırmış heyecan içinde araca binerlerdi. Bu heyecanları ile onları daha çok severdik. Öyle gözlemlerdim ki kız arkadaşlarımız hem o gün hem de sonraki birkaç gün kendileri ile sanki biz erkek talebelerden daha çok gurur duyuyorlar…

Suluova Amasya arası sanırım 25-30 km kadardı. Öğleden sonraki saatlerde geldiğimiz Amasya da bayrağımızı ve toprağı Valiliğe törenle teslim ederdik. Bayrak o gece Valilikte halkın da pencere arkasında görebileceği bir mahalde ışıklandırılarak tutulurdu. Valilik binasının dış aydınlatması için yere monte edilen Yüksek Watt’lı projektörlerin ısısını fark ederek acaba camı ne kadar sıcaktır merakı ile ellerimiz yakmamızda tatlı birer anı olmuştu.

Ertesi günü yine sanırım Sanat Okulu talebeleri Valilikten törenle aldıkları bayrağı bir sonraki menzile eriştirirlerdi. Böyle menzil menzil Ankara’ya götürülen bayrak ve toprak 19 Mayıs törenleri esnasında milli atletlerimiz tarafından dönemin Cumhurbaşkanına teslim edilirdi.

Bu yazımı yayına hazırladığım sırada bir araya geldiğimiz benden dört yaş büyük dünürüm Ersin Danıska’nın da 1956-57-58 yıllarında Sivas “Dört Eylül Lisesinde” okuduğu ve Sivas’tan Şarkışla’ya kadarki etapta üç yıl bayrağımızı taşıdığı ortaya çıktı. “ Bizim ekiplerde şimdi ismini hatırlayamadığım bir milli maraton koşucusu ile daha sonra Galatasaray’da futbol oynayan Ahmet Tuna da vardı, ertesi günü yine Sivaslı atletler alır Gemerek’e kadar götürürdük. Ondan sonraki etap Gemerek Kayseri arası idi” dedi. Bu sohbetle ikimizde o günleri aynı heyecanla bir kere daha yaşamış olduk.

Yetmiş yaşımıza eriştiğimiz şu yıllarda, her 19 Mayıs günü büyük bir özlemle andığım o günler, o zaman ki arkadaşlarımla bir kere daha nasip olabilse kendimi çok bahtiyar sayarım.

18.05.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00