BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4936
Toplam
:
13340033
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TAHTAKURUSU VE DOKTOR CİVANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1954 yılının sıcak bir Ankara akşamında babam bizi Ankara, Samanpazarında bir çay bahçesi görünümündeki Esenpark aile gazinosuna götürmüştü. Rahmetli üstat Bayram Aracı, bazı geceler orada çalıp söylüyormuş. Neden bazı geceler? Rahmetli disipline edilemeyen sanatçılarımızdandı. Mukavele imzalardı ama uymazdı. Canı isterse gelir çalar canı istemezse uğramazdı yani bir garantisi yoktu. Bizim gittiğimiz gece de tesadüfen oradaydı. Sıcakta kan ter içinde kalana kadar çaldı söyledi, çaldı söyledi. Sonunda sazı ile hayvan sesleri çıkardıktan sonra meşhur tahtakurusu türküsü ile bitirdi, selam verip gitti… Ben en çok tahtakurusu yürüyüşlerini sevmiştim. Karı koca tahtakurusu, topal tahtakurusu hatta paraşütçü tahtakurusu evlerimizin duvarlarında geceyi bize zehir ettikleri yetmiyormuş gibi şimdide Bayram Aracının sazının sapında yürüyüp gitmişlerdi.

Tahtakurusu elinden ben bir bizarım
Onu görünce bilmem niye kızarım
Öfkelenip ona destan yazarım
Düşmanımız oldun tahtakurusu

Ta gündüzden bana dişini biler
Yavrularını üstüme elekten eler
Teklif tekalüfsüz koynuma girer
Sevgilim mi oldun tahtakurusu

İnsanlar, elinden kalmıştır naçar
Zayıfı az yoklar, şişmana geçer
Işığı görünce dörtnala kaçar
Cip arabası mı oldun tahtakurusu

Akşam olsa diye acele eder
Uyumuş mu diye bir kere dener
Bitler gibi yavrum kanımı emer
Asistan mı oldun tahtakurusu

Teni gayet naziktir, değince patlar
Bir gün göremezse hırsından çatlar
Eğer yer bulamazsa, tavandan atlar
Paraşütçü mü oldun tahtakurusu

Bu millet, bit pireden ziyade bu tahtakurusundan çok çekti. Bilhassa İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerimizin harcıâlem otel odalarının duvarları, ezilerek öldürülen onlarca tahtakurusunun kanlı süsleri ile doluydu. Parmağımızla ezip öldürdüğümüzde pis bir koku salardı. Bilmeyenler karpuz ile yeşil üzümü birlikte ağızlarına alıp da yerlerse aynı kokuyu duyarlar. Bu iki meyveyi bir kerecik olsun birlikte tatmanızı tavsiye ederim. O kadar da kötü değil en azından bizim yıllarca katlandığımız bu kokuyu sizde tanımış olursunuz.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz bir taşra kentinde ahşap bir sandalyeye çıkmış, başında beyaz yazlık fötr şapkası, boynunda üçgen bağlı mendili ile sakalları uzamış bir adam, önündeki bavula doldurduğu küçük paketlerden birisini elinde sallayarak bağırıyordu. “Bu gördüğünüz haşarat tozu, bit pire tahtakurusu, fil fare aslan yavrusu bilumum haşaratı kökünden temizler.” Maalesef temizleyemedi. Ahşap olan ne varsa gördüğümüz minik deliklerine gazyağı damlatırdık. Bu da çare olmazsa yak gitsin. En iyi çare şimdi her biri bir servete satılan meraklı zenginlerin antikacılardan topladığı Sarı Topuzlu, başucunda ayakucunda aynası yaldızlı siyah demir karyola sahibi olmaktı. O zamanlarda çok paraya satıldığından herkesin evinde olmazdı.

Yıllardır unuttuğumuz bu hayvancıklar bundan birkaç yıl önce torunlarımın evine habersizce çıkıp gelmişler. İkiz torunlarım anneanneleri ile karşılıklı yatmayı pek severler, sırayı da dikkatle takip ederler. Bizde kardeşimle öyle idik. Şişman teyzem Yozgat’tan Ankara’ya bizi ziyarete geldiğinde daha okula gitmeyen iki kardeş, birimiz bir yanına birimiz öbür yanına yatar onunla konuşa konuşa uykuya dalardık. O günlere dönmek için neler veririm… Efendim bir gün aniden torunlarımın ellerin de yüzlerinde kırmızı lekeler olmaya ve kaşınmaya başladılar. Hemen İstanbul’un en tanınmış ve birazda pahalı olan özel hastanesine götürdük. Bizimde tahmin ettiğimiz gibi zatı muhterem doktor hazretleri de alerji teşhisi koydu. Bir takım ilaçlar ve losyonlar verdi. İlaçları ve losyonları kullanıyoruz ama torunlarımın şikâyetleri devam ediyor. Hazreti doktora yeniden gittik. Dedik ki bu kırmızılıklar geçiyor ama yenileri çıkıyor. Buyurdular ki “el hak söyledikleriniz doğrudur. Çocuklara bir şey dokunuyor o yüzden de çıkanlar bir taraftan sönerken bir taraftan da yenileri çıkabilir. Biraz perhiz yapalım yedirdiklerimizi bir yere yazalım neyin dokunduğunu tespit edelim.”

Çocuklar her istediklerini yiyemeyince sık sık anneanne karnımız aç demeye başladılar. 15 gündür perhiz uygulamamız devam ediyor içimiz sızlıyordu ama verdiklerimize dikkat etmemiz gerekiyordu. Uzatmayım, bir gece Bey’i cildiye mütehassısı olan aile dostlarımızı ziyarete gitmiştik. Mevzuyu orada açınca ben bir göreyim dedi. Hemen çocuklara telefon edip çağırdım. Doktor dostumuz, bunun alerji ile bir alakası olmadığını bir böcek dalaması olduğunu, evi kontrol etmemizi önerdi.

Ertesi günü cep telefonum çaldı, eşim ağlayarak çocukların yattığı karyolanın yanındaki çekyatın fitillerinin arasında bazıları ölmüş onlarca böcek bulduğunu ne olduklarını bilmediğini anlatıyor ve hemen eve gelmemi istiyordu.

Acele ile geldim, hayretler içinde gördüm ki yıllardır unuttuğumuz tahtakuruları, tarih öncesinden çıkıp gelmiş dinozorlar gibi karşımdaydılar. Eşim haklı idi, hiç tahtakurusu görmemişti ama torunlarım açlıktan kurtulduğu için sevincinden ağlıyordu.

Hemen karar verdik. Bu ahşap çekyat atılacak yerine demir konstrüksiyonlu bir çekyat alınacak. İki gün ara ile evi baştan aşağı üç kere ilaçladım. Bizi yanıltan şey, çocuklarla birlikte yatan bizlerde böyle bir şey olmamasıydı. Akıllı tahtakuruları, bizi değil süt kuzusu torunlarımı tercih etmişler bizi kandırmışlardı.

Bu olay başımıza gelince internette araştırma yaptım. Tahtakuruları her yerde olabilirmiş. Değişik ambalajlar, market torbaları, paketlenmiş gıdalar vs. ile taşınabilirmiş. Çok doğru idi. Yaşadığımız olaydan bir hafta kadar önce ikiz torunlarıma oldukça kalabalık bir doğum günü kutlaması yapmıştık.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00