BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
230
Dün
:
4633
Toplam
:
14629517
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TAHTAKURUSU VE DOKTOR CİVANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1954 yılının sıcak bir Ankara akşamında babam bizi Ankara, Samanpazarında bir çay bahçesi görünümündeki Esenpark aile gazinosuna götürmüştü. Rahmetli üstat Bayram Aracı, bazı geceler orada çalıp söylüyormuş. Neden bazı geceler? Rahmetli disipline edilemeyen sanatçılarımızdandı. Mukavele imzalardı ama uymazdı. Canı isterse gelir çalar canı istemezse uğramazdı yani bir garantisi yoktu. Bizim gittiğimiz gece de tesadüfen oradaydı. Sıcakta kan ter içinde kalana kadar çaldı söyledi, çaldı söyledi. Sonunda sazı ile hayvan sesleri çıkardıktan sonra meşhur tahtakurusu türküsü ile bitirdi, selam verip gitti… Ben en çok tahtakurusu yürüyüşlerini sevmiştim. Karı koca tahtakurusu, topal tahtakurusu hatta paraşütçü tahtakurusu evlerimizin duvarlarında geceyi bize zehir ettikleri yetmiyormuş gibi şimdide Bayram Aracının sazının sapında yürüyüp gitmişlerdi.

Tahtakurusu elinden ben bir bizarım
Onu görünce bilmem niye kızarım
Öfkelenip ona destan yazarım
Düşmanımız oldun tahtakurusu

Ta gündüzden bana dişini biler
Yavrularını üstüme elekten eler
Teklif tekalüfsüz koynuma girer
Sevgilim mi oldun tahtakurusu

İnsanlar, elinden kalmıştır naçar
Zayıfı az yoklar, şişmana geçer
Işığı görünce dörtnala kaçar
Cip arabası mı oldun tahtakurusu

Akşam olsa diye acele eder
Uyumuş mu diye bir kere dener
Bitler gibi yavrum kanımı emer
Asistan mı oldun tahtakurusu

Teni gayet naziktir, değince patlar
Bir gün göremezse hırsından çatlar
Eğer yer bulamazsa, tavandan atlar
Paraşütçü mü oldun tahtakurusu

Bu millet, bit pireden ziyade bu tahtakurusundan çok çekti. Bilhassa İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerimizin harcıâlem otel odalarının duvarları, ezilerek öldürülen onlarca tahtakurusunun kanlı süsleri ile doluydu. Parmağımızla ezip öldürdüğümüzde pis bir koku salardı. Bilmeyenler karpuz ile yeşil üzümü birlikte ağızlarına alıp da yerlerse aynı kokuyu duyarlar. Bu iki meyveyi bir kerecik olsun birlikte tatmanızı tavsiye ederim. O kadar da kötü değil en azından bizim yıllarca katlandığımız bu kokuyu sizde tanımış olursunuz.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz bir taşra kentinde ahşap bir sandalyeye çıkmış, başında beyaz yazlık fötr şapkası, boynunda üçgen bağlı mendili ile sakalları uzamış bir adam, önündeki bavula doldurduğu küçük paketlerden birisini elinde sallayarak bağırıyordu. “Bu gördüğünüz haşarat tozu, bit pire tahtakurusu, fil fare aslan yavrusu bilumum haşaratı kökünden temizler.” Maalesef temizleyemedi. Ahşap olan ne varsa gördüğümüz minik deliklerine gazyağı damlatırdık. Bu da çare olmazsa yak gitsin. En iyi çare şimdi her biri bir servete satılan meraklı zenginlerin antikacılardan topladığı Sarı Topuzlu, başucunda ayakucunda aynası yaldızlı siyah demir karyola sahibi olmaktı. O zamanlarda çok paraya satıldığından herkesin evinde olmazdı.

Yıllardır unuttuğumuz bu hayvancıklar bundan birkaç yıl önce torunlarımın evine habersizce çıkıp gelmişler. İkiz torunlarım anneanneleri ile karşılıklı yatmayı pek severler, sırayı da dikkatle takip ederler. Bizde kardeşimle öyle idik. Şişman teyzem Yozgat’tan Ankara’ya bizi ziyarete geldiğinde daha okula gitmeyen iki kardeş, birimiz bir yanına birimiz öbür yanına yatar onunla konuşa konuşa uykuya dalardık. O günlere dönmek için neler veririm… Efendim bir gün aniden torunlarımın ellerin de yüzlerinde kırmızı lekeler olmaya ve kaşınmaya başladılar. Hemen İstanbul’un en tanınmış ve birazda pahalı olan özel hastanesine götürdük. Bizimde tahmin ettiğimiz gibi zatı muhterem doktor hazretleri de alerji teşhisi koydu. Bir takım ilaçlar ve losyonlar verdi. İlaçları ve losyonları kullanıyoruz ama torunlarımın şikâyetleri devam ediyor. Hazreti doktora yeniden gittik. Dedik ki bu kırmızılıklar geçiyor ama yenileri çıkıyor. Buyurdular ki “el hak söyledikleriniz doğrudur. Çocuklara bir şey dokunuyor o yüzden de çıkanlar bir taraftan sönerken bir taraftan da yenileri çıkabilir. Biraz perhiz yapalım yedirdiklerimizi bir yere yazalım neyin dokunduğunu tespit edelim.”

Çocuklar her istediklerini yiyemeyince sık sık anneanne karnımız aç demeye başladılar. 15 gündür perhiz uygulamamız devam ediyor içimiz sızlıyordu ama verdiklerimize dikkat etmemiz gerekiyordu. Uzatmayım, bir gece Bey’i cildiye mütehassısı olan aile dostlarımızı ziyarete gitmiştik. Mevzuyu orada açınca ben bir göreyim dedi. Hemen çocuklara telefon edip çağırdım. Doktor dostumuz, bunun alerji ile bir alakası olmadığını bir böcek dalaması olduğunu, evi kontrol etmemizi önerdi.

Ertesi günü cep telefonum çaldı, eşim ağlayarak çocukların yattığı karyolanın yanındaki çekyatın fitillerinin arasında bazıları ölmüş onlarca böcek bulduğunu ne olduklarını bilmediğini anlatıyor ve hemen eve gelmemi istiyordu.

Acele ile geldim, hayretler içinde gördüm ki yıllardır unuttuğumuz tahtakuruları, tarih öncesinden çıkıp gelmiş dinozorlar gibi karşımdaydılar. Eşim haklı idi, hiç tahtakurusu görmemişti ama torunlarım açlıktan kurtulduğu için sevincinden ağlıyordu.

Hemen karar verdik. Bu ahşap çekyat atılacak yerine demir konstrüksiyonlu bir çekyat alınacak. İki gün ara ile evi baştan aşağı üç kere ilaçladım. Bizi yanıltan şey, çocuklarla birlikte yatan bizlerde böyle bir şey olmamasıydı. Akıllı tahtakuruları, bizi değil süt kuzusu torunlarımı tercih etmişler bizi kandırmışlardı.

Bu olay başımıza gelince internette araştırma yaptım. Tahtakuruları her yerde olabilirmiş. Değişik ambalajlar, market torbaları, paketlenmiş gıdalar vs. ile taşınabilirmiş. Çok doğru idi. Yaşadığımız olaydan bir hafta kadar önce ikiz torunlarıma oldukça kalabalık bir doğum günü kutlaması yapmıştık.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00