BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
183
Dün
:
4601
Toplam
:
13175303
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
TAHTAKURUSU VE DOKTOR CİVANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1954 yılının sıcak bir Ankara akşamında babam bizi Ankara, Samanpazarında bir çay bahçesi görünümündeki Esenpark aile gazinosuna götürmüştü. Rahmetli üstat Bayram Aracı, bazı geceler orada çalıp söylüyormuş. Neden bazı geceler? Rahmetli disipline edilemeyen sanatçılarımızdandı. Mukavele imzalardı ama uymazdı. Canı isterse gelir çalar canı istemezse uğramazdı yani bir garantisi yoktu. Bizim gittiğimiz gece de tesadüfen oradaydı. Sıcakta kan ter içinde kalana kadar çaldı söyledi, çaldı söyledi. Sonunda sazı ile hayvan sesleri çıkardıktan sonra meşhur tahtakurusu türküsü ile bitirdi, selam verip gitti… Ben en çok tahtakurusu yürüyüşlerini sevmiştim. Karı koca tahtakurusu, topal tahtakurusu hatta paraşütçü tahtakurusu evlerimizin duvarlarında geceyi bize zehir ettikleri yetmiyormuş gibi şimdide Bayram Aracının sazının sapında yürüyüp gitmişlerdi.

Tahtakurusu elinden ben bir bizarım
Onu görünce bilmem niye kızarım
Öfkelenip ona destan yazarım
Düşmanımız oldun tahtakurusu

Ta gündüzden bana dişini biler
Yavrularını üstüme elekten eler
Teklif tekalüfsüz koynuma girer
Sevgilim mi oldun tahtakurusu

İnsanlar, elinden kalmıştır naçar
Zayıfı az yoklar, şişmana geçer
Işığı görünce dörtnala kaçar
Cip arabası mı oldun tahtakurusu

Akşam olsa diye acele eder
Uyumuş mu diye bir kere dener
Bitler gibi yavrum kanımı emer
Asistan mı oldun tahtakurusu

Teni gayet naziktir, değince patlar
Bir gün göremezse hırsından çatlar
Eğer yer bulamazsa, tavandan atlar
Paraşütçü mü oldun tahtakurusu

Bu millet, bit pireden ziyade bu tahtakurusundan çok çekti. Bilhassa İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerimizin harcıâlem otel odalarının duvarları, ezilerek öldürülen onlarca tahtakurusunun kanlı süsleri ile doluydu. Parmağımızla ezip öldürdüğümüzde pis bir koku salardı. Bilmeyenler karpuz ile yeşil üzümü birlikte ağızlarına alıp da yerlerse aynı kokuyu duyarlar. Bu iki meyveyi bir kerecik olsun birlikte tatmanızı tavsiye ederim. O kadar da kötü değil en azından bizim yıllarca katlandığımız bu kokuyu sizde tanımış olursunuz.

Babamın memuriyeti dolayısıyla bulunduğumuz bir taşra kentinde ahşap bir sandalyeye çıkmış, başında beyaz yazlık fötr şapkası, boynunda üçgen bağlı mendili ile sakalları uzamış bir adam, önündeki bavula doldurduğu küçük paketlerden birisini elinde sallayarak bağırıyordu. “Bu gördüğünüz haşarat tozu, bit pire tahtakurusu, fil fare aslan yavrusu bilumum haşaratı kökünden temizler.” Maalesef temizleyemedi. Ahşap olan ne varsa gördüğümüz minik deliklerine gazyağı damlatırdık. Bu da çare olmazsa yak gitsin. En iyi çare şimdi her biri bir servete satılan meraklı zenginlerin antikacılardan topladığı Sarı Topuzlu, başucunda ayakucunda aynası yaldızlı siyah demir karyola sahibi olmaktı. O zamanlarda çok paraya satıldığından herkesin evinde olmazdı.

Yıllardır unuttuğumuz bu hayvancıklar bundan birkaç yıl önce torunlarımın evine habersizce çıkıp gelmişler. İkiz torunlarım anneanneleri ile karşılıklı yatmayı pek severler, sırayı da dikkatle takip ederler. Bizde kardeşimle öyle idik. Şişman teyzem Yozgat’tan Ankara’ya bizi ziyarete geldiğinde daha okula gitmeyen iki kardeş, birimiz bir yanına birimiz öbür yanına yatar onunla konuşa konuşa uykuya dalardık. O günlere dönmek için neler veririm… Efendim bir gün aniden torunlarımın ellerin de yüzlerinde kırmızı lekeler olmaya ve kaşınmaya başladılar. Hemen İstanbul’un en tanınmış ve birazda pahalı olan özel hastanesine götürdük. Bizimde tahmin ettiğimiz gibi zatı muhterem doktor hazretleri de alerji teşhisi koydu. Bir takım ilaçlar ve losyonlar verdi. İlaçları ve losyonları kullanıyoruz ama torunlarımın şikâyetleri devam ediyor. Hazreti doktora yeniden gittik. Dedik ki bu kırmızılıklar geçiyor ama yenileri çıkıyor. Buyurdular ki “el hak söyledikleriniz doğrudur. Çocuklara bir şey dokunuyor o yüzden de çıkanlar bir taraftan sönerken bir taraftan da yenileri çıkabilir. Biraz perhiz yapalım yedirdiklerimizi bir yere yazalım neyin dokunduğunu tespit edelim.”

Çocuklar her istediklerini yiyemeyince sık sık anneanne karnımız aç demeye başladılar. 15 gündür perhiz uygulamamız devam ediyor içimiz sızlıyordu ama verdiklerimize dikkat etmemiz gerekiyordu. Uzatmayım, bir gece Bey’i cildiye mütehassısı olan aile dostlarımızı ziyarete gitmiştik. Mevzuyu orada açınca ben bir göreyim dedi. Hemen çocuklara telefon edip çağırdım. Doktor dostumuz, bunun alerji ile bir alakası olmadığını bir böcek dalaması olduğunu, evi kontrol etmemizi önerdi.

Ertesi günü cep telefonum çaldı, eşim ağlayarak çocukların yattığı karyolanın yanındaki çekyatın fitillerinin arasında bazıları ölmüş onlarca böcek bulduğunu ne olduklarını bilmediğini anlatıyor ve hemen eve gelmemi istiyordu.

Acele ile geldim, hayretler içinde gördüm ki yıllardır unuttuğumuz tahtakuruları, tarih öncesinden çıkıp gelmiş dinozorlar gibi karşımdaydılar. Eşim haklı idi, hiç tahtakurusu görmemişti ama torunlarım açlıktan kurtulduğu için sevincinden ağlıyordu.

Hemen karar verdik. Bu ahşap çekyat atılacak yerine demir konstrüksiyonlu bir çekyat alınacak. İki gün ara ile evi baştan aşağı üç kere ilaçladım. Bizi yanıltan şey, çocuklarla birlikte yatan bizlerde böyle bir şey olmamasıydı. Akıllı tahtakuruları, bizi değil süt kuzusu torunlarımı tercih etmişler bizi kandırmışlardı.

Bu olay başımıza gelince internette araştırma yaptım. Tahtakuruları her yerde olabilirmiş. Değişik ambalajlar, market torbaları, paketlenmiş gıdalar vs. ile taşınabilirmiş. Çok doğru idi. Yaşadığımız olaydan bir hafta kadar önce ikiz torunlarıma oldukça kalabalık bir doğum günü kutlaması yapmıştık.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00