BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
315
Dün
:
4601
Toplam
:
13189021
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HEYKEL-İ HAMAL VE İSTANBUL
capanoglukadir@yahoo.com.tr
08.04.2015 bugün İstanbul’da hava güneşli ama sanki kar yağacakmış gibi de soğuk. Eşime, hava soğuk ama hadi çıkalım şöööyle Beyazıt’tan başlayarak Kapalıçarşı, Yeşildirek, Cağaloğlu oradan Karaköy Perşembe pazarı yapalım hem eski dostlarımızı ziyaret edelim hem de Ermeni dostlarımızın geçmiş bayramlarını kutlayalım dedim.

Dostlara uğraya uğraya Sultanhamam Aşirefendi caddesine indik. Bazı dükkânlar kapanmış, cadde tenhalaşmış. Amanın bu ne? Köşede kocaman bir hamal heykeli. Hemen yanımda taşıdığım minik fotoğraf makinemi çıkarıp resmini çektim. Bilirsiniz rahmetli Rauf Denktaş’ da küçük fotoğraf makinesini cebinde taşır devlet başkanları ile görüşürken bile kaşla göz arasında hemen birkaç enstantane çekerdi. O zamandan beri bende bu küçük makinemi yanımda taşırım. Profesyonel iki makinam full aksesuarları ile evde çantada durur.

Neyse uzatmayım, bu hamal heykeli beni hem heyecanlandırdı hem de duygulandırdı. Benim orta öğretim hayatım pek ıstıraplı geçmişti. Karnemde çok zayıfım olurdu. Dedem, “okumayıp ta hamal Zokkur mu olacaksın” derdi. O zaman soramazdım kim bu hamal Zokkur diye. Meğer Yozgat’ta bir hamalın ismi imiş. Yozgat Saat kulesinin çanı da, 288 kg. ağırlığındaymış, iki kırmızı lira karşılığında hamal Kör Musa tarafından yukarıya çıkarılmış. Rahmetli Abbas Sayar ağabeyim ’inde hamal Nuri ağa ile ilgili bir anısı var; Hamal Nuri ağa işten eve dönerken, yüksek tahsilini yeni bitirmiş, fidan gibi genç olan Abbas SAYAR ile karşılaşır, selamlaşırlar; Abbas SAYAR, "Nuri ağa, o bulduğun cüzdanın sahibi benim utanmıyor musun ver şu cüzdanı" diye şaka yapar, Nuri ağa da, "bırak şimdi cüzdanı müzdanı da, seni askerlik şubesinden arıyorlarmış, kaçak mısın nesin, sen kendi işine bak" deyince, ikinci dünya savaşının bütün şiddetiyle devam ettiğini bilen, hatta Yozgat’ta bile karartma yapıldığını hatırlayan Abbas SAYAR, Nuri ağanın sırtına vurup, şubeye koşar.

1972 yılında İş Bankası Yeşildirek şubesinde memur olarak çalışmaya başladıktan sonra iş değiştirsem de benim çalışma bölgem hep Eminönü ve Karaköy semtleri oldu. Bir yazarın bu bölgeyi anlatan şu tarifini çok beğenirim;” Sultanhamam'ın belki de en önemli özelliği insan yetiştirmesi. Kendini yetiştirmek isteyen, işe sıfırdan başlamak isteyen askerliğini yapmış Anadolu gençleri İstanbul'u bir fırsat bilir ve burası onlar için bir okul olur.

Yüzlerce yıllık mazisi olan Sultanhamam'ın ilk sahipleri gayrimüslimlerdi. Onların dış dünya ile ilişkileri büyük avantajdı. O zaman bugünkü gibi ithalat ve yerli tecrübe yoktu. Onların ise Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da tanıdıkları vardı. Bizim ilk hocamız gayrimüslimler oldu. Onların alışverişini izlemek bir zevkti. Çok dürüst çalışırlardı. Biz dürüstlüğü onlardan öğrendik.”

Sultanhamam'da her metrekare parsellenmiş, her iş kolunun bir tür sendikası oluşmuştur. İş kolları ve işyerleri iller arasında paylaşılmıştır. Çay?kahve işleri Erzincanlıların, hamam işleri Tokatlıların. Tekstil'de Denizli ve Kayseri ağırlığı vardır bunları Malatya ve Sivas takip ediyor. Hamaliye işleri mafya gibidir, başkalarını işe karıştırmazlar. Ama içlerinde öyle zengin olanlar falan da yoktur. Sen kendi malını kendi arabana doldurup bir yere taşıyamazsın, fena halde bozulurlar. Belki doğru bir şey değildir bu durum ama herkes alışmış. Yaptıkları işleri hava parası vererek satarlar. Bu heykeli 2012 yılında Fatih Belediyesi yaptırmış. Demek ben iki yıldır buradan geçmemişim. Hâlbuki en az ayda iki kere buralara inerim. Fatih Belediyesi, bu heykeli, genelde çok ağır yükler taşıyan Sultanhamam hamallarının anısına yaptırmış. Çok da iyi yapmışlar. Hakikaten bu bölgede çalışan hamalların yükleri tekstil olduğu için çok ağırdır ve çok iyi organize olmuşlardır.

Heykelin kaidesinde Hamal (porter) yazıyor. Yani belediye turistlere yardımcı olmak için İngilizcesini de yazdırmış ama heykeli gören bizim İngilizce bilmeyen meraklı halkımız bu Hamal Porter ünlü birimiymiş diye soruyorlarmış. Yani bizim heykel Hamal Porter isminde önemli bir kişi olmuş. Tabi bununla ilgili hikâyelerde uydurulmuş. Bu Hamal Porter tek başına 300kg - 400kg yük taşırmış. Buraların en meşhur hamalıymış bu yüzden onun heykelini koymuşlar falan filan.. Tabi bunda benim babam hamaldı diye öğünerek halkın gözüne girmek isteyen bazı siyasilerimizin ve sonradan görme zenginlerimizin de kabahati var.

Benim gibi bu konuyu merak ederek hamallar ile sohbet eden birisi şöyle anlatıyor; “Daracık sokaklarda ilerlerken, sırtlarında kendilerinin üç dört katı büyüklüğündeki yüklerle ilerleyen müstakbel meslektaşlarımla karşılaşıyorum. Bu sıcakta nasıl taşıyorlar düşüncesiyle ilerlerken, han köşesinde dinlenen hamalları görüyorum. Sıcak ve yorgunluğun etkisiyle kendinden geçen hamallar, beyaz gömlekli, sert mizaçlı bir adamın, “Hıdır, Ali, Hasan, Memet dayı” diye bağırmasıyla yerlerinden fırlıyor. Semerleri bir çırpıda sırtlarına takıp sokağın başındaki kamyona doğru koşuyorlar. Arı gibi kamyonun etrafını sarıp kumaşları indirmeye başlıyorlar. Sonradan bağıran adamın bölük çavuşu olduğunu öğreniyorum. Elinde kâğıt kalem olan bir adam da ha bire isim yazıp karşısına çarpı atıyor. O da kolbaşı imiş. Kimin ne kadar yük taşıdığını yazıp herkesin adil bir şekilde pay almasını sağlıyormuş.

Biraz izledikten sonra kaldırımda semerine sırtını yaslamış dinlenen bir hamalın yanına yanaşıp selam veriyorum. Yerinden hafifçe doğrulan hamal selamı alıp beni buyur ediyor. “Bana göre iş var mı?” diye soruyorum. Beni şöyle baştan aşağı bir süzdükten sonra, “Bu Aşirefendi Bölüğü’nde tam 170 hamal var. Biz iş bulamıyoruz. İşler artık eskisi gibi değil hemşerim. Hem öyle her isteyen hamal olabilse biz ne yiyeceğiz” diyerek kibarca reddediyor. Ve ekliyor, “Aşağıda Bahçekapı Bölüğü var. Oraya bir bak istersen”

Bahçekapı Bölüğü Sirkeci’de Doğubank’ın altındaki sokakta konuşlanmış. 120 hamal çalışıyor. O sokakta genelde buzdolabı, çamaşır makinası ve benzeri eşyaları taşıyorlar. Hamallık hakkında edindiğim küçük tecrübenin yardımıyla orada bulunan hamallara bölük çavuşunu soruyorum. Yine beyaz gömlekli bir adamı gösteriyorlar. İsmi Selahattin çavuşmuş. Yanına varıp, “Selahattin çavuş! Vaktiniz varsa biraz konuşabilir miyiz” diye soruyorum. Ne konuşacağımızı sorduğunda iş aradığımı söylüyorum. Bana, “Git şu hanın içinde bir çay iç. Şu malları boşalttırıp geleyim” diyerek beni eliyle işaret ettiği yere gönderiyor.

Çok geçmeden geliyor, “Hoş geldin” diyerek elimi sıkıyor. Maşallah elleri de mengene gibi. Bir an “Biz işte böyle güçlüyüz” diyerek gövde gösterisi yaptığını falan sanıyorum. “Ben hamal olmak istiyorum” diyerek söze başlıyorum. Hafif bir tebessüm ediyor. “Demek hamal olacaksın. 150 kiloyu kaldırabilir misin?” diyerek espri yapıyor ve ekliyor, “Bu iş öyle herkesin yapacağı bir iş değil” Şöyle kaslarımı bir yokluyor, ellerime bakıyor, “Gerçi biz de bu işi anamızın karnında öğrenmedik. Ama senden hamal olmaz, senin biraz yontulman lazım. Parmakların çok ince, kas yok. Nasıl yapacaksın? Ama çok istiyorsan dene.”

Sohbet ilerlerken tecrübelerini anlatıyor. 34 yıldır hamallık yaptığını belirten Selahattin Çavuş, sadece Sirkeci ve Eminönü’nde 11 bölük bulunduğunu ve toplam bin 200 hamalın çalıştığını söylüyor. Hamallık için şartların ne olduğunu sorunca da, öncelikle boş bir kadro olmadan kimsenin işe başlatılmadığını söylüyor. Genelde Malatya ve Adıyamanlıların çalıştığı hamal piyasasında yeni gelenlerin de buralı olmasının şart olduğunu anlatan Selahattin Çavuş, hamallık mesleğinde hiyerarşik yapının da önemli olduğunun altını çiziyor, “Bir kere çavuş ve kolbaşına karşı saygılı olacaksın. Onların gözüne gireceksin. Sabah 08.30’da işe başlayacaksın, akşam 19.00’a kadar hiçbir yere ayrılmayacaksın. İşi aksatmayacaksın. Öyle yükün altına girdin mi ‘gıkın’ çıkmayacak. Kaç ton taşırsın belli olmaz. Bir de çok konuşmayacaksın. Bunları yaparsan evinde çorban kaynar. Dediğim gibi bunların olması için de öncelikle boş bir yer bulman lazım.” “Hiç yeni eleman almıyor musunuz?” diye sorunca da Selahattin Çavuş, “Birinin bırakması lazım. Ancak o zaman onun yerine yeni birisi gelir. Bırakınca da semerini alabilmek için onu razı etmek (Belli bir miktar hava parası vermek ) gerekir.” Hava parasının ne olduğunu ise sır gibi saklıyor. “Bizde belli olmaz. 1 milyar da olabilir fazlası da ama 5 milyara kadar çıkan yerler varmış. O konuda bir şey diyemem.”

Selahattin Çavuş beni ısrarlı görünce mesleğin olumsuzluklarını da anlatıyor, “Bu işte sigorta yok, hastalandın mı aç kaldın. Yükün altında düşüp ayağını kırarsan perişan olursun. Günlük çalışıp günlük yersin. Sen en iyisi başka bir iş yap. Çünkü hamallık en son yapılacak çaresiz adam işidir. Benden sana tavsiye. Bu meslek bu muhitte 400 yıldır yapılıyor. Kimseye bir şey kazandırmamış, sana da bu yaştan sonra kazandırmaz.”

11.04.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00