BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
193
Dün
:
4633
Toplam
:
13443641
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
HEYKEL-İ HAMAL VE İSTANBUL
capanoglukadir@yahoo.com.tr
08.04.2015 bugün İstanbul’da hava güneşli ama sanki kar yağacakmış gibi de soğuk. Eşime, hava soğuk ama hadi çıkalım şöööyle Beyazıt’tan başlayarak Kapalıçarşı, Yeşildirek, Cağaloğlu oradan Karaköy Perşembe pazarı yapalım hem eski dostlarımızı ziyaret edelim hem de Ermeni dostlarımızın geçmiş bayramlarını kutlayalım dedim.

Dostlara uğraya uğraya Sultanhamam Aşirefendi caddesine indik. Bazı dükkânlar kapanmış, cadde tenhalaşmış. Amanın bu ne? Köşede kocaman bir hamal heykeli. Hemen yanımda taşıdığım minik fotoğraf makinemi çıkarıp resmini çektim. Bilirsiniz rahmetli Rauf Denktaş’ da küçük fotoğraf makinesini cebinde taşır devlet başkanları ile görüşürken bile kaşla göz arasında hemen birkaç enstantane çekerdi. O zamandan beri bende bu küçük makinemi yanımda taşırım. Profesyonel iki makinam full aksesuarları ile evde çantada durur.

Neyse uzatmayım, bu hamal heykeli beni hem heyecanlandırdı hem de duygulandırdı. Benim orta öğretim hayatım pek ıstıraplı geçmişti. Karnemde çok zayıfım olurdu. Dedem, “okumayıp ta hamal Zokkur mu olacaksın” derdi. O zaman soramazdım kim bu hamal Zokkur diye. Meğer Yozgat’ta bir hamalın ismi imiş. Yozgat Saat kulesinin çanı da, 288 kg. ağırlığındaymış, iki kırmızı lira karşılığında hamal Kör Musa tarafından yukarıya çıkarılmış. Rahmetli Abbas Sayar ağabeyim ’inde hamal Nuri ağa ile ilgili bir anısı var; Hamal Nuri ağa işten eve dönerken, yüksek tahsilini yeni bitirmiş, fidan gibi genç olan Abbas SAYAR ile karşılaşır, selamlaşırlar; Abbas SAYAR, "Nuri ağa, o bulduğun cüzdanın sahibi benim utanmıyor musun ver şu cüzdanı" diye şaka yapar, Nuri ağa da, "bırak şimdi cüzdanı müzdanı da, seni askerlik şubesinden arıyorlarmış, kaçak mısın nesin, sen kendi işine bak" deyince, ikinci dünya savaşının bütün şiddetiyle devam ettiğini bilen, hatta Yozgat’ta bile karartma yapıldığını hatırlayan Abbas SAYAR, Nuri ağanın sırtına vurup, şubeye koşar.

1972 yılında İş Bankası Yeşildirek şubesinde memur olarak çalışmaya başladıktan sonra iş değiştirsem de benim çalışma bölgem hep Eminönü ve Karaköy semtleri oldu. Bir yazarın bu bölgeyi anlatan şu tarifini çok beğenirim;” Sultanhamam'ın belki de en önemli özelliği insan yetiştirmesi. Kendini yetiştirmek isteyen, işe sıfırdan başlamak isteyen askerliğini yapmış Anadolu gençleri İstanbul'u bir fırsat bilir ve burası onlar için bir okul olur.

Yüzlerce yıllık mazisi olan Sultanhamam'ın ilk sahipleri gayrimüslimlerdi. Onların dış dünya ile ilişkileri büyük avantajdı. O zaman bugünkü gibi ithalat ve yerli tecrübe yoktu. Onların ise Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da tanıdıkları vardı. Bizim ilk hocamız gayrimüslimler oldu. Onların alışverişini izlemek bir zevkti. Çok dürüst çalışırlardı. Biz dürüstlüğü onlardan öğrendik.”

Sultanhamam'da her metrekare parsellenmiş, her iş kolunun bir tür sendikası oluşmuştur. İş kolları ve işyerleri iller arasında paylaşılmıştır. Çay?kahve işleri Erzincanlıların, hamam işleri Tokatlıların. Tekstil'de Denizli ve Kayseri ağırlığı vardır bunları Malatya ve Sivas takip ediyor. Hamaliye işleri mafya gibidir, başkalarını işe karıştırmazlar. Ama içlerinde öyle zengin olanlar falan da yoktur. Sen kendi malını kendi arabana doldurup bir yere taşıyamazsın, fena halde bozulurlar. Belki doğru bir şey değildir bu durum ama herkes alışmış. Yaptıkları işleri hava parası vererek satarlar. Bu heykeli 2012 yılında Fatih Belediyesi yaptırmış. Demek ben iki yıldır buradan geçmemişim. Hâlbuki en az ayda iki kere buralara inerim. Fatih Belediyesi, bu heykeli, genelde çok ağır yükler taşıyan Sultanhamam hamallarının anısına yaptırmış. Çok da iyi yapmışlar. Hakikaten bu bölgede çalışan hamalların yükleri tekstil olduğu için çok ağırdır ve çok iyi organize olmuşlardır.

Heykelin kaidesinde Hamal (porter) yazıyor. Yani belediye turistlere yardımcı olmak için İngilizcesini de yazdırmış ama heykeli gören bizim İngilizce bilmeyen meraklı halkımız bu Hamal Porter ünlü birimiymiş diye soruyorlarmış. Yani bizim heykel Hamal Porter isminde önemli bir kişi olmuş. Tabi bununla ilgili hikâyelerde uydurulmuş. Bu Hamal Porter tek başına 300kg - 400kg yük taşırmış. Buraların en meşhur hamalıymış bu yüzden onun heykelini koymuşlar falan filan.. Tabi bunda benim babam hamaldı diye öğünerek halkın gözüne girmek isteyen bazı siyasilerimizin ve sonradan görme zenginlerimizin de kabahati var.

Benim gibi bu konuyu merak ederek hamallar ile sohbet eden birisi şöyle anlatıyor; “Daracık sokaklarda ilerlerken, sırtlarında kendilerinin üç dört katı büyüklüğündeki yüklerle ilerleyen müstakbel meslektaşlarımla karşılaşıyorum. Bu sıcakta nasıl taşıyorlar düşüncesiyle ilerlerken, han köşesinde dinlenen hamalları görüyorum. Sıcak ve yorgunluğun etkisiyle kendinden geçen hamallar, beyaz gömlekli, sert mizaçlı bir adamın, “Hıdır, Ali, Hasan, Memet dayı” diye bağırmasıyla yerlerinden fırlıyor. Semerleri bir çırpıda sırtlarına takıp sokağın başındaki kamyona doğru koşuyorlar. Arı gibi kamyonun etrafını sarıp kumaşları indirmeye başlıyorlar. Sonradan bağıran adamın bölük çavuşu olduğunu öğreniyorum. Elinde kâğıt kalem olan bir adam da ha bire isim yazıp karşısına çarpı atıyor. O da kolbaşı imiş. Kimin ne kadar yük taşıdığını yazıp herkesin adil bir şekilde pay almasını sağlıyormuş.

Biraz izledikten sonra kaldırımda semerine sırtını yaslamış dinlenen bir hamalın yanına yanaşıp selam veriyorum. Yerinden hafifçe doğrulan hamal selamı alıp beni buyur ediyor. “Bana göre iş var mı?” diye soruyorum. Beni şöyle baştan aşağı bir süzdükten sonra, “Bu Aşirefendi Bölüğü’nde tam 170 hamal var. Biz iş bulamıyoruz. İşler artık eskisi gibi değil hemşerim. Hem öyle her isteyen hamal olabilse biz ne yiyeceğiz” diyerek kibarca reddediyor. Ve ekliyor, “Aşağıda Bahçekapı Bölüğü var. Oraya bir bak istersen”

Bahçekapı Bölüğü Sirkeci’de Doğubank’ın altındaki sokakta konuşlanmış. 120 hamal çalışıyor. O sokakta genelde buzdolabı, çamaşır makinası ve benzeri eşyaları taşıyorlar. Hamallık hakkında edindiğim küçük tecrübenin yardımıyla orada bulunan hamallara bölük çavuşunu soruyorum. Yine beyaz gömlekli bir adamı gösteriyorlar. İsmi Selahattin çavuşmuş. Yanına varıp, “Selahattin çavuş! Vaktiniz varsa biraz konuşabilir miyiz” diye soruyorum. Ne konuşacağımızı sorduğunda iş aradığımı söylüyorum. Bana, “Git şu hanın içinde bir çay iç. Şu malları boşalttırıp geleyim” diyerek beni eliyle işaret ettiği yere gönderiyor.

Çok geçmeden geliyor, “Hoş geldin” diyerek elimi sıkıyor. Maşallah elleri de mengene gibi. Bir an “Biz işte böyle güçlüyüz” diyerek gövde gösterisi yaptığını falan sanıyorum. “Ben hamal olmak istiyorum” diyerek söze başlıyorum. Hafif bir tebessüm ediyor. “Demek hamal olacaksın. 150 kiloyu kaldırabilir misin?” diyerek espri yapıyor ve ekliyor, “Bu iş öyle herkesin yapacağı bir iş değil” Şöyle kaslarımı bir yokluyor, ellerime bakıyor, “Gerçi biz de bu işi anamızın karnında öğrenmedik. Ama senden hamal olmaz, senin biraz yontulman lazım. Parmakların çok ince, kas yok. Nasıl yapacaksın? Ama çok istiyorsan dene.”

Sohbet ilerlerken tecrübelerini anlatıyor. 34 yıldır hamallık yaptığını belirten Selahattin Çavuş, sadece Sirkeci ve Eminönü’nde 11 bölük bulunduğunu ve toplam bin 200 hamalın çalıştığını söylüyor. Hamallık için şartların ne olduğunu sorunca da, öncelikle boş bir kadro olmadan kimsenin işe başlatılmadığını söylüyor. Genelde Malatya ve Adıyamanlıların çalıştığı hamal piyasasında yeni gelenlerin de buralı olmasının şart olduğunu anlatan Selahattin Çavuş, hamallık mesleğinde hiyerarşik yapının da önemli olduğunun altını çiziyor, “Bir kere çavuş ve kolbaşına karşı saygılı olacaksın. Onların gözüne gireceksin. Sabah 08.30’da işe başlayacaksın, akşam 19.00’a kadar hiçbir yere ayrılmayacaksın. İşi aksatmayacaksın. Öyle yükün altına girdin mi ‘gıkın’ çıkmayacak. Kaç ton taşırsın belli olmaz. Bir de çok konuşmayacaksın. Bunları yaparsan evinde çorban kaynar. Dediğim gibi bunların olması için de öncelikle boş bir yer bulman lazım.” “Hiç yeni eleman almıyor musunuz?” diye sorunca da Selahattin Çavuş, “Birinin bırakması lazım. Ancak o zaman onun yerine yeni birisi gelir. Bırakınca da semerini alabilmek için onu razı etmek (Belli bir miktar hava parası vermek ) gerekir.” Hava parasının ne olduğunu ise sır gibi saklıyor. “Bizde belli olmaz. 1 milyar da olabilir fazlası da ama 5 milyara kadar çıkan yerler varmış. O konuda bir şey diyemem.”

Selahattin Çavuş beni ısrarlı görünce mesleğin olumsuzluklarını da anlatıyor, “Bu işte sigorta yok, hastalandın mı aç kaldın. Yükün altında düşüp ayağını kırarsan perişan olursun. Günlük çalışıp günlük yersin. Sen en iyisi başka bir iş yap. Çünkü hamallık en son yapılacak çaresiz adam işidir. Benden sana tavsiye. Bu meslek bu muhitte 400 yıldır yapılıyor. Kimseye bir şey kazandırmamış, sana da bu yaştan sonra kazandırmaz.”

11.04.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00