BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4601
Toplam
:
13175522
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CESEDİ KÖPEKLERE YEDİRİLEN ŞAİR SABAHATTİN ALİ VE…“SABAHYILDIZI“ FİLMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Leylim ley (Zülfü Livaneli), Hapishane Şarkısı ( Kerem Güney), Melankoli (Nuhket Duru), Son mektup, Mahpus yatayata biter/Aldırma Gönül, aldırma…Göklerde Kartal Gibiydim/ Kanatlarımdan vuruldum/ Mor çiçekli dal gibiydim/ Bahar vaktimde vuruldum ve…Bir gün kadrim bilinirse/ İsmim ağzına alınırsa/ Yerim soran bulunursa/ Benim meskenim dağlardır, dağlar…

Bu şarkıları duymayanınız var mı, sever misiniz, gibi sorular sorulsa koro halde vereceğiniz yanıtı duyar gibiyim. Peki, şarkıların söz yazarını tanır mısınız?Adı neydi? Gibi sorular karşısında toplumun yarısından çoğunun verimsizleşeceğini biliyorum. Şairler adına ne içler acısı durum; öyle değil mi? Meslekler listesinde din görevlilerinin, belediye işçilerinin, esnafın, hatta ayakkabı boyacılarının, semercilerin, tornacının… vs, vs meslekler listesinde adı geçer. Ama şairlerin adı geçmez. İçim acıyor! Ya sizin? Yukarıdaki şarkı sözleri Aydınımızın suyunu içen, havasını koklayan, ömründe ilk kez cezaeviyle Aydın’da tanışan ve ceza evindeyken Kuyucaklı bir delikanlıyla tanışıp, bu delikanlının verileri üzerine kurgulanan “KUYUCAKLI YUSUF” adlı romanın yazarı, genç bir Almanca öğretmeni, Sabahattin Ali’ye ait olduğunu gecikmeli olsa da bilelim…

“Kuyucaklı Yusuf”un edebiyatımızdaki önemi;
Sabahattin Ali, 1931 yılında ( 23 yaşında) Aydın/Sanat Mektebinde bir Almanca öğretmeniyken, her şair ve yazar gibi aykırı düşünceleriyle arkadaşlarınca dışlanır. Ve bir gün, öğrencilerine dağıttığı bir gazete yüzünden tutuklanıp, Aydın Cezaevine tıkılır. Sonra Konya Cezaevi ve daha sonra Sinop Cezaevini yurt belleyecektir. “Aldırma gönül, aldırma” şiirini Sinop Cezaevi’ndeyken yazacaktır.Aydın Cezaevinde tanıştığı Jandarma Bekir, Kuyucaklı Yusuf’un kişilikleri üstüne kurgulanan romanın ilk tümceleri : “1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler” şeklinde başlar. Bu romanı anne baba olarak okumadıksa bile, çocuklarımızın okuması için her Aydınlı özel bir çaba göstermelidir.

Cesedi köpeklere yem edilen Sabahattin Ali, Marko Paşa adlı derginin çıkaranları arasındadır. Tutuklama kararı sumen altında beklerken bir arkadaşının “Seni tutuklayacaklar, kaç” demesiyle, doğduğu topraklara, Bulgaristan’a kaçmak ister. Ordudan silah çalarken yakalandığı için kovulan bir astsubay (Ali Ertekin) emrindeki kamyonla Bulgaristan sınırları yakınında mola verirler. Sabahattin Ali, çıkardığı kitabı okumaya başlar. İşte tam o anda Kamyon şoförü tarafından başına odun vurularak öldürülür. Üstündeki kıymetli eşyaları çalınır, çırılçıplak cesedi köpeklere yem olmak üzere orada bırakılır (2 Nisan 1948).

Türkiye dışında, hiçbir ülkede bir şairin cesedi köpeklere yedirilmemiştir.Türkiye dışında hiçbir ülkede Sivas/Madımak’ta(2003-Temmuz) olduğu gibi, tamı tamına 38 yazar ve şair diri diri yakılmamıştır.

M. Emin Yurdakul, “Şairlerihaykırmayanbirmillet/ Sevenleri toprak olmuş öksüzçocukgibidir” diyedursun; günümüz Türkiye’sinin ‘ucube’ denilerek, yontuya, şiire, şaire bakış açısı budur.

Sabahattin Ali Aydın Lisesinde öğretmenlik yapmamıştır!!! 29 Kasım günü- benim gördüğüm kadarıyla – HABER-24 gazetesinin konuyu manşete taşıması alkışlanası bir davranıştır. Eleştirim yüzünden beni arayan gazete sahibini kutladım. Tekrar kutlamak isterim. Lakin haber ve film eleştiriye mahkûmdur.

Aydın Lisesi'nin eski binası olarak bilinen binanın merdivenlerinde bir grup arkadaşıyla Sabahattin Ali’nin toplu resminin gösterimi, yazarın Aydın Lisesi'nde öğretmenlik yaptığını göstermez. Aynı demir kapının benzeri ve aynı tarz merdivenler Sanat Mektebinin kuzeye bakan girişinde olduğu çok iyi bilirim. Ya da; Aydın Lisesi'nin eski binası Sanat Mektebinin bina inşası devam ederken, geçici şekilde bu okula analık yapmış olabilir ki, bu tez bence ağır basıyor.

Öğrencilik ve öğretmenlik hayatımın 33 yılı bu bina içinde geçen biri olarak bilirim ki, Kız Lisesi’nin binası zamanında tamamlanmadığı için, Cumhuriyet Kız Lisesinin öğrencilerine bir yıl Aydın Lisesi kucak açmıştır. Adnan Menderes Üniversitesi’nin, Orta Mahalledeki İsmet İnönü Orta Okulunda kurulduğunu kaç kişi anımsar? Aydın Lisesi’nin o eski binası uzun süre Adnan Menderes Üniversitesinin Rektörlük binası olarak kullanıldığını pek kişi anımsayacaktır. Yani, Aydın Lisesi’nin eski binası Sanat Mektebinin kuruluşu olan 1924 yılına kadar Erkek Sanat Mektebi’ne analık ettikten sonra,. 1948 yılında Aydın Lisesi’ne dönüşmüş olabilir. Bu tezlerden hangisi doğru olursa olsun, gerçek olan şudur ki, Sabahattin Ali, Aydın Lisesinde değil, Sanat Mektebinde öğretmenlik yapmıştır… Bu filmin Aydın Lisesi’yle ilintili görüntüleri konusunda kaygım olduğunu yapımcısı Sayın Metin Avdaç’la bizzat paylaştım… Aydın Lisesi’nde öğretmenlik yapan ünlü şairimiz Sabahattin Ali değil, Özdemir İnce’dir… (Ensemde patlayan tokadını nasıl unuturum?)

Yıllar önce Aydınlıların yapması gereken Kuyucak’taki görkemli heykeli ve “Deniz Yıldızı” adlı filmi, o dönemin Kuyucak Belediye Başkanı olan Sayın Ali Ulvi Akoğlu dâhil, hiçbir resmi kuruluştan yardım almaksızın Aydınlıların gösterimine sunan Sayın Metin Avdaç’ı yürekten kutluyorum.
3 Aralık 2014/ İ Z M İ R

Yazarın notu; Değerli okurlar, yukarda takdim ettiğim makale Aydın Yerel Gazetesinde değerli dostum araştırmacı yazar, şair ve öğretmen Sayın Mehmet Genç’in imzasıyla yayınlanmıştı. Çok beğendiğim bu yazısını iznini alarak ben de sizinle paylaştım.

01.04.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00