BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
319
Dün
:
4633
Toplam
:
14629784
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
CESEDİ KÖPEKLERE YEDİRİLEN ŞAİR SABAHATTİN ALİ VE…“SABAHYILDIZI“ FİLMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Leylim ley (Zülfü Livaneli), Hapishane Şarkısı ( Kerem Güney), Melankoli (Nuhket Duru), Son mektup, Mahpus yatayata biter/Aldırma Gönül, aldırma…Göklerde Kartal Gibiydim/ Kanatlarımdan vuruldum/ Mor çiçekli dal gibiydim/ Bahar vaktimde vuruldum ve…Bir gün kadrim bilinirse/ İsmim ağzına alınırsa/ Yerim soran bulunursa/ Benim meskenim dağlardır, dağlar…

Bu şarkıları duymayanınız var mı, sever misiniz, gibi sorular sorulsa koro halde vereceğiniz yanıtı duyar gibiyim. Peki, şarkıların söz yazarını tanır mısınız?Adı neydi? Gibi sorular karşısında toplumun yarısından çoğunun verimsizleşeceğini biliyorum. Şairler adına ne içler acısı durum; öyle değil mi? Meslekler listesinde din görevlilerinin, belediye işçilerinin, esnafın, hatta ayakkabı boyacılarının, semercilerin, tornacının… vs, vs meslekler listesinde adı geçer. Ama şairlerin adı geçmez. İçim acıyor! Ya sizin? Yukarıdaki şarkı sözleri Aydınımızın suyunu içen, havasını koklayan, ömründe ilk kez cezaeviyle Aydın’da tanışan ve ceza evindeyken Kuyucaklı bir delikanlıyla tanışıp, bu delikanlının verileri üzerine kurgulanan “KUYUCAKLI YUSUF” adlı romanın yazarı, genç bir Almanca öğretmeni, Sabahattin Ali’ye ait olduğunu gecikmeli olsa da bilelim…

“Kuyucaklı Yusuf”un edebiyatımızdaki önemi;
Sabahattin Ali, 1931 yılında ( 23 yaşında) Aydın/Sanat Mektebinde bir Almanca öğretmeniyken, her şair ve yazar gibi aykırı düşünceleriyle arkadaşlarınca dışlanır. Ve bir gün, öğrencilerine dağıttığı bir gazete yüzünden tutuklanıp, Aydın Cezaevine tıkılır. Sonra Konya Cezaevi ve daha sonra Sinop Cezaevini yurt belleyecektir. “Aldırma gönül, aldırma” şiirini Sinop Cezaevi’ndeyken yazacaktır.Aydın Cezaevinde tanıştığı Jandarma Bekir, Kuyucaklı Yusuf’un kişilikleri üstüne kurgulanan romanın ilk tümceleri : “1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın’ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler” şeklinde başlar. Bu romanı anne baba olarak okumadıksa bile, çocuklarımızın okuması için her Aydınlı özel bir çaba göstermelidir.

Cesedi köpeklere yem edilen Sabahattin Ali, Marko Paşa adlı derginin çıkaranları arasındadır. Tutuklama kararı sumen altında beklerken bir arkadaşının “Seni tutuklayacaklar, kaç” demesiyle, doğduğu topraklara, Bulgaristan’a kaçmak ister. Ordudan silah çalarken yakalandığı için kovulan bir astsubay (Ali Ertekin) emrindeki kamyonla Bulgaristan sınırları yakınında mola verirler. Sabahattin Ali, çıkardığı kitabı okumaya başlar. İşte tam o anda Kamyon şoförü tarafından başına odun vurularak öldürülür. Üstündeki kıymetli eşyaları çalınır, çırılçıplak cesedi köpeklere yem olmak üzere orada bırakılır (2 Nisan 1948).

Türkiye dışında, hiçbir ülkede bir şairin cesedi köpeklere yedirilmemiştir.Türkiye dışında hiçbir ülkede Sivas/Madımak’ta(2003-Temmuz) olduğu gibi, tamı tamına 38 yazar ve şair diri diri yakılmamıştır.

M. Emin Yurdakul, “Şairlerihaykırmayanbirmillet/ Sevenleri toprak olmuş öksüzçocukgibidir” diyedursun; günümüz Türkiye’sinin ‘ucube’ denilerek, yontuya, şiire, şaire bakış açısı budur.

Sabahattin Ali Aydın Lisesinde öğretmenlik yapmamıştır!!! 29 Kasım günü- benim gördüğüm kadarıyla – HABER-24 gazetesinin konuyu manşete taşıması alkışlanası bir davranıştır. Eleştirim yüzünden beni arayan gazete sahibini kutladım. Tekrar kutlamak isterim. Lakin haber ve film eleştiriye mahkûmdur.

Aydın Lisesi'nin eski binası olarak bilinen binanın merdivenlerinde bir grup arkadaşıyla Sabahattin Ali’nin toplu resminin gösterimi, yazarın Aydın Lisesi'nde öğretmenlik yaptığını göstermez. Aynı demir kapının benzeri ve aynı tarz merdivenler Sanat Mektebinin kuzeye bakan girişinde olduğu çok iyi bilirim. Ya da; Aydın Lisesi'nin eski binası Sanat Mektebinin bina inşası devam ederken, geçici şekilde bu okula analık yapmış olabilir ki, bu tez bence ağır basıyor.

Öğrencilik ve öğretmenlik hayatımın 33 yılı bu bina içinde geçen biri olarak bilirim ki, Kız Lisesi’nin binası zamanında tamamlanmadığı için, Cumhuriyet Kız Lisesinin öğrencilerine bir yıl Aydın Lisesi kucak açmıştır. Adnan Menderes Üniversitesi’nin, Orta Mahalledeki İsmet İnönü Orta Okulunda kurulduğunu kaç kişi anımsar? Aydın Lisesi’nin o eski binası uzun süre Adnan Menderes Üniversitesinin Rektörlük binası olarak kullanıldığını pek kişi anımsayacaktır. Yani, Aydın Lisesi’nin eski binası Sanat Mektebinin kuruluşu olan 1924 yılına kadar Erkek Sanat Mektebi’ne analık ettikten sonra,. 1948 yılında Aydın Lisesi’ne dönüşmüş olabilir. Bu tezlerden hangisi doğru olursa olsun, gerçek olan şudur ki, Sabahattin Ali, Aydın Lisesinde değil, Sanat Mektebinde öğretmenlik yapmıştır… Bu filmin Aydın Lisesi’yle ilintili görüntüleri konusunda kaygım olduğunu yapımcısı Sayın Metin Avdaç’la bizzat paylaştım… Aydın Lisesi’nde öğretmenlik yapan ünlü şairimiz Sabahattin Ali değil, Özdemir İnce’dir… (Ensemde patlayan tokadını nasıl unuturum?)

Yıllar önce Aydınlıların yapması gereken Kuyucak’taki görkemli heykeli ve “Deniz Yıldızı” adlı filmi, o dönemin Kuyucak Belediye Başkanı olan Sayın Ali Ulvi Akoğlu dâhil, hiçbir resmi kuruluştan yardım almaksızın Aydınlıların gösterimine sunan Sayın Metin Avdaç’ı yürekten kutluyorum.
3 Aralık 2014/ İ Z M İ R

Yazarın notu; Değerli okurlar, yukarda takdim ettiğim makale Aydın Yerel Gazetesinde değerli dostum araştırmacı yazar, şair ve öğretmen Sayın Mehmet Genç’in imzasıyla yayınlanmıştı. Çok beğendiğim bu yazısını iznini alarak ben de sizinle paylaştım.

01.04.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00