BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
185
Dün
:
4520
Toplam
:
13462059
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ABDESTSİZ EZAN VE CENAZE NAMAZI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Ankara’da bir imam ile müezzin, “abdestsiz ezan” tartışması yüzünden karakolluk oldu.
İddiaya göre, Etimesgut Yavuz Sultan Selim Cami imamı İzahattin D. sabah namazı için camiye girdiğinde müezzin Rıdvan B.’yi uyurken buldu. İmamın uyandırıp sabah ezanını okumasını istediği müezzin, doğrudan ezan okumaya gitti. Bunun üzerine imam, “Uyuyordun, abdestin bozulmuştur, önce abdest al” uyarısında bulundu.Çıkan ‘abdest’ tartışmasında müezzin, silah çekip imamı cami içinde kovalamaya başladı. Kavgaya tanık olan cemaat, “Allah’ın evinde böyle bir olay nasıl olur? İmamın söylediğine göre abdestsiz ezan okuyacakmış, namaz da kıldırıyordu. Allah bilir abdestsiz namaz da kıldırmıştır. Günahı boynuna” diye tepki gösterdi. (Hürriyet)

Değerli okurlar, bu haberi okuyunca daha önce yaşadığım bir olay aklıma geldi. Çok kısa aralıklarla vefat eden iki akrabamızın cenaze namazında bulundum. İstanbul da iki ayrı camide iki ayrı uygulamayı aynen size aktarmaya çalışacağım. Bunlardan birisi daha elit bir muhitte diğeri de daha mütevazı halkımızın ikamet ettiği ve İstanbul’un merkezinde bulunmakta.

Elit semtte, Hoca Efendi cenazenin başına gelince bizlerde saf tutmak üzere musallaya doğru hareketlendik. Birlikte olduğumuz akrabamız ağırdan alınca namaza iştirak etmiyor musunuz diye sordum. Ben abdestsizim dedi. Bende çocukluğumuzdan beri bildiğim kadarı ile abdestsiz kılınabilen tek namaz cenaze namazıdır ama yine de siz bilirsiniz diyerek cenaze cemaatinin yanında yerimi aldım.

Tesadüfe bakın ki Hoca Efendi de sanki bizim konuşmamızı duymuş gibi namaza başlarken aynen şöyle dedi. “Muhterem cemaat, cenaze namazı da aynen diğer namazlar şartlarına uygun olarak abdestli kılınır. Namaza iştirak etmek isteyen hanımlar erkek cemaatin arkasında saf tutabilirler” demez mi. Biraz şaşırmakla beraber imama uyduk ve cenaze namazımızı bitirdik. Hoca Efendinin talkın verirken de merhumu nasıl bilirdiniz sorusuna iyi bilirdik cevabımızdan sonra “merhumun iyi bir Müslüman olduğuna şehadet eder misiniz” sorusu ile karşılaştık. Daha önce böyle bir soru hiç duymadım. Nasıl bilirdiniz sorusuna iyi bilirdik cevabı alındıktan sonra hakkınızı helal ediyor musunuz diye sorulur cemaat de helal olsun diye cevap verirdi.

Bundan iki gün sonra İstanbul’un merkezinde bir diğer camideki namazda Hoca Efendi abdestle ilgili bir şey söylememekle birlikte hanımlarla ilgili de bir davette de bulunmadı.

Biz kardeşimle birlikte Cuma vaazı dinlemeye ben ilkokul 5. Sınıfta kardeşim 4. Sınıfta iken başlamıştık. Sene 1956, Cennetmekânbabamın memuriyeti dolayısıyla Afyon Dinar’dayız. Kızılay Apartmanında oturuyoruz ve Cuma günleri namaz vaktinden önce Ulu Camiye gidip vaaz dinliyoruz. O günlerden aklımızda kalmış. Sadece benim değil, kardeşim de böyle hatırlardı.

Tabi burada bahse konu olan Gusül abdesti değil. Hatırladığım kadarı ile cenaze namazındaabdest şartı neden gerekli olmamalı?

Cenazenin kimsesi olmayabilir. Cenaze hafta sonu veya bir tatil gününe hatta herkesin yazlıkta olduğu bir zamana rastlayabilir bu yüzden de cemaati az olabilir. Cami şehir merkezinde veya çarşı içinde ise oradan geçen Müslümanlar namaza katılmayı arzu edebilirler.Her insan evladı hangi dinden olursa olsun öldüğünde veya bir yakını vefat ettiğindeister camide ister kilisede ister havrada cenazesinin çok kalabalık olmasını arzu eder.

İstanbul Karaköy esnafından rahmetli arkadaşımNobar Kartal ile işim icabı her gün birlikte idik. Bazen işyerinde otururken “Hoca(bana öyle hitap ederdi), ben ölünce cenazem kalabalık olur mu” diye sorardı. Bende latife olsun diye gülerek “ Bilemem ama ben gelirim merak etme” derdim. Hiç beklemediğimiz bir anda aramızdan ayrıldı. Kilise avlusunda beklerken birden aklıma geldi. Birlikte çalıştığı ve konuşmalarımıza şahit olan Murat kardeşime ve diğer dostlara bu söylediğini ve benim cevabımı üzüntü içinde hatırlattım. Toprağı bol olsun.

Bu olaydan yıllar önce de yine böyle üzücü bir olayı çok acı bir şekilde yaşamıştım. Bir devlet kurumunun genel müdürlüğünü yapmış çok yaşlı bir komşumuz vardı.Fötr şapkasız ve bastonsuz sokağa çıkmazdı. Eşi Hanımefendi pencereden bizi her gördüğünde el sallar sonra da telefon eder sizin için hep dua ediyorum derdi. Önce Hanımefendiyi kaybettik. Ondan bir yıl sonra da bu ağabeyimizi kaybettik. İlgilenecek kimseleri yoktu. Apartman görevlimiz ile battaniyeye koyduğumuz na’şınıyakınımızdaki caminin morguna benim aracımla götürdük. Cenaze namazını cami cemaati ile kıldıktan sonra cemaat birden dağıldığından kalan birkaç kişi ile cenaze arabasına taşıdık. Duruma şahit olanlar “ Yahu kimi kimsesi yok muydu, siz bunu mezarlıkta nasıl taşıyacaksınız, bir araba olsaydı bizde gelirdik” dediler. Mezarlığa gittik. Cenaze arabası şoförü ile birlikte dört kişiyiz. Bir taraftan da ince ince yağmur yağıyor. Apartman görevlimiz ben gideyim mezar kazanları getireyim dedi. Onlar gelene kadar arabada bekledik. Uzatmayım, altı kişi çok zorlukla taşıdığımız cenazeyi mezara indirdik. Ne ben ne de apartman görevlisi uzun süre bunun tesirinden kurtulamadık. Arabama her bindiğimde sanki kokuyormuş gibi geldi. Kafama takmayım diye içini iyice yıkatmış, içine pamuk koyduğum bir kavanoza kolonya koyarak günlerce ağzı açık tutmuştum.

Cenaze namazı ile ilgili olarak internette bir araştırma yaptım. Maalesef beni tatmin edecek bir kaynak bulamadım. Dini içerikli bütün sayfalar birbirlerinden kopyaladıkları aynı ifadeler ile cenaze namazını da 5 vakit namazla bir tutuyorlardı.Ancak şu bilgi dikkatimi çekti; Kuran’da “Cenaze namazı kılın” şeklinde bir ifade yoktur. Demek ki cenaze namazı kılmak farz değildir. Fakat Tevbe Suresi 84. ayette Peygamber’e ihanet edenlerin ardından cenaze namazı kılınmaması, mezarlarının başında durulup onlara destek verilmemesi belirtiliyor.

Demek ki Peygamber’e ihanet etmemiş Müslümanların cenaze namazlarının kılınabileceği, onların mezarlarına gidilip, destek verilebileceği anlaşılıyor. Ölenin arkasından Allah’ı anacak ibadetler yaparak; namaz kılarak, Kuran okuyarak ve dua ederek ölüyü toprağa vermek, İslam’ın ruhuna uygundur. İslam’da yerleşmiş bu uygulamaları devam ettirmek elbette güzeldir. Fakat Kuran’da yer almayan “kabir sorgusu, kabir azabı ve kabir mükâfatı” gibi uydurma kavramlara göre şekillenen; İmam’ın ölüye mezarında kabir sorgusunda yardımcı olması için bir şeyler ezberletmesi (telkin vermesi) gibi Kuran’a aykırı uygulamaların da cenaze törenleriyle ilgili uygulamalardan çıkarılması gerekir. Diyordu.

İlahiyatçı Prof. Yaşar Nuri Öztürk Hocamız da kendine sorulan “Cenaze namazı namaz mıdır, dua mıdır? Abdestsiz kılınabilir mi” sorusunu. “Cenaze namazı bir duadır, abdestsiz de kılınabilir.” Diye cevaplamıştır.

Araştırmacı Edip Yüksel;” Cenaze namazı olarak bilinen dua, bir namaz değil aslında. Dileğe bağlı bir duadır. Allah’a ortak koşmadan ölmüş olanları hayırla anıp geride kalmış yakınlarına destek verme amacını güder (Tevbe9.84) diyor.


Şu bilgiyi de ekleyelim; Cemaatle kılınan namazlarda, en faziletli saf en ön saftır. Cenaze namazında ise tevazu göstermek için en hayırlı saf sonuncusu olduğu söylenmiştir. Çünkü ölenler şefaatçidirler. En arkada duran kimse onların şefaatlerinin kabulüne daha layıktır. Bir de cenaze namazında arzu edilen, safların çokluğudur. Bu ve bunun gibi paragraflar hemen tüm yazılara aynen alınmış. Dikkat buyurursanız bu paragrafta da “arzu edilen safların çokluğudur” deniliyor.

Konya il müftülüğü de şöyle demiş; İster cuma, ister bayram, ister cenaze namazı, isterse başka bir namaz olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlermiş;

Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu; Kadınların cuma namazını kılmalarında herhangi bir sakınca yoktur. Kadınlar bayram ve cenaze namazlarına da katılabilirler. Nitekim Peygamberimiz (SAV) döneminde katılmışlardır. Ancak kadınlar cuma namazı kılmakla yükümlü değillerdir diyor.

KARŞIYAKA Müftüsü Nadir Kuru ‘da, bir tabuyu yıkarak kadınlara erkeklerle birlikte cenaze namazı kılabilir diyor.

Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, kadınların da cenaze namazı kılabileceklerini, bunda herhangi bir sakınca olmadığını belirtmişti.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi, fıkıh uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Atar, kadınların bugüne kadar cenaze namazına katılmamasının örf ve adetlerden kaynaklandığını belirterek şöyle söylemiş; "Cenaze namazı aslında ölen kişiye bir saygı duruşudur. Bugüne kadar cenaze namazına kadınlar iştirak etmemişler. Bunda kadınların yufka yürekli olması, sürekli ağlamaları gibi nedenler etken olmuştur. Ruhi yapıları buna uygun olmadığı için bu görev erkeklere verilmiş. Erkeklerin daha güçlü olduğu düşünülmüş. Kadınlar bu nedenle geri planda kalmışlar. Ne var ki erkeklerden daha cesur kadınların da var olduğunu düşünmek gerek. Genellemeden yola çıkılmış bugüne kadar böyle uygulanmış.

Yukarda arz ettiğim gibi, İnternet ortamında dini içerikli sayfalar cenaze namazı için hep üstü kapalı bir şekilde atıfta bulunuyorlar ve genellikle” farz-ı kifaye”dir diyorlar. Peki, farz-ı kifaye ne demek? Bununla ilgili de açık ve kesin bir izahat bulamadım. Sadece bir yerde şöyle bir tarif vardı. ”Bir kısım Müslümanların yapması ile diğerlerinin günahtan kurtuldukları farz. Misal, “Cenaze namazı kılmak gibi.” Diyor.

Buyurun şimdi, bir yandan hanımları da cenaze namazı kılmaya çağırıyorsun, bir yandan cenaze cemaatinin abdestli olmasını şart koşarak abdesti olmayanları seyirci gibi uzakta tutuyorsun. Diğer yandan da “farz-ı kifaye”dir diyerek namaza katılanların katılmayanların günahlarını affettirdiklerini söylüyorsun… Müslümanlığın 5 şartı olan namaz, oruç, hac, kelime-i şahadet ve zekât şartlarını, her Müslümanın kendisi için yapmakla mükellef olduğunu anlatıyorsun ama artık son yolculuğuna uğurlanan bir akraba, arkadaş veya din kardeşime son vazifemi yapmakta problem çıkarıyorsun.

İnternet beni tatmin etmeyince arşivimi araştırdım. Maliki mezhebinin kurucusu hadis otoritelerinin önde gelenlerinden İmam Maliki (ölümü 795). Eseri El-Muvatta da abdestsiz Kuran okumaya ruhsat verilmesi ile ilgili olarak şunu bildiriyor. “Hz. Ömer Kuran okumakta olan bir toplulukta oturuyordu. Bir ara kalkıp tuvalete gitti ve dönünce Kuran okumaya başladı. Topluluktan biri “Ey müminlerin emiri, abdestiniz yok ve Kuran okuyorsunuz bu olur mu?” deyince. Ömer şu cevabı verir. “Abdestsiz Kuran okunmaz diye sana kim fetva verdi, yalancı peygamber Müseyleme mi.” Nitekim o anda içinde Kuran okuma isteği duyan veya merak ettiği bir konu için Kuran’a bakmak isteyen bir Müslüman,o anda abdestli değilse ve almaya da üşenince bu yanlış inanışlar yüzünden arzusunu ertelemek zorunda kalmaktadır.Okumayı zaten sevmeyen bir toplum için ne gam değil mi?

Tuvaletten dönen ve ardından yemeğe oturan Hz. Peygamber’e “abdest almadan mı yemeğe oturuyorsunuz diyen sahabeye Hz. Peygamber de şöyle cevap veriyor: “Ben ancak namaza kalktığım zaman abdest almakla emrolundum. Namaz kılacak değilim ki abdest alayım”(Ebu Davut, et’ıma). Kuran da Maide suresi 6. Ayette abdestin hem şekli hem de gerekçesi anlatılmıştır. Burada anlatılan gerekçe de namaz kılmakla ilgilidir.

Yazımızın başına dönersek; namaza davet olan ezan okumanın abdestle ne alakası olabilir. Uykusundan uyanamamış olan müezzin, vakti daha fazla geçirmeden ezanı okuyup sonrada abdestini alırdı. İmam efendi de daha hoşgörülü olabilirdi.

Yazımı bitirirken değerli Hocalarımdan âcizaneşunu istirham ediyorum. Lütfen dinimizi hurafelerden ve uygulanagelen yanlışlıklardan, bağnazlıklardan kurtaralım. Mademki Müslümanlık hoşgörü dinidir, hem birbirimize hem de cemaate hoşgörü ile yaklaşalım. Cenaze namazına başlamadan yukardaki gibi bir açıklama yapıp cenaze cemaatini ikiye bölerek abdestsiz olanları dışlayıp bir tedirginlik, hissi yaratmayalım.

26.03.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00