BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
309
Dün
:
4936
Toplam
:
13343095
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
1915 YILININ 18 MARTI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Osmanlı Devleti, her türlü imkânsızlık ve yokluklara rağmen Birinci Dünya Savaşında 150.000 askerden oluşan ordusuna seferberlikten itibaren 2.700.000 takviye insanını da ilave ederek toplam 2.850.000 insanını silahaltına almıştır. Bu 2.850.000 insanımızın yaklaşık 1.000.000 u şehit ve yaralı olarak veya hastalıktan yok olup gitmiştir.

Her günü her iki taraf içinde kahramanlık destanı olan Çanakkale Savaşlarına katılan İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelandave Hint Ordusuaskerleri ile Kanada Güçleri Türklere karşı savaşmışlardır. İstiklal marşımızın ünlü şairi Mehmet Akif Ersoy, bu destansı savaşın büyüklüğünü anlatmak için onu Hz. Muhammet’in yaptığı Bedir savaşı ile mukayese etmiş “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” demiştir.

Atatürk, her okuduğumda tüylerimi diken diken eden, gözlerimi yaşartan Çanakkale’de ölen Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) askerlerinin annelerine yazdığı ve dünya tarihine altın harflerle kaydedilen mektubunda şöyle hitap ediyordu;

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana, koyun koyunasınız.Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedir ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Avustralyalı bir anne de Mustafa Kemal`in mektubuna şu mektupla karşılık vermişti;

“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını alicenap sözleriniz hafifletti, gözyaşlarımız dindi. Bir anne olarak bana bir güzelim teselli verdi. Yavrularımızın sonsuz uykularında huzur içinde dinlendiklerinden hiç şüphemiz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa, bizler de size “Ata” demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan Büyük Ata`ya bütün anneler adına sevgi, şükran, saygıyla.”

Çanakkale Savaşlarının en çok akılda kalan bu sahnelerinden ayrı olarak bende sizlere bu savaşlar sırasında en çok kayıp veren fakat ikinci planda kalan Fransızların bir kolunu kaybeden bacağı ve kalçası kırılan Generali HenriGouraud’un uzun anılarından bir özet arz etmek istiyorum.

Fransızların Çanakkale seferine katılımı müttefikleri İngilizlerin talebi üzerine olmuştur. Çanakkale’ye sefer kararı verildiğinde, Birinci Dünya Savaşı Batı Avrupa’da bütün şiddetiyle sürmekteydi ve Almanlar 800 kilometreye yayılan bir cephe boyunca, Paris’e 80 kilometre mesafeye kadar yaklaşmışlardı. İngilizlerin Almanlara karşı batı cephesine 5 tümenlik bir İngiliz desteği vaadine karşılık, Fransızlar da İngilizlerin genel komutası altında Çanakkale’ye asker göndermeye razı olmuşlardı.

Çıkarmanın başladığı gün Fransızlara verilen görev Boğazın Anadolu yakasındaki Kumkale’ye bir şaşırtma çıkarması yapmalarıydı. Bir başka deyişle Fransız çıkarmasının stratejik bir hedefi yoktu. 25 Nisan günü saat 06.30 sularında Fransız askerleri karaya çıkmaya başlarlar. Bunlara 5 bacası ile tanınan Rus muhribi Askold’da destek verir. Kumkale’de çok kanlı çarpışmalar olur. Kumkale’yi ele geçiren Fransızlara Türkler hiç durmadan saldırı düzenlerler ve çok kayıp verirler. Sonra saldırıyı bırakıp savunmaya geçerler ve Fransızları bu dar alanda hapsederler. Bu şekilde daha az kayıp verirler. Bir süre sonra Türklerin yeni bir saldırıya hazırlandıkları bir sırada Fransızlar bir gece aniden Kumkale’yi boşaltırlar. Fransızların 8-9 aylık süre içinde Çanakkale’de kaybettikleri asker sayısı 15.000 civarındadır. Bu sayı Avustralyalıların kayıplarının yaklaşık 3 mislidir. Yeni Zelanda’nın kaybının ise yaklaşık 5 mislidir.18 Mart günü isabet alarak birkaç dakika içinde batan Fransız Zırhlısı Bouvet ile beraber 600 civarında Fransız denizcisi de sulara gömülmüştür.

Fransız General Guouraud, 30 Ağustos zaferinden sonra ve daha sonra da Mudanya Mütarekesinden sonra iki defa Atatürk’e kutlama mesajı gönderir. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün arzusu üzerine Türkiye’ye gelerek kendisi ile görüşür.

Fransız Muhribi Bouvet’ten bahsedince İngilizlerin süper dretnot’uQueen Elizabeth’i anmadan geçmek olmaz. 15 inçlik (38 cm) lik topları ile müthiş bir savaş makinesiydi. Düştüğü yerde 10-12 metre çapında ve 3-4 metre derinliğinde çukurlar açan mermileri büyük bir gürültü ile patlıyordu. Her mermide 15.000 adet şarapnel parçası vardı. Toplarının sesi ile Çanakkale tabyalarının duvarlarını yıkabileceği söylenirdi. Türk Tabyalarının en güçlülerinden olan Anadolu Hamidiye’sinin bir mermi atabilmesi için geçen zaman içinde Qeen Elizabeth 6 mermi atabiliyordu.

18 Martta Savaş Hattı Gemileri
İngiliz Hattı (A hattı); Qeen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, İnflexible
İngiliz Hattı (B hattı); Vengeance, İrresistible, Albion, Ocean
Fransız Hattı (B hattı); Goulois, Charlemagne, Bouvet, Suffren
Koruma Gemileri; Majestic, Prince George, Swiftsure, Triumph
Yedek Gemiler; Canopus, Cornwallis

Batırılan düşman gemilerin isimleri şunlardır
1- Anadolu Hamidiye Tabyası tarafından ateş altına alınan Bouvet gemisi
2- Irresistable Gemisi isabet alarak önce akıntıya kapıldı daha sonra battı.
3-Irresistable gemisine yardıma gelen Ocean gemisi de isabet aldı ve Morto Körfezinde battı.

Ağır hasar alan gemiler ise şunlardır;
Inflexible Gemisi
Gaulois Gemisi
suffren Gemisi

Ben de bir anımı ilave edeyim. Çocuklarımız ve dünürlerimizle birlikte şehitlikleri ziyaretten dönüyorduk. Yol üztünde zeytin toplayan bir aile gördük. Dünür hanım bu aileden zeytin almak isteyince arabamızı durdurdum. Hep birlikte yanlarına gidip birkaç kilo kadar zeytin verebilirler mi sorduk. “ Sözümü olur istediğiniz kadar alabilirsiniz, torbanız var mı?” dediler. Yanımızda torba yoktu. “Koş kızım evden naylon torba al gel” diyerek kızlarını eve gönderdiler. Ayaküstü sohbet ederken ailenin bey’i bana bir avuç dolusu paslanmış mermi çekirdeği verdi. “Buyurun bunlarda hatıra olsun” dedi. Hepsini almayım size de kalsın dediğimde, bakın yerde bunlardan çok var dedi. O zaman dikkat ettik ki şöyle dikkatlice bakıldığında etrafımızda bu mermi çekirdeklerinden bir hayli var. Sonra aklımıza geldi. Müzede havada çarpışarak birbirine kaynayan mermiler görmüştük.

Evden gelen oldukça büyük naylon torba alabildiği kadarı ile dolduruldu. Dünür hanım “borcumuz ne kadar diye sorunca “Bir torba zeytinin borcumu olurmuş” diyerek bizi uğurladılar. Gönlü zengin Anadolu insanı.

Sonuç olarak; Amerikan sinema sanayiinin merkezi Hollywood, kovboy diye bilinen Amerikan sığır çobanlarının olağan maceraları üzerine yüzlerce film çevirirken “her 24 saati” “bir film” konusu olacak Çanakkale Savaşları devlet desteği ile neden bir süper prodüksiyon yapılmaz anlayabilmiş değilim.

16.03.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00