BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
176
Dün
:
4633
Toplam
:
13784739
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NASIL YAZDIM, NİÇİN NEŞRETTİM- SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocam, köşemde yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazıma lütfedip yorum göndermiş ve şöyle yazmıştı “Değerli Abdulkadir Bey, Yazılarınızı zevkle okuyorum.Sizi tebrik ederim. Sefer Bey ile ilgili yazınızda, Celâleddin Bey'in babası Bekir Bey için yazdığı Mersiye'yi okuyunca Sefer Bey'in Çeşme Hâkimliği yıllarından başlayarak 1949 yılına kadar yazıp biriktirdiği şiirlerini 1950 yılında neşrettiği bir şiir kitabını (ÇEŞME)'yi hatırladım ve size de hatırlatmak istedim. Kapak resmini ekte gönderdiğim 96 sahifelik kitapçığın başında; NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM başlığıyla şiire başlama sebeplerini anlatır.”

Kitap sevdalıları, hem de kitapçılarda bulunmayacak bir kitabın kokusunu alınca ne yaparsa bende onu yaptım. Hemen telefona sarılıp değerli Hocama önce teşekkür ettim, sonrada yüzümü kızartıp kitabın bir kopyasını istirham ettim. Kopyası geldi, hem de ciltlenmiş olarak. Bir solukta baştan sona okudum. Okuyunca, Değerli Hocamın “Nasıl Yazdım, Niçin Neşrettim” başlığını, yorumunda neden vurguladığını anladım. Bende sizinle paylaşmak istedim. Ama Sefer Bey’in kimliği hakkında bir ön bilginiz olması için önce daha önce yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazımı okumanızı rica ederim.

NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM

İlk Mektebin ikinci sınıfında Namık Kemal Merhumun “Cezmi” romanını okudum. Adil Giray’dan sevgilisine (pederle mader) diye başlayan şiirin heyecanı içinde şehrimizin (Çapanoğlu) büyük camiinde Allah’ıma “Bende yazmak istiyorum” diye açıktan yalvardığımı ve yanımdaki ihtiyarın: “- Neyi yazmak istiyorsun?” diye gülerek sorduğunu ve benim hicap içinde oradan ayrıldığımı mebde (başlangıç) olarak hatırlıyorum.

Yıllarca bu his beni takip etti; fakat kalemle kâğıt arasında bu hicap da yakamı bırakmadı ve yazmağa cüret bulamadım.

Mahsur bir kaptaki gaz üzerine yapılan basınç, gazın mukabil basıncına denktir. Bu fizik kaidesi benim hayatımda bir karakter gibidir.

Ne kadar hüsnüniyetle, ne kadar çok çalıştı isem, küçük bir halk topluluğunun başı olunca, o kadar çok sevildim ve münevver sayılacak küçük gruplar tarafından o kadar çok inkâr edildim ve buna mukabil de seneler uzadı uzadı… Nihayet bu daire-i fasideden (kısır döngü) kendi rızamla bir köşeye çekildim. İşte bu müsait günler içinde yine eski hislerim uyandı veyahut da aile muhitim beni heyecanlandırmağa ve hatta tazyike başladı. Bu samimi hislerin bende uyandırdığı geniş bir afüvle (affedicilikle, hoşgörü ile) beni teşvike devam etti ve mersiyenin yazılmasına sebep oldu. Bu itibarla bu eserin minnetleri varsa kendi yuvama medyunum.

Kapu bir defa açıldıktan sonra geceleri sabaha bağlayan çalışma saatlerinde, gözyaşlarımın bozduğu satırları uzun aylar içinde tamamladım. En büyük ıstırabı bu defa da “ acaba muvaffak oldum mu” diye kendime sorduğum sualden sonra hissettim.

Ev dışı hayatımda hocalarımdan başka minnet duyacağım bir iyiliğe şimdiye kadar rastlamadığım ve her işte alnımın terini sildiğim için aynı zamanda ekseriya hizmet ve iyilik ettiğim muhatabımdan muhakkak bir fenalık görmeğe de alıştığımdan içimden bir ses geldi ve bana: “Sen yaz, inkâr edilsin” dedi. Bundan sonra da gözyaşlarımla yazdığım ve alın terimle neşrettiğim eserimde hiçbir istirham taşımadı. Minnetsiz, içten geldiği kadar yazmağa uğraştım ve belki de tam surette aksettiremedim.

Maddi emeller uğrunda kimseye el uzatmadım. Belki bu kadar mehcur (bırakılmış, unutulmuş) yaşamaya, bütün hüsnüniyetime rağmen, beni icbar eden bu hissimdir; belki de kaderimdir.

En büyük iyiliği halk kitlesinde gördüm. O, daima alkışladı ve sevdi. Şahıslarda bulduğum tek şey, muhatabımın kendi düşündüğünü bulmak oldu. Bu derece vefa da ümitsizlik içinde, kendi hislerimle iyiliğe ve hizmete karşılıksız olarak, açık ve naçiz hayatımda, mukadder olduğu kadar yaşayacağımı idrak ediyorum. Onun için, bundan sonra yazacak mıyım? Belki yazacağım; kim bilir, belki de bu kadar…

Avukat
Sefer ERONAT

Türkiye Büyük Millet Meclisi 11. Dönem (27 Ekim 1957 - 27 Mayıs 1960) görev yapmış milletvekili, Cennetmekân Sefer Bey’in kitabında bazıları çok uzun bazıları daha kısa biri birinden güzel çok şiir var. Ben bunlardan Yozgat için yazdığı şiiri sizinle paylaştım.

ÖLEN ŞEHİR

Bir şehir ölüyor can çekişen hali ne çirkin
Her safhada korkunç düşünür sevgi garaz, kin.

İğrenç kokuyor her yeri bir levha-i ibret
Bir kurt ini olmuş tükenip buradaki gayret.

Ölmüş gibi ecdadımızın kurduğu belde
Bir deste soğan gül yerine kaldı da elde.

Bir kör gibi çırpınmada feryat ededursun
İsterse gebersin yine isterse kudursun.

Yok, yok diyemezsin onu kurtarmağa koş gel
Boş dönmeyecek göklere tanrım uzanan el.

Kör, bayrağı kapmışların ardınca yürümüş
Yollar açılır her gece bir rüya görürmüş.

Bir kör gibi söylenmede her gün bana dağlar
Bir beldedeki evlatları açtır gören ağlar.

Yer yer çatı çökmüş hele bak pencere fayrap
Sakinleri sarhoş gibi korkunç bu ne yarap?

Kimdir seni candan seni ruhtan ayıran kol
Kalk bir daha çırpın sana mevcut yine bir yol.

Ya gurbeti tercih edeceksin gideceksin
Ya lokmanı yurdunda tedarik edeceksin.

Kurtlar gibi bir sofraya çevrilmede dostlar
Peydir bu pazarlıkta da sırtındaki postlar.

Sen doğrusu farz et bu harap hanede onduk
Meclisleri gamdır diyelim bizde bulunduk.

Yangın gibi münkir bu karanlıkta tabiat
Gel sen bu dalalette ölen doğruyu anlat.

Bak avare kuşlar gibi her gün dolaşırlar
Servetleri kerpiç neye bir bir ulaşırlar.

Ektikleri buğday ile çavdar, darı, yulaf
Birkaç ayı ekmek geri aylardaki boş laf.

Kısmet ona derler ki güler yüzlüce kap kaç
Her şey geri kalmış bu sefalet neye muhtaç.

Sarhoş gibi her tekmesi evladına muhtaç
Kor sen bu karanlık gecenin ufku kılınçtır.

Bir Beldeki her gün yeni bir ev yıkılırmış
İmar görenin burada canı çok sıkılırmış.

Sakinleri birdir çalışan aç yatan ırgat
Bir mum gibi ihrak ediyor (ateşe atıyor) kendini Yozgat.

Şiirin altına da şöyle bir not düşmüş;
Halk bu yazının dışındadır. Bu yazı memleket hizmetini şahsına göre ayarlayanlara ithaf olunmuştur.
O günden bu güne ne değişmiş, bende yorumu okuyucuya bıraktım.

Bana böyle bir eseri kazandıran Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocama minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

27.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00