BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
177
Dün
:
4936
Toplam
:
13339180
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NASIL YAZDIM, NİÇİN NEŞRETTİM- SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocam, köşemde yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazıma lütfedip yorum göndermiş ve şöyle yazmıştı “Değerli Abdulkadir Bey, Yazılarınızı zevkle okuyorum.Sizi tebrik ederim. Sefer Bey ile ilgili yazınızda, Celâleddin Bey'in babası Bekir Bey için yazdığı Mersiye'yi okuyunca Sefer Bey'in Çeşme Hâkimliği yıllarından başlayarak 1949 yılına kadar yazıp biriktirdiği şiirlerini 1950 yılında neşrettiği bir şiir kitabını (ÇEŞME)'yi hatırladım ve size de hatırlatmak istedim. Kapak resmini ekte gönderdiğim 96 sahifelik kitapçığın başında; NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM başlığıyla şiire başlama sebeplerini anlatır.”

Kitap sevdalıları, hem de kitapçılarda bulunmayacak bir kitabın kokusunu alınca ne yaparsa bende onu yaptım. Hemen telefona sarılıp değerli Hocama önce teşekkür ettim, sonrada yüzümü kızartıp kitabın bir kopyasını istirham ettim. Kopyası geldi, hem de ciltlenmiş olarak. Bir solukta baştan sona okudum. Okuyunca, Değerli Hocamın “Nasıl Yazdım, Niçin Neşrettim” başlığını, yorumunda neden vurguladığını anladım. Bende sizinle paylaşmak istedim. Ama Sefer Bey’in kimliği hakkında bir ön bilginiz olması için önce daha önce yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazımı okumanızı rica ederim.

NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM

İlk Mektebin ikinci sınıfında Namık Kemal Merhumun “Cezmi” romanını okudum. Adil Giray’dan sevgilisine (pederle mader) diye başlayan şiirin heyecanı içinde şehrimizin (Çapanoğlu) büyük camiinde Allah’ıma “Bende yazmak istiyorum” diye açıktan yalvardığımı ve yanımdaki ihtiyarın: “- Neyi yazmak istiyorsun?” diye gülerek sorduğunu ve benim hicap içinde oradan ayrıldığımı mebde (başlangıç) olarak hatırlıyorum.

Yıllarca bu his beni takip etti; fakat kalemle kâğıt arasında bu hicap da yakamı bırakmadı ve yazmağa cüret bulamadım.

Mahsur bir kaptaki gaz üzerine yapılan basınç, gazın mukabil basıncına denktir. Bu fizik kaidesi benim hayatımda bir karakter gibidir.

Ne kadar hüsnüniyetle, ne kadar çok çalıştı isem, küçük bir halk topluluğunun başı olunca, o kadar çok sevildim ve münevver sayılacak küçük gruplar tarafından o kadar çok inkâr edildim ve buna mukabil de seneler uzadı uzadı… Nihayet bu daire-i fasideden (kısır döngü) kendi rızamla bir köşeye çekildim. İşte bu müsait günler içinde yine eski hislerim uyandı veyahut da aile muhitim beni heyecanlandırmağa ve hatta tazyike başladı. Bu samimi hislerin bende uyandırdığı geniş bir afüvle (affedicilikle, hoşgörü ile) beni teşvike devam etti ve mersiyenin yazılmasına sebep oldu. Bu itibarla bu eserin minnetleri varsa kendi yuvama medyunum.

Kapu bir defa açıldıktan sonra geceleri sabaha bağlayan çalışma saatlerinde, gözyaşlarımın bozduğu satırları uzun aylar içinde tamamladım. En büyük ıstırabı bu defa da “ acaba muvaffak oldum mu” diye kendime sorduğum sualden sonra hissettim.

Ev dışı hayatımda hocalarımdan başka minnet duyacağım bir iyiliğe şimdiye kadar rastlamadığım ve her işte alnımın terini sildiğim için aynı zamanda ekseriya hizmet ve iyilik ettiğim muhatabımdan muhakkak bir fenalık görmeğe de alıştığımdan içimden bir ses geldi ve bana: “Sen yaz, inkâr edilsin” dedi. Bundan sonra da gözyaşlarımla yazdığım ve alın terimle neşrettiğim eserimde hiçbir istirham taşımadı. Minnetsiz, içten geldiği kadar yazmağa uğraştım ve belki de tam surette aksettiremedim.

Maddi emeller uğrunda kimseye el uzatmadım. Belki bu kadar mehcur (bırakılmış, unutulmuş) yaşamaya, bütün hüsnüniyetime rağmen, beni icbar eden bu hissimdir; belki de kaderimdir.

En büyük iyiliği halk kitlesinde gördüm. O, daima alkışladı ve sevdi. Şahıslarda bulduğum tek şey, muhatabımın kendi düşündüğünü bulmak oldu. Bu derece vefa da ümitsizlik içinde, kendi hislerimle iyiliğe ve hizmete karşılıksız olarak, açık ve naçiz hayatımda, mukadder olduğu kadar yaşayacağımı idrak ediyorum. Onun için, bundan sonra yazacak mıyım? Belki yazacağım; kim bilir, belki de bu kadar…

Avukat
Sefer ERONAT

Türkiye Büyük Millet Meclisi 11. Dönem (27 Ekim 1957 - 27 Mayıs 1960) görev yapmış milletvekili, Cennetmekân Sefer Bey’in kitabında bazıları çok uzun bazıları daha kısa biri birinden güzel çok şiir var. Ben bunlardan Yozgat için yazdığı şiiri sizinle paylaştım.

ÖLEN ŞEHİR

Bir şehir ölüyor can çekişen hali ne çirkin
Her safhada korkunç düşünür sevgi garaz, kin.

İğrenç kokuyor her yeri bir levha-i ibret
Bir kurt ini olmuş tükenip buradaki gayret.

Ölmüş gibi ecdadımızın kurduğu belde
Bir deste soğan gül yerine kaldı da elde.

Bir kör gibi çırpınmada feryat ededursun
İsterse gebersin yine isterse kudursun.

Yok, yok diyemezsin onu kurtarmağa koş gel
Boş dönmeyecek göklere tanrım uzanan el.

Kör, bayrağı kapmışların ardınca yürümüş
Yollar açılır her gece bir rüya görürmüş.

Bir kör gibi söylenmede her gün bana dağlar
Bir beldedeki evlatları açtır gören ağlar.

Yer yer çatı çökmüş hele bak pencere fayrap
Sakinleri sarhoş gibi korkunç bu ne yarap?

Kimdir seni candan seni ruhtan ayıran kol
Kalk bir daha çırpın sana mevcut yine bir yol.

Ya gurbeti tercih edeceksin gideceksin
Ya lokmanı yurdunda tedarik edeceksin.

Kurtlar gibi bir sofraya çevrilmede dostlar
Peydir bu pazarlıkta da sırtındaki postlar.

Sen doğrusu farz et bu harap hanede onduk
Meclisleri gamdır diyelim bizde bulunduk.

Yangın gibi münkir bu karanlıkta tabiat
Gel sen bu dalalette ölen doğruyu anlat.

Bak avare kuşlar gibi her gün dolaşırlar
Servetleri kerpiç neye bir bir ulaşırlar.

Ektikleri buğday ile çavdar, darı, yulaf
Birkaç ayı ekmek geri aylardaki boş laf.

Kısmet ona derler ki güler yüzlüce kap kaç
Her şey geri kalmış bu sefalet neye muhtaç.

Sarhoş gibi her tekmesi evladına muhtaç
Kor sen bu karanlık gecenin ufku kılınçtır.

Bir Beldeki her gün yeni bir ev yıkılırmış
İmar görenin burada canı çok sıkılırmış.

Sakinleri birdir çalışan aç yatan ırgat
Bir mum gibi ihrak ediyor (ateşe atıyor) kendini Yozgat.

Şiirin altına da şöyle bir not düşmüş;
Halk bu yazının dışındadır. Bu yazı memleket hizmetini şahsına göre ayarlayanlara ithaf olunmuştur.
O günden bu güne ne değişmiş, bende yorumu okuyucuya bıraktım.

Bana böyle bir eseri kazandıran Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocama minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

27.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00