BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
229
Dün
:
4601
Toplam
:
13176101
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NASIL YAZDIM, NİÇİN NEŞRETTİM- SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocam, köşemde yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazıma lütfedip yorum göndermiş ve şöyle yazmıştı “Değerli Abdulkadir Bey, Yazılarınızı zevkle okuyorum.Sizi tebrik ederim. Sefer Bey ile ilgili yazınızda, Celâleddin Bey'in babası Bekir Bey için yazdığı Mersiye'yi okuyunca Sefer Bey'in Çeşme Hâkimliği yıllarından başlayarak 1949 yılına kadar yazıp biriktirdiği şiirlerini 1950 yılında neşrettiği bir şiir kitabını (ÇEŞME)'yi hatırladım ve size de hatırlatmak istedim. Kapak resmini ekte gönderdiğim 96 sahifelik kitapçığın başında; NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM başlığıyla şiire başlama sebeplerini anlatır.”

Kitap sevdalıları, hem de kitapçılarda bulunmayacak bir kitabın kokusunu alınca ne yaparsa bende onu yaptım. Hemen telefona sarılıp değerli Hocama önce teşekkür ettim, sonrada yüzümü kızartıp kitabın bir kopyasını istirham ettim. Kopyası geldi, hem de ciltlenmiş olarak. Bir solukta baştan sona okudum. Okuyunca, Değerli Hocamın “Nasıl Yazdım, Niçin Neşrettim” başlığını, yorumunda neden vurguladığını anladım. Bende sizinle paylaşmak istedim. Ama Sefer Bey’in kimliği hakkında bir ön bilginiz olması için önce daha önce yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazımı okumanızı rica ederim.

NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM

İlk Mektebin ikinci sınıfında Namık Kemal Merhumun “Cezmi” romanını okudum. Adil Giray’dan sevgilisine (pederle mader) diye başlayan şiirin heyecanı içinde şehrimizin (Çapanoğlu) büyük camiinde Allah’ıma “Bende yazmak istiyorum” diye açıktan yalvardığımı ve yanımdaki ihtiyarın: “- Neyi yazmak istiyorsun?” diye gülerek sorduğunu ve benim hicap içinde oradan ayrıldığımı mebde (başlangıç) olarak hatırlıyorum.

Yıllarca bu his beni takip etti; fakat kalemle kâğıt arasında bu hicap da yakamı bırakmadı ve yazmağa cüret bulamadım.

Mahsur bir kaptaki gaz üzerine yapılan basınç, gazın mukabil basıncına denktir. Bu fizik kaidesi benim hayatımda bir karakter gibidir.

Ne kadar hüsnüniyetle, ne kadar çok çalıştı isem, küçük bir halk topluluğunun başı olunca, o kadar çok sevildim ve münevver sayılacak küçük gruplar tarafından o kadar çok inkâr edildim ve buna mukabil de seneler uzadı uzadı… Nihayet bu daire-i fasideden (kısır döngü) kendi rızamla bir köşeye çekildim. İşte bu müsait günler içinde yine eski hislerim uyandı veyahut da aile muhitim beni heyecanlandırmağa ve hatta tazyike başladı. Bu samimi hislerin bende uyandırdığı geniş bir afüvle (affedicilikle, hoşgörü ile) beni teşvike devam etti ve mersiyenin yazılmasına sebep oldu. Bu itibarla bu eserin minnetleri varsa kendi yuvama medyunum.

Kapu bir defa açıldıktan sonra geceleri sabaha bağlayan çalışma saatlerinde, gözyaşlarımın bozduğu satırları uzun aylar içinde tamamladım. En büyük ıstırabı bu defa da “ acaba muvaffak oldum mu” diye kendime sorduğum sualden sonra hissettim.

Ev dışı hayatımda hocalarımdan başka minnet duyacağım bir iyiliğe şimdiye kadar rastlamadığım ve her işte alnımın terini sildiğim için aynı zamanda ekseriya hizmet ve iyilik ettiğim muhatabımdan muhakkak bir fenalık görmeğe de alıştığımdan içimden bir ses geldi ve bana: “Sen yaz, inkâr edilsin” dedi. Bundan sonra da gözyaşlarımla yazdığım ve alın terimle neşrettiğim eserimde hiçbir istirham taşımadı. Minnetsiz, içten geldiği kadar yazmağa uğraştım ve belki de tam surette aksettiremedim.

Maddi emeller uğrunda kimseye el uzatmadım. Belki bu kadar mehcur (bırakılmış, unutulmuş) yaşamaya, bütün hüsnüniyetime rağmen, beni icbar eden bu hissimdir; belki de kaderimdir.

En büyük iyiliği halk kitlesinde gördüm. O, daima alkışladı ve sevdi. Şahıslarda bulduğum tek şey, muhatabımın kendi düşündüğünü bulmak oldu. Bu derece vefa da ümitsizlik içinde, kendi hislerimle iyiliğe ve hizmete karşılıksız olarak, açık ve naçiz hayatımda, mukadder olduğu kadar yaşayacağımı idrak ediyorum. Onun için, bundan sonra yazacak mıyım? Belki yazacağım; kim bilir, belki de bu kadar…

Avukat
Sefer ERONAT

Türkiye Büyük Millet Meclisi 11. Dönem (27 Ekim 1957 - 27 Mayıs 1960) görev yapmış milletvekili, Cennetmekân Sefer Bey’in kitabında bazıları çok uzun bazıları daha kısa biri birinden güzel çok şiir var. Ben bunlardan Yozgat için yazdığı şiiri sizinle paylaştım.

ÖLEN ŞEHİR

Bir şehir ölüyor can çekişen hali ne çirkin
Her safhada korkunç düşünür sevgi garaz, kin.

İğrenç kokuyor her yeri bir levha-i ibret
Bir kurt ini olmuş tükenip buradaki gayret.

Ölmüş gibi ecdadımızın kurduğu belde
Bir deste soğan gül yerine kaldı da elde.

Bir kör gibi çırpınmada feryat ededursun
İsterse gebersin yine isterse kudursun.

Yok, yok diyemezsin onu kurtarmağa koş gel
Boş dönmeyecek göklere tanrım uzanan el.

Kör, bayrağı kapmışların ardınca yürümüş
Yollar açılır her gece bir rüya görürmüş.

Bir kör gibi söylenmede her gün bana dağlar
Bir beldedeki evlatları açtır gören ağlar.

Yer yer çatı çökmüş hele bak pencere fayrap
Sakinleri sarhoş gibi korkunç bu ne yarap?

Kimdir seni candan seni ruhtan ayıran kol
Kalk bir daha çırpın sana mevcut yine bir yol.

Ya gurbeti tercih edeceksin gideceksin
Ya lokmanı yurdunda tedarik edeceksin.

Kurtlar gibi bir sofraya çevrilmede dostlar
Peydir bu pazarlıkta da sırtındaki postlar.

Sen doğrusu farz et bu harap hanede onduk
Meclisleri gamdır diyelim bizde bulunduk.

Yangın gibi münkir bu karanlıkta tabiat
Gel sen bu dalalette ölen doğruyu anlat.

Bak avare kuşlar gibi her gün dolaşırlar
Servetleri kerpiç neye bir bir ulaşırlar.

Ektikleri buğday ile çavdar, darı, yulaf
Birkaç ayı ekmek geri aylardaki boş laf.

Kısmet ona derler ki güler yüzlüce kap kaç
Her şey geri kalmış bu sefalet neye muhtaç.

Sarhoş gibi her tekmesi evladına muhtaç
Kor sen bu karanlık gecenin ufku kılınçtır.

Bir Beldeki her gün yeni bir ev yıkılırmış
İmar görenin burada canı çok sıkılırmış.

Sakinleri birdir çalışan aç yatan ırgat
Bir mum gibi ihrak ediyor (ateşe atıyor) kendini Yozgat.

Şiirin altına da şöyle bir not düşmüş;
Halk bu yazının dışındadır. Bu yazı memleket hizmetini şahsına göre ayarlayanlara ithaf olunmuştur.
O günden bu güne ne değişmiş, bende yorumu okuyucuya bıraktım.

Bana böyle bir eseri kazandıran Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocama minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

27.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00