BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
248
Dün
:
4633
Toplam
:
14637777
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
NASIL YAZDIM, NİÇİN NEŞRETTİM- SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat’ımızın canlı tarihi Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocam, köşemde yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazıma lütfedip yorum göndermiş ve şöyle yazmıştı “Değerli Abdulkadir Bey, Yazılarınızı zevkle okuyorum.Sizi tebrik ederim. Sefer Bey ile ilgili yazınızda, Celâleddin Bey'in babası Bekir Bey için yazdığı Mersiye'yi okuyunca Sefer Bey'in Çeşme Hâkimliği yıllarından başlayarak 1949 yılına kadar yazıp biriktirdiği şiirlerini 1950 yılında neşrettiği bir şiir kitabını (ÇEŞME)'yi hatırladım ve size de hatırlatmak istedim. Kapak resmini ekte gönderdiğim 96 sahifelik kitapçığın başında; NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM başlığıyla şiire başlama sebeplerini anlatır.”

Kitap sevdalıları, hem de kitapçılarda bulunmayacak bir kitabın kokusunu alınca ne yaparsa bende onu yaptım. Hemen telefona sarılıp değerli Hocama önce teşekkür ettim, sonrada yüzümü kızartıp kitabın bir kopyasını istirham ettim. Kopyası geldi, hem de ciltlenmiş olarak. Bir solukta baştan sona okudum. Okuyunca, Değerli Hocamın “Nasıl Yazdım, Niçin Neşrettim” başlığını, yorumunda neden vurguladığını anladım. Bende sizinle paylaşmak istedim. Ama Sefer Bey’in kimliği hakkında bir ön bilginiz olması için önce daha önce yayınladığım “BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT” başlıklı yazımı okumanızı rica ederim.

NASIL YAZDIM NİÇİN NEŞRETTİM

İlk Mektebin ikinci sınıfında Namık Kemal Merhumun “Cezmi” romanını okudum. Adil Giray’dan sevgilisine (pederle mader) diye başlayan şiirin heyecanı içinde şehrimizin (Çapanoğlu) büyük camiinde Allah’ıma “Bende yazmak istiyorum” diye açıktan yalvardığımı ve yanımdaki ihtiyarın: “- Neyi yazmak istiyorsun?” diye gülerek sorduğunu ve benim hicap içinde oradan ayrıldığımı mebde (başlangıç) olarak hatırlıyorum.

Yıllarca bu his beni takip etti; fakat kalemle kâğıt arasında bu hicap da yakamı bırakmadı ve yazmağa cüret bulamadım.

Mahsur bir kaptaki gaz üzerine yapılan basınç, gazın mukabil basıncına denktir. Bu fizik kaidesi benim hayatımda bir karakter gibidir.

Ne kadar hüsnüniyetle, ne kadar çok çalıştı isem, küçük bir halk topluluğunun başı olunca, o kadar çok sevildim ve münevver sayılacak küçük gruplar tarafından o kadar çok inkâr edildim ve buna mukabil de seneler uzadı uzadı… Nihayet bu daire-i fasideden (kısır döngü) kendi rızamla bir köşeye çekildim. İşte bu müsait günler içinde yine eski hislerim uyandı veyahut da aile muhitim beni heyecanlandırmağa ve hatta tazyike başladı. Bu samimi hislerin bende uyandırdığı geniş bir afüvle (affedicilikle, hoşgörü ile) beni teşvike devam etti ve mersiyenin yazılmasına sebep oldu. Bu itibarla bu eserin minnetleri varsa kendi yuvama medyunum.

Kapu bir defa açıldıktan sonra geceleri sabaha bağlayan çalışma saatlerinde, gözyaşlarımın bozduğu satırları uzun aylar içinde tamamladım. En büyük ıstırabı bu defa da “ acaba muvaffak oldum mu” diye kendime sorduğum sualden sonra hissettim.

Ev dışı hayatımda hocalarımdan başka minnet duyacağım bir iyiliğe şimdiye kadar rastlamadığım ve her işte alnımın terini sildiğim için aynı zamanda ekseriya hizmet ve iyilik ettiğim muhatabımdan muhakkak bir fenalık görmeğe de alıştığımdan içimden bir ses geldi ve bana: “Sen yaz, inkâr edilsin” dedi. Bundan sonra da gözyaşlarımla yazdığım ve alın terimle neşrettiğim eserimde hiçbir istirham taşımadı. Minnetsiz, içten geldiği kadar yazmağa uğraştım ve belki de tam surette aksettiremedim.

Maddi emeller uğrunda kimseye el uzatmadım. Belki bu kadar mehcur (bırakılmış, unutulmuş) yaşamaya, bütün hüsnüniyetime rağmen, beni icbar eden bu hissimdir; belki de kaderimdir.

En büyük iyiliği halk kitlesinde gördüm. O, daima alkışladı ve sevdi. Şahıslarda bulduğum tek şey, muhatabımın kendi düşündüğünü bulmak oldu. Bu derece vefa da ümitsizlik içinde, kendi hislerimle iyiliğe ve hizmete karşılıksız olarak, açık ve naçiz hayatımda, mukadder olduğu kadar yaşayacağımı idrak ediyorum. Onun için, bundan sonra yazacak mıyım? Belki yazacağım; kim bilir, belki de bu kadar…

Avukat
Sefer ERONAT

Türkiye Büyük Millet Meclisi 11. Dönem (27 Ekim 1957 - 27 Mayıs 1960) görev yapmış milletvekili, Cennetmekân Sefer Bey’in kitabında bazıları çok uzun bazıları daha kısa biri birinden güzel çok şiir var. Ben bunlardan Yozgat için yazdığı şiiri sizinle paylaştım.

ÖLEN ŞEHİR

Bir şehir ölüyor can çekişen hali ne çirkin
Her safhada korkunç düşünür sevgi garaz, kin.

İğrenç kokuyor her yeri bir levha-i ibret
Bir kurt ini olmuş tükenip buradaki gayret.

Ölmüş gibi ecdadımızın kurduğu belde
Bir deste soğan gül yerine kaldı da elde.

Bir kör gibi çırpınmada feryat ededursun
İsterse gebersin yine isterse kudursun.

Yok, yok diyemezsin onu kurtarmağa koş gel
Boş dönmeyecek göklere tanrım uzanan el.

Kör, bayrağı kapmışların ardınca yürümüş
Yollar açılır her gece bir rüya görürmüş.

Bir kör gibi söylenmede her gün bana dağlar
Bir beldedeki evlatları açtır gören ağlar.

Yer yer çatı çökmüş hele bak pencere fayrap
Sakinleri sarhoş gibi korkunç bu ne yarap?

Kimdir seni candan seni ruhtan ayıran kol
Kalk bir daha çırpın sana mevcut yine bir yol.

Ya gurbeti tercih edeceksin gideceksin
Ya lokmanı yurdunda tedarik edeceksin.

Kurtlar gibi bir sofraya çevrilmede dostlar
Peydir bu pazarlıkta da sırtındaki postlar.

Sen doğrusu farz et bu harap hanede onduk
Meclisleri gamdır diyelim bizde bulunduk.

Yangın gibi münkir bu karanlıkta tabiat
Gel sen bu dalalette ölen doğruyu anlat.

Bak avare kuşlar gibi her gün dolaşırlar
Servetleri kerpiç neye bir bir ulaşırlar.

Ektikleri buğday ile çavdar, darı, yulaf
Birkaç ayı ekmek geri aylardaki boş laf.

Kısmet ona derler ki güler yüzlüce kap kaç
Her şey geri kalmış bu sefalet neye muhtaç.

Sarhoş gibi her tekmesi evladına muhtaç
Kor sen bu karanlık gecenin ufku kılınçtır.

Bir Beldeki her gün yeni bir ev yıkılırmış
İmar görenin burada canı çok sıkılırmış.

Sakinleri birdir çalışan aç yatan ırgat
Bir mum gibi ihrak ediyor (ateşe atıyor) kendini Yozgat.

Şiirin altına da şöyle bir not düşmüş;
Halk bu yazının dışındadır. Bu yazı memleket hizmetini şahsına göre ayarlayanlara ithaf olunmuştur.
O günden bu güne ne değişmiş, bende yorumu okuyucuya bıraktım.

Bana böyle bir eseri kazandıran Değerli Dr. Ali Şâkir Ergin Hocama minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

27.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00