BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
300
Dün
:
4936
Toplam
:
13338723
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KAMBUR HALİL’İN SONU
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar bundan önceki bir yazımda “Bir Yiğit Beyzade, Çapanoğlu Halit Bey’i” anlatmış ve onu ihbar eden Kambur Halil’den kısaca bahsetmiştim. Aşağıda nasıl yakalanıp nasıl yargılandığını olayı yaşayanların torunlarının ağzından ve araştırmacı yazar Siyami Yozgat’ın kaleminden romansı bir hava içinde okuyacaksınız. İbret olması dileği ile.

Eşkıya korkusundan karanlığın en koyu yerine gizlenenmiş olan toprak damlı köy evleri ölü toprağı saçılmış gibi sessizdi. İdare lambaları söndürülmüş, ırgatlıktan dönen köylüler yorgun argın yataklarına sokulmuş, uykunun kucağına bırakmışlardı kendilerini.

Eşkıyaların girmesiyle köyün ışıkları titredi atların nal seslerinden. Gelip caminin yanındaki harman yerinde durdular. Bir süre aralarında fısıltı halinde konuştular, içlerinden dört beş tanesi ayrılıp köyün kıyısındaki çatal kapılı, önünde yaşlı bir akasya ağacı olan eve doğru sürdüler atlarını. Evin önüne geldiklerinde atlarından sıçrayıp indiler. Evin duvarının dibindeki çeşme şırıl şırıl akıyordu gecenin sessizliği içinde.

Deli Hacı, mavzerin dipçiğiyle kapıyı dövmeye başladı. Çürümeye yüz tutmuş kapının çıkardığı ses karanlığın içinde yankılandı. Avlunun duvarından bir taş düştü. Evin önündeki akasya ağacından bir baykuş kalkıp can havliyle uçtu, karşı damın merteğine kondu.
“Kambur Halil!” diye bağırdı Hacı. Sesindeki öfke köyün üstünde dağıldı, karşı yamaçtaki kayalıklarda yankılandı. “Kambur Halil çık dışarı lan pezevenk!”
İçeriden hiç ses gelmedi.
Deli Hacı, bir tekmede açtı avlunun çatal kapısını, içeri girdiler. Ağır bir gübre kokusu vardı havada. Avlunun kıyısındaki gübre yığının yanında örtmenin altında zincirlenmiş köpek göğü yırtarcasına havlıyor, zincirini koparmaya çalışıyordu.
Evin kapısına dipçikle iki defa sert sert vurdu Deli Hacı
“Kim o?” diye bağırdı içeriden zayıf, öksürüklü bir kadın. Sesi köpeklerin sesine, çeşmenin şırıltısına karıştı.
“Aç şu kapıyı zırlama!” diye bağırdı Deli Hacı,
Biraz sonra kapıyı kara kuru bir kadın açtı.
“Kocan nerde?”
Kadının korkudan dili tutulmuştu.
Kadını yana iterek içeri girdiler. Kısa bir aramadan sonra Kambur Halil’i çıkardılar ortaya. Yüklüğün altında tortop olmuştu. Orta yaşlarını çoktan aşan adam, güneş yanığı teninin içinde kurumuş ve kamburu iyice çıkmış, gözlerinin feri sönmüştü. Boş gözlerle bakıyordu etrafa. Karanlıkta kimlerin geldiğini pek seçememişti ama karşısında silahlı adamları görünce, artık dünyada yaşadığı rezil ömrün sonuna geldiğini anlamıştı. Gözbebekleri büyüdü, korku gözlerinden yüreğine aktı ve bütün bedenini teslim aldı.
Gelenlerin Aynacıoğlu'nun adamları olduğunu anlayınca korkusu kat kat arttı, benzi mum gibi soldu. Kamburunun içine saklanmak ister gibi büzüldü iyice.

Günlerdir hep bu anın korkusuyla yaşamıştı. Halit Bey’i ihbar ettiği günden beri geceleri uyuyamıyordu. Düşünde kendini hep kurşuna dizilirken görüyor, kan ter içinde uyanıyordu. Avluda dolaşıyor, soğuk sular içiyor, göğsünü poyraz yeline tutup yüreğinin yangınını soğutmaya çalışıyordu. Sabaha kadar avluda bir taşın üstünde oturuyor sigara üstüne sigara içiyordu. Karısı onu teselli etmeye çalışıyordu ama nafile. Korkusu gün geçtikçe dağ gibi büyüyordu. İşte korktuğu başına gelmişti.
“Buyurun ağam!
“Gel bakalım Kambur Halil. Seninle biraz işimiz var.”
Koşarak geldi. Üzerinde dizleri yamalı bir don ve kirden her tarafı morarmış bir iç göyneği vardı.
“Üstümü başımı giyeyim ağalar.”
“Yürü lan! Sıçarım şimdi senin üstüne başına!”
Deli Hacı, dipçiği yerleştirdi adamın omzunun kütüğüne. Kambur sendeledi, düşecek gibi oldu, Hacı, tüfeğin namlusuyla sol böğrüne bir daha dürttü.
“Yürü lanpezevenk!”
Sustu Halil, kaderine razı, kurbanlık bir koyun gibi usul usul yürüdü silahlı adamların önünde. Hem yürüyor hem nasıl olup da Halit Bey’i konguracılara ihbar ettiğine hayıflanıyordu. Hırsız Mıstık’la bir olmuş, alacakları üç kuruş ve bir aferin uğruna yıllardır ekmeklerini yedikleri, tarlalarında, çiftliklerinde çalıştıkları Çapanoğullarına tuzak kurdurmuşlardı. Bunları düşününce korkusu daha da büyüdü. Çünkü biliyordu ihanetin bedeli ölümdü ve o an gelmişti.

Ta başından beri Çapanoğullarının yanında gözükmüş ama gizli gizli Yozgat’taki konguracılara Karatepe’den, çevre köylerden haberler götürmüştü. “Çapanlardan bir iz bulduğunda haber ver, dile bizden ne dilersen” demişlerdi.

O, bunları düşünerek yürürken peşinden gelen Deli Hacı, hiç durmadan sövüp sayıyor, arada bir de namluyla arkasından dürtüyordu. Kambur Halil, dizlerinin bağı çözülmüş yürüyemiyor, yerde sürüklenerek gidiyordu sanki. Ağlayarak yalvarıyordu. Çok pişman olduğunu, Hırsız Mıstık’ın onu kandırdığını söylüyordu. Daha doğrusu söylediğini sanıyordu. Çünkü korkudan sesi boğazında düğümlenmiş, belli belirsiz çıkıyor, anlaşılmıyordu.

Köylülerin pek çoğu korkularından dışarı çıkamamış camların arkasından, perdelerin aralığından olanları, olacakları görmeye anlamaya çalışıyorlardı.

Deli Hacı ve yanındakiler biraz ilerideki dereye ulaştıklarında durdular. Tüfeklerini omuzlarında indirip mermiyi yatağına sürdüler. Şakırdayan mekanizmanın sesi, gecenin sessizliğini bozdu.

“Puştluğunun bedelini ödeme zamanı geldi Kambur Halil!” diye bağırdı Deli Hacı, tüfeğin dipçiğini kamburunun tam ortasına yerleştirdi adamın. Halil yere kapaklandı, ağzından burnundan kan fışkırdı, debelendi bir müddet, kalkmaya çalıştı fakat ayaklarının bağı çözülmüştü bir kere, olduğu yerde kıvranıyordu.

Deli Hacı Kambur Halil’in giysisinin bir yerinden tutup bir leş sürür gibi sürüdü.
Harman yerinde bekleyen Ayanacıoğlu’nun önümde geldiklerindeKambur’un gövdesini ortalığa bıraktı.

Yarısı bulutlarla kapanmış ayın şavkı Aynacıoğlu'nun üstüne düşmüştü. Aynacıoğlu karanlığın içinden fırlayıp gelmiş bir Azrail suretinde görünüyordu.
“Kalk ayağa!” diye bağırdı.
Kambur Halil, tüm gücünü kullanıp dizlerinin üstüne doğruldu, en acınası sesini bulup “Hoş geldiniz” demeye çalıştı fakat sesi çıkmadı, dili düğümlendi, öylece dondu kaldı, ortalık yerde.

Aynacıoğlu’nun elindeki mavzerin namlusu alacakaranlıkta parladı. Herkes nefesini tutmuş, ağzından çıkacakları bekliyordu.“Benim adım Aynacıoğlu! Tanıdın mı beni kambur pezevenk?” diye bağırdı.
Kambur Halil’in benzi kül gibi oldu. Ağzının kenarındaki kanlı çamuru güç bela sıyırarak: “Tanımam mı ağam!..” diye kekeledi. “Ününüzü bu mıntıkada duymayan mı var?” Bacakları titriyor, ayakta zor duruyordu.

“Ulan dürzü! Madem duyarsın da niçin gonguracılar geldiğinde odanda yatırır kaldırır, beslersin; atlarına arpa, mavzerlerine mermi verirsin?”

Kambur Halil’in gözleri yuvasından fırladı. Bu sözlerin sonunun kötüye gideceğini hissetmişti. Meydandakilere yardım dilenir gibi baktı. Kimsede ses yoktu.
“Peki, Yozgat jandarma kumandanı Vasfi’yi tanır mısın?
“Hiç görmedim, bilmem, tanımam.”
“Ulan nasıl tanımazsın dürzü? Geçen gece gelip bu köyde konaklamadı mı, gizlice görüşmediniz mi?”
Kambur Halil, kafasını yere dikip sustu.
“Sonra da Yozgat jandarma komutanı Vasfi Beye haber gönderdiğini Yozgat toprağında duymayan kaldımı? “Çapanoğlu Halit Bey karısını oğlunu görmeye geldi, aman hemen basın, yakalayın!” demedin mi? Bütün bunlar oldu mu, olmadı mı?”

Kambur Halil; ne “oldu”, dedi, ne “olmadı” diyebildi. Dizlerinin üstüne çöküp Aynacıoğlu'na doğru sürünerek gelmeye çalıştı; “Bokunu yiyim Aynacıoğlu, bana canımı bağışla, çocuklarımı yetim koyma!” diye yalvardı.

Aynacıoğlu, Kambur Halil’i mundar bir hayvan leşini iter gibi ayağının ucuyla, tiksintiyle itti; “Mazluma ihanet etmek var mı lan sizin kitabınızda şerefsiz?” dedi. Kambur Halil’i tekmelemeye başladı.
“Ulan dürzü. Aslan gibi Halit Beye puştluk ederken hiç mi yüreğin titremedi? Yıllardır kapısında yalandığın, önünde el pençe divan durduğun dağ gibi yiğide pusu kurmaya nasıl yüreğin dayandı?”diye haykırdı.

“Tövbe olsun ben gammazlamadım Mehmet ağa. Candarma kumandanı izine düşmüş Halit Beyin.”

“Yalan söyleme pezevenk! Çapanoğlu Halit Bey’i götürürlerken ‘Oh olsun! Koskoca Kemal Paşaya kafa tutmak senin neyine? Eski günlerine mi güveniyorsun hey zavallı Çapanzade!’ diyen sen değil misin?”

“Tövbe iftira Mehmet ağa! Çekemezlerin yalanı. Halit Beyin arkasından ne kadar gözyaşı döktüm bilemezsin.”

“Sus dürzü! Aynacıoğlu bunun acısını sende komaz diyenlere; “O Aynacıoğlu alçağı buralara yönünü dönüp bakamaz bile. Şaşırır gelirse kulağından tutup kuvvacılara teslim etmek boynumun borcu olsun” dediğine ne dersin?”

Daha fazla konuşmadı Aynacıoğlu, sinirden köpürüyordu. Elindeki Mavzeri doğrultup peş peşe tetiğe bastı. Kurşunu yiyen Kambur Halil korkunç bir çığlıkla havaya sıçradı, olduğu yere düştü, çırpınmaya başladı, bir taraftan da bağırıyordu:

“Bir daha sıkma Aynacıoğlu! Canımı bağışla çocuklarıma, ben bu yaradan ölmem!”

“Sus dürzü!” dedi Deli Hacı, kanlı gözlerini çevirerek; “Onu Halit Bey’i şikâyet etmeden önce düşünecektin!” Belinden karadağı çıkarıp sıktı Kambur Halil’in kafasına. Şahdamarı parçalanan Kambur Halil’in kanı şorlayı şorlayı akıyordu. Ortalığı bir kan kokusu doldurdu ki orada bulunan pek çok eşkıyanın başı döndü, midesi bulandı.
Kambur Halil, kafasına yediği kurşunla kaskatı kesildi, canı tozlara karıştı.

“Bu şerefsizin leşini ibreti âlem için buradan kaldırmayın! Ağasına, beyine hıyanet edenin sonu böyle olur.” diye bağırdı Aynacıoğlu ve atına atlayıp uzaklaştı. Tekmil eşkıyada peşinden, geldikleri gibi dörtnala, karanlığa kurşun sıkarak sürdüler atlarını, köyün dışına çıktılar, ay ışığında kaybolup gittiler.

Kambur Halil’in cesedi günlerce yattı köy meydanında. Köpekler parçaladı, sürükleyip götürdü köyün dışındaki derenin kenarına. Hiç kimse oralı olmadı.

KAYNAK: Siyami Yozgat/ USAT- Yozgat isyanının romanı.

Değerli okurlar, yukarda arz ettiğim kitap bilhassa Yozgatlı hemşerilerimizin evinde bulunması gereken tarihi bir belge ve bir başucu kitabı niteliğindedir. Tercih sizin.

20.02.2015


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00