BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
232
Dün
:
4601
Toplam
:
13183258
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR GÜZEL HABER
capanoglukadir@yahoo.com.tr
6 Aralık 2014 günkü Yozgat Gazetesinde şöyle bir haber vardı;
Yozgat'ın Sarıkaya ilçesinde esnaflık yapan hayırsever bir vatandaş her yıl olduğu gibi bu yılda köylere dört bin adet çam fidanı dağıttı.

İlçede esnaflık yapan Abdullah Karataş, isimli vatandaş, köylere 10 yıldır fidan dağıtımında bulunduğunu söyledi. Karataş, "Bu işler gönül işi, biz bu fidan dağıtımını Allah rızası için yapıyoruz. Köylere dağıttığımız bu fidanların kurumaması için muhtar ve köy halkına büyük görevler düşüyor. Her yıl olduğu gibi bu yılda köylerimize dört bin adet fidan dağıtımı yaptık. Fidanların bakımı ve sulamasını zamanında yaparlarsa kısa sürede büyüyerek köylerimizin ve doğanın yeşil bir görünüme kavuşmasına vesile olacaklar." dedi.

Yazıkaplancı köyü muhtarı Yalçın Güngör’de Abdullah Karataş’a teşekkür ederek, "Sağ olsun sayın Karataş her yıl köyümüze ve çevre köylere fidan dağıtıyor. Bu yıl ben yüz çam alarak köyümüzün mezarlığına, okul bahçesine uygun olan yerlere dikimini yaptım. Bu tür fidan dağıtımlarının ağaçlandırma çalışmalarına büyük katkısı sağlıyor." diye konuştu.

Değerli okurlar, bundan güzel zekât olabilir mi? Düşünün bir kere, verilen zekât, alan tarafından tüketilmiyor. Yani yenilip içilmiyor, giyilip eskitilmiyor. Gittikçe büyüyor. Sadece bir kişiye, bir aileye veya bir hayır kurumuna faydalı olmuyor. Gittikçe büyüyen bir arazide gölgesi ile oksijeni ile yağmuru ve nemi ile daha sonra kerestesi ile yüzlerce insana, hayvana hatta belki de bir coğrafyaya fayda sağlıyor. Ne yüce bir düşünce. Çam ağacı yaz kış yapraklarını dökmeyen bir ağaç yani hiç durmadan canlılar için elzem olan oksijeni üretiyor. Olgun bir mavi ladin’in aynı anda yüz kişinin soluduğu oksijeni ürettiğini okumuştum. Sayın Abdullah Karataş Bey tek başına ormanlar yaratıyor.

Bende apartmanımıza yönetici olunca yedi dönüm kadar olan bahçemizi ağaçlandırmak istedim. 1993 yılında orman bölge müdürlüğünden adedi beş liradan aldığımız 5 adet çam ile adedi yirmi liradan aldığımız iki adet mavi Ladin’i bahçemize dikmiştik. Geçen yirmi iki yılda kocaman oldular. Daha sonra Kuşadası’ndan aldığım altı adet limon Selvi’yi arabamın bagajında getirip diktim. Onlarda kocaman oldular. Elimizi sürünce limon kokuyorlar. İlan panosuna “çocuklar sizin de bir dikili ağacınız olsun” duyurusuyla onların ebeveynlerinden getirdikleri küçük meblağlarla yüzden fazla ağacığımız oldu. Bahçemiz şimdi çam ormanı görüntüsünde hem oksijen üretiyor hem yanımızdaki yoldan geçen araçların gürültüsünü kısmen de olsa önlüyor.

Bu vesile ile kısa bir bilgi arz etmek istiyorum. Ülkemizde yıllarca ceviz ağacı dikilmemiş. Kendiliğinden yetişen ceviz ağaçları da sincapların kargaların sayesinde olmuş. Nedeni hurafe bir korku, “ceviz diken çabuk ölür”. Bir korku da “ceviz ağacının dibinde uyunmaz” inanışından geliyor. Ceviz ağacı sülfür gazı salgılar. Havadaki diğer gazlardan daha ağır olduğu için aşağı doğru çöker ve cevizin altında oturanı sersemletir. Bu söz oradan geliyor. Halkta yanlış bir kanaat olarak yerleşmiş. Üstelik sülfür gazının ozon tabakasını tamir etme özelliği var. Sırf bu sebepten dolayı dünyadaki ceviz ağacının sayısının artırılması gerekiyor. Ülkemiz içinse ceviz önemli bir gelir kaynağı. Cevizin gövdesi mobilya yapımında kullanılırken yaprakları da tababette kullanılmaktadır. Dünyanın en kaliteli cevizleri bu topraklarda yetişiyor. Ve biz tükettiğimiz cevizin yarısından fazlasını Amerika'dan satın alıyoruz. Ne acı değil mi? Ceviz ağacı gövdesi en kaliteli ağaçtır. Ülkemizde ceviz ağacının hızla azalmasının bir sebebi Avrupa'da başlayan ceviz dipçikli silah ve ceviz mobilya modasından dolayıdır. Bir de gizliden gizliye kesilen asırlık ağaçlar var ki onların hikâyesi çok şaşırtıcıdır. Belli bir yaşa ulaştığında sökülen yaşlı ceviz ağaçlarının kökleri arasında geniş ve düz bir taş çıkınca "hazinelerin yerini belli etmek için koymuşlar" efsanesi yayılır. Yalova, Düzce, Kastamonu ve Trabzon'da yüzlerce asırlık ceviz sökülür. Tabi ki hazine bulunmaz. Çünkü bu taş, ceviz ağacının kökü, dibe doğru uzamasın yanlara yayılıp daha çok su ve mineral alabilsin diye için konuluyordu.
Ben gazetedeki haberden Sayın Karataş’ı bu yönüyle tanıdım. Meğer ilçede 15 adet de çeşme yaptırmış. Sarıkaya'da 30 yıldır esnaflık yaptığını belirten Sayın Karataş, çeşme kültürünün yaşatılması gerektiğini belirterek "İmkânlarım ölçüsünde topluma yararlı işler yapmaya gayret ediyorum. Küçükken nohut, mercimek yolmaya babam ve kardeşlerimle tarlaya giderdik. Getirdiğimiz bidondaki su bitince ben tekrar 2 kilometre uzaklıktaki köyümüze gidip tarlada çalışan babam ve kardeşlerim için su getiriyordum. Kendi kendime çok düşündüm bu bölgede neden bir çeşme yapılmasın diye. Çok şükür geç de olsa yıllar sonra bu dileğimi yerine getirdim." diyor, tevazu ile.

Yaptırdığı çeşmelerden en fazla bölgede otlatılan hayvanların faydalandığını ifade eden Sayın Karataş, "Bölgemizde bir araziye yaptığımız çeşmeden Karakışla, Menteşe, Doğansaray, Emirbey ve Kürkçü köylerinin hayvanları faydalanıyor. Bunların yanı sıra uçan kanatlılar ya da sürüngen gibi birçok canlı yine bu sudan içiyor. En büyük sevap bu olsa gerek. İnşallah rabbim ömür verdiği sürece bu tür çeşme yaptırmaya devam edeceğim." diyerek hayır hasenat yaparak arkalarında bırakmak isteyengönlü geniş insanlarımıza da örnek oluyor.

Gösterdiği azim ve duyarlılıktan dolayı Sayın Abdullah Karataş Bey’i kutluyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. İnanıyorum ki Allah ve peygamber katında da karşılığını bulacaktır. Sağlıklı bir ömür diliyorum. Elleri dert görmesin.

14.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00