BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
164
Dün
:
4601
Toplam
:
13176101
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir sohbet esnasında Çapanoğlu Arslan Bey’in gelini Seyhan Çapanoğlu anlatmıştı; Babaannesi Şerife Hanım ile Yozgat eşrafından Erbazlar’ın annesi Ümmü hala, bir gün Yozgat’ta birlikte çamaşır yıkayıp bahçeye astıktan sonra sinemaya giderler vefilmin büyüsüne kendilerini kaptırırlar. Bir süre sonra filmde yağmur yağmaya başlar. Önce farkında olmayan iki hanım, Şerife Hanımın “kalk Ümmü kalk çamaşırlar bahçede kaldı, hebisi ıslandı” feryadı ile kendilerini dışarı atarlar. Dışarıda yağmur yok ama yinede işi şansa bırakmamak için eve kadar soluk soluğa koşarlar.

Yine 1960’lı yılların başlarında Yozgatlı hemşerimiz bir aile ile Çanakkale de birlikte idik. Bizim gibi onlarda memuriyet dolayısıyla Çanakkale’deydiler. Yozgat’ın bir köyünde oturan annesini de biraz evlat sefası sürsün diye yanlarına almışlardı. Hayatında hiç sinemaya gitmemiş bu hanımı bir gece yazlık sinemaya götürürler. İki çocuğuna ve annelerine simit ve gazoz alırlar. Film başlayınca kadıncağız kendini sinemanın büyüsüne öylesine kaptırır ki bir kedi gelir usul usul elindeki simidi yer bitirir haberi bile olmaz. Gülerek anlatmışlardı.

Bu anılar beni çocukluk yıllarıma götürdü. 1950 li yıllarda 7-8 yaşımda iken ilk defa sinemaya gitmiştik. Çoluk,çocuk, anneler, nineler mahşeri bir kalabalık idi veya ilk defa gittiğimden bana öyle gelmişti. Yazımı okuyan gençler sakın bu günün sinemaları gibi hayal etmesinler. Yüzlerce kişiyi alacak kadar kocaman hangar gibi bir yer. Duvarlar beyaz badanalı. Sandalyeler, birbirine bağlanmış eski yazlık sinemalarda veya çay bahçelerinde kullanılan tahta basit iskemleler. Zemin düz, önünüze iri biri düşmüş ise filmi seyretmeniz biraz müşkül. Bir problem daha varmış. Büyüklerimizin sohbetlerinden aklımda kalmış. Sinemaya gidince pire ısırmasına tahammül etmek. Artık biriken tozdan mıdır yoksa “damda birlikte yatmışız, öküzü hoşça tutmuşuz, koyun deyi bu dağlarda sanki kendimizi gütmüşüz”lerle birlikte gelenlermidir bilemem. Zira Dayılı köyünden bir nedenle Yozgat’a gelmek zorunda kalan kağıt üzerindeki efendilerimiz,handa konaklayacak paraları olmadığından, mevsim yaz ise bahçeye serilen döşeklerde, kış ise ahırın sekisinde hayvanlarla birlikte yatarlardı.O zamanlar Yozgat’ta sanırım iki sinema vardı. Birisi Jandarma kışlası içinde askeri sinema birisi de şehirdeki Nur sineması idi. Sonra Yeni sinema açıldı. Her film değiştiğinde büyük bir panoya filmin afişleri yapıştırılır. Bu pano bazen iki kişi tarafından elde taşınır bazen de bir faytonun iki yanına asılarak dolaştırılırdı. Bir kişi elinde huniye benzeyen ve sac’tan yapılmış büyükçe bir megafonla anons yapardı. Anons yapan genellikle şöyle bağırırdı. “Alo alo, dikkat dikkat, duyduk duymadık demeyin. Bu akşamdan itibaren Nur Sinemasında yeni film başlıyor. Artistleri filan filan duyduk duymadık demeyin.”

Sanırım çarşamba günleri sadece hanımlara ve tabi çocuklara da mahsus bir matine vardı. Şimdi tam hatırlayamıyorum, sinemalardan birisinde hem balkon hem de localar vardı. Localardan birisi Belediye Reisi’ne tahsis edilmişti. Kapısı kilitli olan bu loca başkanın ailesi veya misafirleri sinemaya giderlerse onlara açılırdı. İşte bir çarşamba günü bizde bu matinelerden birisine gitmiştik. Babaannem Esma Hanım hem Belediye Başkanı Fevzi Ayan’ın baldızı olduğundan hem de bir süre önce rahmetli olan Çapanoğlu Muhlis Bey’in eşi olması nedeniyle herkes tarafından tanınır sayılırdı. Hep birlikte sinemaya gittik. Sinema personeli babaannemi görünce hemen locayı açtılar. Kalabalık bir aile ortamında ben babaannemin kucağına, rahmetli kardeşim Haluk da anneannemin kucağına kurulduk. Üç kere zil çalıp da ortalık birden karanlık olunca biraz ürktüm, sonra alıştım. Film, hatırladığım kadarıyla vahşi ormanlarda vahşi hayvanlar arasında geçen siyah beyaz bir film idi o manzaraların da beni biraz tedirgin ettiğini hatırlıyorum. Zira bazı çocuklar ve hanımlarda filmin bazı yerlerinde benim gibi korkup çığlık filan atmışlardı. Bu arada bir iki kez elektrikler kesildi filme ara verildi. Yavaş yavaş içinde bulunduğumuz şartlara alışmıştık ki birden sinemanın ses sisteminden gümbür gümbürbir anons yapıldı.

“Sinemamızda bulunan Abdulkadir ve Haluk Çapanoğlu kardeşler müdüriyete gelsinler.” Hani müdüriyete gelmeleri rica olunur filan şeklinde değil resmen emir veriyor. Bir suç mu işlemiştik neler oluyordu? Annem de şaşırmıştı. Çok korktum. Hayatımda hatırladığım iki korkudan birisi budur. İkincisi, Ankara’dan Kırklareli’ne giderken eşyalarımızı yüklediğimiz kamyonla İzmit’e geldiğimizde ilk defa denizi görmüştük. Ben 9, kardeşim 8 yaşında idik. Annem kamyonla birlikte vapura bineceğimizi söyleyince içimize bir korku düşmüştü. Vapur bizim kamyonu nasıl taşıyacaktı? Batma ihtimali var mıydı? Gece Üsküdar’dan arabalı vapura binmiştik. Bizden başka daha birçok aracın da vapura bindiğini görünce korkumuz biraz geçmişti ama kardeşimin “ Hadi inelim de vapurun kenarından denize bakalım önerisi ile tam kamyondan inmiştim kikaptanın çaldığı düdük sesi aklımı başımdan almıştı. O zamana kadar hiç vapur düdüğü duymamıştım. Aman Allah’ım ne sesti o.

Babaannem Esma Hanım her zamanki cebbar tavrı ile elimizden tutup “Gelin bakalım neden çağırıyorlar anlayalım” diyerek elimizden tutup birlikte müdüriyete doğru yürüyorduk ki babamla karşılaştık. O yıllarda Muhlise Halamın (Bekir Çapanoğlu eşi) oğlu rahmetli Nejat ağabeyim Yerköy de Avukatlık yapıyordu. Bir keşif için kendi jipi ile Yozgat’a gelmiş. Bir sürede onlarda kalalım düşüncesi ile bizi Yerköy’e götürmek istemiş. Filmimiz yarım kaldı, babam annem ve biz iki kardeş jipe bindik Yerköy’e doğru yola koyulduk. Benden bir yaş büyük olan kuzenim Celalettin Çapanoğlu da (Bekir Bey oğlu) bir uzun hava tutturdu “ Bu dünyanın dört bucağı köhne bir meyhanedir, giden gelmez, gelen bilmez bu dünya bir misafirhanedir aman.” Değerli kuzenimi 70.yaş gününü kutladığımız 16 Nisan 2014 gününden 34 gün sonra kaybettik. Allahın rahmeti üzerine olsun. Nur içinde yatsın.

Yazarın notu: Bu yazıyı onun vefatından önce yazmıştım. Okuyunca gülmüş ve “Neleri hatırlıyorsun” demişti.

06.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00