BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
213
Dün
:
4633
Toplam
:
14629229
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir sohbet esnasında Çapanoğlu Arslan Bey’in gelini Seyhan Çapanoğlu anlatmıştı; Babaannesi Şerife Hanım ile Yozgat eşrafından Erbazlar’ın annesi Ümmü hala, bir gün Yozgat’ta birlikte çamaşır yıkayıp bahçeye astıktan sonra sinemaya giderler vefilmin büyüsüne kendilerini kaptırırlar. Bir süre sonra filmde yağmur yağmaya başlar. Önce farkında olmayan iki hanım, Şerife Hanımın “kalk Ümmü kalk çamaşırlar bahçede kaldı, hebisi ıslandı” feryadı ile kendilerini dışarı atarlar. Dışarıda yağmur yok ama yinede işi şansa bırakmamak için eve kadar soluk soluğa koşarlar.

Yine 1960’lı yılların başlarında Yozgatlı hemşerimiz bir aile ile Çanakkale de birlikte idik. Bizim gibi onlarda memuriyet dolayısıyla Çanakkale’deydiler. Yozgat’ın bir köyünde oturan annesini de biraz evlat sefası sürsün diye yanlarına almışlardı. Hayatında hiç sinemaya gitmemiş bu hanımı bir gece yazlık sinemaya götürürler. İki çocuğuna ve annelerine simit ve gazoz alırlar. Film başlayınca kadıncağız kendini sinemanın büyüsüne öylesine kaptırır ki bir kedi gelir usul usul elindeki simidi yer bitirir haberi bile olmaz. Gülerek anlatmışlardı.

Bu anılar beni çocukluk yıllarıma götürdü. 1950 li yıllarda 7-8 yaşımda iken ilk defa sinemaya gitmiştik. Çoluk,çocuk, anneler, nineler mahşeri bir kalabalık idi veya ilk defa gittiğimden bana öyle gelmişti. Yazımı okuyan gençler sakın bu günün sinemaları gibi hayal etmesinler. Yüzlerce kişiyi alacak kadar kocaman hangar gibi bir yer. Duvarlar beyaz badanalı. Sandalyeler, birbirine bağlanmış eski yazlık sinemalarda veya çay bahçelerinde kullanılan tahta basit iskemleler. Zemin düz, önünüze iri biri düşmüş ise filmi seyretmeniz biraz müşkül. Bir problem daha varmış. Büyüklerimizin sohbetlerinden aklımda kalmış. Sinemaya gidince pire ısırmasına tahammül etmek. Artık biriken tozdan mıdır yoksa “damda birlikte yatmışız, öküzü hoşça tutmuşuz, koyun deyi bu dağlarda sanki kendimizi gütmüşüz”lerle birlikte gelenlermidir bilemem. Zira Dayılı köyünden bir nedenle Yozgat’a gelmek zorunda kalan kağıt üzerindeki efendilerimiz,handa konaklayacak paraları olmadığından, mevsim yaz ise bahçeye serilen döşeklerde, kış ise ahırın sekisinde hayvanlarla birlikte yatarlardı.O zamanlar Yozgat’ta sanırım iki sinema vardı. Birisi Jandarma kışlası içinde askeri sinema birisi de şehirdeki Nur sineması idi. Sonra Yeni sinema açıldı. Her film değiştiğinde büyük bir panoya filmin afişleri yapıştırılır. Bu pano bazen iki kişi tarafından elde taşınır bazen de bir faytonun iki yanına asılarak dolaştırılırdı. Bir kişi elinde huniye benzeyen ve sac’tan yapılmış büyükçe bir megafonla anons yapardı. Anons yapan genellikle şöyle bağırırdı. “Alo alo, dikkat dikkat, duyduk duymadık demeyin. Bu akşamdan itibaren Nur Sinemasında yeni film başlıyor. Artistleri filan filan duyduk duymadık demeyin.”

Sanırım çarşamba günleri sadece hanımlara ve tabi çocuklara da mahsus bir matine vardı. Şimdi tam hatırlayamıyorum, sinemalardan birisinde hem balkon hem de localar vardı. Localardan birisi Belediye Reisi’ne tahsis edilmişti. Kapısı kilitli olan bu loca başkanın ailesi veya misafirleri sinemaya giderlerse onlara açılırdı. İşte bir çarşamba günü bizde bu matinelerden birisine gitmiştik. Babaannem Esma Hanım hem Belediye Başkanı Fevzi Ayan’ın baldızı olduğundan hem de bir süre önce rahmetli olan Çapanoğlu Muhlis Bey’in eşi olması nedeniyle herkes tarafından tanınır sayılırdı. Hep birlikte sinemaya gittik. Sinema personeli babaannemi görünce hemen locayı açtılar. Kalabalık bir aile ortamında ben babaannemin kucağına, rahmetli kardeşim Haluk da anneannemin kucağına kurulduk. Üç kere zil çalıp da ortalık birden karanlık olunca biraz ürktüm, sonra alıştım. Film, hatırladığım kadarıyla vahşi ormanlarda vahşi hayvanlar arasında geçen siyah beyaz bir film idi o manzaraların da beni biraz tedirgin ettiğini hatırlıyorum. Zira bazı çocuklar ve hanımlarda filmin bazı yerlerinde benim gibi korkup çığlık filan atmışlardı. Bu arada bir iki kez elektrikler kesildi filme ara verildi. Yavaş yavaş içinde bulunduğumuz şartlara alışmıştık ki birden sinemanın ses sisteminden gümbür gümbürbir anons yapıldı.

“Sinemamızda bulunan Abdulkadir ve Haluk Çapanoğlu kardeşler müdüriyete gelsinler.” Hani müdüriyete gelmeleri rica olunur filan şeklinde değil resmen emir veriyor. Bir suç mu işlemiştik neler oluyordu? Annem de şaşırmıştı. Çok korktum. Hayatımda hatırladığım iki korkudan birisi budur. İkincisi, Ankara’dan Kırklareli’ne giderken eşyalarımızı yüklediğimiz kamyonla İzmit’e geldiğimizde ilk defa denizi görmüştük. Ben 9, kardeşim 8 yaşında idik. Annem kamyonla birlikte vapura bineceğimizi söyleyince içimize bir korku düşmüştü. Vapur bizim kamyonu nasıl taşıyacaktı? Batma ihtimali var mıydı? Gece Üsküdar’dan arabalı vapura binmiştik. Bizden başka daha birçok aracın da vapura bindiğini görünce korkumuz biraz geçmişti ama kardeşimin “ Hadi inelim de vapurun kenarından denize bakalım önerisi ile tam kamyondan inmiştim kikaptanın çaldığı düdük sesi aklımı başımdan almıştı. O zamana kadar hiç vapur düdüğü duymamıştım. Aman Allah’ım ne sesti o.

Babaannem Esma Hanım her zamanki cebbar tavrı ile elimizden tutup “Gelin bakalım neden çağırıyorlar anlayalım” diyerek elimizden tutup birlikte müdüriyete doğru yürüyorduk ki babamla karşılaştık. O yıllarda Muhlise Halamın (Bekir Çapanoğlu eşi) oğlu rahmetli Nejat ağabeyim Yerköy de Avukatlık yapıyordu. Bir keşif için kendi jipi ile Yozgat’a gelmiş. Bir sürede onlarda kalalım düşüncesi ile bizi Yerköy’e götürmek istemiş. Filmimiz yarım kaldı, babam annem ve biz iki kardeş jipe bindik Yerköy’e doğru yola koyulduk. Benden bir yaş büyük olan kuzenim Celalettin Çapanoğlu da (Bekir Bey oğlu) bir uzun hava tutturdu “ Bu dünyanın dört bucağı köhne bir meyhanedir, giden gelmez, gelen bilmez bu dünya bir misafirhanedir aman.” Değerli kuzenimi 70.yaş gününü kutladığımız 16 Nisan 2014 gününden 34 gün sonra kaybettik. Allahın rahmeti üzerine olsun. Nur içinde yatsın.

Yazarın notu: Bu yazıyı onun vefatından önce yazmıştım. Okuyunca gülmüş ve “Neleri hatırlıyorsun” demişti.

06.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00