BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
204
Dün
:
4936
Toplam
:
13339190
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ŞERİFE HANIM İLE ÜMMÜ HANIM
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bir sohbet esnasında Çapanoğlu Arslan Bey’in gelini Seyhan Çapanoğlu anlatmıştı; Babaannesi Şerife Hanım ile Yozgat eşrafından Erbazlar’ın annesi Ümmü hala, bir gün Yozgat’ta birlikte çamaşır yıkayıp bahçeye astıktan sonra sinemaya giderler vefilmin büyüsüne kendilerini kaptırırlar. Bir süre sonra filmde yağmur yağmaya başlar. Önce farkında olmayan iki hanım, Şerife Hanımın “kalk Ümmü kalk çamaşırlar bahçede kaldı, hebisi ıslandı” feryadı ile kendilerini dışarı atarlar. Dışarıda yağmur yok ama yinede işi şansa bırakmamak için eve kadar soluk soluğa koşarlar.

Yine 1960’lı yılların başlarında Yozgatlı hemşerimiz bir aile ile Çanakkale de birlikte idik. Bizim gibi onlarda memuriyet dolayısıyla Çanakkale’deydiler. Yozgat’ın bir köyünde oturan annesini de biraz evlat sefası sürsün diye yanlarına almışlardı. Hayatında hiç sinemaya gitmemiş bu hanımı bir gece yazlık sinemaya götürürler. İki çocuğuna ve annelerine simit ve gazoz alırlar. Film başlayınca kadıncağız kendini sinemanın büyüsüne öylesine kaptırır ki bir kedi gelir usul usul elindeki simidi yer bitirir haberi bile olmaz. Gülerek anlatmışlardı.

Bu anılar beni çocukluk yıllarıma götürdü. 1950 li yıllarda 7-8 yaşımda iken ilk defa sinemaya gitmiştik. Çoluk,çocuk, anneler, nineler mahşeri bir kalabalık idi veya ilk defa gittiğimden bana öyle gelmişti. Yazımı okuyan gençler sakın bu günün sinemaları gibi hayal etmesinler. Yüzlerce kişiyi alacak kadar kocaman hangar gibi bir yer. Duvarlar beyaz badanalı. Sandalyeler, birbirine bağlanmış eski yazlık sinemalarda veya çay bahçelerinde kullanılan tahta basit iskemleler. Zemin düz, önünüze iri biri düşmüş ise filmi seyretmeniz biraz müşkül. Bir problem daha varmış. Büyüklerimizin sohbetlerinden aklımda kalmış. Sinemaya gidince pire ısırmasına tahammül etmek. Artık biriken tozdan mıdır yoksa “damda birlikte yatmışız, öküzü hoşça tutmuşuz, koyun deyi bu dağlarda sanki kendimizi gütmüşüz”lerle birlikte gelenlermidir bilemem. Zira Dayılı köyünden bir nedenle Yozgat’a gelmek zorunda kalan kağıt üzerindeki efendilerimiz,handa konaklayacak paraları olmadığından, mevsim yaz ise bahçeye serilen döşeklerde, kış ise ahırın sekisinde hayvanlarla birlikte yatarlardı.O zamanlar Yozgat’ta sanırım iki sinema vardı. Birisi Jandarma kışlası içinde askeri sinema birisi de şehirdeki Nur sineması idi. Sonra Yeni sinema açıldı. Her film değiştiğinde büyük bir panoya filmin afişleri yapıştırılır. Bu pano bazen iki kişi tarafından elde taşınır bazen de bir faytonun iki yanına asılarak dolaştırılırdı. Bir kişi elinde huniye benzeyen ve sac’tan yapılmış büyükçe bir megafonla anons yapardı. Anons yapan genellikle şöyle bağırırdı. “Alo alo, dikkat dikkat, duyduk duymadık demeyin. Bu akşamdan itibaren Nur Sinemasında yeni film başlıyor. Artistleri filan filan duyduk duymadık demeyin.”

Sanırım çarşamba günleri sadece hanımlara ve tabi çocuklara da mahsus bir matine vardı. Şimdi tam hatırlayamıyorum, sinemalardan birisinde hem balkon hem de localar vardı. Localardan birisi Belediye Reisi’ne tahsis edilmişti. Kapısı kilitli olan bu loca başkanın ailesi veya misafirleri sinemaya giderlerse onlara açılırdı. İşte bir çarşamba günü bizde bu matinelerden birisine gitmiştik. Babaannem Esma Hanım hem Belediye Başkanı Fevzi Ayan’ın baldızı olduğundan hem de bir süre önce rahmetli olan Çapanoğlu Muhlis Bey’in eşi olması nedeniyle herkes tarafından tanınır sayılırdı. Hep birlikte sinemaya gittik. Sinema personeli babaannemi görünce hemen locayı açtılar. Kalabalık bir aile ortamında ben babaannemin kucağına, rahmetli kardeşim Haluk da anneannemin kucağına kurulduk. Üç kere zil çalıp da ortalık birden karanlık olunca biraz ürktüm, sonra alıştım. Film, hatırladığım kadarıyla vahşi ormanlarda vahşi hayvanlar arasında geçen siyah beyaz bir film idi o manzaraların da beni biraz tedirgin ettiğini hatırlıyorum. Zira bazı çocuklar ve hanımlarda filmin bazı yerlerinde benim gibi korkup çığlık filan atmışlardı. Bu arada bir iki kez elektrikler kesildi filme ara verildi. Yavaş yavaş içinde bulunduğumuz şartlara alışmıştık ki birden sinemanın ses sisteminden gümbür gümbürbir anons yapıldı.

“Sinemamızda bulunan Abdulkadir ve Haluk Çapanoğlu kardeşler müdüriyete gelsinler.” Hani müdüriyete gelmeleri rica olunur filan şeklinde değil resmen emir veriyor. Bir suç mu işlemiştik neler oluyordu? Annem de şaşırmıştı. Çok korktum. Hayatımda hatırladığım iki korkudan birisi budur. İkincisi, Ankara’dan Kırklareli’ne giderken eşyalarımızı yüklediğimiz kamyonla İzmit’e geldiğimizde ilk defa denizi görmüştük. Ben 9, kardeşim 8 yaşında idik. Annem kamyonla birlikte vapura bineceğimizi söyleyince içimize bir korku düşmüştü. Vapur bizim kamyonu nasıl taşıyacaktı? Batma ihtimali var mıydı? Gece Üsküdar’dan arabalı vapura binmiştik. Bizden başka daha birçok aracın da vapura bindiğini görünce korkumuz biraz geçmişti ama kardeşimin “ Hadi inelim de vapurun kenarından denize bakalım önerisi ile tam kamyondan inmiştim kikaptanın çaldığı düdük sesi aklımı başımdan almıştı. O zamana kadar hiç vapur düdüğü duymamıştım. Aman Allah’ım ne sesti o.

Babaannem Esma Hanım her zamanki cebbar tavrı ile elimizden tutup “Gelin bakalım neden çağırıyorlar anlayalım” diyerek elimizden tutup birlikte müdüriyete doğru yürüyorduk ki babamla karşılaştık. O yıllarda Muhlise Halamın (Bekir Çapanoğlu eşi) oğlu rahmetli Nejat ağabeyim Yerköy de Avukatlık yapıyordu. Bir keşif için kendi jipi ile Yozgat’a gelmiş. Bir sürede onlarda kalalım düşüncesi ile bizi Yerköy’e götürmek istemiş. Filmimiz yarım kaldı, babam annem ve biz iki kardeş jipe bindik Yerköy’e doğru yola koyulduk. Benden bir yaş büyük olan kuzenim Celalettin Çapanoğlu da (Bekir Bey oğlu) bir uzun hava tutturdu “ Bu dünyanın dört bucağı köhne bir meyhanedir, giden gelmez, gelen bilmez bu dünya bir misafirhanedir aman.” Değerli kuzenimi 70.yaş gününü kutladığımız 16 Nisan 2014 gününden 34 gün sonra kaybettik. Allahın rahmeti üzerine olsun. Nur içinde yatsın.

Yazarın notu: Bu yazıyı onun vefatından önce yazmıştım. Okuyunca gülmüş ve “Neleri hatırlıyorsun” demişti.

06.02.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00