BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
192
Dün
:
4633
Toplam
:
14933227
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR YILBAŞI ÇALIŞMASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlarım, bu yazımı mesleği bankacılık olanlara ithaf ediyorum. Okuyunca çok gülecekler ama ayniyle vakidir.

1972 yılının Ocak ayı, o yıllarda bankalarda çalışanlar bilirler yılsonlarında hesaplarımızı tutturmak için hem hafta sonları hem de geceleri geç vakitlere kadar fazla mesai yapardık.

Bende (X) Bankasının İstanbul’daki bir şubesinde memurdum. Banka şubemiz İstanbul’un merkezinde ve o tarihlerde revaçta olan bankerlerin de bulunduğu piyasanın tam ortasında idi. Benim çalıştığım bölüm senetler servisi idi. Bu bankerlerden her gün çuvallar dolusu senetler gelir, bizde evraklarını tamamlayıp borçlunun bulunduğu şehirdeki şubelerimize tahsil için gönderirdik. Şubedeki iş hacmi öyle boyutlara varmıştı ki sonunda olan oldu, muhasebe servisi ile senetler servisi hiçbir konuda mutabakat yapamaz hale geldi.

Ben başka bir şubeden evime yakın olduğu için bu şubeye tayin edilmiştim eski bir memurdum ama yeni memurlarda gelmişlerdi ve daha pek acemi idiler. Bayan şefimiz tam bir panik halinde idi. Bölge müdürlüğümüz, sonunda durumu fark edince bir yedek muhasebe şefini yardıma gönderdi. Şimdi iki muhasebecili bir şube olmuştuk.

Yılsonu itibariyle şubemiz, bankanın diğer şubeleri ile mutabakat yapmak zorunda idi. Şanssızlığa bakın ki bizim şubenin ismi harf sıralamasında en sonlarda olduğundan sayısı 200 e varan şubelere biz mutabakat mektubu göndermek zorunda idik. İyi ama biz hesaplarımızdan emin değildik ki nasıl mektup gönderelim. Şimdi ne yapacaktık.

Ben biraz pratik zekâlıyımdır. Panik halindeki şefimize dedim ki, siz şubelerden gelen telefonlara cevap vermeyin. Telefonu tesadüfen ben açmış olayım, onlarla ben muhatap olayım. Bu sorumluluğu üzerime almaya şu nedenle cesaret etmiştim. Tam da bu günlerde İstanbul’un Avrupa yakasından Anadolu yakasına posta taşıyan PTT ye ait bir posta motoru şiddetli fırtınada batmıştı. Gazeteler ve zaten tek tv. yayınımız olan TRT tv. de bu olayı vermişti, yani aktüaliteyi takip eden herkes bu olayı biliyordu.
Bizim mektup göndermekle yükümlü olduğumuz şubeler, bizden mektup gelmeyince telefonla aramaya başladılar. Bizim göndermek zorunda olduğumuz mutabakat mektubunun ellerine ulaşmadığını söylüyorlardı. Ben de şöyle yapıyordum; arayan kişiye bir posta motorunun fırtınada battığını, onlara gönderdiğimiz mektubunda bu motorda olabileceğini, birkaç şubeden daha bu şekilde aradıklarını söylüyordum.

Ve sonra üç adım yakınımdaki muhaberat memuru arkadaşıma sanki daha uzaktaymış gibi yüksek sesle sesleniyor, filan şubeye gönderdiğimiz mektubun kopyasını getirmesini rica ediyordum. Geçen süre içinde de sanki zamandan kazanıyormuş gibi yapıp “rakamlar önünüzde ise karşılaştırabilir miyiz” diye sorarak onların bizde ne kadar, bizim onlarda ne kadar senedimiz olduğunu öğreniyordum.

Çünkü o yıllarda daha otomatik telefonlar yoktu. Şehirlerarası santral’e yazdırıyor bağlanınca konuşuyor ve mümkün olduğunca kısa konuşmaya gayret ediyorduk. Çünkü şehirlerarası konuşmak çok pahalı idi ve konuşma uzayınca operatris devreye gidiyor konuşmanız devam ediyor mu diye soruyordu. Bu konuşma sırasında notlarımı alıyor ve istediğim bilgileri aldıktan sonrada sanki muhaberat memuru arkadaşım beklediğim kopyayı getirmişte kontrol ediyormuşum gibi yaparak yüksek sesle karşılaştırıyor ve tamam efendim diyerek şefimizden bir şifre rica ediyordum. Şefimizin karşı tarafında duyabileceği yüksek sesle bana bildirdiği şifreyi karşıdaki arkadaşa tekrar ediyor iyi günler iyi seneler dileyip telefonu kapatıyordum. Böyle böyle 200 e yakın İstanbul ve taşra şubelerimizle bu mutabakat işini kazasız belasız halletmiştik. Denizde batan PTT motoru bizim cankurtaranımız olmuştu.

26.01.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00