BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
215
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR YILBAŞI ÇALIŞMASI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlarım, bu yazımı mesleği bankacılık olanlara ithaf ediyorum. Okuyunca çok gülecekler ama ayniyle vakidir.

1972 yılının Ocak ayı, o yıllarda bankalarda çalışanlar bilirler yılsonlarında hesaplarımızı tutturmak için hem hafta sonları hem de geceleri geç vakitlere kadar fazla mesai yapardık.

Bende (X) Bankasının İstanbul’daki bir şubesinde memurdum. Banka şubemiz İstanbul’un merkezinde ve o tarihlerde revaçta olan bankerlerin de bulunduğu piyasanın tam ortasında idi. Benim çalıştığım bölüm senetler servisi idi. Bu bankerlerden her gün çuvallar dolusu senetler gelir, bizde evraklarını tamamlayıp borçlunun bulunduğu şehirdeki şubelerimize tahsil için gönderirdik. Şubedeki iş hacmi öyle boyutlara varmıştı ki sonunda olan oldu, muhasebe servisi ile senetler servisi hiçbir konuda mutabakat yapamaz hale geldi.

Ben başka bir şubeden evime yakın olduğu için bu şubeye tayin edilmiştim eski bir memurdum ama yeni memurlarda gelmişlerdi ve daha pek acemi idiler. Bayan şefimiz tam bir panik halinde idi. Bölge müdürlüğümüz, sonunda durumu fark edince bir yedek muhasebe şefini yardıma gönderdi. Şimdi iki muhasebecili bir şube olmuştuk.

Yılsonu itibariyle şubemiz, bankanın diğer şubeleri ile mutabakat yapmak zorunda idi. Şanssızlığa bakın ki bizim şubenin ismi harf sıralamasında en sonlarda olduğundan sayısı 200 e varan şubelere biz mutabakat mektubu göndermek zorunda idik. İyi ama biz hesaplarımızdan emin değildik ki nasıl mektup gönderelim. Şimdi ne yapacaktık.

Ben biraz pratik zekâlıyımdır. Panik halindeki şefimize dedim ki, siz şubelerden gelen telefonlara cevap vermeyin. Telefonu tesadüfen ben açmış olayım, onlarla ben muhatap olayım. Bu sorumluluğu üzerime almaya şu nedenle cesaret etmiştim. Tam da bu günlerde İstanbul’un Avrupa yakasından Anadolu yakasına posta taşıyan PTT ye ait bir posta motoru şiddetli fırtınada batmıştı. Gazeteler ve zaten tek tv. yayınımız olan TRT tv. de bu olayı vermişti, yani aktüaliteyi takip eden herkes bu olayı biliyordu.
Bizim mektup göndermekle yükümlü olduğumuz şubeler, bizden mektup gelmeyince telefonla aramaya başladılar. Bizim göndermek zorunda olduğumuz mutabakat mektubunun ellerine ulaşmadığını söylüyorlardı. Ben de şöyle yapıyordum; arayan kişiye bir posta motorunun fırtınada battığını, onlara gönderdiğimiz mektubunda bu motorda olabileceğini, birkaç şubeden daha bu şekilde aradıklarını söylüyordum.

Ve sonra üç adım yakınımdaki muhaberat memuru arkadaşıma sanki daha uzaktaymış gibi yüksek sesle sesleniyor, filan şubeye gönderdiğimiz mektubun kopyasını getirmesini rica ediyordum. Geçen süre içinde de sanki zamandan kazanıyormuş gibi yapıp “rakamlar önünüzde ise karşılaştırabilir miyiz” diye sorarak onların bizde ne kadar, bizim onlarda ne kadar senedimiz olduğunu öğreniyordum.

Çünkü o yıllarda daha otomatik telefonlar yoktu. Şehirlerarası santral’e yazdırıyor bağlanınca konuşuyor ve mümkün olduğunca kısa konuşmaya gayret ediyorduk. Çünkü şehirlerarası konuşmak çok pahalı idi ve konuşma uzayınca operatris devreye gidiyor konuşmanız devam ediyor mu diye soruyordu. Bu konuşma sırasında notlarımı alıyor ve istediğim bilgileri aldıktan sonrada sanki muhaberat memuru arkadaşım beklediğim kopyayı getirmişte kontrol ediyormuşum gibi yaparak yüksek sesle karşılaştırıyor ve tamam efendim diyerek şefimizden bir şifre rica ediyordum. Şefimizin karşı tarafında duyabileceği yüksek sesle bana bildirdiği şifreyi karşıdaki arkadaşa tekrar ediyor iyi günler iyi seneler dileyip telefonu kapatıyordum. Böyle böyle 200 e yakın İstanbul ve taşra şubelerimizle bu mutabakat işini kazasız belasız halletmiştik. Denizde batan PTT motoru bizim cankurtaranımız olmuştu.

26.01.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00