BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
211
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İyi ata binen, iyi cirit oynayan, güreş sporuna çok meraklı babayiğit bir insandı Halit Bey. At sevgisinin ta çocukluğundan geldiği, gündüzleri her arandığında, geceleri sık sık yatağından kalkıp kaybolduğunda, ahırda atların yanında otururken bulunduğu söylenirdi. Bu duruma alışkın olan aile bir seferinde onu at üstünde uyurken bulmuşlardı. Çevre illerde düzenlenen cirit oyunlarına ve güreş müsabakalarına da mutlaka adamları ile birlikte katılırdı. Gittikleri bir güreş müsabakasında güreşçileri yenilirler. Halit Bey’in üzüntüsü yüzünden belli olur. Adamlarından birisi “ beyim, bizim adamlardan Ermeni filancayı da güreşe soksak” teklifine “ o adam pehlivan mı” diye sorar. Adam,” bilemem ama davul zurna çaldığından beri yerinde duramıyor” diye cevap verince “güreşmek istiyorsa çıksın güreşsin” der. Ermeni meydana çıkar ve güreşçilerin en babayiğidi ile güreş tutup onu yenince Halit Bey’in keyfi yerine gelir. Ama etraftan Halit Bey’in pehlivanı da Ermeni imiş sataşmaları kulağına gelince onlara cevap olarak “ babayiğit olsunda isterse Ermeni olsun” demiştir.



Vezir Mehmet Celalettin paşanın torunu olan kardeşlerin en büyüğü olan Edip Bey; sırası ile Arapkir, İskilip, Sungurlu, Akdağmadeni, Keskin, Osmancık, Akşehir, Zile de kaymakamlık, Kayseri, Dersim, Çorum, Yozgat, Nâblus, İçel ve tekrar Yozgat’ta Mutasarrıflık yapmıştır. Emekli olduktan sonra Yozgat’taki konağına yerleşir. Kardeşi Celal Beyle birlikte Yozgat’ta önce İttihat ve Terakki partisinin kurucusudurlar. Daha sonra bu partide gördükleri olumsuzluklar üzerine ayrılırlar. Yozgat Müdafaa-ı Hukuk cemiyetinin de kurucusudurlar. Edip Bey iyi yetişmiş şair ruhlu bir insandır. Edip Bey divanı isminde bir şiir kitabı da vardır.
İkinci ağabey Celal Bey; Mekke, Tokat, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır. O da emekli olup Yozgat’taki konağına yerleşir. Celal Beyinde bir şiir divanı vardır. Hatıralarını kaleme aldığı defteri dokuzuncu göbekten Çapanoğlu ve aynı zamanda kız kardeşi Fitnat hanımın da torunu olan Abdülkadir Çapanoğlu’nun (ben) kütüphanesinde korunmaktadır.

Kendisinden küçük kardeşi Salih Bey; Kardeşlerin en küçüğüdür. Ağabeyleri gibi dirayetli, bilgili, devlet tecrübesi olan ve ağır ceza reisliğinden emekli bir kimsedir. O da emekli olunca Yozgat’a yerleşir.
Bu sırada Yenihan da (Yıldızeli) Postacı Nazım isyanını bastırmakla görevlendirilen Kılıç Ali 1 Haziran 1920 günü Yozgat’a gelir. Bu sırada babası vaktiyle Edip ve Celal Bey’lerin babaları Çapanoğlu Hacı Osman Bey’in hizmetkârı Çerkez Kölemenlerinden Bekir ağanın oğlu olan Mehmet Hulusi Efendi(Akyol), Yozgat Müftüsüdür. Edip ve Celal Bey kardeşlere aralarındaki husumetten dolayı kin beslemektedir. Kılıç Ali’yi Çapanoğulları aleyhinde doldurur. Bir şeyden haberi olmayan Kılıç Ali, Çapanoğullarını cezalandırmak ister ve Kuvay-ı Milliye için Edip ve Celal beylerden 500 er altın iane vermelerini talep eder.

Kılıç Ali, Edip ve Celal beylerden ret cevabı alınca Çapanoğullarını konaklarında göz hapsine aldırarak kapılarına nöbetçiler diker. Bu askerler gereği kadar disiplinli olmadıklarından, evdeki hanımlara genç kızlara sözlü tacizde bulunmaya başlarlar. Bu olayı Avni Doğan Bey, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası isimli kitabında bakınız nasıl anlatıyor; “Kılıç Ali’nin gönüllüleri (bu cümleyi dikkatinize sunuyorum) kim bilir kimin tahriki ile Celal ve Edip beylerin konakları önünde bağırıp çağırmaya ve sövüp saymaya başlarlar.” İki kardeş Edip ve Celal Beyler, yapılan bu ahlaksız taciz ve tahrik sonucu gururlarına yediremeyip kardeşleri Salih Bey ile akrabaları Vasıf Bey’i, büyük dedem Mahmut Celalettin Bey ve oğlu dedem Muhlis Bey’leri de alıp o gece Yozgat’tan ayrılıp Köhne’ye (Sorgun) giderler.

Durumu haber alan Arapseyf nahiyesinde ki kardeşleri Halit Bey, 300 silahlı adamı ile Yozgat’ı basacağını Kılıç Aliye bildirince zoru gören Kılıç Ali Boğazlıyan’a çekilir. Bu arada yukarıda adı geçen Yozgat Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi (Akyol) başta olmak üzere Yozgat’ta söz sahibi olmak isteyen bazı kişilerin gizli birliktelikler ve desiseler ile giderek artan tahriklerine Ankara Hükümetinin ilk başlardaki zafiyeti de dâhil olmak üzere, Anadolu’nun bu bölgesini ve Çapanoğullarını iyi tanıyamayan bazı komutanların da sorumsuzlukları, basiretsizlikleri, bilgisizlikleri eklenince iletişim kopukluğundan da kaynaklanan olaylar sonucu Çapanoğulları ailesi yalnız bırakılarak, bir başkaldırıya adeta itilirler.

23 Haziran 1920 günü Çerkez Etem 70 subay,1200 piyade,1300 atlı,4 adet kuvvetli dağ topu,1 adet sahra topu,8 adet makineli tüfek’ten mürekkep ordusu ile Yozgat’ı basar. Beyleri Yozgat’ta bulamayan Ethem 2000 kişilik bir kuvvetle peşlerine düşer. Alaca’ya vardığında kasabayı önce top ateşi ile bir güzel döver sonra bir süvari hücumuyla bir uçtan bir uca geçer. Çapanoğulları, Aynacıoğulları ve Deli Ömer çetesi ile yaptıkları iki saatlik çatışmada Çapanoğlu Beylerini ele geçiremez. Öğleye kadar süren kanlı çarpışma sonunda Çapanoğulları, 300 civarında kayıp verirler.

Alaca dönüşü tekrar toparlanan Çapanoğulları ile Arapseyf boğazında daha kanlı bir çarpışma olur. Bu çarpışma tam dört saat sürer. Olayı yaşayanlar; “Halit Bey çok yiğitti, her an kavganın ortasındaydı, altındaki atlar vuruldukça yorulmadan yılmadan dövüştü üç kere at değiştirdi” diye anlatırlardı. Her iki taraftan ölen sayısı 2000 kadardır. Çarpışmada canlarını kurtarabilen beyler, kaçıp Uzunyayla (Pınarbaşı) Çerkezlerine sığınmışlar onlar da Ethem’e karşı durarak kendilerine sığınan misafirlerini teslim etmeyeceklerini bildirmişlerdir (27 Haziran 1920).

Yiğit Halit Bey’in makûs talihi de bundan sonra başlar. Uzunyayla’ya (Kayseri/Pınarbaşı) sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kaldılar. Eşleri ve çocukları Yozgat’ta Çerkez Etem’in yakıp yıkıp talan ettiği konaklardan arta kalanlarda yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.

Halit Bey çiftçilikle uğraşırdı, bu yüzden Arapseyf’de bıraktığı eşinin ve çocuklarının durumunu merak etmektedir. Aziziye de (Kayseri/Pınarbaşı) kaldığı günler endişe içinde geçmektedir. Huzursuzluğu had safhaya gelince ağabeylerine Arapseyf’e gitmek istediğini söyler. Onlar da yolların çok tehlikeli olduğunu söyleyerek vazgeçirmeye çalışsalar da sabırsızlanan Halit Bey, bir gece kardeşlerine haber vermeden, bindiği atın ayaklarına keçe sarıp gizlice kaçar. Kimseye görünmeden Yozgat Karatepe çiftliğindeki evine gelmeyi başarır. Ancak, bu topraklar çok hain yetiştirmiştir. Fırsattan istifade topraklarına göz diken Kambur Halil isimli bir köylü ihbar edince evi sarılır ve yakalanır. Oradan Arapseyf’deki evine getirilir. Muhtar Ali Kâhya’nın muhtarlık odasında ailesi ile bir süre görüşür.

Götürülmek için dışarı çıkarılan Halit Bey, kendisi ile birlikte dışarı çıkan ve avlunun bir köşesinde ağlaşan karısı, bacısı ve çocuklarını tek tek kucakladıktan sonra şöyle söyler; ”Adımız mahşere kadar yaşasın inşallah. Her “Çapanoğlu Halit” adını duyduğunda düşmanlarımızın ödü yarılsın, benzi sararsın, dostlarımızın yüreği genişlesin, şaduman olsun” der. Küçük oğlu Arslan’ı son bir defa daha kucaklayıp öptükten sonra, “Hadi oğlum, sizi Allah’a emanet ediyorum, sen Çapanoğlu Halit Beyin oğlusun Allah’tan başka hiçbir şeyden korkma. Korkma emi oğlum”der. Sonra bacısı Fitnat Hanıma (benim büyük babaannem) “Hakkını helal et bacı, gidip de dönmemek var. Çocuklarım ve anaları önce Allah’a sonra sana emanet” diyerek vedalaşır. Halit Bey, avlunun bir köşesinde ağlayan karısı Şerife Hanımdan tarafa döner, yutkunarak, sadece “Hakkınızı helal edin” diyebilir. Jandarmalara doğru yürür, kelepçeye kollarını uzatır…

Fitnat Hanım, yüreğinden kopup gelen bir ağıda başlar “Alay alay köyümüze geldiler/Her taraftan hanemizi sardılar/Ağ konağı ateşlere verdiler/Seyret yüce dağdan gör Çapanoğlu”.

Küçük oğlu Arslan; “Baba beni bırakma!” diye bağırarak gittikçe uzaklaşan babasının arkasından koşmaya çalışırsa da Şerife Hanım peşinden atılır, varıp yakalar, yerlerde debelenen oğlunu, kucağına alıp getirir.

Tutuklanan Halit Bey, İstiklal mahkemesinde yargılanmak üzere Amasya’ya götürülür. Amasya da iken adam öldürmekten tutuklu Amasya’nın Eraslan köyünden Kara Tahsin Ağa ile hapiste kader birliği yaparlar. Tahsin ağaya “Bunlar beni asacaklar biliyorum. Buradan çıktığında ailemi ziyaret etmeni ve onlara benim eğilmeden bükülmeden mahpusta kaderimi beklediğimi söylemeni istiyorum” der. Yargılanıp orada idam edilir (13 Haziran 1921). Hapislik cezası biten Kara Tahsin ağa doğruca Arapseyf’e gelir misafir olur, Halit Bey’in mesajını iletir. Ablası Fitnat Hanım üç kere Amasya’ya ziyarete gider ama cenazesini almaya korkudan kimse gidemez. Çok araştırmamıza rağmen mezarını maalesef bulamadık.

Uzunyayla’ya sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kaldılar. Daha sonra Atatürk her gün imza atmaları şartı ile memleketlerin dönmelerine izin verir. Çok kısa süren bu durum onları aileleri ile birlikte Ankara’ya çağırması ile sona erer. Üç ay kadar Ankara da bulabildikleri kira evlerinde ve hanlarda çok sıkıntılı günler geçirirler. Her daim devletine sadakatte kusur etmeyen Çapanoğullarının neden böyle bir başkaldırıya kalkıştıklarını dikkatlice araştıran Atatürk mecliste Yozgat milletvekili Süleyman Sırrı İçöz’ün meclis kürsüsünden Çapanoğullarını suçlayan bir sürü iftirada bulunmasından sonra kürsüye gelerek, “Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek başkaldırıya katılan Çapanoğullarını memleketlerine dönmemeleri şartıyla yargılatmadan affetmiştir. Başkaldırıdan bir sene sonra affa uğrayan beylerden Edip Bey’in Manisa’da, Celal Bey’in İstanbul’da, Salih Bey’in de Avukatlık yapmasına müsaade edilerek Kırıkkale’de ikametlerine izin verilmiştir.

Kambur Halil’e nemi oldu? Deli Hacı onu saklandığı yüklüğün dibinde buldu çıkardı. İşte korktuğu başına gelmişti.

“Buyurun ağam!”
“Gel bakalım Kambur Halil. Seninle biraz işimiz var.”
Üstümü başımı giyeyim ağalar.”

Yürü lan! Sıçarım şimdi senin üstüne başına!”
“Yürü pezevenk!”

Harman yerinde bekleyen Aynacıoğlu’nun önünde gelip durdular. Kambur Halil Ayakta zor duruyordu.
Aynacıoğlu sinirden köpürüyordu. Elindeki mavzeri doğrultup peş peşe tetiğe bastı.

“Bu şerefsizin leşini ibreti âlem için buradan kaldırmayın! Ağasına, beyine hıyanet edenin sonu böyle olur.” (Siyami Yozgat/ USAT/ Yozgat isyanının romanı sayfa 438-444 Kambur Halil’in nasıl sorgulandığını bu sayfalarda okuyabilirsiniz.)

Yukarda “Makûs Talih” dedik ya! Anadolu’nun kaderciliği tarif eden bir deyimi vardır “toprak çekti” derler. Ama yinede insan söylemeden edemiyor “ah ne olurdu sende ağabeylerin gibi biraz daha sabretseydin”.

01.01.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00