BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
180
Dün
:
5063
Toplam
:
13454160
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İyi ata binen, iyi cirit oynayan, güreş sporuna çok meraklı babayiğit bir insandı Halit Bey. At sevgisinin ta çocukluğundan geldiği, gündüzleri her arandığında, geceleri sık sık yatağından kalkıp kaybolduğunda, ahırda atların yanında otururken bulunduğu söylenirdi. Bu duruma alışkın olan aile bir seferinde onu at üstünde uyurken bulmuşlardı. Çevre illerde düzenlenen cirit oyunlarına ve güreş müsabakalarına da mutlaka adamları ile birlikte katılırdı. Gittikleri bir güreş müsabakasında güreşçileri yenilirler. Halit Bey’in üzüntüsü yüzünden belli olur. Adamlarından birisi “ beyim, bizim adamlardan Ermeni filancayı da güreşe soksak” teklifine “ o adam pehlivan mı” diye sorar. Adam,” bilemem ama davul zurna çaldığından beri yerinde duramıyor” diye cevap verince “güreşmek istiyorsa çıksın güreşsin” der. Ermeni meydana çıkar ve güreşçilerin en babayiğidi ile güreş tutup onu yenince Halit Bey’in keyfi yerine gelir. Ama etraftan Halit Bey’in pehlivanı da Ermeni imiş sataşmaları kulağına gelince onlara cevap olarak “ babayiğit olsunda isterse Ermeni olsun” demiştir.



Vezir Mehmet Celalettin paşanın torunu olan kardeşlerin en büyüğü olan Edip Bey; sırası ile Arapkir, İskilip, Sungurlu, Akdağmadeni, Keskin, Osmancık, Akşehir, Zile de kaymakamlık, Kayseri, Dersim, Çorum, Yozgat, Nâblus, İçel ve tekrar Yozgat’ta Mutasarrıflık yapmıştır. Emekli olduktan sonra Yozgat’taki konağına yerleşir. Kardeşi Celal Beyle birlikte Yozgat’ta önce İttihat ve Terakki partisinin kurucusudurlar. Daha sonra bu partide gördükleri olumsuzluklar üzerine ayrılırlar. Yozgat Müdafaa-ı Hukuk cemiyetinin de kurucusudurlar. Edip Bey iyi yetişmiş şair ruhlu bir insandır. Edip Bey divanı isminde bir şiir kitabı da vardır.
İkinci ağabey Celal Bey; Mekke, Tokat, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır. O da emekli olup Yozgat’taki konağına yerleşir. Celal Beyinde bir şiir divanı vardır. Hatıralarını kaleme aldığı defteri dokuzuncu göbekten Çapanoğlu ve aynı zamanda kız kardeşi Fitnat hanımın da torunu olan Abdülkadir Çapanoğlu’nun (ben) kütüphanesinde korunmaktadır.

Kendisinden küçük kardeşi Salih Bey; Kardeşlerin en küçüğüdür. Ağabeyleri gibi dirayetli, bilgili, devlet tecrübesi olan ve ağır ceza reisliğinden emekli bir kimsedir. O da emekli olunca Yozgat’a yerleşir.
Bu sırada Yenihan da (Yıldızeli) Postacı Nazım isyanını bastırmakla görevlendirilen Kılıç Ali 1 Haziran 1920 günü Yozgat’a gelir. Bu sırada babası vaktiyle Edip ve Celal Bey’lerin babaları Çapanoğlu Hacı Osman Bey’in hizmetkârı Çerkez Kölemenlerinden Bekir ağanın oğlu olan Mehmet Hulusi Efendi(Akyol), Yozgat Müftüsüdür. Edip ve Celal Bey kardeşlere aralarındaki husumetten dolayı kin beslemektedir. Kılıç Ali’yi Çapanoğulları aleyhinde doldurur. Bir şeyden haberi olmayan Kılıç Ali, Çapanoğullarını cezalandırmak ister ve Kuvay-ı Milliye için Edip ve Celal beylerden 500 er altın iane vermelerini talep eder.

Kılıç Ali, Edip ve Celal beylerden ret cevabı alınca Çapanoğullarını konaklarında göz hapsine aldırarak kapılarına nöbetçiler diker. Bu askerler gereği kadar disiplinli olmadıklarından, evdeki hanımlara genç kızlara sözlü tacizde bulunmaya başlarlar. Bu olayı Avni Doğan Bey, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası isimli kitabında bakınız nasıl anlatıyor; “Kılıç Ali’nin gönüllüleri (bu cümleyi dikkatinize sunuyorum) kim bilir kimin tahriki ile Celal ve Edip beylerin konakları önünde bağırıp çağırmaya ve sövüp saymaya başlarlar.” İki kardeş Edip ve Celal Beyler, yapılan bu ahlaksız taciz ve tahrik sonucu gururlarına yediremeyip kardeşleri Salih Bey ile akrabaları Vasıf Bey’i, büyük dedem Mahmut Celalettin Bey ve oğlu dedem Muhlis Bey’leri de alıp o gece Yozgat’tan ayrılıp Köhne’ye (Sorgun) giderler.

Durumu haber alan Arapseyf nahiyesinde ki kardeşleri Halit Bey, 300 silahlı adamı ile Yozgat’ı basacağını Kılıç Aliye bildirince zoru gören Kılıç Ali Boğazlıyan’a çekilir. Bu arada yukarıda adı geçen Yozgat Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi (Akyol) başta olmak üzere Yozgat’ta söz sahibi olmak isteyen bazı kişilerin gizli birliktelikler ve desiseler ile giderek artan tahriklerine Ankara Hükümetinin ilk başlardaki zafiyeti de dâhil olmak üzere, Anadolu’nun bu bölgesini ve Çapanoğullarını iyi tanıyamayan bazı komutanların da sorumsuzlukları, basiretsizlikleri, bilgisizlikleri eklenince iletişim kopukluğundan da kaynaklanan olaylar sonucu Çapanoğulları ailesi yalnız bırakılarak, bir başkaldırıya adeta itilirler.

23 Haziran 1920 günü Çerkez Etem 70 subay,1200 piyade,1300 atlı,4 adet kuvvetli dağ topu,1 adet sahra topu,8 adet makineli tüfek’ten mürekkep ordusu ile Yozgat’ı basar. Beyleri Yozgat’ta bulamayan Ethem 2000 kişilik bir kuvvetle peşlerine düşer. Alaca’ya vardığında kasabayı önce top ateşi ile bir güzel döver sonra bir süvari hücumuyla bir uçtan bir uca geçer. Çapanoğulları, Aynacıoğulları ve Deli Ömer çetesi ile yaptıkları iki saatlik çatışmada Çapanoğlu Beylerini ele geçiremez. Öğleye kadar süren kanlı çarpışma sonunda Çapanoğulları, 300 civarında kayıp verirler.

Alaca dönüşü tekrar toparlanan Çapanoğulları ile Arapseyf boğazında daha kanlı bir çarpışma olur. Bu çarpışma tam dört saat sürer. Olayı yaşayanlar; “Halit Bey çok yiğitti, her an kavganın ortasındaydı, altındaki atlar vuruldukça yorulmadan yılmadan dövüştü üç kere at değiştirdi” diye anlatırlardı. Her iki taraftan ölen sayısı 2000 kadardır. Çarpışmada canlarını kurtarabilen beyler, kaçıp Uzunyayla (Pınarbaşı) Çerkezlerine sığınmışlar onlar da Ethem’e karşı durarak kendilerine sığınan misafirlerini teslim etmeyeceklerini bildirmişlerdir (27 Haziran 1920).

Yiğit Halit Bey’in makûs talihi de bundan sonra başlar. Uzunyayla’ya (Kayseri/Pınarbaşı) sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kaldılar. Eşleri ve çocukları Yozgat’ta Çerkez Etem’in yakıp yıkıp talan ettiği konaklardan arta kalanlarda yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.

Halit Bey çiftçilikle uğraşırdı, bu yüzden Arapseyf’de bıraktığı eşinin ve çocuklarının durumunu merak etmektedir. Aziziye de (Kayseri/Pınarbaşı) kaldığı günler endişe içinde geçmektedir. Huzursuzluğu had safhaya gelince ağabeylerine Arapseyf’e gitmek istediğini söyler. Onlar da yolların çok tehlikeli olduğunu söyleyerek vazgeçirmeye çalışsalar da sabırsızlanan Halit Bey, bir gece kardeşlerine haber vermeden, bindiği atın ayaklarına keçe sarıp gizlice kaçar. Kimseye görünmeden Yozgat Karatepe çiftliğindeki evine gelmeyi başarır. Ancak, bu topraklar çok hain yetiştirmiştir. Fırsattan istifade topraklarına göz diken Kambur Halil isimli bir köylü ihbar edince evi sarılır ve yakalanır. Oradan Arapseyf’deki evine getirilir. Muhtar Ali Kâhya’nın muhtarlık odasında ailesi ile bir süre görüşür.

Götürülmek için dışarı çıkarılan Halit Bey, kendisi ile birlikte dışarı çıkan ve avlunun bir köşesinde ağlaşan karısı, bacısı ve çocuklarını tek tek kucakladıktan sonra şöyle söyler; ”Adımız mahşere kadar yaşasın inşallah. Her “Çapanoğlu Halit” adını duyduğunda düşmanlarımızın ödü yarılsın, benzi sararsın, dostlarımızın yüreği genişlesin, şaduman olsun” der. Küçük oğlu Arslan’ı son bir defa daha kucaklayıp öptükten sonra, “Hadi oğlum, sizi Allah’a emanet ediyorum, sen Çapanoğlu Halit Beyin oğlusun Allah’tan başka hiçbir şeyden korkma. Korkma emi oğlum”der. Sonra bacısı Fitnat Hanıma (benim büyük babaannem) “Hakkını helal et bacı, gidip de dönmemek var. Çocuklarım ve anaları önce Allah’a sonra sana emanet” diyerek vedalaşır. Halit Bey, avlunun bir köşesinde ağlayan karısı Şerife Hanımdan tarafa döner, yutkunarak, sadece “Hakkınızı helal edin” diyebilir. Jandarmalara doğru yürür, kelepçeye kollarını uzatır…

Fitnat Hanım, yüreğinden kopup gelen bir ağıda başlar “Alay alay köyümüze geldiler/Her taraftan hanemizi sardılar/Ağ konağı ateşlere verdiler/Seyret yüce dağdan gör Çapanoğlu”.

Küçük oğlu Arslan; “Baba beni bırakma!” diye bağırarak gittikçe uzaklaşan babasının arkasından koşmaya çalışırsa da Şerife Hanım peşinden atılır, varıp yakalar, yerlerde debelenen oğlunu, kucağına alıp getirir.

Tutuklanan Halit Bey, İstiklal mahkemesinde yargılanmak üzere Amasya’ya götürülür. Amasya da iken adam öldürmekten tutuklu Amasya’nın Eraslan köyünden Kara Tahsin Ağa ile hapiste kader birliği yaparlar. Tahsin ağaya “Bunlar beni asacaklar biliyorum. Buradan çıktığında ailemi ziyaret etmeni ve onlara benim eğilmeden bükülmeden mahpusta kaderimi beklediğimi söylemeni istiyorum” der. Yargılanıp orada idam edilir (13 Haziran 1921). Hapislik cezası biten Kara Tahsin ağa doğruca Arapseyf’e gelir misafir olur, Halit Bey’in mesajını iletir. Ablası Fitnat Hanım üç kere Amasya’ya ziyarete gider ama cenazesini almaya korkudan kimse gidemez. Çok araştırmamıza rağmen mezarını maalesef bulamadık.

Uzunyayla’ya sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kaldılar. Daha sonra Atatürk her gün imza atmaları şartı ile memleketlerin dönmelerine izin verir. Çok kısa süren bu durum onları aileleri ile birlikte Ankara’ya çağırması ile sona erer. Üç ay kadar Ankara da bulabildikleri kira evlerinde ve hanlarda çok sıkıntılı günler geçirirler. Her daim devletine sadakatte kusur etmeyen Çapanoğullarının neden böyle bir başkaldırıya kalkıştıklarını dikkatlice araştıran Atatürk mecliste Yozgat milletvekili Süleyman Sırrı İçöz’ün meclis kürsüsünden Çapanoğullarını suçlayan bir sürü iftirada bulunmasından sonra kürsüye gelerek, “Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek başkaldırıya katılan Çapanoğullarını memleketlerine dönmemeleri şartıyla yargılatmadan affetmiştir. Başkaldırıdan bir sene sonra affa uğrayan beylerden Edip Bey’in Manisa’da, Celal Bey’in İstanbul’da, Salih Bey’in de Avukatlık yapmasına müsaade edilerek Kırıkkale’de ikametlerine izin verilmiştir.

Kambur Halil’e nemi oldu? Deli Hacı onu saklandığı yüklüğün dibinde buldu çıkardı. İşte korktuğu başına gelmişti.

“Buyurun ağam!”
“Gel bakalım Kambur Halil. Seninle biraz işimiz var.”
Üstümü başımı giyeyim ağalar.”

Yürü lan! Sıçarım şimdi senin üstüne başına!”
“Yürü pezevenk!”

Harman yerinde bekleyen Aynacıoğlu’nun önünde gelip durdular. Kambur Halil Ayakta zor duruyordu.
Aynacıoğlu sinirden köpürüyordu. Elindeki mavzeri doğrultup peş peşe tetiğe bastı.

“Bu şerefsizin leşini ibreti âlem için buradan kaldırmayın! Ağasına, beyine hıyanet edenin sonu böyle olur.” (Siyami Yozgat/ USAT/ Yozgat isyanının romanı sayfa 438-444 Kambur Halil’in nasıl sorgulandığını bu sayfalarda okuyabilirsiniz.)

Yukarda “Makûs Talih” dedik ya! Anadolu’nun kaderciliği tarif eden bir deyimi vardır “toprak çekti” derler. Ama yinede insan söylemeden edemiyor “ah ne olurdu sende ağabeylerin gibi biraz daha sabretseydin”.

01.01.2015

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00