BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
204
Dün
:
4601
Toplam
:
13189574
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Hiç beklemediğimiz bir zamanda Kuşadası’nda vefat eden değerli kuzenim Mehmet Celalettin Çapanoğlu bir gece evinin balkonunda sohbet ederken içerden getirdiği bir kâğıdı bana uzattı. Kâğıtta bir şiir yazıyordu. Bu nedir diye sorduğumda; “Babam Bekir Çapanoğlu vefat ettiğinde kuzeni Sefer amcanın (Eronat) babam için yazdığı bir şiir. Bunu yıllardır saklarım, ikisi beraber büyümüşler. Babamın vefat ettiğini duyunca üzüntü ile bu şiiri yazmış. Sefer amca, babamın çok zeki olduğunu birlikte uyudukları geceler dersleri rüyasında tekrar ettiğini söylerdi” dedi…

Kimdi, Vezir Çapanoğlu Mehmet Celalettin Paşa’nın torunu Sefer Eronat?

Yozgat doğumludur. 1950'den önce tek partili dönemde 2 dönem Yozgat'ta Belediye Başkanlığı, 1957 ve 1960 yılları arası 11. Dönem Demokrat Parti Yozgat Milletvekilliği yapmıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş, Niğde de Cumhuriyet Savcılığı, İzmir Çeşme de hâkimlik ve serbest avukatlık yapmıştır. Tek partili dönemde Yozgat Belediye başkanlığı yapar, iyi bir avukat olduğu gibi seçkin bir aile çocuğu ve reisidir, babası Kadızadeler ailesinden Kadı Osman Efendinin oğludur. Babası da kendisi gibi avukattır. Çalılı Köyü'nde üzüm bağları ve tarlaları vardır. Belediye başkanı olur olmaz kolları sıvar ve Yozgat'ı masaya yatırır. O günkü belediye meclisinin dışında akil insanlardan oluşan şehrin ileri gelenleri, esnaf, tüccar ve işadamlarını bir araya toplar. Düğün merasiminde, mevlit merasimlerinde ve arabaşı ziyafetlerinde kısacası halkın yoğun olduğu toplantılarda akil kişilerle Yozgat'ın geleceğine yönelik plan ve projeleri tartışır.

Yerköy bir kasaba hüviyetinde o zamanlar. Bir köyden ibaret. Treninin geçmesi ile Kırşehir ve Yozgat'ı birleştirerek Yerköy'ün il yapılması gündeme getiriliyor. Nedeni ise 1925 yılında treninin Yerköy'e gelmesi ve Yozgat merkezden olan göç. Bunu gören Yozgat Belediye Başkanı Sefer Eronat, bu olaya kendince önlemler almakta ve şehre kalıcı eserler yaparak göçü engellemeye gayret göstermektedir.

O günlerde Yozgat'ın nüfusu 7-8 bin kişi civarındadır. Küçük bir kasabayı andırmaktadır Yozgat.
İlk olarak, şimdiki spor salonunun ve Cumhuriyet Mektebinin bulunduğu yer, Anadolu Lisesi'nin bulunduğu yer ve İstiklal Lisesi'nin bulunduğu yerlerin tamamı mezarlıktır. Bu mezarlıkları Sarıtopraklık ve Yukarı Çatak Mahallesinde bulunan şimdiki yerlerine taşıyarak başlar işe. Saat Kulesi ve terminal arası yol sadece Lise binasının önünde tek şeritlidir. Güneyde şimdiki mevcut yolu birçok yerleri istimlâk ederek oluşturur.

Tarihi askerlik şubesi binasından başlayarak Endüstri Meslek Lisesi'ne doğru tek tip evler yaptırıyor. Valiliğin önü ve yeni yaptığı caddeye akasya ağaçlarıyla donatıyor. Doğaya da düşkün olan Eronat, tüm bunların yanında Çamlığın koruma altına alınmasını sağlıyor. O dönemde Büyük Camii üzerinde bulunan hayvan kesim yerini mezbahayı şehrin dışına Aşağı Kaynarca mevkiine çıkartıyor. Bununla birlikte gazhaneyi de şehir dışına çıkartıyor.

Göçü önlemek için yaptığı kalıcı eserler arasında Hükümet Binası, Er Eğitim alayı ve diğer resmi binalar yer almaktadır. Yerköy 1935'de nahiye, 1945'de de kaza olur. Yerköy'ün konumu tren istasyonuna o kadar elverişli ve kullanışlıdır ki İstanbul Erzurum hattının göbeğinde olması hasebiyle adeta yük indirme bindirme depo olarak kullanılmakta ve Yerköy'ün bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlamakta.
Başkan Eronat, bu tehlikeyi de görerek Yozgat'ta tarım ve hayvancılık vazgeçilmez olduğu için bu alanlara daha çok önem verilmesi ve uygulanması için önlemler alır.

O dönemde Ramazan hatipleri Kayseri'den gelip dini bilgiler verirlermiş. Balta Nuri isminde halka irşat veren bir vaiz gelir Yozgat'a, "Yozgat'ı kurtarmak istiyorsanız, Yozgat'ın kenar mahallelerini, yukarı nohutlu, Keltepe, Kırıklı mevkii, E88'e inen vadinin çevresi olan cirit meydanı, Banderlioğlu mevkiilerini ve Katran deresine olan bölgeleri parselleyip halka bedava dağıtın. Şart olarak da herkes verilen arsalara bağ yapmasını isteyin" der. Bunun üzerine Başkan Eronat, tavsiyelere uyarak Belediye Meclisinden karar çıkartıp tellâliyeler ile halka duyuru yapar. 1 yıl içerisinde bağ evleri kurulur. İnsanlar bedava dağıtılan arsalarını alıp kar-kış demeden, dağ tepe demeden koyulurlar bağ evlerini yapmaya.

Su bulunmayan bölgelere ise insanlar omuzlarında kovalarla su çeker bağlarını yeşertmeye çalışırlarmış.
Bu konuyu Yılkı Atı romanı ile TRT Roman Başarı Ödülü (1971), Çelo romanı ile TDK Roman Ödülü (1973), Can Şenliği romanı ile Madaralı Roman Ödülü (1975) kazanan Abbas Sayar'da "Can şenliği" eserinde anlatır. Romanda, yaşlı bir köylü olan Hüseyin Ağa sıkıntılarını, yalnızlığını, bağında bekçilik ettiği Nail Bey'e anlattır ve Yozgat'ın bağlarını işler.

Eronat, zamanında kendisine göre iyi bir belediye başkanlığı yapmış, Yozgat'ı Yozgat yapan isimlerdendir. 1957'de milletvekili olan Eronat Yassıada'da yargılanmış, Kayseri cezaevinde yatmıştır. 1982 yılında da vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin Allah taksiratını affetsin. O günkü iradenin Kırşehir ile Yozgat'ı birleştirip Yerköy'ü vilayet yapma tehlikesini gören Eronat, ona göre önlemini almıştır. Yozgat'ın vilayetliğinin düşmemesi içi altyapıyı oluşturmuştur.

Rahmetli Sefer Bey, Televizyon dizilerinden tanıdığımız aktris Zeynep Eronat ve kardeşi Devlet Tiyatroları sanatçısı Miraç Eronat’ın da dedesidir.

Sefer Bey ile ilgili biri acı biri tatlı iki anıyı da sizlerle paylaşayım. Belediye reisliği yaptığı dönemlerde Yozgat’ta Müddeiumumî (savcı) olan zat’ın Çanakkale’ye tayini çıkar. Savcı bey kendince Yozgat gibi yoksul bir kentten daha mamur ve müreffeh olan bir batı şehrine gidecektir üstelik de tam kışın ortasında. Ama kılık kıyafeti buna pek uygun değildir. Çok samimi olduğu Sefer Bey’e şöyle bir teklifte bulunur; “Malum kışın ortasındayız. Yeni bir şehre gidiyorum ama benim paltom pek düzgün bir şey değil. Bir mahzuru yok ise kış boyunca paltonu bana ödünç verebilir misin?”

Yıl 1958. Babamın memuriyeti dolayısıyla Niğde’deyiz. Ben ortaokul birinci sınıftayım, kardeşim ilkokul beşinci sınıfta. Mahallemizde 1928 model Ford marka bir otomobil var. Camında ihtiyar cici yazıyor. Sahibi komşumuz kısa boylu, güler yüzlü, yaşlıca bir amca. Biz çocuklar amcayı kızdırmak için bu otomobili bazen tamponundan ağaca bağlıyoruz, bazen egzost borusuna mısır koçanı tıkıyoruz. Yaptığımız şakadan haberi olmayan amca arabayı çalıştırıp gitmek istiyor ama araba gidemiyor. Bizde uzaktan izliyor, gülüyoruz. Ne ayıp! Bir gün kardeşimle okul dönüşü önümüze çıktı. Biz selam verip savuşmak istiyoruz çünkü suçluyuz. Ama o tatlı tatlı gülerek önümüzü kesti “ben sizin akrabanızım” dedi. Şaşırdık, “nasıl akraba oluyoruz” dedik. “Ben Yozgat Milletvekili Sefer Bey’in makam şoförüydüm” dedi. Bizde akşam babama anlattık. Gülerek, “Allah selamet versin” dedi. Niğde’den ayrılana kadar bu amcayı hep akraba bildik.

İşte Sefer Bey’in kuzeni Bekir Çapanoğlu’nun ölümü üzerine 11.11.970 günü kaleme aldığı şiiri;

ACI

Sarı arslan yelesinden dağılan bir haşmet idi,
Çapanoğlu bu alaylarda geçen dehşet idi
Koşuşurken derebeyler bu ufuktan oraya,
Geceler yüz bin atlıyla sefer eyler Tuna’ya,

Kara bir gün batışından daha hüsranlı idi.
Ölümün tarihi yok, başta ve sonlarda dedi,
Bu zekâ bir günü andırdı hayatımda sönüp,
Kapanan hatıralardan iki dala süzülüp.

O, nasıl çarpılarak düştü bu korkunç yatağa,
Bakıyorum, heyelanmış gibi sandım bu dağa.
Akıyor içlenerek bu hayatın o vefasız yoluna,
Ve o küskün hayatın bu şekilde sonuna.

Ona bey derdi görenler, işinin başta eri.
Doğuşundan beri ekmekte katık oldu teri,
Didinir hak diyerek, toprağa bir nurdu eli,
Çalışırdı vatan onsun diye gördüm göreli.

Kurtaramazdı gözyaşlarımız, söndü bir ah…
Çekerek bağrımızın en gizli yerinden o sabah,
Onu bir gizli vuruşla sarıvermişti ölüm,
O’ ki bir dağda açan sarı bir gülmüş, gülüm.

Bekir’im bak, sana dünya dolu rahmet dilerim,
Bu, hazin gönlümüzün nağmelerinden duyulur,
Bu gidiş çokça tuhaftır, yeri kimden sorulur?
Bize bir başka teselli gibidir yâd ederiz.

Yolu kesmişti kader, yerde ve göklerde sağır.
Onsuzda bu cihan var dediler, hayli ağır,
Bu kader böyle yazılmış, bunu insan silemez.
Ve bu beyhude tazallüm, giden elbet gelemez.

Unutulmaz acıdır bu, içim hicran doludur,
Yola düşmüş gibi bir gölgesi var, dost yoludur,
Sevilen dost ve güler yüzlü, açık sözlü adam,
Sana binlerce dua, yine binlerce selam.

Kaynakça: Ahmet Büyüksoy/“Merhaba Yozgat Gazetesi’

05.12.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00