BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
213
Dün
:
4633
Toplam
:
14933221
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BİR ÇAPANOĞLU TORUNU, MEHMET SEFER ERONAT
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Hiç beklemediğimiz bir zamanda Kuşadası’nda vefat eden değerli kuzenim Mehmet Celalettin Çapanoğlu bir gece evinin balkonunda sohbet ederken içerden getirdiği bir kâğıdı bana uzattı. Kâğıtta bir şiir yazıyordu. Bu nedir diye sorduğumda; “Babam Bekir Çapanoğlu vefat ettiğinde kuzeni Sefer amcanın (Eronat) babam için yazdığı bir şiir. Bunu yıllardır saklarım, ikisi beraber büyümüşler. Babamın vefat ettiğini duyunca üzüntü ile bu şiiri yazmış. Sefer amca, babamın çok zeki olduğunu birlikte uyudukları geceler dersleri rüyasında tekrar ettiğini söylerdi” dedi…

Kimdi, Vezir Çapanoğlu Mehmet Celalettin Paşa’nın torunu Sefer Eronat?

Yozgat doğumludur. 1950'den önce tek partili dönemde 2 dönem Yozgat'ta Belediye Başkanlığı, 1957 ve 1960 yılları arası 11. Dönem Demokrat Parti Yozgat Milletvekilliği yapmıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş, Niğde de Cumhuriyet Savcılığı, İzmir Çeşme de hâkimlik ve serbest avukatlık yapmıştır. Tek partili dönemde Yozgat Belediye başkanlığı yapar, iyi bir avukat olduğu gibi seçkin bir aile çocuğu ve reisidir, babası Kadızadeler ailesinden Kadı Osman Efendinin oğludur. Babası da kendisi gibi avukattır. Çalılı Köyü'nde üzüm bağları ve tarlaları vardır. Belediye başkanı olur olmaz kolları sıvar ve Yozgat'ı masaya yatırır. O günkü belediye meclisinin dışında akil insanlardan oluşan şehrin ileri gelenleri, esnaf, tüccar ve işadamlarını bir araya toplar. Düğün merasiminde, mevlit merasimlerinde ve arabaşı ziyafetlerinde kısacası halkın yoğun olduğu toplantılarda akil kişilerle Yozgat'ın geleceğine yönelik plan ve projeleri tartışır.

Yerköy bir kasaba hüviyetinde o zamanlar. Bir köyden ibaret. Treninin geçmesi ile Kırşehir ve Yozgat'ı birleştirerek Yerköy'ün il yapılması gündeme getiriliyor. Nedeni ise 1925 yılında treninin Yerköy'e gelmesi ve Yozgat merkezden olan göç. Bunu gören Yozgat Belediye Başkanı Sefer Eronat, bu olaya kendince önlemler almakta ve şehre kalıcı eserler yaparak göçü engellemeye gayret göstermektedir.

O günlerde Yozgat'ın nüfusu 7-8 bin kişi civarındadır. Küçük bir kasabayı andırmaktadır Yozgat.
İlk olarak, şimdiki spor salonunun ve Cumhuriyet Mektebinin bulunduğu yer, Anadolu Lisesi'nin bulunduğu yer ve İstiklal Lisesi'nin bulunduğu yerlerin tamamı mezarlıktır. Bu mezarlıkları Sarıtopraklık ve Yukarı Çatak Mahallesinde bulunan şimdiki yerlerine taşıyarak başlar işe. Saat Kulesi ve terminal arası yol sadece Lise binasının önünde tek şeritlidir. Güneyde şimdiki mevcut yolu birçok yerleri istimlâk ederek oluşturur.

Tarihi askerlik şubesi binasından başlayarak Endüstri Meslek Lisesi'ne doğru tek tip evler yaptırıyor. Valiliğin önü ve yeni yaptığı caddeye akasya ağaçlarıyla donatıyor. Doğaya da düşkün olan Eronat, tüm bunların yanında Çamlığın koruma altına alınmasını sağlıyor. O dönemde Büyük Camii üzerinde bulunan hayvan kesim yerini mezbahayı şehrin dışına Aşağı Kaynarca mevkiine çıkartıyor. Bununla birlikte gazhaneyi de şehir dışına çıkartıyor.

Göçü önlemek için yaptığı kalıcı eserler arasında Hükümet Binası, Er Eğitim alayı ve diğer resmi binalar yer almaktadır. Yerköy 1935'de nahiye, 1945'de de kaza olur. Yerköy'ün konumu tren istasyonuna o kadar elverişli ve kullanışlıdır ki İstanbul Erzurum hattının göbeğinde olması hasebiyle adeta yük indirme bindirme depo olarak kullanılmakta ve Yerköy'ün bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlamakta.
Başkan Eronat, bu tehlikeyi de görerek Yozgat'ta tarım ve hayvancılık vazgeçilmez olduğu için bu alanlara daha çok önem verilmesi ve uygulanması için önlemler alır.

O dönemde Ramazan hatipleri Kayseri'den gelip dini bilgiler verirlermiş. Balta Nuri isminde halka irşat veren bir vaiz gelir Yozgat'a, "Yozgat'ı kurtarmak istiyorsanız, Yozgat'ın kenar mahallelerini, yukarı nohutlu, Keltepe, Kırıklı mevkii, E88'e inen vadinin çevresi olan cirit meydanı, Banderlioğlu mevkiilerini ve Katran deresine olan bölgeleri parselleyip halka bedava dağıtın. Şart olarak da herkes verilen arsalara bağ yapmasını isteyin" der. Bunun üzerine Başkan Eronat, tavsiyelere uyarak Belediye Meclisinden karar çıkartıp tellâliyeler ile halka duyuru yapar. 1 yıl içerisinde bağ evleri kurulur. İnsanlar bedava dağıtılan arsalarını alıp kar-kış demeden, dağ tepe demeden koyulurlar bağ evlerini yapmaya.

Su bulunmayan bölgelere ise insanlar omuzlarında kovalarla su çeker bağlarını yeşertmeye çalışırlarmış.
Bu konuyu Yılkı Atı romanı ile TRT Roman Başarı Ödülü (1971), Çelo romanı ile TDK Roman Ödülü (1973), Can Şenliği romanı ile Madaralı Roman Ödülü (1975) kazanan Abbas Sayar'da "Can şenliği" eserinde anlatır. Romanda, yaşlı bir köylü olan Hüseyin Ağa sıkıntılarını, yalnızlığını, bağında bekçilik ettiği Nail Bey'e anlattır ve Yozgat'ın bağlarını işler.

Eronat, zamanında kendisine göre iyi bir belediye başkanlığı yapmış, Yozgat'ı Yozgat yapan isimlerdendir. 1957'de milletvekili olan Eronat Yassıada'da yargılanmış, Kayseri cezaevinde yatmıştır. 1982 yılında da vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin Allah taksiratını affetsin. O günkü iradenin Kırşehir ile Yozgat'ı birleştirip Yerköy'ü vilayet yapma tehlikesini gören Eronat, ona göre önlemini almıştır. Yozgat'ın vilayetliğinin düşmemesi içi altyapıyı oluşturmuştur.

Rahmetli Sefer Bey, Televizyon dizilerinden tanıdığımız aktris Zeynep Eronat ve kardeşi Devlet Tiyatroları sanatçısı Miraç Eronat’ın da dedesidir.

Sefer Bey ile ilgili biri acı biri tatlı iki anıyı da sizlerle paylaşayım. Belediye reisliği yaptığı dönemlerde Yozgat’ta Müddeiumumî (savcı) olan zat’ın Çanakkale’ye tayini çıkar. Savcı bey kendince Yozgat gibi yoksul bir kentten daha mamur ve müreffeh olan bir batı şehrine gidecektir üstelik de tam kışın ortasında. Ama kılık kıyafeti buna pek uygun değildir. Çok samimi olduğu Sefer Bey’e şöyle bir teklifte bulunur; “Malum kışın ortasındayız. Yeni bir şehre gidiyorum ama benim paltom pek düzgün bir şey değil. Bir mahzuru yok ise kış boyunca paltonu bana ödünç verebilir misin?”

Yıl 1958. Babamın memuriyeti dolayısıyla Niğde’deyiz. Ben ortaokul birinci sınıftayım, kardeşim ilkokul beşinci sınıfta. Mahallemizde 1928 model Ford marka bir otomobil var. Camında ihtiyar cici yazıyor. Sahibi komşumuz kısa boylu, güler yüzlü, yaşlıca bir amca. Biz çocuklar amcayı kızdırmak için bu otomobili bazen tamponundan ağaca bağlıyoruz, bazen egzost borusuna mısır koçanı tıkıyoruz. Yaptığımız şakadan haberi olmayan amca arabayı çalıştırıp gitmek istiyor ama araba gidemiyor. Bizde uzaktan izliyor, gülüyoruz. Ne ayıp! Bir gün kardeşimle okul dönüşü önümüze çıktı. Biz selam verip savuşmak istiyoruz çünkü suçluyuz. Ama o tatlı tatlı gülerek önümüzü kesti “ben sizin akrabanızım” dedi. Şaşırdık, “nasıl akraba oluyoruz” dedik. “Ben Yozgat Milletvekili Sefer Bey’in makam şoförüydüm” dedi. Bizde akşam babama anlattık. Gülerek, “Allah selamet versin” dedi. Niğde’den ayrılana kadar bu amcayı hep akraba bildik.

İşte Sefer Bey’in kuzeni Bekir Çapanoğlu’nun ölümü üzerine 11.11.970 günü kaleme aldığı şiiri;

ACI

Sarı arslan yelesinden dağılan bir haşmet idi,
Çapanoğlu bu alaylarda geçen dehşet idi
Koşuşurken derebeyler bu ufuktan oraya,
Geceler yüz bin atlıyla sefer eyler Tuna’ya,

Kara bir gün batışından daha hüsranlı idi.
Ölümün tarihi yok, başta ve sonlarda dedi,
Bu zekâ bir günü andırdı hayatımda sönüp,
Kapanan hatıralardan iki dala süzülüp.

O, nasıl çarpılarak düştü bu korkunç yatağa,
Bakıyorum, heyelanmış gibi sandım bu dağa.
Akıyor içlenerek bu hayatın o vefasız yoluna,
Ve o küskün hayatın bu şekilde sonuna.

Ona bey derdi görenler, işinin başta eri.
Doğuşundan beri ekmekte katık oldu teri,
Didinir hak diyerek, toprağa bir nurdu eli,
Çalışırdı vatan onsun diye gördüm göreli.

Kurtaramazdı gözyaşlarımız, söndü bir ah…
Çekerek bağrımızın en gizli yerinden o sabah,
Onu bir gizli vuruşla sarıvermişti ölüm,
O’ ki bir dağda açan sarı bir gülmüş, gülüm.

Bekir’im bak, sana dünya dolu rahmet dilerim,
Bu, hazin gönlümüzün nağmelerinden duyulur,
Bu gidiş çokça tuhaftır, yeri kimden sorulur?
Bize bir başka teselli gibidir yâd ederiz.

Yolu kesmişti kader, yerde ve göklerde sağır.
Onsuzda bu cihan var dediler, hayli ağır,
Bu kader böyle yazılmış, bunu insan silemez.
Ve bu beyhude tazallüm, giden elbet gelemez.

Unutulmaz acıdır bu, içim hicran doludur,
Yola düşmüş gibi bir gölgesi var, dost yoludur,
Sevilen dost ve güler yüzlü, açık sözlü adam,
Sana binlerce dua, yine binlerce selam.

Kaynakça: Ahmet Büyüksoy/“Merhaba Yozgat Gazetesi’

05.12.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00