BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
4601
Toplam
:
13176231
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
MUTLULUK VE BULUTLARDAKİ ATATÜRK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okurlar, insan yaşadıkça çok değişik şeylerden mutlu olabiliyor. Yaşadığımız güzel bir an, aldığımız bir hediye veya bir haber, sevdiklerimizle geçirdiğimiz birkaç saat, bir başarımız filan gibi. Bazen de hiç ummadığımız bir anda aldığımız bir haber bizi çok daha mutlu edebiliyor. 2011 yılından beri Yozgat Gazetesinde yayınlanan acizane yazılarımdan bazıları “birisi hariç” bana tarifi imkânsız mutluluklar yaşattı. Yazılarımda bazen anılarımda yaşattığım eski Yozgat’ı, ailemi, araştırmalarımı, yaşadıklarımı, yıllarca biriktirdiklerimi sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Bu paylaşımlarım hiç görmediğim, benden kilometrelerce uzaktaki sizlerle tanışmama ve hatta buluşmalarıma vesile oldu.

Çapanoğulları hadisesinde birlikte hareket eden “Piroğulları” ailesini anlattığım bir yazım yayınlandıktan bir yıl sonra torunlarından Sayın Şevket Piroğlu Amerika’dan aradı. Yine “Türkiye’nin ilk boks maçı” başlığıyla yayınladığım bir yazım yayınlandıktan çok sonra yazımın kahramanı Cemal Pehlivanın torunu Sayın Adanan Güçlü ile tanıştım. Bir yazımda sitayişle bahsettiğim ve 2008 yılında kaybettiğimiz değerli sanatçı, bir zamanların ünlü orkestrası “Üstün Poyraz Set”’in kurucusu Sayın Üstün Poyraz Beyefendi’nin (hakikaten beyefendi idi) oğlu Kaan Poyrazoğlu ile tanıştım. “Hacımirzaoğulları” ile ilgili yazımdan sonra çok sevdiğim çok değerli insan 12 Eylül sonrası önemli mahkemelerin başkanı veya üyesi Hakim Albay’ım Hikmet Hacımirzaoğlu’nu kaybettiğimizi öğrendim çok üzüldüm. Yozgat’ımızın önemli kişilerinden baba dostu otobüsçü “Seyit Taşan ve oğlu Necdet ağabey” ile ilgili anı yazımdan sonra torunları ile tanıştım. Zamanımızın evliya çelebisi, Yozgat lehçesinin piri, her organizasyonun sunucusu değerli kardeşim Sayın Rıfat Çakır ile hem İstanbul’u dolaştık hem saatlerce sohbet etme fırsatımız oldu.

Bunlardan birisi de “Bir Fotoğrafın Hikâyesi” başlıklı yazım oldu. Bu yazım sayesinde bu ilahi fotoğrafı bizlere bırakan Sayın Mustafa Kemal Aydoğan hocamızın oğlu Sayın Ahmet Yaşar Aydoğan Bey ile tanışma şerefine nail oldum. Bir fotoğrafın hikâyesine ondan aldığım taze bilgilerle devam ediyorum.
“Sayın Abdülkadir bey.. Ben o fotoğrafı çeken Mustafa Kemal Aydoğan'ın oğluyum. Kuzeniniz Zehra Gülcem Artam Hanım ile de bu vesile ile tanışmıştık. Kendisi sanıyorum anılarını yazdığı bir kitapta bu olaydan bahsetmek için benden izin istedi. Ben de tabi ki gururla dedim. Babam şu an 94 yaşında ve hayattadır. Sağlık durumları şimdilik idare ediyor, Allah sağlık versin diyoruz. Kışları İzmir’deler. Yazları Kuşadası İdareciler Sitesindeler. Gözleri görme özelliğini kaybetti diyebiliriz. Şekeri var ensülin oluyor. Bardağa düşecek son damlayı beklediğini, söylüyor.”

“Bulutlardaki Atatürk siluetinin fotoğrafını, 1953 yılında bir cumartesi günü resim öğretmeni olan babam Mustafa Kemal Aydoğan (D. 1920), İstiklal Marşı töreni esnasında Yozgat Lisesi bahçesinde hiç yanından ayırmadığı Rolloflex kutu makine ile çekmiştir. Bu makine yıllarca en iyi marka olarak tanınırdı. Fotoğrafta ayakta saygı duruşunda olan kişi de Lise Müdürü Rıfat Büke Beyefendidir. Fotoğrafın orijinalinde kenarda bir parmak görüntüsü de çıkmıştır. O da İstiklal Marşını yöneten müzik öğretmeninin parmağı imiş. Resmi önce o yıllarda Ankara da matbaası (Lale Matbaası) olan kardeşi Muammer Aydoğan’ın matbaasında basmak isterler. Amcamın, “bu resmi büyük ebada basarsak dağılır bunu ofset baskı yaparsak daha güzel olur” uyarısı üzerine yurt dışında bir yerde 100.000 adet ofset baskı yaptırırlar. O yıllarda Türkiye de ofset matbaa yokmuş. Babam bu resimleri, isteyen okullara ve resmi dairelere hiçbir ücret talep etmeden göndermişti. Daha sonra Yozgat’ta açılan ilk İmam Hatip Lisesine Müdür olarak atandı.”

“Fotoğrafı gören uzmanlar şöyle yorumlamışlardır; ATATÜRK Profili, arkasındaki bulut kümesinin en önünde ve ona birleşik olarak Türk Bayrağı ile aynı yöne bakmaktadır. Bayrağı tutan öğrenci, okul müdürü ve başöğretmen ATATÜRK aynı kare içinde bir araya gelmişler. Ünlü Amerikan dergisi LİFE bu fotoğraf ile ilgili röportaj yapmış ve fotoğraf Dünya Fotoğraf Tarihine geçmiştir. "BULUTLARDA ATATÜRK" fotoğrafı yurt içinde çeşitli sergilerde yer almıştır. Fotoğrafın bir örneği Anıtkabir Müzesinde yer almaktadır. Mili Eğitim Bakanlığı tarafından Okullardaki Atatürk Köşelerine (şimdilerde zorunluluğu kaldırıldı) önerilen fotoğraflar arasındaydı.”

Evet, olay aynen Sayın Ahmet Yaşar Bey’in ifade ettiği gibi olmuş. Babaannem rahmetli Esma Çapanoğlu’nun ve ağabeyi milli mücadeleden sonra eski Ankara valisi meşhur Avni Doğan Bey’in yeğeni rahmetli Gülten Erdik Hanımefendi, (Bkz. Yozgat gazetesindeki yazım “BÜYÜK SEL”) Yozgat Lisesi bahçesinde 1953 yılı bir cumartesi günü (bizim zamanımızda okullar cumartesi günleri yarım gün idi) bayrak töreni sırasında birden bulutlardaki bu oluşumu fark eder. Hemen hocası Mustafa Kemal Aydoğan Beyefendiye işaret eder. O da her daim yanında bulundurduğu fotoğraf makinesi ile bu enstantaneyi ölümsüzleştirir. Bana da Sayın Ahmet Yaşar Aydoğan gibi değerli bir dost kazandırır.





1954 yılı Yozgat Lisesi öğretmenleri; Birinci sıra soldan 1. Mustafa Kemal Aydoğan. İkinci sıra soldan 4. Açık renk elbiseli hanım eşi Makbule Aydoğan.

03.11.2014

Yazarın notu; Sayın Ahmet Yaşar Aydoğan sol köşesi soğuk mühürlü orjinal resmi bana hediye etmek lütfunda bulunmuştur.




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00