BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
180
Dün
:
4633
Toplam
:
15018676
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞLU DEYİMLERİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cennet Anadolu’muzun güzel insanları yaşadıkları dönemlerde çok güzel deyimler üretmişler, bu deyimlerden bazıları zaman içinde asıl anlamlarını kaybetmiş ve daha farklı, hatta aslı ile hiç alakası olmayan anlamlarda kullanılır olmuşlardır. Çapanoğulları ile ilgili deyimler, Osmanlı Devletinin I.Abdülhamit, (1774–1789), III. Selim (1789–1807), IV. Mustafa (1807–1808) ve II. Mahmut (1808–1839) saltanatlarına rastlayan dönemde üretilmiştir. Bu dönem, Osmanlı Devletinin hem en büyük ayanı hem de sarayda büyük nüfuzu olan ve padişahların “Ayn-ül ayan” (Ayanların en gözdesi) diye onurlandırdıkları Çapanoğlu Süleyman Bey dönemidir.

Süleyman Bey, tam 32 yıl (1781–1813) devlete büyük bir sadakatle hizmet etmiştir. III. Selim, Nizam-ı Cedid’in kurulması ve tertibi sırasında çok yardımını ve desteğini gördüğü Süleyman bey’e kendi el yazısı ile yazıp gönderdiği hatt-ı hümayununda sevgilerini bildirmek lütfûnda bulunarak şöyle demiştir. “Sen ki Cebbar zade Süleyman Bey’sin. Sen benim sadık ve rızacu (Allah rızası) bendem olduğunu gerçi bilirdum; lakin bu defa muvaffak olduğun hizmet ve ibraz eylediğin (gösterdiğin) gayret ve sadakat tamam senden memulüm (beklediğim kulluk) olmakla sana olan teveccüh-ü derunum (kalbi sevgim) birkaç kat ziyade olup deavat-ı hazriyeme (hayır dualarıma) mazhar oldun. Hak Teâlâ seni ve hanedanını daim eyleyüp devletimden eksik eylemesün. İnşallah dahi nice hidematı aliyeme (yüce hizmetlerime) muvaffak olursun. Din ve devlete muntazam talimli askerin lüzumunu bilüp teyidi din-i devlet niyeti halisesi ile (güçlendirme iyi niyetiyle) tahsili riyazi bari (bu işi öğretmeye) için tertip ve talime şuru (başlamak) eyledim (istedim). Bu husus benim (aksa-yi amalim) zor işim olduğunu bilip lüzumunu dahi idrak eylediğin halde, senden memulüm (beklentim) sây ve ikdamdır (gayret ve sebat ile çalışmaktır). İnşallah çok esere muvaffak olursu, göreyim seni Süleyman Bey, dilhahım (gönül talebim) üzere gayret ve ikdamın (çabanı) işittikçe seninle iftihar eylerim. Hemen rabbim herhalde tevfik versin (kuluna yardım buyursun). Âmin.”

Süleyman Bey ve evlatları, Osmanlı Rus savaşlarına çok büyük miktarda asker, 10.000 süvari, 5.000 piyade ile bizzat katıldıkları gibi 18.000 kırmızı altın bağışta bulunmuşlar zahire ve et göndererek bilhassa III. Selimin büyük teveccühüne mazhar olmuştur. Sultan Selim, İngiliz donanması Boğaza girip İstanbul kuşatma altıda olduğunda kardeşi gibi gördüğü Çapanoğlu Süleyman Bey’e bizzat kendi el yazısı ile şu Hatt-ı Hümayun’u göndermiştir; “Hizmetini ve sadakatini bilirim. Bu defa İstanbul’un zahiresi için sana ferman göndermiş idim. Göreyim seni memur olduğun hizmetin icrasına Gayret eyle, İstanbul’a peyderpey zahire ve koyun göndermeye ziyade gayret edesin. Zira boğazlar kapatıldı ve zahire hususu pek güç oldu, sen her türlü hali bilirsin. Tecrübe sahibi, bilgili ve sadık kulumsun, bu mevzuda ıstırabımı düşünüp hemen elinin eriştiği erzak ve zahireyi İstanbul’a gönderip ve etrafa ve tehlikelere karşı dikkatli ve basiretli olasın. Zira her taraftan düşmanlarımız başkaldırdı. Rabbim din ve devlet düşmanlarını kahr eylesin. Anadolu da seninle teselli buluyorum. Hüda muvaffak eyleyip mahcup eylemesin. Hemen şu zahire ve koyunlar, keçiler maddesine gayret edesin senden çokça isteğimdir”.

Süleyman Bey vezir olmadığı halde vezir muamelesi yapılarak hilat giydirilmiştir. Sultan III. Selim İstanbul Kâğıthane de yapılan resmigeçitten sonra yanına çağırarak sırtındaki samurkürk’ü Süleyman Bey’e giydirmiş o’da “öldüğümde bu kürk tabutuma örtülsün” diye çocuklarına vasiyet etmiş ve öyle yapılmıştır. Bu savaşların birisinde oğlu vezir Mehmet Celalettin Paşa başkomutanlık yapmış, Ruslara esir düşmüş iki yıl esaretten sonra Rus Çarı I.Aleksandr onu, altı adet atın çektiği bir kupa (bir çeşit kapalı fayton) hediye ederek yolcu etmiştir. Asıl konuya girişimiz biraz uzun oldu. Çapanoğulları hadisesinden dolayı yanlı Cumhuriyet tarihçilerinin görmezden gelmek zorunda kaldıkları Çapanoğulları sülalesi, Iraktan Suriye’ye kadar olan bu geniş topraklarda iki yüz yıl adeta sikkesiz bir padişah gibi hüküm sürmüştür. Yalan söyleyen tarih utansın diyerek buyurun halk arasında gerçek anlamı bilinmeden yerli yersiz kullanılan Çapanoğlu deyimlerinin çıkış rivayetlerine.

ALTINDA ÇAPANOĞLU VAR;

Altından Çapanoğlu çıkmasın, bu işin içinde bir Çapanoğlu olmasın, çok karıştırma altından Çapanoğlu çıkabilir vs.

Rivayet 1- III. Selim’in 1808 yılında ayanlarla imzaladığı sened-i ittifak’ı ilk imzalayan ayan Çapanoğlu Süleyman Beydir. Bu anlaşmayla ayanlar, yönetime el koyma, devleti kontrol etme hakkına sahip oluyordu. Ayanların mülkiyet hakkı ve miras hakkı tanındı ve yerel yönetimlerde devlet müdahalesinden muaf tutulmaları sağlanmış oldu. Padişahlar, Çapanoğullarına ayanlık ve müsellimlik (vergi toplama işi) verirken aileden bazı kişilere de sarayda Rikab-ı Hümayun (her zaman padişahın yanında bulunan), Padişahın Huzura Kabul Kapısı Kapucubaşısı (bu günkü özel kalem müdürü), Kapucubaşılık, Rumeli Beylerbeyi, Rumeli Ordu Komutanlığı, Vezirlik, İstanbul Kadısı, Kazasker ve kâtiplik görevleri vs. verdiler. Bu kişilere sarayda unvan ve görevler veriliyorken bir yerde de aile adına sarayda rehin tutulmuş oluyordu. Bundan maksat büyük yetkilerle ayanlık verdiği kimseler, padişaha sadakatle hizmet etsinler, baş kaldırmasınlar, saraydan gönderilen emirlere harfiyen uysunlar. Süleyman Bey zamanında saraydaki görevli Çapanoğlu sayısı o kadar fazla idi ki gerek İstanbul da gerek taşradaki tayinlerde Süleyman Bey, uygun gördüğü kendi adamlarını oralara tayin ettirebiliyordu. Bundan en mutazarrır olan da Sultan II. Mahmud imiş. Bu konuyu sık sık dile getirir her tayinin altından Çapanoğulları çıkıyor diye şikâyet edermiş. Yine bir gün bir tayin işine canı sıkılan padişah, veziri ile sarayın bahçesinde yürüyüş yaparken önlerine gelen bir taşı ayağı ile kenara atmak isteyen vezirine aman lala dokunma onun da altından Çapanoğlu çıkabilir dediği rivayet edilir.

Rivayet 2- Süleyman Bey’in misafiri olan ünlü İngiliz Seyyah J.D.M.Kinneir ve daha sonra gelen P.V.Tschıhatschff ve H. Bart, Kaptan Barnaby gibi seyyahlar, “Anadolu’nun tek hâkimi, en kuvvetlisi, saf Türkmen olan Çapanoğullarıdır derler. Bu ailenin, üç göbektir Anadolu’nun tek hâkimi olduklarını. Kanunlara saygılı, halkın sevdiği, düşmanlarının saydığı bir sülale olduklarını. 50.000 kişilik bir orduyu altı hafta kadar besleyebilecek bir zenginliğe sahip olduklarını. Çapanoğlu Süleyman Bey’in saray erkânının göz kamaştırdığını, hareminde çok güzel Çerkez hanımların bulunduklarını, sarayının kırmızı kadifelerle süslü olduğunu, her öğünde mutfağında 300 kişilik yemek çıkan uzun koridorları ve çok odası olan bir saraydı” diye anlatırlar. Rivayet odur ki; Süleyman Bey misafirleri ile görüşmek için selamlığa girdiğinde herkes edeple ayağa kalkarken bir köşede gözleri kapalı bir şekilde istifini bozmadan oturan derviş kılıklı birisi dikkatini çeker. Usulca yanına giderek selam verir. Süleyman Bey’in gelişinden haberi yokmuş gibi davranan kişi birden kendine gelmiş gibi yaparak doğrulup selama mukabele etmek isterse de Süleyman Bey eli ile müdahale edip oturtturduktan sonra sorar. “Derviş baba, vecd halinde idin ki benim gelişimi fark etmedin.” Evet, sultanım”, der derviş. “Otururken dalmışım, Bahr-i sefid de (Akdeniz de) bir gemi fırtınaya yakalanmıştı, içindekiler korku ile bağrışıyorlardı. Yüce Allaha niyaz ettim ki şu kullarının canlarını bağışla. O da kabul etti, çok şükür kurtuldular.” “Allah razı olsun” der Süleyman Bey ve misafirleri ile ilgilenir. Öğle yemeği için sofra kurulurken Süleyman Bey, hizmet edenlere, derviş ile birlikte yemek istediğini söyler ve onu yanına davet eder. Ortaya konulan büyükçe bir tas içindeki çorbaya hem Süleyman Bey hem de derviş ekmek doğrarlar. Derviş Bismillah çekip kaşığını çorbaya daldırınca Süleyman Bey şöyle söyler. “ Baka derviş baba, sen senin doğradığın lokmaları alacaksın, zinhar benim doğradığım lokmalara dokunmayacaksın, lokmamdan birini alırsan bende senin canını alırım.” Can derdine düşen derviş aman beyim bu nasıl olur deyince. Olur, olur sen dervişsin Allah ile de aran iyi, oturduğun yerden denizdeki insanları kurtardın ya, hadi bakalım çıkar kaşığı“ der. Derviş çorbaya daldırdığı kaşığı bir türlü çıkaramaz, karıştırıp durur. Süleyman Bey “ çok karıştırma altında Çapanoğlu var, alacaksan al” deyince derviş nedamet getirir af diler. Süleyman Bey “böyle sahtekârları sorup soruşturmadan benim sarayıma, misafirlerimin arasına sokuyorsunuz” diye maiyetindekileri azarlarken dervişe de “şimdi edebinle otur karnını doyur, bir daha seni buralarda görmeyim” der.

ÇAPANOĞLUNUN ABDEST SUYU;

Süleyman Bey’in, Çapanoğlu Büyük Camii yanında ki Demirli medrese kütüphanesinde muhafaza ettirdiği ve zamanın Hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden el yazması 584 adet birbirinden değerli kitapların listesini bizzat kendi el yazısı ile kaydettiği defteri, ailemize kalan en değerli hatıradır. Bu defter, su kâğıdı diye anılan gerektiğinde su ile silinip tekrar yazılabilen aharlı bir kâğıttan yapılmıştır. Sayfa ölçüsü 15X27 cm ebadında olup 48 sayfadır. Her kitabın ismi, ünlü hattatların yazdıkları besmele istifi gibi çok düzgün ve estetik bir şekilde Arap harfleri yani eski Türkçe ile yan yana ve üst üste aynı sırada ve aynı hizada olmasına özen gösterilerek siyah çini mürekkeple yazılmıştır. Defteri her nasılsa görenler, uzun süre bunu Çapanoğlu sülalesinin aile şecere’si (soyağacı) sanmışlar ve aile arasında da böyle yayılmıştı. 1970 yılında çok sevdiği bir öğrencisi vasıtası ile kendisine ulaştığım Rahmetli Prof. Ahmet Caferoğlu defter içindeki kitapların isimlerini eski Türkçe yazıdan günümüz Türkçesine çevirme lütfûnda bulundu. Süleyman Bey hattatlığı ile de tanınan bir insandı. Yozgat’ta pazartesi günleri Pazar kurulmasına müsaade edilmesine ilişkin, Kapı Kethudası’na kendi el yazısı ile gönderdiği Ka’ime (dar ve uzun kâğıda yazılan yazı) ancak hattatların yazabileceği bir zarafettedir. Divit ile çok yazı yazan Süleyman Bey, abdest alırken leğendeki su, parmaklarındaki mürekkepler yüzünden hep bulanık olurmuş. Açık çay, suyu gereğinden fazla çorba vs. gibi içecekler için söylenen “Çapanoğlu’nun abdest suyu gibi” darb-ı meseli de buradan çıkmıştır. Süleyman Bey’in kendi el yazısı ile tuttuğu bu defterin içi gibi dışına da çok özen gösterilmiş, kapağının iç kısmı ve Miklep (sayfa ayıracı) altın varakla tezhip edilmiş kahverengi deri ile. Kapağın dış kısmı ve Miklep’in dış yüzü de siyaha yakın yeşil renkli bir deri ile kaplanmış ve yine altın varakla tezhip edilmiştir. Defterin içinde renkli bir kâğıda yazılmış birde teslim tutanağı yer almaktadır. Osmanlıca tanzim edilen tutanakta mealen şöyle yazar; “Saray Kapucubaşılarından Bozok Sancağı Mutasarrıfı olan Yüce, kerem sahibi, Çapanoğlu saadetlü Süleyman Bey Hazretlerinin ekteki defter müfredatını, vakfın maksadına uygun olarak ve vakıf mütevelilerinin buyruklarına uygun şekilde, Padişahın Huzura Kabul Kapısının Kapucubaşılarından soylu Abdülfettah Bey Hazretlerine tesliminden sonra, huzurlarında karşılıklı görüşerek hükm olunan vakıf kitaplarının Hafızı Kitap olan faziletli Kara Musa Efendiye, kütüphaneden taşra (dışarı) çıkarılmamak şartıyla teslim olunan müfredat defterleridir ki aşağıdaki gibi zikr olundu”. Ne yazıktır ki Çerkez Ethem ve hempalarının çok kanlı bir şekilde bastırdığı Çapanoğlu olayları başkaldırısı sırasında, baştanbaşa yakılıp yıkılan ve talan edilen Çapanoğullarının ve onlara akraba olanların konakları ile birlikte Demirli Medresede yanmış, içindekiler külliyen yok olup gitmiştir.




17.10.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00