BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4601
Toplam
:
13175299
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Eisenhower,Celal Bayar ve Altından çıkan Çapanoğlu
capanoglukadir@yahoo.com.tr
CELAL BAYAR

Merhum Celal Bayar, ABD Başkanı Eisenhower’ın davetlisi olarak 28 Ocak–27 Şubat 1954 tarihleri arasında tam bir ay Amerika’dadır. Sohbet sırasında Devlet Başkanı Eisenhower, “ Ekselans, çok karıştırma altından Çapanoğlu çıkar” esprisi yapar. Şaşıran Bayar, bu deyimi nereden işittiğini sorar. Eisenhower, “Avrupa’da Nato Başkumandanı iken Türklerin kendi aralarındaki konuşmalarında çok işitmiştim oradan aklımda kalmış” diye cevap verir

III.Selim ve II. Mahmut’un Ayn-ül Ayan (Ayanların en gözdesi) diye vasıflandırdıkları Çapanoğlu Süleyman Bey, 1806'dan beri devam eden Rus harbine de asker göndermişti. Savaşlara başkomutan olarak bizzat katılan oğlu Mehmet Celalettin Paşa da 1811 de Ruslara esir düşer. Süleyman Bey oğlunun kurtarılması için Padişahtan yardım ister. Padişahın birkaç müracaatına Çar I. Aleksandr cevap vermez. Bunun üzerine Süleyman Bey, Padişahtan izin isteyerek Çar’ şu mealde bir mektup gönderir. “Çar Hazretleri, Bir aya kadar oğlum Süleyman Bey Bozok'a döndü, döndü... Dönmedi, Yozgat'tan atıma biner, çıkar gelir oğlumu alırım” der. Mektubu alan Çar, “Bindirin bu Çapanoğlu Bey’ini hemen memleketine gönderin" emrini verir. Adamları "Aman Haşmetmeap, koca Padişahın mektuplarına cevap vermediniz ama Çapanoğlu Beyi’nin bir mektubuna hemen bu kararı verdiniz!" derler. Rus Çarı, "Siz Çapanoğlu'nu bilmezsiniz. O, Yozgat'tan bir atlı ile çıkar, Moskova'ya gelinceye kadar yüz bin atlı olur, başımıza bela olur!" diye cevap verir.

Çar I. Aleksandr, Mehmet Celalettin Paşaya altı atın çektiği çok güzel bir kupa (Fayton benzeri kapalı yaylı araba) hediye eder ve onunla Yozgat’a gelir. Bu kupa daha sonra Süleyman Bey ve çocukları tarafından kullanılmıştır. Değişik tarihlerde Yozgat’a gelen ünlü İngiliz Seyyah J.D.M.Kinneir, C.Texier, P.V.Tschıhatschff, H. Bart, F. Barnaby gibi seyyahlar, Süleyman Bey’in akşamüzeri gösterişli arabasıyla gezintiye çıktığını, bu arabanın, oğlu Halep Paşası Mehmet Celalettin Paşa’ya ait olduğunu ve altı at tarafından çekildiğini yazar.Çapanoğulları'nın bu hizmetlerine karşılık padişah, Süleyman Bey'e 1808'de Şarki Karahisar sancağı voyvodalığını, 1810 ve 1811 yıllarında Kayseri ve Kırşehir sancakları mütesellimliklerini tevcih etti. Yeğeni Ahmet Bey’e de 12 Ekim 1808'de kapucubaşılık payesi verdi. Bu iki olaydan anlaşılacağı üzere “Altından Çapanoğlu çıkar” deyimin yaratılmasına sebep olan Çapanoğlu Süleyman Bey’in ünü Amerika’dan Rusya’ya kadar yayılmıştı.

Celal Bayar ile ilgili başka bir anıyı da arz edeyim; Merhum Bayar, Cumhurbaşkanlığı sırasında, Kayseri cezaevini ziyaret eder. Koğuşları dolaştığı sırada bir mahkûmun hiç oralı olmayıp yatağından kalkmadığını görür ve sinirlenir, yetkililer hasta olduğunu söyleyince, merakla iki kişinin katili olan mahkûmun yanına giderek hatırını sormak ister. Yatağına gelen kişinin önemli bir şahsiyet olduğunu anlayan mahkûm terslenerek "Şu pencereden Erciyes'in karını da görmesem burada çıldıracağım" deyince sinirlenir. Cezaevi müdürüne duvarların yükseltilmesini emreder. Gereği yapılır ve duvarlar yükseltilir Mahkûmlarla dağ arasına duvar girer.1960 ihtilal’i olur. Bayar da tutuklular arasındadır. Cezası kesinleşince, ünlü şairimiz Faruk Nafiz Çamlıbel ile Erciyes cezaevinde aynı koğuşa konur. Gardiyanlar Faruk Nafiz’e özel ilgi ve saygı gösterirler ama Celal Bayar'ın yüzüne bakan yoktur. Bir gün Faruk Nafiz Çamlıbel gardiyana "Şu duvarlar belli ki sonradan yükseltilmiş, kimin neresine battı da duvarlar yükseltildi acaba?"deyince, fırsat kollayan gardiyan gülerek, Celal Bayar'ın yüzüne bakar "Emri veren yabancınız değil, uzağınızda da değil, dibinizde, sizin koğuş arkadaşınız" diyerek kapıyı kapatır, sürgüyü çeker gider.

İSMET İNÖNÜ VE HAYDAR ALİYEV

İsmet Paşa bir akşam Başbakanlıktaki geniş bir salonda yirmi-otuz kadar parti ileri geleni ile toplantı halinde iken birkaç kez elektrikler kesilir. Ortalık yarı karanlık ve kasvetli bir hal alınca İsmet Paşa bu kasvetli sessizliği yenmek amacıyla “memlekete bol ışık lazım” şeklinde bir söz söyler. Salonda bulunanlardan bir kısmı sanki büyük bir vecize duymuşlar gibi paşaya hayranlık yarışına başlarlar. “Hakkınız var paşam”. “Elektrik ışığını köylere kadar yayacağız paşam”. “Sayenizde memleketi nura gark edeceğiz paşam” gibi cümlelerle yağcılık yarışına girerler.

Bu olay bana yıllar önce Azerbaycan televizyonunda izlediğim bir programı hatırlattı. Bakü de uzun süren bir elektrik kesintisi olmuş. Başkan Haydar Aliyev bütün bakanlar kurulunu toplamıştı. Dikdörtgen şeklindeki masanın başında yan oturan Aliyev, ilgili bakanlara sen diye eli ile işaret ediyor, ilgili bakan da önünü ilikleyip ayağa kalkarak kem küm ediyor konu hakkında bilgi vermeye çalışıyor ama Aliyev’i ikna edemiyor ve azarlanıyorlardı. İlgili müdür ise yan taraftaki kürsüde bekliyordu. Savunmalar bitince, Bakün’ün tek bir elektrik hattı ile beslendiği ortaya çıktı. Aliyev, önce bu güne kadar neden ikinci bir hat ile yedeklenmediğini sordu ve bakan dâhil tüm yetkilileri sert bir biçimde azarladı. Sonra kürsüde bekleyen müdüre döndü ve özetle şöyle dedi.”Hülasa, senin gibi genç bir mühendise çok fazla yetki verilmiş. Sende emrindekilere yeteri kadar hâkim olamamışsın. Bir amir maiyetindekileri avucunun içinde tutar. Bu seferlik bağışlıyorum.” Bu yargılamayı tüm Azerbaycan halkı ile bizde televizyondan naklen izlemiştik.

Kurban Bayramınız kutlu olsun.

Yazarın notu : Altından Çapanoğlu çıkar ve Çapanoğlu'nun abdest suyu deyimlerini sonraki bir yazımda anlatacağım.

03.10.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00