BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
223
Dün
:
4936
Toplam
:
13340895
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
BELKİ DE DÜNYAYI KURTARAN ADAM; STANİSLAV PETROV
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yarbay rütbesiyle emekli olan Stanislav Petrov, Sovyetler Birliği'nin nükleer füzelere karşı erken uyarı sisteminin bulunduğu üslere atanan iyi eğitilmiş bir takımın parçasıydı. Eğitimi sertti ve verilen talimatlar netti. Petrov'un üsteki görevi, bütün füze saldırılarını kayıt altına almak ve raporlarını Sovyet ordu ve siyasi liderlerine bildirmekti.

1983 yılının 26 Eylül günü Rusya, ABD'den gelen birden fazla füze saldırısı saptamasıyla karşı karşıya kalır. Bu saldırıya, Sovyet ordusunun kendi nükleer füzeleri ile karşılık vermesi gerekiyordu ama Petrov, görevini yapması gereken an geldiğinde neredeyse yerinde donup kaldığını belirtiyor.

Yarbay Petrov, saptamaları üstlerine bildirmez ve uyarıyı yanlış alarm olarak yorumlar. Olayın 30. yıl dönümünde BBC'nin Rusya servisine konuşan Yarbay Petrov, "Süregitmekte olan bir füze saldırısının olduğuna dair bütün veriler elimdeydi. Eğer raporumu komuta zincirinin üstlerine yollasaydım, kimse raporu sorgulamazdı" diyor.
Petrov'un yaptığı göreve itaatsizliktir. Ancak verdiği karar belki de dünyayı kurtarmıştı. Çünkü 1983 yılının siyasi ikliminde, bir misilleme saldırısının yapılması neredeyse kaçınılmazdı. Sistem Petrov'a, alarmın güvenilirlik seviyesinin "en üst" düzeyde olduğunu söylüyordu. Hiç şüphe olamazdı. ABD bir füze fırlatmıştı.

BBC'de yayımlanan Yarbay Stanislav Petrov'un hikâyesinde Petrov şöyle anlatmıştı; "Siren inlemeye başladı ancak ben birkaç saniye, üzerinde “Fırlatma” yazan büyük, kırmızı ekrana bakarak oturdum. Bir dakika sonra siren tekrar çalmaya başladı. İkinci füze fırlatılmıştı. Sonrada üçüncüsü, dördüncüsü ve beşincisi. Bilgisayarlar alarmlarını “Fırlatma” dan, “Füze saldırısı” na çevirmişti. Saldırı raporunu bildirmeden önce ne kadar süre düşünmeye izin verildiği hakkında bir emir yoktu. Ancak her geciken saniyenin değerli bir zaman olduğunu biliyorduk. Sovyetler Birliği'nin askeri ve siyasi liderleri, geciktirilmeden bilgilendirilmeliydi. Bütün yapmam gereken, üst düzey komutanlara bağlanan hattı açmak için telefona uzanmaktı. Ancak hareket edemedim. Kendimi sıcak bir kızartma tavasının üstünde oturuyorum gibi hissetmiştim."

Alarmların nedeni gayet açık gözükse de, Petrov'un şüpheleri vardı. Sovyetler Birliği'nde, Petrov gibi bilgi teknolojileri uzmanları dışında, ABD füzelerini gözetleyen başka uzmanlar da vardı. Bir grup uydu radarı operatörü Petrov'a, kendilerinde hiç füze kayıtlarının bulunmadığını söylediler. Ancak bu insanlar destek hizmeti veriyorlardı. Protokol açıkça, kararın bilgisayar okumalarına dayanması gerektiğini söylüyordu ve bu karar, nöbetçi subay Petrov'a bakıyordu. Petrov'u şüphelendiren ise, alarmın çok güçlü ve açık olmasıydı. Petrov, "Sistemde 28 ya da 29 güvenlik seviyesi bulunuyordu. Hedef, tanımlandıktan sonra bu 'kontrol noktalarından' geçmek zorundaydı. Bu koşullar altında böyle bir şeyin olabileceğinden pek emin değildim” diyor.

Petrov, Sovyet ordusunun karargâhını arayarak, sistemde bir arıza olduğunu bildirdi. Eğer Petrov hatalı çıksaydı, ilk nükleer patlama dakikalar sonra yaşanacaktı. "23 dakika sonra hiçbir şeyin olmadığını fark ettim. Eğer gerçek bir saldırı olsaydı, o zamana kadar haberim olurdu. Öyle bir rahatlamaydı ki. O gece vardiyada ben olduğum için şanslılardı”

Petrov, bu gün şansının yarı yarıya olduğunu düşündüğünü belirterek, alarmın yanlış olduğundan kesinlikle emin olmadığını kabul ediyor. Takımında sivil bir eğitim alan tek kişi olduğunu belirten Petrov, "Meslektaşlarım profesyonel askerlerdi. Emir vermek ve emirlere itaat etmek için eğitilmişlerdi" dedi. Petrov'a göre, eğer başka birisi onun vardiyasında görevlendirilseydi, raporla durumu komutanlara ulaştırırdı. Petrov o gece yaşananlar yüzünden değil, birkaç gün sonra kayıt defterindeki yaptığı bir hata yüzünden, resmi bir azar yediğini söyledi. Yaşanan olaydan sonra 10 yıl suskunluğunu koruyan Petrov, "Sistemimizin bu şekilde başarısız olmasının Sovyet ordusu için utanç verici olduğunu düşünüyordum" diye belirtti. Ancak Sovyet Rusya'nın çökmesinin ardından hikâye basında yer buldu ve Petrov, uluslararası ödüllere lâyık görüldü. Ancak Petrov, kendisini kahraman olarak görmediğini söyledi. "Bu benim görevimdi ama o gece vardiyada ben olduğum için şanslılardı” demekle yetindi.

BİR TEŞEKKÜR…

Hayırsever Ali İçten Beyefendi, Yozgat’ın Saraykent ilçesine bağlı Çiçekli köyüne, eşi Fatma Hanımefendinin ve kendisinin ismini taşıyan 10 derslikli ''Çiçekli Köyü Fatma-Ali İçen İlk ve Ortaokulu''nu inşa ettirmiş. Hayırsever Ali İçen Beyefendi, törende yaptığı konuşmada “köy yaşamında çocukların sağlıklı eğitim almalarının sorun olduğunu, bu nedenle genç nesillerin köylerinde temel eğitim alıp, daha sonra da üst okullarda eğitim alabilmelerine imkân sağlayabilmek için köyüne okul yaptırmayı uygun bulduğunu” söylemiş. Sayın Ali İçten Beyefendiyi ve değerli eşini bu yüce duygularından dolayı kutlularken, minnet ve şükranlarımı arz eder sağlık ve esenlikler dilerim

26.09.2014

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00